Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1855 E. 2026/697 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1855
- Karar No
- 2026/697
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1855
KARAR NO: 2026/697
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 18/04/2022
NUMARASI: 2021/335 Esas - 2022/395 Karar
DAVA: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/04/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davaya sebep olan şahıslar yüzünden hakkında açılan kamu davaları ile maddi ve manevi olarak zor durumda kaldığını, iş bu davanın harç ve masraflarını her ne kadar zararını karşılayabileceği ve hakkında haksız olarak açılan birçok kamu davasının önüne geçebilmek için karşılasa da ekonomik anlamda güçlük içinde ve işsiz olduğunu, ayrıca bakmakla yükümlü olduğu çocuğu ve eşi de bulunmakla birlikte davacının bir dönem yaşamış olduğu kanser hastalığından dolayı da masraflı olan rutin kontrollerinin devam ettiğini, Bu nedenlerle davacının, HMK 334 ve diğer maddeleri uyarınca adli yardım yolu ile davanın her türlü harç ve mahkeme masraflarından muaf tutulmasını talep ettiklerini, davacının önceden çalışmakta olduğu şirketin iflas etmesi üzerine yaşamış olduğu kanser hastalığından dolayı rutin tedavileri devam etmekte olduğundan SGK'lı çalışabileceği bir iş arayışına girdiğini, eski bir tanışığı olan ve davacının durumunu bilen ... isimli şahsin kendisine yardım edebileceğini söyleyerek davacıyı hala sigortalı olarak gözükmekte olduğu, kendisine ait .... Şti. 'nde işe başlattığını, bayilere ürün satmakta olan .... Şti.'nin sahibi ...'in bir süre sonra davacıya direkt olarak son tüketicilere de ürün satmak istediğini ancak son kullanıcıya satış ile bayilere satış arasında oluşabilecek fiyat farklarından dolayı ayrı bir şirket kurmak istediğini, davacıyı eskiden beri tanıdığından bu konuda ancak ona güvenebileceğini, yaklaşık 5 ay sonra şirket piyasada yer bulduğunda kurulmuş olan şirketi devralacağını şirket tutunamadığı takdirde ise tasfiye edeceklerini, davacının , o dönemler işe ihtiyacı olması ve şahısla aralarındaki eski dostluğa güvenerek bu teklifi kabul ettiğini ve böylece .... A.Ş. 06.01.2017 tarihinde sanık davacının yetkili gözükeceği şekilde kurulduğunu, ...A.Ş.'nin kuruluşunun ise .... A.Ş.'nin satışlarında kullandığı ... sağlayan... isimli firmanın, tüketicilerin teslim alamadıkları ürünler için ... firmasını arayarak para iadesi istemeleri, bundan dolayı... isimli şirketin ... iptal etmesi üzerine yeni ... alabilmek amacıyla 20.09.2019 tarihinde ilk şirket yetkilisi davacı davacı olduğundan yine onun adına kurulduğunu, ancak yeni ... alımı için yapılan başvurular ilk firmada gelişmiş olan olaylar ve bu ikinci firmanın henüz hiç çalışma günü olmadığından her ... firması tarafından reddedildiğini, bunun üzerine ise ... ana firması olan .... Şti.'nin de hesabı olan... ait cihazı ...A.Ş firma içinde tanımlayarak yeni para girişinin direkt kendisine ait olan hesaba girişini sağladığını, buna ilişkin olarak davacı hakkında açılmış olan İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi 2020/585 E. dosyasına bu dosya müştekisinin sunmuş olduğu, paranın yukarıda bahsettiğimiz hesaba yattığını gösteren belgenin dilekçe ekinde sunulduğunu, davacının kağıt üzerinde yetkili olarak gözüktüğü firmanın satılacak ürünlere ilişkin yurt dışındaki toptancı firmadan almış oldukları fiyat listesini internet sitelerinde doğrudan yayınlandığını, o dönem yurt dışından gelmiş olan listedeki bir ürün kodunun tamamen tesadüfi olarak aslında devlete satılan bir ürün kodu ile örtüşmesi üzerine piyasadaki...marka ürün satan tüm satıcıların tutuklandığını, davacının bu sıra firma yetkilisi olarak gözüktüğünden 19.12.2019 dört gün göz altına alındığını, davacının henüz ifadesi alınmadan durumdan sorumlu başka satıcı firmanın ikrarı ile sanık davacının suçsuz olduğunun anlaşıldığını ve serbest bırakıldığını, yaşanan bu durum üzerine davacının ...'e, zaten ağır hastalık geçirdiğini, stresten uzak kalması gerektiğini artık şirketleri kendi üzerine alması yönünde ısrarlı olarak talepte bulunmaya başladığını, bunun üzerine ilk şirket olan .... A.Ş. 02.01.2020 tarihinde yine ... tarafından bulunan davacının yüzünü dahi görmediği 3.kişi... isimli bir şahsa devredildiğini, davacı davacının ikinci firmayı da üzerinden alınması için ... isimli şahsa ısrarcı olması üzerine çıkan tartışma üzerine de aralarındaki bağların koptuğunu, ancak sonraki aşamada firmadan alışveriş yapan tüketicilerin ürünleri teslim almamakla birlikte ödedikleri bedellerin de kendilerine iade edilmemesi üzerine, davacının da şirket yetkilisi olarak gözüktüğünden hakkında dolandırıcılıktan birçok soruşturma ve kovuşturma dosyası açıldığını belirterek, davacının, HMK 334 ve diğer maddeleri uyarınca adli yardım yolu ile davanın her türlü harç ve mahkeme masraflarından muaf tutulmasını, davacının sadece kağıt üzerinde yetkili gözükmekte olduğu şirketin iş ve işleyişinde söz sahibi olmadığı dikkate alınarak; İlk şirket olan .... A.Ş. 02.01.2020 tarihinde her ne kadar devredilmiş olsa da devir tarihinden önceki borçlardan sorumluluğu devam ettiği dikkate alınarak davacının asıl şirket yetkili ve kurucusu olamadığının tespitini, ...... ve .... kayıtlarından şirketlerin terkinini, ...A.Ş.'nin fiktif hale getirilerek davacının asıl şirket yetkili ve kurucusu olamadığının tespitini, Yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasını talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı ... 6102 Sayılı TTK m. 32 ve ... Yönetmeliği m. 34 hükmü çerçevesinde işlem yaptığını, ... Müdürlüğüne yöneltilen herhangi bir kusur veya sorumluluk doğuran isnadın bulunmadığını, davacının iradesinin fesada uğratıldığının iddia edilmediği gibi bilakis davacının, davalı şahısla anlaşarak anılan şirketlerin kurulduğunu ve bu kapsamda da herhangi bir imzasını da inkâr etmediği gibi aksi iddia edilseydi bile davalı ... Müdürlüğünce yapılan işlemlerde hiçbir eksiklik bulunmadığı gibi yukarıda anılan şirketlerin kuruluş ve sonrasındaki işlemlerin hepsinin hukuka ve mevzuata uygun olarak gerçekleştirildiği anlaşıldığını, diğer bir ifadeyle, davalı ... Müdürlüğü nezdinde gerçekleştirilen işlemlerin hepsinin (gerek şirketin kuruluşu gerekse de devamında yer alan işlemler) mevzuata uygun olduğu gibi davalı Müdürlükçe yapılan işlemler de TTK m. 32 ve ... Yönetmeliğinin 34. maddesi çerçevesinde yapıldığını, dava dilekçesinde yer verilen iddiaların muhatabının davalı şahıs olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı...'ın devretmiş olduğu .... A.Ş. ve halihazırda yetkilisi bulunduğu ...A.Ş. 'nin gerçek anlamda yetkilisi ve ortağı olmadığının tespiti talepli olarak işbu haksız davayı davalıya karşı ikame ettiğini, ayrıca davalının bahsi geçen şirketlerin esas yetkilisi olduğunu iddia ettiğini, davanın usul ve yasaya aykırı şekilde ikame edildiğini ve dinlenemeyecek dava olduğunu, bu iddiaların hiçbirinin doğru olmadığı gibi böyle bir davanın usul kurallarına aykırı surette görevli ve yetkili olmayan mahkemede ikame edildiğini, Süre uzatım dilekçemizde de belirtmiş olduğumuz görev ve yetki yönünden ilk itirazlarımızı aşağı davalı ...'in Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri'nde ikamet ettiğini, Türkiye'de yaşamadığını, bu davadan da haricen haberdar olduğunu, davalının ikametgahı Türkiye' de bulunmadığından bu davanın Türk Mahkemelerinde görülmesi mümkün olmayıp, davanın yetkili mahkeme olan Dubai Mahkemelerinde görülmesi gerektiğini, görev yönünden ise, Türk Ticaret Kanunu'nun 4 ve 5. maddelerinde hangi davaların asliye ticaret mahkemesi nezdinde görülmesi gerektiği açıkça belirlendiğini, davacı tarafından ikame edilen dava bu maddelerde sayılan davalar arasında yer almadığını, kaldı ki bu dava ikame edilmeden önce arabulucuya da başvurulmadığından işbu davanın her halükarda reddi gerektiğini, davacının iddialarının hiçbir şekilde gerçekleri yansıtmadığını, zira davacının TTK'nın 12. Maddesi'nin 2 bendinde yer alan hükümlere uygun surette kendi rızasıyla 2017 yılında ... A.Ş. isimli firmayı ve 2019 yılında da ...A.Ş. isimli firmayı usulüne uygun surette kurduğunu, bu şirketlerin TTK'nın 32. maddesinde yer aldığı üzere ilgili sicil müdürlüklerinin incelemesinden geçtiğini, aksi halde şirketlerin kurulumu mümkün olamayacağını ve ilgili belgelerin kamuya açık surette ticaret sicilinde bulundurulamayacağını, kaldı ki, bu şirketlerin tescili aşamasında TTK'nın 34. maddesi uyarınca yapılacak itirazlar 8 günlük hak düşürücü süreye tabii olup, davacı tescil sonrası 8 günlük süresi içerisinde bu itirazı da yapmadığını, davacının davayı hangi usul kuralına göre ikame ettiğinin açıklanmasının gerekli olduğunu, Davacının bahsi geçen şirketler nezdinde yetkili ortak olduğunu, her türlü işleminin kendi rızası ile yaptığını ve davalını da ortağı olduğu şirkete yaklaşık olarak 1,5 milyon Türk Lirası kadar borçlandığını, davalının da bu şirketlere karşı icra takibine giriştiğini, davacı tarafın hiç bir usul kuralına dayanmaksızın bu davayı açmasının amacının kendi iradesiyle yapmış olduğu işlemler nedeniyle sorumluluktan ve borçlardan kaçmak olduğunu, davalının davacının işlemleri nedeniyle sorumlu tutulması mümkün olmadığını, öte yandan davacının sağlık sorunlarına atıf yaptığını, halbuki davacı taraf ile davalının tanıştığını, davalının şirketinde geçmişte çalıştığını ve emekli olurken düşük aylık almamak adına sigortasının devamı için davalıdan ricacı olduğunu, davacının basiretli bir tüccar gibi davranmadığını, davalı ile alakası olmayan kişiler arasında geçen ne olduğunu dahi bilmedikleri yazışmaların da hiç bir şekilde delil niteliğini taşımadığını ve açılan bu davanın ciddiyetten ne kadar uzak olduğunu gösterdiğini belirterek, öncelikle Dubai Mahkemelerinin yetkili ve görevli olması nedeniyle görev ve yetki yönünden itirazlarının kabulü ile arabulucuya dava ikamesinden önce başvurmamış olması nedeniyle de davanın usul yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Diğer davalı Şişli Vergi Dairesi'ne usulüne uygun tebligatın yapıldığı ancak cevap verilmediği görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacının bahsi geçen şirketlerde sadece kağıt üzerinde yetkili olup olmadığı, şirketin iş ve işleyişinde söz sahibi olup olmadığı, davacının .... A.Ş.'nin yetkilisi ve kurucusu olup olmadığı, İstanbul ... ve İstanbul ......Başkanlığı kayıtlarından şirketlerin terkini talebinin yerinde olup olmadığı, ...A.Ş.'nin fıktif hale getirilmesi talebinin yerinde olup olmadığı, davacının asıl şirket yetkili ve kurucusu olup olmadığı noktalarında toplandığı anlaşıldı.Davalı ... vekilinin, arabuluculuk dava şartı, yetki ve görev yönünden yaptığı itirazların yerinde görülmeyip reddine karar verilmiştir.SGK İl Müdürlüğüne müzekkere yazılarak davacının SGK kayıtlarının (hizmet dökümü), ..... .... A.Ş ve ... Şti.'ye ait sicil dosyalarının, ceza ve Savcılık dosyaları, Banka Hesap ekstreleri celp edilmiştir.Davacının Adli Yardım Talebinin 22/06/2021 tarihinde reddine karar verilmiştir.Davalı vekilinin TTK 34 maddeye göre hak düşürücü itirazının davanın sicil müdürlüğü işlemine yönelik bir itirazla ilgili olmadığından reddine karar verilmiştir.Davanın davalı Vergi Dairesi yönünden tefriki ile ayrı bir esasa kaydının yapılmasına karar verilmiş, mahkememizin 2022/481 Esasına kaydedilmiş ve anılan dosyada idari yargı görevli olduğundan bahisle yargı yolundan dolayı görevsizlik kararı verilmiştir.Davacının iddiası bahsi geçen şirketlerde sadece kağıt üzerinde yetkili olduğu, şirketin iş ve işleyişinde söz sahibi olmadığı yönünde olup, .... A.Ş.'nin ve ...A.Ş.'nin yetkilisi ve kurucusu olmadığının tespiti ile, İstanbul ... ve .... Başkanlığı kayıtlarından şirketlerin terkinini talep etmiş olmakla, mahkememizce cevap dilekçesi ve dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere göre yapılan değerlendirmeye göre, bahsi geçen şirketler ile ilgili sicil kayıtlarında, kuruluş işlemlerine ilişkin olarak davacının adının geçtiği ve başvuruların davacı tarafından gerçekleştirildiği, başvuruya ilişkin evrakların sahteliğine dair bir iddianın olmadığı, ... Müdürlüğünce yapılan işlemlerde hiçbir eksiklik bulunmadığı gibi yukarıda anılan şirketlerin kuruluş ve sonrasındaki işlemlerin hepsinin hukuka ve mevzuata uygun olarak gerçekleştirildiği, davacının davalı ... ile aralarında güven ilişkisinden dolayı, kendisinin bu şirketlerin kurucusu olarak yer aldığı iddiasının dinlenilemeyeceği kanaati ile davanın reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece taleplerinin HMK 106. maddesi dikkate alınmaksızın karar verildiğini, dava konusu olayda davacının başına gelen hususta şirketin tüm iş ve işleyişi davalı ...'in yönetiminde olduğunu, sgk kayıtlarından da davacının, davalı ...'in yetkili gözüktüğü şirkette Sgk'lı çalışan olduğunu, huzurdaki dava ile bahsi geçen şirketlerle davacının gerçekte herhangi bir hukuki ilişkisinin olmadığını, kağıt üzerinde gözüken işlemlerin muvazaalı olduğunun tespitinin istendiğini ancak yerel mahkemece sahtecilik iddiası olmadığından ve kuruluş işlemlerinin mevzuata uygun olduğundan bahisle delillerin değerlendirilmeksizin davanın reddine karar verildiğini, mahkemece taleplerinin sicil işlemlerinin usulüne yönelik olmadığı hususu doğru olarak tespit edilmişse de yine mahkemece gerekçeli kararda, tescile yönelik işlemlerin usule uygun olduğu hususu ilama dayanak yapıldığını, bu husus dikkate alındığında da gerekçeli kararın çelişkili olduğunu ve yeterli inceleme yapılmaksızın yerel mahkemece karar verildiğinin ortada olduğunu, yerel mahkemece esas hakkında eksik inceleme yapılarak hüküm kurulduğunu, davacı her ne kadar devretmiş olduğu .... A.Ş. ve hala üstünde olan ...A.ş'nin yetkilisi olarak gözükmekte ise de en başından beri bu durum evrak üzerinde mevcut olduğu asıl şirket yetkilisinin davalı ... olduğuna ilişkin delilleri ve dosya arasına celp edilen banka hesap dökümleri bilirkişi tarafından incelenmeden ve tanıklar dinlenmeden verilen kararın davacının adil yargılanma hakkını zedelediğini, yerel mahkemece dosyaya sunulu olan ve celp edilen deliller bilirkişi incelemesine tabi tutulmadan kanaate varılarak davanın reddine karar verildiğini, huzurdaki dava davacının üzerine kurulu şirketlerdeki yetkisinin yalnızca kağıt üzerinde olduğunu ve muvazaalı olduğunu, davacı muvazaalı işlem dolayısıyla birçok kamu davasına maruz kalmakta olduğunu ve zarara uğradığını, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE: Dava, davacının .... A.Ş. Ve ...A.Ş. şirket yetkili ve kurucusu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının söz konusu şirketlerin kurucusu olup olmadığı, söz konusu şirketleri davalı ... tarafından kurulup kurulmadığı noktalarındadır.
... Ticari işletmeye ait belirli bilgilerin tutulmasına ve bu bilgilere ilişkin açıklığın aleniyetin sağlanmasına hizmet eden resmi bir sicildir. TTK 24-38 maddeleri ve ... yönetmeliğinde düzenlemeler bulunmaktadır. Resmi sicil olduğundan TMK 7 kapsamında aksi ispat olununcaya kadar kayıtların doğru olduğu kabul edilir. Tescil edilen hususular kanunlarda veya TSY de aksine bir hüküm bulunmadıkça ilan olunur. Ticari işletmeye ilişkin bilgilerin yer aldığı bir sicil olması sebebiyle tescil edilecek huşular esasen ticaret işletmelerle ilgilidir. (Prf.Dr. ..., Prf.Dr. ..., Prf.Dr. ..., Prof. Dr. N.Füsun Nomer Ertan - Ticari İşletme Hukuku Vedat kitapçılık 6. Baskı sayfa 357 vd.)
6102 sayılı TTK'nın 18.maddesi :"(1) Tacir, her türlü borcu için iflasa tabidir; ayrıca kanuna uygun bir ticaret unvanı seçmek, ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek ve bu Kanun hükümleri uyarınca gerekli ticari defterleri tutmakla da yükümlüdür."
TTK'nın 32.maddesi :"(1) Sicil müdürü tescil için aranan kanuni şartların var olup olmadığını incelemekle yükümlüdür.(2) Tüzel kişilerin tescilinde, özellikle şirket sözleşmesinin, emredici hükümlere aykırı olup olmadığı ve söz konusu sözleşmenin kanunun bulunmasını zorunluluk olarak öngördüğü hükümleri içerip içermediği incelenir. (3) Tescil edilecek hususların gerçeği tam olarak yansıtmaları, üçüncü kişilerde yanlış izlenim yaratacak nitelik taşımamaları ve kamu düzenine aykırı olmamaları şarttır.
TTK'nın 33.maddesi:" (1) Tescili zorunlu olup da kanuni şekilde ve süresi içinde tescili istenmemiş olan veya 32. maddenin üçüncü fıkrasındaki şartlara uymayan bir hususu haber alan sicil müdürü, ilgilileri, belirleyeceği uygun bir süre içinde kanuni zorunluluklarını yerine getirmeye veya o hususun tescilini gerektiren sebeplerin bulunmadığını ispat etmeye çağırır. (3) Süresi içinde kaçınma sebepleri bildirildiği takdirde, sicilin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla görevli asliye ticaret mahkemesi, dosya üzerinde inceleme yaparak tescili gerekli olan bir hususun bulunduğu sonucuna varırsa, bunun tescilini sicil müdürüne emreder, aksi takdirde tescil istemini reddeder. Süresi içinde tescil isteminde bulunmayan veya kaçınma sebeplerini bildirmeyen kişinin ikinci fıkradaki cezayla cezalandırılması bu fıkra hükmünün uygulanmasına engel oluşturmaz.
TTK'nın 40.maddesi: (1) Her tacir, ticari işletmenin açıldığı günden itibaren onbeş gün içinde, ticari işletmesini ve seçtiği ticaret unvanını, işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirir.
Muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır, şeklinde tanımlanabilir. Bir başka ifadeyle, irade açıklamasında bulunan taraflar bu açıklamanın kendisine yapıldığı kişi, irade açıklamasının sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, yalnız gerçek bir hukuki işlemin bulunduğu görüşünü yaratmayı istemişlerse, muvazaadan söz edilir. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada, görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır. Kural olarak hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak bir hak talep edemez. Kaldı ki, böyle bir hak talebi herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunamayacağını belirten 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesine de aykırıdır.
Somut olayda, davacı davalı ...'in .... Şti. 'nde çalıştığını, bayilere ürün satmakta olan ...'in bir süre sonra direkt olarak son tüketicilere de ürün satmak istediğini ancak son kullanıcıya satış ile bayilere satış arasında oluşabilecek fiyat farklarından dolayı ayrı bir şirket kurmak istediğini, eskiden beri tanışmaları nedeniyle bu konuda ancak kendisine güvenerek yaklaşık 5 ay sonra şirket piyasada yer bulduğunda kurulmuş olan şirketi devralacağını şirket tutunamadığı takdirde ise tasfiye edeceklerini belirttiğini, o dönemler işe ihtiyacı olması ve şahısla aralarındaki eski dostluğa güvenerek bu teklifi kabul ettiğini ve böylece 06.10.2017 tarihinde .... A.Ş.'yi, 20.09.2019 tarihinde ...A.Ş.'yi kurduğunu, firmadan alışveriş yapan tüketicilerin ürünleri teslim almamakla birlikte ödedikleri bedellerin de kendilerine iade edilmemesi üzerine, davacı şirket yetkilisi olarak gözüktüğünden hakkında dolandırıcılıktan birçok soruşturma ve kovuşturma dosyası açıldığını belirterek, söz konusu şirketlerin yetkilisi ve kurucusu olmadığının tespitini talep etmiştir.
... resmi sicil olduğundan TMK 7 kapsamında aksi ispat olununcaya kadar kayıtların doğru olduğu kabul edilir. Aksinin aynı kuvvette delille ispat edilmesi gerekir. İstanbul ... kayıtlarında, dava konusu .... A.Ş.'nin ana sözleşmesinin 06.01.2017 tarihinde, ...A.Ş.'nin ana sözleşmesinin 20.09.2019 tarihinde tescil edildiği, davacının söz konusu şirketlerin kurucu tek ortağı görülmüştür. Dava konusu şirketlere ilişkin sicil kayıtlarında, kuruluş işlemlerini davacının gerçekleştirdiği, başvuruya ilişkin evrakların sahteliğine dair bir iddianın olmadığı, davacının ihtiyacı olması ve davalı ile aralarındaki eski dostluğa güvenerek teklifi kabul ederek söz konusu şirketleri kurduğunu kabul ettiği, ... Müdürlüğünce yapılan işlemlerde hukuka ve mevzuata uygun olarak gerçekleştirildiği görülerek, davacının davalı ... ile aralarında güven ilişkisinden dolayı, kendisinin bu şirketlerin kurucusu olarak yer aldığı iddiasının da, kural olarak hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak bir hak talep edemeyeceğinden artık dinlenemeyeceğinden, Mahkemece davanın reddine karar verilmesi bir isabetsizlik görülmemiştir.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 81,00 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 651,00 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.09/04/2026