Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1986 E. 2026/1177 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1986
- Karar No
- 2026/1177
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1986
KARAR NO:2026/1177
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 21/12/2021
NUMARASI:2018/262 Esas - 2021/876 Karar
DAVA:Bayilik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle tazminat
Taraflar arasındaki fesih ve ibra protokolünün geçersizliğinin tespiti, sözleşmenin haksız feshinin tespiti, tazminat ve teminat mektubunun iadesi davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2001 yılında ...’un fatura tahsilat bayisi olarak çalışmaya başladığını, 2004 yılında ... bayiliğini de üstlendiğini, ... ve ... çatısı altında 14 yıl boyunca talep edilen tüm edimlerin yerine getirildiğini, istenen hedefler için gerekli olan yatırımların yapıldığını, başarılarından dolayı 2011 yılında müvekkiline araç hediye edildiğini, müvekkili ile ... ve ... arasında 01.03.2015 tarihinde ... Sözleşmesi imzalandığını ve müvekkilinin bu tarihten itibaren münhasıran davalıların ... merkezi olarak çalışmaya başladığını, müvekkilinin bu nedenle ...'un talebi ile sahibi olduğu iki adet A tipi bayilik mağazasını kapattığını, ... merkezlerinin ... ve ...'e doğrudan bağlı münhasır satış noktaları dışında kalan alt bayilikler vererek ve bu alt bayiler ile çözüm ortağı yaparak, alt bayilikler vererek ve bu alt bayiler ile çözüm ortaklığı yaparak, tüketicilere/müşterilere ... ve ...’in sabit telefon, ... ve ... gibi ürün ve hizmetlerini ulaştıran, satış, dağıtım ve pazarlama faaliyetlerini gerçekleştiren, abonelik işlemlerini yapan, satış öncesi ve sonrası destek ve hizmetleri veren bir toptancı bayilik yapısı olduğunu, ... ve ... tarafından, Mart 2015’te Türkiye’de toplam 28 adet ... Merkezi şeklinde bayilik oluşturulduğunu, bu bayilerden birinin de müvekkili olduğunu, müvekkilinin başarılı bir bayi olması sebebiyle defalarca ödüllendirildiğini, müvekkilinin sözleşme ve mevzuata uygun çalışmasına rağmen ...’un üst yönetimindeki değişikliklerden sonra, davalı şirketlerin sözleşmenin sona ereceğini sözlü olarak beyan ettiğini, görüşme sırasında sonlandırma protokolü ve ibranamenin imzalanması gerektiğini aksi halde teminat mektuplarının iade edilmeyerek bozdurulacağını beyan ettiklerin, davalıların tehdit ve gabin ile çok sayıda bayi ile sözleşmelerini feshettiklerini, ibraname metninin imzalandığı 01.08.2017 tarihinden sonra 08.09.2017, 02.10.2017, 03.11.2017 tarihlerinde hak ediş ödemelerinin yapıldığını, müvekkili ile iş ilişkisinin sonlandırılmasının akabinde bayiliğin... Merkezine verildiğini, ibranamenin teminat mektubunun bozdurulması tehditi altında bir çok bayiye imzalatıldığını, sözleşmenin haksız feshedildiğini, 01.03.2015 tarihli ... Sözleşmesinin 23. maddesi uyarınca, sözleşme konusu yükümlülüklerin yerine getirilmesinin teminatını teşkil etmek üzere, ... ve ...’e, 18.02.2015 tarih ... sayılı 420.000,00 TL miktarlı kesin teminat mektubunun verildiğini, mektubun süresinin nakde dönüştürüleceğini tehditi altında uzatıldığını ileri sürerek, 1.08.2017 tarihli Sonlandırma ve İbraname Protokolünün geçersiz olduğunun tespitine, 01.03.2015 tarihli ... Sözleşmesinin davalılarca haksız olarak feshedildiğinin tespitine, davalıların sözleşmeyi haksız fesihleri yüzünden davacının 01.08.2017 tarihinden 01.03.2025 tarihine kadar elde edebileceği 7 yıl 8 aylık yoksun kaldığı kârın, Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 58. maddesi uyarınca 3 katının şimdilik 10.000 TL'sinin, bunun mümkün olmaması halinde terditli olarak TBK'nın 126. maddesi uyarınca, sözleşmenin haksız fesih nedeniyle müvekkilinin 01.08.2017 tarihinden 01.03.2025 tarihine kadar elde edebileceği 7 yıl 8 aylık yoksun kalınan karın şimdilik 10.000 TL'sinin faiziyle birlikte tahsiline, TTK'nın 122. maddesi uyarınca her bir davalıdan 5.000’er TL olmak üzere 10.000 TL denkleştirme tazminatının faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, 08.02.2015 tarih ... sayılı 420.000 TL tutarlı kesin teminat mektubunun hükümsüzlüğünün tespitine ve iadesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... Bankası .... vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin davacı ve davalıların talebi ile teminat mektubu düzenleme dışında bir işleminin bulunmadığını, mektubu düzenleyen müvekkilinin pasif dava ehliyeti bulunmadığını, davanın davacı ile diğer iki davalının arasındaki hukuki ilişkiye istinaden açıldığını, davacı ile davalılar arasındaki sözleşmenin ve ticari ilişkinin yargılamayı gerektirdiğini ve bu hususunda müvekkiline dava yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın husumet ve esastan reddine, aksi halde dava açılmasına neden olan müvekkilinin yargılama giderinden sorumlu tutulmamasına karar verilmemesini talep etmiştir.Davalılar ... ve ... vekili, savunmasında özetle; taraflar arasında 01.03.2015 tarihinde düzenlenen ... Sözleşmesi ile davacının ... nolu bayilik kodu ile ... merkezi olarak ... satış noktaları aracılığıyla çalışmaya başladığını, 01.08.2017 tarihli Sonlandırma Protokolü ve İbraname'nin 3.1. maddesi doğrultusunda ... Sözleşmesinin 31.07.2017 tarihi itibariyle sona ereceği hususunda mutabık kaldığını ve bu tarih itibariyle davacının ... olarak faaliyetlerinin sona erdiğini, sözleşmenin, usulüne uygun olarak, taraflarca imzalanan 01.08.2017 tarihli protokol ile feshedildiğini, protokol ve ibraname ile davacının ... olarak faaliyetlerini düzenleyen 01.03.2015 tarihli sözleşmenin 31.07.2017 tarihi itibariyle sona erdiğini, davacının bu kapsamda cari hesap alacakları saklı kalmak kaydı ile sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak her ne sebeple olur ise olsun davalılardan herhangi bir ad altında menfi ve müspet zarar, maddi ve manevi tazminat, denkleştirme tazminatı ve benzeri hiçbir ad altında tazminat ve alacak talebinde bulunamayacağını, herhangi bir dava açmayacağını belirterek davalıları ibra ettiğini, bu nedenle sözleşmenin davalılar tarafından sebepsiz yere feshedildiği, sonlandırma ve ibranın hileli yollarla ve irade sakatlığı ile alındığı, ibranameye güvenilerek hileli davranışlarda bulunduğu, davacının iradesinin fesada uğratıldığının iddia edilmesinin dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu, sözleşmenin tarafların hak ve yükümlülükleri başlıklı 6.5. maddesindeki basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünün sonucu olarak sözleşme serbestisi ilkesi doğrultusunda mutabakata varılan hususların irade fesadı nedeniyle geçersizliğinin ileri sürülmesinin hukuka aykırı olduğunu, ortada sözleşmenin haksız feshi gibi bir durum olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin karşılıklı imzalanan protokol ile feshi nedeniyle davacının yoksun kalınan kar kaybını talep edemeyeceğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacının taraflar arasındaki bayilik sözleşmelerini haksız feshedildiği iddiasına dayalı olarak haksız fesih nedeniyle davacının 01/08/2017-01/03/2025 tarihleri arasındaki kâr kaybı, 4054 sayılı RKHK 58 maddesine aykırılık nedeniyle tazminat tazminat, denkleştirme tazminatı ve teminat mektubunun iadesi taleplerini ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. 6012 Sayılı TTK'nun acentelik sözleşmesinde denkleştirme istemine ilişkin 122/1 maddesi uyarınca; sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. Aynı maddenin üçüncü Fıkrası uyarınca müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz; dördüncü fıkrası uyarınca acentelik sözleşmesinde denkleştirme tazminatına ilişkin hükümler hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır. 6102 sayılı TTK'nun 102/1 maddesinde; acentelik " ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir. " şeklinde tanımlanmıştır. Acentelik sözleşmesi kural olarak yazılı şekil şartına tabi değildir. Bu tanımdan hareketle acentelik sözleşmesinin unsurları şu şekilde tespit edilebilir:
1-Bağımsızlık: Acente bağımsız tacir yardımcılarındandır. Başka ifade ile ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tacir bağımlı değildir. Faaliyet düzenini ve çalışma saatlerini kendisi ayarlayabilir. Kendi adına bağımsız bir işletme işletebilir ve bu işletme ticari işletme koşullarını taşır hale gelirse acente aynı zamanda tacir sıfatını kazanır. Acente müvekkili tacirin doğrudan denetim ve gözetimi altında değildir. Müvekkili tacir aralıklarla bilgi verme yükümü altında olması bağımsızlık unsuruna halel getirmez. Acenteye aracılıkta bulunulan veya fiilen yapılan sözleşmeler için ücret ödeneceğinin kararlaştırılması acentelik ilişkisine delalet eder. Aylık sabit bir ücret ödenmesinin kararlaştırılması halinde ise acentelik ilişkisinden ziyade bağımlı yardımcılığın varlığı akla gelir
2-Bir ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etme veya bunları o işletme adına yapma: Acente tacir olan müvekkili için iki türlü faaliyette bulunabilir. İlki sözleşme yapılmasına aracılık etme ikincisi ise müvekkili tacir adına sözleşme yapma şeklinde gerçekleşir. Tekel hakkı acentelik sözleşmesinin zorunlu unsuru unsuru değildir zira TTK'nun 118 maddesi uyarınca yazılı olmak kaydıyla bu hakkın kaldırılması taraflarca kararlaştırılabilir. Acentenin müvekkili tacir adına ve hesabına sözleşme yapması için kendisine yazılı şekilde özel yetki verilmesi ve yetkinin ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmesi gerekir.
3- Süreklilik:Acentenin aracılık veya sözleşme yapma şeklindeki faaliyet süreklilik arz eder. Süreklilik unsuru acenteyi tellallıktan ayıran zorunlu unsurdur. Başka ifade ile tek bir sözleşmenin yahut sayısı önceden belirlenmiş sözleşmelerin yapımına aracılık etmek veya bu sözleşme yahut sözleşmeleri yapmak yetkisi veren sözleşmeler acentelik değil, tellallık ilişkisi mahiyetindedir.
4- Meslek edinme: Acentelikten bahsedilebilmesi için, kişinin başkası adına aracılık etme veya sözleşme yapma faaliyetini meslek edinmiş olması gerekir. Bu acentenin başka faaliyetlerde bulunmasına engel olmadığı gibi, acentelik faaliyetinin asli veya tali faaliyet olmasının da önemi yoktur. Faaliyetin asli veya tali olarak meslek edinilmiş olması yeterlidir.(Tüm unsurlara ilişkin detaylı açıklama için , Bkz. Arkan, Sabih, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları, Gözden geçirilmiş Yedinci Bası, Ankara, 2004, s.188 ve devamı) Taraflar arasındaki ... sözleşmesinin 3.maddesi ile sözleşmenin konusu, davalılar ait ürün ve hizmetlerin, davalılara ait markalar altında ve davacının belirleyeceği usul ve esaslar çervesinde abonelere sunulması, satış, dağıtım ve pazarlamasının yapılması olduğu anlaşılmıştır. Sözleşmenin 5.maddesine göre davacı sözleşmede yer alan yetkileri belirlenmiş bölgelerle sınırlı olmak üzere ve fakat münhasıran yetkili olmaksızın kullanacaktır. Diğer değişle davalıların davacının yetkili olduğu bölgelerde başka şirketlerle bayilik ilişkisi kurması mümkündür. Somut olayda, taraflar arasında yukarıdaki tüm unsurları içeren bir acentelik ilişkisi bulunmakla birlikte, TTK'nın 122. maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı talep edebilmek için davacıya sözleşmede tekel hakkı/münhasırlık verilmiş olması şarttır. Taraflar arasındaki sözleşme ile davacıya, davalılara ait ürünlerin belirlenmiş bir bölgede münhasıran satışını yapma yetkisi verilmediğinden, davacının bu sözleşme kapsamında denkleştirme tazminatı talep hakkı da bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki 01/08/2017 tarihinde imzalanan Sonlandırma Protokolü ve İbraname incelendiğinde, taraflar arasındaki sözleşmenin davalılar tarafından feshedilmediği, tarafların sözleşmenin 31/07/2017 tarihi itibariyle sona ereceği hususunda anlaştıkları ve bir ikale anlaşması yaptıkları tespit edilmiştir. Yine protokolün 3.2 maddesi ile davacının davalıları her tülü menfi ve müspet zarar, maddi ve manevi tazminat ile denkleştirme tazminatı alacakları bakımından ibraz ettiği tespit edilmiştir. Davacı tarafından bu protokolün irade sakatlığı sonucu imzalandığı iddia olunmuş ise de; davacı tanıklarının anlatımları ile irade sakatlığının türü ve mevcudiyeti ispatlanabilmiş değildir.Bu nedenle sözleşmenin haksız feshedildiğine dair davacı iddiası yerinde görülmemiş, tarafların ortak iradeleri ile sonlandırılan sözleşmeye dayalı kar kaybı tazminatı talebi reddedilmiştir. Davacının Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun'un 58 maddesine dayalı tazminat istemi bakımından yapılan değerlendirme kapsamında, davalıların serbest rekabetin bozulmasına sebep olacak eylemleri bulunduğuna dair dosyaya herhangi bir delil sunulmadığı, iddianın davacı tarafça ispat edilemediği anlaşılmış, anılan Kanunun 58 maddesinde düzenlenen tazminat talep koşullarının varlığı ispat olunamadığından talep yerinde görülmemiştir.Davacının teminat mektubunun iadesi talebi bakımından yapılan değerlendirme sonucunda; taraflar arasındaki sözleşmenin 23.2 maddesinde; sözleşmenin hangi nedenle olursa olsun sona ermesi halinde davacı tarafından verilen teminat mektuplarının, tarafların karşılıklı hesap mutabakatına vardıkları veya davacının davalılara herhangi bir borcunun kalmadığının davalılar tarafından tespit edildiği tarihten itibaren altı ay içerisinde mektubu veren bankaya iade edilmek üzere davacıya iade edileceğinin düzenlendiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 31/07/2017 tarihinde sona erdiği, dava tarihinin ise 16/03/2018 olduğu, sona erme tarihi ile dava tarihi arasında altı ay on beş günlük süre bulunduğu tespit edilmiştir. Karşılıklı hesap mutabakatının yapılmadığı tarafların kabulündedir. Nitekim, davalılar tarafından dava tarihinden sonra kesilen ve iş bu davanın konusunu oluşturmayan ceza faturaları bulunduğu ve davacı tarafından bu faturalara itiraz edildiği yargılama sırasında anlaşılmıştır. Mahkememizce çözülmesi gereken husus dava tarihi itibariyle teminat mektubunun iadesi koşullarının oluşup oluşmadığıdır. Somut olayda karşılıklı hesap mutabakatının yapılmadığı, bu nedenle teminat mektubunun iadesi için işlemeye başlayacak altı aylık sürenin henüz işlemeye başlamadığı, taraflar arasındaki sonlandırma protokolünde de teminat mektuplarının ne şekilde iade edileceğine dair sözleşme hükmünün aksi yönde bir düzenleme bulunmadığı mahkememizce tespit edilmiş olmakla , dava tarihi itibariyle teminatın iadesi koşullarının oluşmadığı sonucuna varılmış ve davacının anılan talebi de yerinde görülmemiştir. Yukarıda yapılan tüm saptamalar karşısında, Davalılar ... ile ...AŞ'ye karşı açılan davanın esastan reddine karar vermek gerekmiştir. Davacının teminat mektubunun iadesi talebi bakımından davalı ... Bankası A.Ş'ye husumet yönelttiği anlaşılmıştır. Banka tarafından teminat mektubunun davalılara verilmesi ile banka ile davalılar arasında bir tür garanti ilişkisi kurulmuştur. Davacı bu ilişkinin tarafı olmadığı gibi, davalı banka da davacı ile davalı ... VE ... arasındaki bayilik ilişkisinin tarafı değildir. Şu halde teminat mektubunun iadesi, sözleşmesel koşulların oluşması halinde davalılar ... VE ...'dan talep edilebilecek olup, davalı bankaya husumet yöneltilmesi mümkün değildir. Husumet bir itiraz olup yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebilir ve mahkemece re'sen nazara alınabilir. İzah edilen gerekçelerle davalı ... Bankası A.Ş'ye karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu..." gerekçesiyle, davalılar ... ile ...AŞ'ye karşı açılan davanın esastan reddine, davalı ... Bankası A.Ş'ye karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Denkleştirme tazminatına hak kazanmak için tekel şartının zorunlu unsur olmadığını, mahkemece taraflar arasında acentelik ilişkisi bulunduğunun tespit edilmesine rağmen sadece tekel şartı bulunmadığından denkleştirme tazminatı talebinin reddedildiğini, acentenin denkleştirme tazminatına hak kazanabilmesi için tekel şartının zorunlu unsur olmadığını, TTK'nın 122. maddesinde, acentenin tekel hakkı kaldırılırsa denkleştirme tazminatı istenmeyeceğine dair bir hüküm bulunmadığını, sözleşmenin adının dağıtım sözleşmesi olmasının acentelik ilişkisi bulunmadığını göstermediğini, mahkemenin de esasında acentelik ilişkisin kabul ettiği bu durumda tekel hakkı olup olmadığına bakılamayacağını ve TTK'nın 122/5. maddesinin dava konusu olaya uygulamayacağını, kaldı ki, tekel hakkının iki taraflı bir hak olduğunu, TTK'nın 105.maddesi gereği müvekkil şirketin tekel hakkı kaldırılıp, davalının tekel hakkının devam ettirilemeyeceğini, sözleşmenin 14.maddesi gereği sözleşme devamınca müvekkil şirketin diğer operatörlerin işlerini yapamayacağını, bu maddenin müvekkilin tekel hakkını kaldıran madde olarak geçersiz olduğunu,Sonlandırma protokolünün geçersizliğinin dosya kapsamı ile sabit olduğunu, iradenin fesada uğradığının tanık anlatımı ile ortaya çıktığını, ibranamenin bu sonlandırma protokolünün bir maddesini oluşturduğunu, müvekkilinin bu sözleşmeyi, davalıların yönettiği süreç nedeniyle imzalamak zorunda kaldığını, 1 yıllık süre içerisinde de sözleşme ile bağlı olmadığını dava yolu ile karşı tarafa bildirerek irade fesadı nedeniyle sözleşmenin iptalini istediğini, ibra hükmü içeren sonlandırma Protokolünün davalı şirket çalışanları tarafından müvekkil şirketten ilk önce alındığını, davalı şirket yetkilileri tarafından sonradan imzalandığını ve imzalı bir örneğinin verilmediğini, protokolün ortak irade ile imzalanması halinde tarafların aynı anda imzalaması gerektiğini, bu durumun dahi başlı başına iradenin sakatlandığına kanıt olduğunu, bu hususta Tanık ...'ın ifadesinin açıklayıcı olduğunu, beyanda fesih iradesinin karşı taraftan geldiği, feshe yönelik eylemlerin protokol imzalanmadan önce gerçeklemiş olduğunun belirtildiğini, yani sonlandırma protokolünün iki taraflı değil davalı şirketlerin isteğiyle hazırlanarak, dayatma şeklinde müvekkilinin önüne konulduğunu, ibraname verilmemesi halinde teminat mektubunun nakde çevrileceği hususunda beyanda bulunulduğuna ilişkin tanık beyanları bulunduğunu, protokolün zorunluluk halinde imzalatıldığının tanıklarca belirtildiğini, müzayaka halinin tanıkla ispatlanabileceğini, 01.08.2017 tarihli sonlandırma protokolü ve ibranamenin tamamının genel işlem koşullarına aykırılık nedeniyle geçersiz sayılması gerektiğini, müvekkili dahil, birçok dağıtıcı ana bayinin bu süreçte tasfiye amacıyla ve değiştirmeye yönelik gerek sonlandırma protokolü ve ibraname düzenlenerek veya gerek doğrudan sözleşmeye aykırılıktan fesih yoluyla ilişkilerini sonlandırdığını, bu ibraname protokolün aynı tip olması nedeniyle genel işlem koşulu içerdiğini, özellikle protokolün 3/2 maddesinde müvekkilinin, davalıları her yönden gelecekte bir hak iddia edememe de dahil ibra ettiğinin yazıldığını, bir nevi eşit işlem ilkesine aykırı olan bu hükümlerin müvekkilin ticari menfaatlerine açıkça aykırı olduğunu ve TBK'nın 21.maddesine göre bunların yazılmamış sayılması gerektiğini, Maddi vakıaları ortaya koyarak ispat etme görevi taraflara, buna göre hukuki tavsifinin mahkemeye ait olduğunu 01.11.2017 tarihli Protokolün 3.2 maddesinde, müvekkili şirkettin davalılara karşı hangi sebep ile olursa olsun maddi manevi hiçbir tazminat talebinde bulunamayacağı, herhangi bir dava açmayacağı yönünde dayatma yoluyla önceden hazırlanan ibraname alındığını, bunun da TBK'nın TBK 28. maddesi gereğince hukuken aşrı yararlanma mahiyetinde olduğunu, protokolün tamamen müvekkilinin aleyhine olduğunu, davalıların müvekkili şirketi ibra etmediğini, müvekkilinin ise tüm haklarından feragat ettiğini, imza ile davalı şirketlerin aşrı yararlanan haline geldiğini, sunulan delillerden ibranamenin müzayaka altında alındığına rahatlıkla kanaat getirilebileceğini ve müvekkil şirketin tazminat talep edebilmesinin koşullarının oluştuğunu, Sözleşme 2017 yılında sonlandırılmış olmasına rağmen, müvekkil şirket ile cari hesap mutabakatı yapılarak teminat mektubunun iade edilmediğini, sözleşmede iş ilişkisinin sonlandığı tarihten itibaren 6 ay içerisinde cari hesap mutabakatı yapılır denilmesine rağmen davalıların bu süreye uymadıklarını, cari hesap mutabakatı yapılmadan ve bayilik sözleşmesinin sona ermesinden sonra cari hesap mutabakatı yapmak için bayilere başvurmadıklarını, teminat mektubunun nakde dönmesinden sonra bozdurulan miktar açısından iade talebine dönüştüğünü, bunun için alınan 15.01.2021 tarihli bilirkişi raporu ile 16.06.2021 tarihli bilirkişi raporu birbiriyle örtüşmediğinden ve alınan son bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli olmadığından, tarafların defterlerinin birlikte incelenerek sektör bilirkişi ve yeni atanacak bir mali müşavirden yeni bir rapor alınması gerektiğini, sözleşmede cari hesap mutabakatının ne zaman yapılacağının belirsiz olması ve mutabakat yapılmaksızın teminat mektubu bozdurulduğundan bedelinin iadesinin istenebileceğini, dava tümden reddedildiğinden AAÜT'nin 13.maddesine göre maddi tazminat istemli davaların tamamen reddi durumunda davalı lehine hükmedilecek avukatlık ücreti maktu vekâlet ücreti olacağını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, davacı ile davalı ... ve ... arasında düzenlenen 01.03.2015 tarihli ... Sözleşmesi ve bu sözleşmenin sonlandırılmasına ilişkin 01.08.2017 tarihli protokolden kaynaklanan bakiye sözleşme süresine ilişkin yoksun kalınan karın tahsili, fesih protokolünün geçersizliğinin tespiti, denkleştirme tazminatının tahsili ve sözleşme kapsamında davalı bankadan alınarak diğer davalılara verilen teminat mektubunun iadesi istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Uyuşmazlıkta çözülmesi gereken sorun 01.03.2015 tarihli sözleşmenin davalılar ... A.Ş. ve ... A.Ş. tarafından haksız olarak feshedilip edilmediği, 01.08.2017 tarihli ibranamenin irade fesadı (gabin veya korkutma) altında alınıp alınmadığı, TTK'nın 122. maddesi uyarınca denkleştirme alacağı bulunup bulunmadığı varsa miktarı, sözleşme kapsamında alınan teminat mektubunun iadesinin gerekip gerekmediği, haksız fesih nedeniyle davacının 01.08.2017 ila 01.03.2025 tarihleri arasındaki kâr kaybı zararının bulunup bulunmadığı ve miktarı, teminat mektubunun iadesinin gerekip gerekmediğidir.Davacı ile davalılar ... ve ... arasında düzenlenen 01.03.2025 tarihli ... sözleşmesinin amaç ve konu başlıklı 3.maddesinde, davalılara ait ürün ve hizmetlerin, davalılara ait markalar altında ve davacının belirleyeceği usul ve esaslar çervesinde abonelere sunulması, satış, dağıtım ve pazarlamasının yapılması olduğu anlaşılmıştır. Sözleşmenin 5. maddesine göre davacı sözleşmede yer alan yetkileri belirlenmiş bölgelerle sınırlı olmak üzere ve fakat münhasıran yetkili olmaksızın kullanacaktır. Diğer değişle davalıların davacının yetkili olduğu bölgelerde başka şirketlerle bayilik ilişkisi kurması mümkündür. Sözleşmenin 4. maddesinde, sözleşmenin 26.4. maddesi saklı kalmak kaydıyla, sözleşmede belirtilen esaslara uygun banka teminat mektubunun şirketlere verilmesiyle imza tarihinden yürürlüğe gireceği belirlenmiştir. Devam eden fıkrada sözleşmenin imza edildiği tarihten itibaren iki yıl yürürlükte kalacağı, sözleşme süresinin taraflardan birinin sözleşme süresinin sona ermesinden bir ay önce yazılı bildirimi ile sona erdirilmediği takdirde, aynı koşullarda bir yıl uzamış sayılacağı, sözleşmenin süresinin bu şekilde ve devam eden yıllarda uzaması halinde sözleşme süresinin hiç bir şekilde 5 yıldan fazla olamayacağı ve tarafların 5 yıl sonunda sözleşme konusu işe devam etmek istemeleri halinde aralarında anlaşarak yeni bir ... sözleşmesi imzalanacağı kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 26.maddesinde fesih ve sona erme sebepleri düzenlenmiştir. 01.08.2017 tarihinde imzalanan Sonlandırma Protokolü ve İbraname incelendiğinde, taraflar arasındaki sözleşmenin davalılar tarafından feshedilmediği, tarafların sözleşmenin 31.07.2017 tarihi itibariyle sona ereceği hususunda anlaştıkları görülmüştür. Protokolün 3.2. maddesi ile davacının davalıları her tülü menfi ve müspet zarar, maddi ve manevi tazminat ile denkleştirme tazminatı alacakları bakımından ibra ettiği belirlenmiştir. Davacı, bu protokolün irade sakatlığı sonucu imzalandığı iddia edilmiştir. İrade sakatlığı halinde TBK'nın 39.maddesine göre yanılma ve aldatma sebebiyle ya da korkutma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmaya öğrendiği ya da korkutmanın ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirebilir. Hukuki fiil olan bu olgular tanık dahil her türlü delil ile ispatlanabilir. Mahkemece dinlenen davacı tanıkları irade fesadının bu sözleşmeye etkili olduğuna ilişkin somut ve gerçekçi bir beyanda bulunmamışlardır. Hukuki bir hakkın kullanılacağının söylenmesi korkutma niteliğinde değildir. Sözleşmenin teminatı olarak verilen ve borçlar karşılığı irat kayıt edilmesi kabul edilen teminat mektubunun, cari borçlar için irat kayıt edileceğinin söylenmesi korkutma veya aşrı yararlanma niteliğinde değildir. İstinaf başvurusunda sözü edilen tanık ...'ın beyanları da korkutma niteliğinde olmayıp sözleşme ile teminat mektubu lehtarına tanınan bir hakkın kullanılacağına ilişkindir. Nitekim davacının talebi üzerine İstanbul 15. ATM'nin kararı ile teminat mektubunun nakde çevrilmesi tedbiren önlenmiştir. İstinaf başvurusu üzerine Dairemizce ihtiyati tedbir kararı kaldırılmıştır. Taraflar tacir olup, sözleşmenin feshi ve ibra protokolünün 1 sayfadan ibaret olduğu ve genel işlem şartlarını barındırmadığı görülmüştür. Kaldı ki genel işlem koşullarının bulunması halinde ibra ve sonlandırma protokolünün tümden geçersizliğinden söz edilemeyecek sadece ilgili hükümlerin yazılmamış sayılacağı kabul edilecektir. Davacının genel işlem koşullarına ilişkin herhangi bir kanıtı bulunmamakta ve soyut olarak genel işlem koşullarının ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır. Davacı taraf, ibra sözleşmesinin dayatıldığını ve aşırı oransızlık söz konusu olduğu ileri sürülmüş ise de bayilik sözleşmesine konu ticari işin niteliği ve hacmi dikkate alındığında basiretli davranmakla yükümlü olan tarafların irade fesadı iddiası ancak ciddi ve somut delillerin bulunması halinde dinlenilebilir. Somut olayda tacir olan ve basiretli davranması beklenen davacı tarafından ileri sürülen olgular, protokolün müzayaka halinde imzalandığı hususunda alınan tanık beyanları bu olguları kanıtlamaya yeterli değildir. Bu nedenle davacının 22.07.2017 tarihli protokolün baskı altına imzalandığına, ibranın geçersiz olduğuna yönelik istinaf nedenleri haklı bulunmamıştır.Taraflar arasındaki sonlandırma ve ibra protokolünde davacının bakiye dönem için bir kâr kaybı alacağı talep etmeyeceği belirlenmiştir. Mal varlığına ilişkin bu haktan feragat edilmesi halinde basiretli bir tacirin irade fesadı olmaksızın sözleşmeyle üstlendiği bu edimine aykırı bir talepte bulunması mümkün değildir. Sözleşme birer yıllık süreler için ve en fazla beş yıl için düzenlenir. Bu nedenle sözleşmenin 10 yıl devam edeceği varsayımıyla gelecek dönemler için kâr kaybı dönemi mümkün değildir. Mahkemenin gerekçeli kararının 8.sayfasındaki 2.paragrafta tespit ettiği üzere davacının gelecek dönemler bakımından kâr kaybı tazminatı oluşmadığı belirlenmiştir. Davacı, sözleşmenin teminatını oluşturmak üzere davalı şirketlere, davalı bankadan alınan teminat mektubunu vermiştir. Sözleşmenin 23.2.maddesinde, hangi nedenle olursa olsun sözleşmenin feshi halinde 23.2 davacı tarafından verilmiş teminat mektuplarının, tarafların karşılıklı hesap mutabakatına vardıkları veya davalı şirketlerin davacıdan herhangi bir alacağının kalmadığı tespit edildiği tarihten itibaren 6 ay içinde mektubu veren bankaya iletmek üzere davacıya teslim edileceği kararlaştırılmıştır. Gerekçeli kararda belirlendiği üzere her dava açıldığı tarihteki şartlarla değerlendirilir. Dava tarihi itibariyle henüz taraflar arasındaki mutabakat için gerekli olan sürenin dolmadığı, bu nedenle teminat mektubunun kısmen tahsil edilmesi nedeniyle dava tarihi itibariyle davacının cari hesaba ilişkin bir borcu bulunup bulunmadığı hesaplanamaz. Cari hesap mutabakatının yapılması halinde veya davacının cari hesap borcunun bulunmadığını başka bir davada ileri sürmesi halinde bu dava tarihi itibariyle cari hesap borcu bulunup bulunmadığı bu kapsamda davalılar tarafından teminat mektubu nedeniyle fazladan bir tahsilat yapılıp yapılmadığı incelenebilecektir. Davacının maddi tazminat talebinin yanı sıra teminat mektubunun iptalini istemesi ve teminat mektubunun tamamı üzerinden harç yatırması nedeniyle esasında, tazminat talebinin yanı sıra bir menfi tespit talebi de bulunmaktadır. Bu nedenle mahkemece reddedilen menfi tespit talebi yönünden davalılar yararına nispi ücreti verilmesi, ret sebebinin farklı olması nedeniyle bankaya ayrıca vekalet ücreti verilmesinde yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.İlk derece mahkemesince belirtildiği üzere taraflar arasındaki sözleşmede tekel ve münhasırlık hakkı bulunmaması, davalıların aynı bölgede başka kişilere sözleşme kapsamında aynı yetkileri tanıyabilmesi ve davacının da benzer nitelikte iş yapabilmesi karşısında denkleştirme tazminatı koşulları oluşmamıştır.TTK'nın 122/4. maddesinde denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemeyeceği emredici olarak düzenlenmiştir. Bu hükmün gerekçesinde; talepten, acente sözleşmesinin yapılmasından sonra feragat edilmesinin, hile düzeyinde olmaması veya kanunun dolanılması anlamını taşımaması şartıyla geçerli olacağı, ancak bu halde acentenin, tehdit, dayatma veya benzeri zorlamalarla bu hakkından vazgeçip geçmediğinin özenle araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Hükmün gerekçesinde hile ve kanunun dolanılması gibi durumların dışında sözleşmenin devamı sırasında vazgeçmenin mümkün olup olmayacağı hususunda net bir açıklama bulunmamakla birlikte sözleşmenin sona ermesi aşamasında veya sonrasında bu talepten vazgeçilebileceği doktrinde de ifade edilmektedir. (Arslan Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Ticari İşletme, Acentelik, İstanbul, 2016, s. 271). Buna göre, sözleşmeyi sona erdirme aşamasında akdedilen Sonlandırma Protokolü ve İbranamede denkleştirme isteminden vazgeçileceğine dair bir düzenlemenin; korkutma, zorlama veya benzeri şartlar altında yapılmadığı sürece geçerli olduğunun kabulü gerekir. Davacı tarafından ileri sürülen olgular, TTK'nın 18/2 anlamında basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gereken, ticari hayatın risklerinden haberdar olduğu varsayılan davacı bakımından bir geçersizlik sebebi olarak görülemeyeceğinden protokolün, geçerli ve tarafları bağlayıcı olduğu sonucuna varılmıştır. Protokolün 3.2. maddesinde, davacının, herhangi bir ad altında menfi ve müspet zarar, maddi ve manevi tazminat, denkleştirme tazminatı vb. hiçbir ad altında tazminat ve alacak talebinde bulunmayacağını belirtilmiş olup, bu hüküm geçerlidir. Bu nedenle cari hesap alacağı dışındaki alacak talepleri bakımından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.Belirtilen tüm bu nedenlerle, davacı vekilinin, denkleştirme tazminatının hak edilmesine rağmen hatalı gerekçe ile davanın reddedildiği, sonlandırma protokolünün irade fesadı ve genel işlem koşulları nedeniyle geçersiz olduğu, bu protokolün aşrı yararlanma nedeniyle geçersiz olduğu, bakiye dönem için kâr kaybı alacağı bulunduğu, tazminat davası bakımından hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğu, nakde dönüşen teminat mektubunun iadesi, olmadığı takdirde tahsil edilen bedelin tazmini gerektiğine ilişkin istinaf başvuru nedenlerinin yukarıdaki gerekçelerle yerinde olmadığı anlaşılmakla, esastan reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 18.06.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.