Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2026/74 E. 2026/333 K. – Tasarrufun İptali
Konu: Tasarrufun İptali
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2026/74
- Karar No
- 2026/333
- Karar Tarihi
- Konu
- Tasarrufun İptali
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2912 E., 2024/2668 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 21.05.2024 tarihli ve 2023/4627 Esas, 2024/5051 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ...Ş. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak harç ve vekâlet ücreti yönünden düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davalı vekilinin duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Milli Savunma Bakanlığı (MSB) tarafından 2015/7168 ihale kayıt numaralı 33 kısım yemek hizmeti alım ihalesi 04.06.2015 tarihli 1. Kısım (Ankara), 04.06.2015 tarihli 11. Kısım (Samsun), 13.07.2015 tarihli 21. Kısım (Amasya) yemek ihalesini ... Yemek Hizm. Gıda Paz. ve Tur. A.Ş. ile ... Yemek Tem. Güv. Teks. Bil. Med. ve Sağ. Hiz. A.Ş. İş Ortaklığı'nın kazandığını, hazır yemek hizmeti alımı sözleşmelerinin imzalandığını, davacının faaliyeti kapsamında davalı borçlulara 30.05.2015 ilâ 30.11.2015 tarihleri arasındaki faturalar karşılığı çeşitli sebze ve mevye ürünleri verdiğini, alacağına karşılık 21.11.2015 tanzim, 28.02.2016 vadeli, 260.864,06 TL tutarında bono verildiğini, bono karşılığı ödenmediğinden Ankara 9. İcra Müdürlüğünün 2016/22592 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, borcun ödenmediğini, davalı şirketler arasında 16.11.2015 tarihinde adi ortaklık kurulduğunu, adi ortaklığın ... ... Yemek Sanayi Ticaret A.Ş’ye dönüştüğünü, işlemlerin bu şirket üzerinden yürütüldüğünü, ... ... A.Ş’nin 19.11.2015 tarihinde 50.000,00 TL sermaye ile kurulduğunu ve anılan şirketin davalı ...Ş. ile ticari ilişkisi bulunmamasına rağmen adı geçen şirketin MSB'deki hakedişinin 18.500.000,00 TL'lik kısmının 04.12.2015 tarihli üç adet temlik sözleşmesi ile davalı Bankaya temlik ettiğini, 18.500.000,00 TL'lik temlik bedelinin şirketin elde edeceği hakedişlerden dahi fazla olduğunu, şirketin tüm gelirinin devredildiğini, temlikin muvazaalı yapıldığını, Bankanın Şirket ile birlikte alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla hareket ettiğini, ... ... A.Ş’nin tüm hakedişlerinin davalı bankanın yardımıyla alacaklılarından kurtarılarak bir şekilde tekrar adı geçen şirkete aktarılarak hizmetin devamının sağlandığını, temlikten sonra şirketin hiçbir geliri bulunmamasına rağmen altı ay daha sözleşmeye uygun işin sürdürüldüğünü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 280/son maddesine göre ticari işletmenin devir veya satın alan şahsın borçlunun alacaklılarını ızrar kastını bildiği ve ızrar kastıyla hareket ettiğinin kabul edildiğini, temlik alınan tutarda bir borç olmadığı ve temlik edilen alacak üzerine haciz konulmasını engellemek amacıyla hareket edildiğini ileri sürerek davalılar arasındaki 04.12.2015 tarihli ve 23876, 23877, ... yevmiye numaralı temlik tasarruflarının iptaline, temlik sonucu anılan bedelin davalılardan cebri icra yoluyla tahsil etme yetkisi tanınmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı Şirketler temsilcisi cevap dilekçesinde; davalı şirketlerin yetkilisi olduğunu, ... A.Ş. ile ... A.Ş. iş ortaklığının MSB'den yemek ihalesi aldığını, ihale sonrası iş ortaklığının ... ... A.Ş'ye dönüştüğünü ve işe bu şirket adı ile devam ettiğini, davacının alacaklı olduğunun doğru olduğunu, bir itirazı bulunmadığını, işin devamı için davacı gibi küçük esnaf ve tacirlerden senet karşılığı gıda malzemeleri satın alındığını, bu arada şirketlerin ekonomik durumunun bozulduğunu, yemek hizmetinin devamını sağlamak ve borçları ödeyebilmek için kredi karşılığı hakedişleri temlik ettiğini, ancak gelen bedelin yemek hizmetinin devamını sağladığını, davacı da dahil bir kısım borçları ödeyemediğini, şirketlerin malvarlığı ve ödeme gücü bulunmadığını, bankalardan teminat alamadığı için ihalelere de katılmadıklarını, iş aldığında davacıya ödeme yapılacağını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ...Ş. vekili ıslah edilen cevap dilekçesinde; tasarrufun iptali davasının ön koşullarının oluşmadığını, davacı tarafından kesin veya geçici aciz belgesi sunulmadığını, temlik sözleşmesinin borcun doğumundan önce yapıldığını, dava konusu satışa ilişkin muvazaa iddialarının temelsiz, gerçek dışı ve kötüniyetli olduğunu, temlik nedeni ile bankaya gelen hakedişlerin kredi borcundan mahsup edilen kısmı dışında kalan miktarların hemen ... ...’in mevduat hesabına aktarılması ve alacaklıların her türlü haciz işlemine olanak verecek şekilde hesapta tutulmasının da taraflar arasında bir anlaşma olmadığını gösterdiğini, bu durum alacağın tahsiline engel olmayacağından davanın açılmasında hukuki yararın bulunmadığını, kurumsal bir yapı olan bankanın muvazaalı bir işleme girmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.01.2019 tarihli ve 2017/226 Esas, 2019/25 Karar sayılı kararıyla; yapılan temlik işleminin şirketin ihale ile aldığı hazır yemek hizmeti işinin devamını engelleyecek mahiyette olduğu, borçlu şirketin tek malvarlığı olduğu anlaşılan alacağın temlikinin ticari işletmenin büyük bir kısmının devri niteliğini taşıdığı ve borçlunun alacaklılarını ızrar kastını bildiğinin kabul edilmesi gerektiği, dava konusu tasarrufa ilişkin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin 02.04.2018 tarih, 2018/223 Esas, 2018/472 Karar sayılı ilâmlı ile kesinleşen Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/122 Esas sayılı dosyasında da aynı gerekçelerle tasarrufun iptaline karar verilmesinin de aynı yönde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, toplam 18.500.000,00 TL temlik bedeline ilişkin işlemlerin Ankara 9. İcra Müdürlüğünün 2016/22592 Esas sayılı takip dosyasındaki alacak ve fer'ilerine yetecek oranda iptaline, davacı tarafa bu miktar için cebri icra yetkisi verilmesine karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 3. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin 13.03.2020 tarihli ve 2019/1016 Esas, 2020/541 Karar sayılı kararıyla; yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olmadığı gibi benimsenen bilirkişi raporunun da hükme esas alınamayacağı, kesinleşen davanın eldeki dava yönünden kabul gerekçesi yapılmasının dosyada mevcut deliller ve dosya kapsamına uygun bulunmadığı, davalı bankanın savunması üzerinde durularak davacı ile davalı borçluların (takip borçlusu tüm şirketlerin) bağlı bulunduğu vergi dairesinden B/A-B/S formaları ile, davalı Banka Teftiş Kurulu Kıdemli Müfettişi ... ve Müfettiş Yardımcısı ... tarafından hazırlanan teftiş raporu, davacı ve davalı borçluların (takip borçlusu tüm şirketlerin) ticari defterleri, tasarrufta bulunan borçlu şirketin davalı bankanın Mersin Şubesi nezdindeki hesap hareketleri de istenerek üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması, davacı ile borçlular arasındaki ticari alım-satım ilişkisinin belirlenmesi, alım-satım işlemi varsa borçlu tarafından davacıya, davalı banka aracılığıyla ödeme yapıp yapmadığı, ödeme yapılmış ise takip konusu borca ilişkin ödeme olup olmadığı ve ayrıca davalı banka tarafından davalı borçlunun vadesiz hesabına virman yapılan hakediş ödemelerinin tarihleri ile borçlunun bu hakediş bedellerini hangi tarihlerde, kimlere ne miktar ödeme yaptığı hususunda uzman bilirkişi heyetinden (bankacılık-finans konusunda bir uzman, mali müşavir bir bilirkişi ile hesap uzmanı bilirkişi) alınacak rapor, toplanan ve toplanacak deliller de birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmediğinden davalı ...Ş. vekilinin istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılması ve dosyanın belirtilen gerekçeyle yerel mahkemesine gönderilmesine, kaldırma ve geri gönderme sebebine göre davalı banka vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. 4. İlk Derece Mahkemesinin 16.06.2021 tarihli ve 2020/267 Esas, 2021/564 Karar sayılı kararıyla; ibraz olunan bilirkişi kurul raporu ve ek raporunda yapılan tespit ve değerlendirmelerin dosyadaki bilgi ve belgeler ile uyumlu, hükme esas almak için yeterli ve denetime elverişli bulunduğu, buna göre Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/1 22... /461 Karar sayılı kesinleşmiş ilâmı ile dava konusu temlik işlemlerinin muvazaalı olduğunun tespit edildiği, dava konusu alacağın ise ticari ilişkiden kaynaklı gerçek bir alacağa dayalı olduğu, bu alacağa ilişkin herhangi bir ödeme yapılmadığı, hakediş ödeme tarihleri, kredi kullanım tarihi, temlik miktarı ile kullanılan kredi miktarı dikkate alındığında, davalı ... ... A.Ş'nin kredi kullanmaya ihtiyacının olmadığı, kullanılacak kredi karşılığında temlik yapıldığına ilişkin temlik sözleşmesinde yer alan sebebin gerçeği yansıtmadığı, yapılan temlik işleminin alacaklıların hakedişleri üzerine haciz konulmasını engellemeye yönelik olduğu, temlik yapan borçlu şirketin temlik ettiği hakedişlerinden başka malvarlığı olmadığı, temlik alan bankanın İİK'nın 280. maddesi gereği borçlunun ızrar kastıyla hareket ettiğini bildiği, zira davalı şirket ve grup firmaları riski için temlik alınmış olmasına rağmen, MSB'den gelen temlik bedellerinin ayrı bir bloke hesaba alınmadan gelir gelmez davalı ... ... A.Ş. hesabına aktarıldığı, bu durumun genel bankacılık teamüllerine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, Mersin ... Noterliğinin 04.12.2015 tarih ve 23876-23877- ... yevmiye No.lu işlemleri ile toplam 18.500.000,00 TL temlik bedeline ilişkin işlemlerin Ankara 9. İcra Müdürlüğünün 2016/22592 Esas sayılı takip dosyasındaki alacak ve fer'îlerine yetecek oranda iptaline, davacı tarafa bu miktar için cebri tahsil yetkisi verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 18.01.2023 tarihli ve 2021/1532 Esas, 2023/79 Karar sayılı kararıyla; somut olayda davalı Banka vekili dava konusu temlik işleminin davalı borçlu Şirkete kullandırılan kredinin teminatı olarak yapıldığını beyan etmiş ise de dosya kapsamından 04.12.2015 tarihinde borçlunun davalı Bankadan kullandığı 500.000,00 TL'lik kredi için aynı gün 04.12.2015 tarihinde toplam 18.500.000,00 TL'lik temlik işleminin yapıldığı, davalı borçlunun 500.000,00 TL'lik kredi borcunu ödediği, davalı Bankanın anılan kredi nedeniyle riskinin kalmadığı ve ödenen 15.343.770,71 TL'lik temlik bedelini aynı gün borçlunun vadesiz hesabına aktararak borçlunun kullanımına sunduğu, borçlunun anılan miktarı hesabından çektiği, 19.11.2015 tarihinde 50.000,00 TL sermaye ile kurulan borçlu Şirketin kuruluşundan bir buçuk ay sonra Şirket merkezi dışındaki davalı Banka şubesine 18.500.000,00 TL'lik temlik işlemi yapması göz önüne alındığında, dava konusu temlik işleminin alacaklıdan mal kaçırma amacıyla yapıldığının anlaşıldığı, davalı Bankanın mevcut deliller karşısında borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek tüzel kişilerden olduğu, tasarrufa konu temlik bedelinin borçlu Şirketin kuruluş sermayesinin dahi kat kat üzerinde olduğu, dolayısıyla borçlu Şirketin tek malvarlığı olduğu anlaşılan alacağın temlikinin İİK'nın 280. maddesinde belirtilen ticari işletmenin büyük bir kısmının devri niteliğinde ve iptale tâbi olduğu anlaşılmakla Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ne var ki davada, tasarrufa konu mal varlığının tasarruf tarihindeki değeri ile takibe konu alacağın değerinden hangisi az ise harca esas dava değerinin bu miktar üzerinden belirlenmesi gerekirken Mahkemece dava değerin daha fazla olan tasarrufa konu temlik bedeli olarak kabul edilmesi ve davalılar aleyhine fazla miktarda harç ve vekâlet ücretine hükmolunmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davalı Bankanın istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, harç ve vekâlet ücreti yönünden düzeltilerek yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Davacı alacaklı vekili, borçlu şirket hakkında yaptığı takibin sonuçsuz kaldığını, borçlunun dava dışı Milli Savunma Bakanlığından olan hak edişlerini davalı ...Ş.'ne temlik ettiğini, bu temlik nedeni ile alacağını tahsil edemediğini iddia ederek bu tasarrufun iptalini talep etmiş, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, davalı bankanın istinaf istemi Bölge Adliye Mahkemesince yalnızca davalılar aleyhine fazla miktarda harç ve vekalet ücretine hükmolunduğu gerekçesiyle kabul edilmiş ise de varılan sonuç isabetli bulunmamıştır. Tasarrufun iptali davalarının görülebilmesi için, borçlu tarafından yapılmış bir tasarruf işleminin olması, bu tasarruf işleminin de davacı alacaklının alacağını tahsil etmesini engelleyici bir durumu oluşturması gerekmektedir. Bir başka deyişle bu tasarruf işlemi olmasaydı davacının alacağına kavuşma imkanı olmalıdır. Yani davacı alacaklının hukuki yararının olması gerekir. Öte yandan, karar gerekçesi yapılan İİK'nın 280/1 inci maddesine göre işlemin iptali için borçlunun mal kaçırma amacını onunla tasarrufta bulunan üçüncü kişinin bilmesi veya bilmesi lazım gelen kişilerden olması gerekir. Ticari hayatta, tacirler arasındaki alacağın temlikinin, mutad ödeme araçlarından biri olduğu, dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir. Bunun için tarafların temlikten önce ve sonrasında devam eden bir ticari ilişkisinin olması ve temliki gerektiren bir alacak- borç ilişkisinin bulunması lazım gelir. Somut olayda; davacı alacaklı 21.11.2015 tanzim 28.02.2016 vadeli bonodan kaynaklanan alacağı için 05.12.2016 tarihinde takibe geçmiş, 06.04.20 17... .04.2017 tarihli hacizlerde borçlunun adresini terk ettiği tesbit edilmiş, davacının alacağını tahsiline imkan sağlayacak bir mal varlığına rastlanmamıştır. Davalı bankaya İİK'nın 89/1 ihbarnamesi 29.06.2017 tarihinde, dava dışı Milli Savunma Bakanlığına ise 10.3.2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Her iki üçüncü kişi de bu tarih itibari ile borçlunun kendilerinde alacakları olmadığını belirtmiştir. Davalı banka, borçlu şirket ortakları ile organik bağ içinde olan ... Yemek Hizmetleri A.Ş. ne 08.09.2015 tarihinde 2.000,000 TL, borçlu şirkete 04.12.2015 tarihinde 7.500.000 TL, 25.03.2016 tarihinde borçlu şirketin kefil olduğu ve 08.09.2015 tarihli kredinin de bu sözleşmenin bir parçası olduğunu belirten kredi sözleşmesi ile de 6.000.000 TL kredi açmıştır. 04.12.2015 tarihli Rotatif kredi sözleşmesinin imzalandığı gün, borçlunun dava dışı Milli Savunma Bakanlığından olan hak edişlerini 3 adet temlik sözleşmesi ile noterden temlik almıştır. Temlik sözleşmesi miktarı 18.500.000 TL'dir. Alacağı temlik alan davalı banka, kendisine gelen 15.343.770,71 TL hak ediş tutarlarını 21.12.2015 -25.06.2016 tarihleri arasında bünyesinde bulunan borçlunun vadesiz hesabına aktarmış, bundan 500.000,00 TL kısmı alacağına mahsup etmiştir. Buna göre, davalı üçüncü kişi banka 25.06.2016 tarihine kadar kendisine gelen hak edişleri aynı gün borçlunun hesabına aktarmış ve bu hesaba bloke konulmamıştır. Davacı alacaklının takibe başladığı 05.12.2016 tarihinde ve haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği 29.06.2017 tarihinde, hakedişler borçlunun hesabına iade edilmiş, bankanın elinde tuttuğu veya haksız olarak tahsil ettiği bir bedel olmamıştır. Dolayısı ile davanın açıldığı 23.05.2017 itibari ile iptalini gerektiren bir temlik işlemi kalmamıştır. Bu tarihler dikkate alındığında, davacının alacağının tahsili için takibe geçtiği, 05.12.2016 tarihinde üçüncü kişi banka temlikin kaynağından gelen bedelleri borçluya iade etmiştir. Yani temlik hiç yapılmamış gibi, hakedişler borçlunun hesabına aynen yatırılmıştır. Dolayısı ile 21.12.2015-25.06.2016 tarihleri arasında takip yapılmış ve bankaya İİK'nın 89/1 ihbarnamesi gönderilmiş olsa idi alacağın tahsili mümkün olabileceğinden, bu temlikin davacının alacağını tahsiline engel olduğu söylenemez. Temlik mutad ödeme aracı olup, davalılar arasında temlikten önce ve sonrasında devam eden kredi ilişkisi mevcut olup, davalı bankanın açtığı rotatif kredilerin faiz alacakları dikkate alındığında, 18.500.000 TL'lik temlik işlemi, bir bankanın alacağını garanti alması için bankacılık kuralları içinde makul bir durumdur. Tüm bu maddi ve hukuki olgulara göre, davalılar arasındaki temlik işlemi mutad ödeme aracı niteliğinde olduğu gibi, temlik konusu bedelin tümüne yakın miktarını başkasının değil borçlunun hesabına davacı alacaklının takibinden önce yatırılmış olması nedeni ile davalıların bu işlem ile diğer alacaklılardan mal kaçırdığını, muvazaalı bir işlem yaptıklarını veya alacağın tahsiline engel olunduğunu da söylemek mümkün değildir. En önemlisi takip ve dava tarihi itibari ile temlik bedelinin bankanın alacağının mahsubu sonrasında kalan büyük kısmının borçlu şirkete iade edilmiş olması nedeni ile iptali gerektiren bir temlik tasarrufu da ortadan kalkmıştır. Kabule göre ise; Tasarrufun iptaline karar verilmesi halinde, sadece davalı üçüncü kişinin haksız olarak tahsil etmiş olduğu miktar tesbit edilerek bu miktar ve davacının alacağı ile sınırlı olarak iptali kararı verilmesi gerekirken, bu miktar tesbit edilmeden temlikin alacaklının alacağı kadar iptaline karar verilmesi ve üçüncü kişinin de mal varlığı üzerinde cebri icra yetkisi tanınması hatalı olmuştur..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda davalı Banka vekili dava konusu temlik işleminin davalı borçlu Şirkete kullandırılan kredinin teminatı olarak yapıldığını beyan etmiş ise de dosya kapsamından 04.12.2015 tarihinde borçlunun davalı Bankadan kullandığı 500.000,00 TL'lik kredi için aynı gün 04.12.2015 tarihinde toplam 18.500.000,00 TL'lik temlik işleminin yapıldığı, davalı borçlunun 500.000,00 TL'lik kredi borcunun temlik bedelinden mahsup edilmek suretiyle tahsil edildiği, böylelikle davalı Bankanın anılan kredi nedeniyle riskinin kalmadığı, buna rağmen davalı Bankanın kendisine ödenen bakiye temlik bedellerini 21.12.2015-25.06.2016 tarihleri arasında davalı borçlunun yeni açtığı vadesiz hesabına aktararak borçlunun kullanımına sunmaya devam ettiği, borçlunun da Banka tarafından kendisine gönderilen bu bedelleri hesabından çektiği, davalı Bankaya gönderilen 29.06.2017 tarihli haciz ihbarnamesine verilen cevabi yazıdan borçlunun hesabında 237,98 TL kaldığının anlaşıldığı, bu şekilde yapılan tasarruf işlemiyle davalı borçlu Şirket alacaklılarının Milli Savunma Bakanlığına başvurarak borçlunun hakediş bedelinden alacaklarını tahsil etmeleri imkânının ortadan kaldırıldığı, 19.11.2015 tarihinde 50.000,00 TL sermaye ile kurulan borçlu Şirketin kuruluşundan bir buçuk ay sonra Şirket merkezi dışındaki davalı Banka şubesine 18.500.000,00 TL'lik temlik işlemi yapması ve davalı Banka'nın alacağını tahsil etmiş olmasına, riski kalmamasına rağmen davalı borçlunun hakedişlerinin kendisine gönderilmeye devam edilmesini sağlaması ve bu bedelleri aynı gün borçlunun yeni açtığı hesabına aktarması göz önüne alındığında dava konusu temlik işleminin alacaklıdan mal kaçırma amacıyla yapıldığının açık olduğu, nitekim bu işlemler nedeniyle davalı Banka nezdinde de teftiş başlatıldığı, davalı Bankanın mevcut deliller karşısında borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek tüzel kişilerden olduğu, borçlu Şirketin tek malvarlığı olduğu anlaşılan alacağın temlikinin İİK'nın 280. maddesinde belirtilen ticari işletmenin büyük bir kısmının devri niteliğinde ve iptale tâbi olduğunun anlaşıldığı, tasarrufun iptali davalarının görülebilmesi için dava konusu tasarrufun, davacının alacağının doğduğu tarihten sonra yapılması gerektiği, davacının tasarruf tarihinden önce borçlu aleyhine takip başlatmasının gerekli olmadığı yani davacı alacaklının dava konusu edilen tasarruf tarihinden önce takibe başlamış olmasının bir dava şartı olarak davacıya yüklenemeyeceği, davalılar arasında iptale tâbi bir tasarrufun yapılması yeterli olup bu tasarrufun davacının takibinden önce veya sonra fark edilip dava açılmasının bir önemi bulunmadığı ve iptale tâbi tasarruf yapılıp para tahsil edildikten sonra dahi tasarrufun iptali davası açılmasının mümkün olduğu, dava konusu tasarrufun iptalini gerektiren işlemin ise davalı borçlu Şirketin, hakedişlerine ilişkin alacağını temlik alan davalı Bankanın, kendi alacağını (500.000,00 TL) mahsup ettikten sonra bu hususu Milli Savunma Bakanlığına bildirmeyerek hakedişleri almaya ve davalı borçlu şirketin Mersin'de açılan yeni bir hesabına aktarmaya devam etmesi olduğu, bir başka deyişle davalı Bankanın haksız olarak tahsil ettiği bir bedel bulunup bulunmadığının eldeki davada incelenmesine gerek olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı ...Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde; ara karar ile reddi hâkim talebinin esas hükümle birlikte temyizine karar verilmiş olmasına rağmen gerekçeli kararda bu ara karara yönelik ayrı bir gerekçeye yer verilmediğini, reddi hâkim talebinin esas dayanağının da mahkemenin gerekçesiz kararlar vermesi olduğunu, mahkemece verilen direnme kararının hatalı olduğunu, dava tarihi itibariyle ortada iptal edilebilecek bir tasarruf işleminin bulunmadığını, dava konusu temlik işleminin İİK'nın 277 ve devamı maddelerinde öngörülen sonuçları doğurmadığını ve davaya konu temliklerin hepsinin davacının icra takibini başlattığı 05.12.2016 tarihinden önce gerçekleştirilmiş olduğunu, davacı yanın alacağını tahsil edememesinin asıl nedeninin alacağını zamanında takip etmemesi olduğunu ve icra takibi yapmış olduğu tarihte ... ... A.Ş'nin, Milli Savunma Bakanlığından hakediş alacağı bulunmadığını, Banka olarak kullandırdıkları kredi ve karşılığında aldıkları temlikte, bankacılık mevzuatına ve uygulamalarına aykırı hiçbir yön bulunmadığını, bu bakımdan yeterli araştırma ve inceleme yapılmadığını ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 277 vd. maddelerine göre tasarrufun iptali istemine ilişkin eldeki dava dosyasında, tasarrufun iptali bakımından gerekli şartların bulunup bulunmadığı, bu kapsamda; (1) Davanın açıldığı 23.05.2017 tarihi itibariyle iptali gereken tasarruf işleminin bulunup bulunmadığı, yapılan temlikin davacının alacağını tahsiline engel nitelik teşkil ettiğinin kabul edilip edilemeyeceği, (2) Dava konusu temlik işleminin alacaklıdan mal kaçırma amacıyla yapıldığının, davalı Bankanın borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek tüzel kişilerden olduğunun ve alacağın temlikinin İİK'nın 280. maddesinde belirtilen ticari işletmenin büyük bir kısmının devri niteliğini taşıdığının kabul edilip edilemeyeceği noktalarında toplanmaktadır. D. Ön Sorun Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, Özel Daire bozma kararından sonra Bölge Adliye Mahkemesince yapılan 17.12.2024 tarihli duruşmada davalı ...Ş. vekili tarafından hâkimin reddi talebinde bulunulması üzerine ara karar ile hâkimin reddine ilişkin talebin HMK'nın 41/1-b,c maddelerine göre reddedilerek direnme kararı verildiği, davalı ...Ş. vekilince hâkimin reddi talebinin geri çevrilmesine (reddine) ilişkin kararın da temyiz edildiği, Özel Dairece HMK’nın 373/5. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucu dosyanın hâkimin reddi talebine yönelik temyiz itirazına değinilmeksizin Hukuk Genel Kuruluna gönderildiği dikkate alındığında bu yöndeki temyiz incelemesinin Özel Dairece mi yoksa Hukuk Genel Kurulunca mı yapılacağı, Özel Dairece incelenmesine karar verildiği takdirde dosyanın Özel Daireye gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. E. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 41. maddesi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 vd. maddeleri
2. Değerlendirme a. Ön sorun yönünden 1. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 41. maddesi; " (1) Hâkimin reddi talebi, aşağıdaki hâllerde kabul edilmeyerek geri çevrilir: a) Ret talebi süresinde yapılmamışsa. b) Ret sebebi ve bu sebebe ilişkin inandırıcı delil veya emare gösterilmemişse. c) Ret talebinin davayı uzatmak amacıyla yapıldığı açıkça anlaşılıyorsa. (2) Bu hâllerde ret talebi, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla; tek hâkimli mahkemelerde ise reddedilen hâkimin kendisi tarafından geri çevrilir. (3) İlk derece mahkemesinin bu kararlarına karşı istinaf yoluna, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin başkan ve üyeleri hakkındaki kararlarına karşı da temyiz yoluna ancak hükümle birlikte başvurulabilir" şeklindedir. 2. 6100 sayılı Kanun'un "Ret talebinin geri çevrilmesi" kenar başlıklı 41. maddesinin 3. fıkrasına göre bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin başkan ve üyeleri hakkındaki kararlarına karşı temyiz yoluna ancak hükümle birlikte başvurulabilir. Bu hüküm uyarınca davalı ...Ş. vekili direnme kararının temyizinde Bölge Adliye Mahkemesince verilen hâkimin reddi talebinin reddine ilişkin ara kararı da temyiz ettiğinden, bu yöndeki temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılması gerekmektedir. 3. Hukuk Genel Kurulunca yapılan görüşmeler sırasında, Özel Dairenin direnme kararını inceleyebilmesi için öncelikle ret talebinin reddine ilişkin ön sorunu inceleyip sonuçlandırması gerektiğinden bu incelemenin Özel Dairece yapılması gerektiği, dolayısıyla ön sorun bulunduğu yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 4. Hâl böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hâkimin reddi talebinin geri çevrilmesine (reddine) ilişkin ara kararı hakkındaki temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılması gerektiğine ilk görüşmede oy çokluğuyla ile karar verilerek hâkimin reddi talebinin reddine ilişkin kararın değerlendirilmesine geçilmiştir. 5. Hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması hâlinde, taraflardan biri hâkimi reddedebileceği gibi hâkim de bizzat çekilebilir. HMK'nın 36. maddesine göre hâkimin davada, iki taraftan birine öğüt vermiş ya da yol göstermiş olması, davada iki taraftan birine veya üçüncü kişiye kanunen gerekmediği hâlde görüşünü açıklamış olması, davada, tanık veya bilirkişi olarak dinlenmiş veya hâkim ya da hakem sıfatıyla hareket etmiş olması; uyuşmazlıkta arabuluculuk veya uzlaştırmacılık yapmış bulunması, davanın dördüncü derece de dâhil yansoy hısımlarına ait olması, dava esnasında iki taraftan birisi ile davası veya aralarında bir düşmanlık bulunması durumlarında ret sebebinin varlığı kabul edilmiştir. Maddede belirtilen ret sebepleri sınırlı olarak sayılmadığından sayılanlar dışında bir nedene dayanılması durumunda hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşürecek önemli bir durumun varlığı aranacaktır. Hâkimin reddi sebebini bilen taraf, ret talebini en geç ilk duruşmada ileri sürmek, ret sebebini davaya bakıldığı sırada öğrenmiş ise en geç öğrenmeden sonraki ilk duruşmada, yeni bir işlem yapılmadan önce bu talebini hemen bildirmek zorundadır. Belirtilen sürede yapılmayan ret talebi dinlenmez. Hâkimin reddi talebinin dayandığı sebepler ile delil veya emarelerin açıkça gösterilmesi ve varsa ilgili belgelerin eklenmesi gerekir. Kanun'un 41. maddesinin 1. fıkrasında hâkimin reddi talebinin hangi hâllerde kabul edilmeyerek geri çevrileceği belirtilmiştir. 6. Somut olayda, davalı ...Ş. vekili tarafından ileri sürülen iddialar dosya içeriği ile birlikte değerlendirildiğinde; hâkimin reddi sebebi ve bu sebebe dair inandırıcı delil ve emareler bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesince verilen hâkimin reddi talebinin HMK'nın 41. maddesine göre geri çevrilmesine dair kararın yerinde olduğu sonucuna ilk görüşmede oy birliği ile varılarak, işin esasının incelenmesine geçilmiştir. b. İşin esası yönünden 1. İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. 2. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK. md. 283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir. 3. Bu tür davaların dinlenebilmesi için davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması hâlinde ise İİK'nın 278, 2 79... . maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. 4. Tasarrufun iptali davalarının görülebilmesi için öncelikli şart, borçlu tarafından yapılmış bir tasarruf işleminin olmasıdır. Bu tasarruf işleminin de davacı alacaklının alacağını tahsil etmesini engelleyici bir durum yaratması, bu tasarruf işlemi olmasaydı davacının alacağına kavuşma imkânının olması gereklidir. Bir başka anlatımla, davacı alacaklının tasarrufun iptali davasını açmakta hukuki yararının bulunması zorunludur. 5. Somut olayda; davacı alacaklı 21.11.2015 tanzim, 28.02.2016 vadeli bonodan kaynaklanan alacağı için 05.12.2016 tarihinde takibe geçmiş, 06.04.20 17... .04.2017 tarihli hacizlerde borçlunun adresini terk ettiği tesbit edilmiş, davacının alacağını tahsiline imkân sağlayacak bir mal varlığına rastlanmamıştır. 6. Davalı banka, borçlu şirket ortakları ile organik bağ içinde olan ... Yemek Hizmetleri A.Ş' ye 08.09.2015 tarihinde 2.000,000,00 TL, borçlu şirkete 04.12.2015 tarihinde 7.500.000,00 TL, 25.03.2016 tarihinde borçlu şirketin kefil olduğu ve 08.09.2015 tarihli kredinin de bu sözleşmenin bir parçası olduğunu belirten kredi sözleşmesi ile 6.000.000,00 TL kredi açmış ve 04.12.2015 tarihli kredi sözleşmesinin imzalandığı gün, borçlunun dava dışı MSB'den olan hakedişlerini üç adet temlik sözleşmesi ile noterden temlik almıştır. Temlik sözleşmesi miktarı 18.500.000,00 TL olup, alacağı temlik alan davalı banka, kendisine gelen 15.343.770,71 TL hakediş tutarlarını 21.12.2015 ilâ 25.06.2016 tarihleri arasında bünyesinde bulunan borçlunun vadesiz hesabına aktarmış, bundan 500.000,00 TL kısmı alacağına mahsup etmiştir. Dolayısıyla davalı üçüncü kişi banka 25.06.2016 tarihine kadar kendisine gelen hakedişleri aynı gün borçlunun hesabına aktarmış ve bu hesaba bloke konulmamıştır. Davacı alacaklının takibe başladığı 05.12.2016 tarihinde hakedişler borçlunun hesabına iade edilmiş, bankanın elinde tuttuğu veya haksız olarak tahsil ettiği bir bedel olmamıştır. Bu tarihler dikkate alındığında, davacının alacağını tahsil için takibe geçtiği 05.12.2016 tarihinde üçüncü kişi banka temlikin kaynağından gelen bedelleri borçluya iade etmiştir. Yani temlik hiç yapılmamış gibi, hakedişler borçlunun hesabına aynen yatırılmıştır. Bu durumda 21.12.2015-25.06.2016 tarihleri arasında takip yapılmış ve bankaya İİK'nın 89/1 ihbarnamesi gönderilmiş olsa idi alacağın tahsili mümkün olabileceğinden, bu temlikin davacının alacağını tahsiline engel olduğu söylenemeyeceği gibi davanın açıldığı 23.05.2017 itibari ile iptalini gerektiren bir temlik işlemi de kalmamıştır. 7. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, yapılan temlik işleminin davacının alacağını tahsiline engel durum yaratmadığı gibi takip ve dava tarihi itibari ile temlik bedelinin banka alacağının mahsubu sonrasında kalan büyük kısmının borçlu şirkete iade edilmiş olması nedeniyle iptali gerektiren tasarruf da ortadan kalktığından davanın reddi gerektiği, dolayısıyla (2) numaralı uyuşmazlığın değerlendirilmesine gerek olmadığı sonucuna varılmıştır. 8. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, somut olayda davacının alacağının tahsiline engel nitelik taşıyan bir tasarruf işleminin bulunduğu, temlik işleminin alacaklıdan mal kaçırma amacıyla yapıldığı, davalı Bankanın borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek tüzel kişilerden olduğu ve alacağın temlikinin ticari işletmenin büyük bir kısmının devri niteliğini taşıdığından İİK'nın 277 vd. maddeleri uyarınca iptale tâbi olduğu, dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir. 9. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesine gönderilmesine, İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 20.05.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
''K A R Ş I O Y''
1. Dava, İİK'nın 277 vd. maddelerine göre açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir. 2. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle tasarruf kavramı açıklanmalı ve iptale konu edilen tasarrufun ne olduğu hususu netliğe kavuşturulmalıdır. 3. Türk Hukuk Lûgatında, tasarruf kavramı; “bir şeyden yararlanabilmek ve o şey üzerinde istenilen hukuki sonucu elde edebilmek yeterliliğidir” tasarruf ilkesi kavramı ise; “alanlarına, konularına göre tasarruf, malvarlığı içindeki bir hakkın doğrudan doğruya devrini, geçersizliğini yapısı yönünden değişmesini ya da ortadan kalkmasını gerektiren bir ya da çok yanlı hukuksal işlemdir. Karşılığı da bir hakkın eksilmesine ya da yitirilmesine neden olmayıp bu sonucu hazırlayan, yani borçlunun malvarlığını bir borçla yükümlü kılan bir ya da çok yanlı hukuksal işlemlere ‘taahhüt’(iltizamî muamele) denir. Yükümlülük (taahhüt) işlemlerle (tasarruflarla) yerine getirilir” şeklinde açıklanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1066). 4. İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası; borçlu tarafından alacaklısını zarara uğratmak kastıyla gerçekleştirilen tasarruftan zarar gören alacaklının, borçlunun mal varlığından çıkarmış olduğu mal ve hakların veya bunların yerine geçen kıymetlerin, tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlamak ve bu yolla alacağını elde etmek amacıyla açtığı davadır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. Bu nedenle iptal davası, taşınmazın aynına ilişkin olmayan, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan nispi nitelikte bir davadır. 5. Kanun’da, borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tâbi tasarruflar 278, 2 79... . maddelerde üç grup altında düzenlemiş ise de; bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar sınırlı olarak sayılmadığından hangi tasarrufların iptale tâbi olduğu hususunun tayini hâkimin takdirine bırakmıştır. Borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz hâlinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır. Örneğin; alacağın temliki, boşanma protokolü ile yapılan işlemler, şirket hissesinin devri, ipoteklerin temliki, nam-ı müstear ile gizlenmiş danışıklı işlemler hakkında da tasarrufun iptali davası açılabileceği Yargıtay uygulamaları ile istikrar kazanmıştır. Borçlunun mamelekinin aktif bölümünü azaltıcı işlemler yapması ya da aktifini artırıcı işlemleri yapmaması da tasarrufun iptali davasının konusunu oluşturabilir. 6. Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için HMK’nın 114. maddesinde düzenlenen ve bütün davalar için geçerlilik taşıyan genel dava şartları yanında bir takım özel dava şartlarının varlığı da aranmaktadır. Bu özel şartlar, Hukuk Genel Kurulunun 23.10.2013 tarihli ve 2013/17-224 Esas, 2013/1478 Karar; 30.03.2016 tarihli ve 2014/17-843 Esas, 2016/433 Karar; 15.11.2017 tarihli ve 2017/17-2361 Esas, 2017/1371 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği gibi davacının gerçek bir alacağının olması, borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması ve iptal konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olmasıdır. Bu şartların dışında alacaklının süresi içinde İİK'nın 89/1 göndermesi gerektiği yönünde bir dava şartı getirilemeyeceği gibi, eldeki davada temlik dolayısıyla bu yola başvuramayacağı da açıktır. Ayrıca tasarrufun iptali davasında, davalılar arasında iptale tâbi bir tasarrufun yapılması yeterli olup bu tasarrufun davacının takibinden önce veya sonra fark edilip dava açılmasının bir önemi bulunmadığı gibi şartların oluşması durumunda iptale tâbi tasarruf yapılıp para tahsil edildikten sonra dahi tasarrufun iptali davası açılması mümkündür. Öte yandan Özel Daire bozma kararında her ne kadar kabule göre yönünde eleştiri mahiyetinde açıklama yapılarak davalı üçüncü kişinin haksız olarak tahsil etmiş olduğu miktar tesbit edilerek bu miktar ve davacının alacağı ile sınırlı olarak iptali kararı verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de iptale konu edilen tasarruf işleminin niteliği göz önüne alındığında davalı Bankanın haksız olarak tahsil ettiği bir bedel bulunup bulunmadığının eldeki davada incelenmesine de gerek yoktur. 7. Tasarruf işlemleri; mülkiyetin naklinde, sınırlı bir ayni hakkın tesisinde, alacağın temlikinde olduğu gibi bir hakka doğrudan doğruya etki eden, bir hakkı nakleden, kanıtlayan veya ortadan kaldıran hukuki işlemler olup, tasarrufun iptali davalarının konusunu ise borçlunun mal varlığından eksilmeye neden olan tasarruf işlemleri oluşturur. İçinde tasarruf işlemini barındıran inanç sözleşmelerinde, borçlu bu anlaşmaya dayanarak bir mal varlığı değerini üçüncü kişiye devir ve temlik ettiğinde anılan tasarruf işlemi borçlunun aktifini azaltacağından borçlunun (inananın) alacaklıları, borçlu (inanan) ile üçüncü kişi (inanılan) arasındaki tasarruf işleminin iptalini isteyebilecektir (Erdönmez, Güray: Alacaklılara Zarar Verme Kastıyla Yapılan Tasarrufların İptali, İstanbul, 2019, s. 133). 8. Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için alacaklının gerçekten alacaklı sıfatına sahip olması, tasarrufta bulunan kişinin de gerçekten borçlu olması gerekir. Eğer gerçek bir borç yoksa alacak da söz konusu olamayacağından, iptal davasının dinlenebilmesi olanaklı değildir. Yine alacaklının, borçlanmanın gerçekleştiği tarihteki borçlunun malvarlığına güvenerek işlem yapması gözönüne alınarak, borcun doğumundan önceki tasarruflar iptal davasına konu edilemeyeceğinden borcun hangi tarihte doğduğu ve borcun doğumuna ilişkin hukuksal nedenin kaynağının araştırılması zorunludur. Davalı üçüncü kişi Banka vekili davalı borçlu ile ticari ilişkisini temlik tarihinden öncesinde ve sonrasında devam ettirdiğini, dava konusu temlik işleminin davalı borçlu Şirkete kullandırılan kredinin teminatı olarak yapıldığını savunmuştur. 9. Kural olarak para borcu nedeniyle yapılan temlik işlemlerinin geçerli kabul edilebilmesi için temlik alacaklısı ile temlik borçlusu arasında temlik öncesi ve sonrası devam eden bir ticari ilişkisinin bulunması ya da en azından temlik öncesi bir ticari ilişkinin bulunması, temlik miktarı ile temlik alacaklısının alacağının orantılı olması, yani borç ve alacak ilişkisi arasında orantı bulunması, taraflar tacir ise bu durumun tarafların ticari defterleri veya banka hesap hareketleri gibi resmî belgelerle ispatlanması gerekmektedir. Bu durumda gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesi ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracı, temlik işlemi de mutat bir ödeme vasıtasıdır. 10. Eldeki davada, davacının alacağının 21.11.2015 tanzim, 24.02.2016 vadeli, 240.686,00 TL bedelli bonoya dayandığı, borçlular hakkındaki icra takibinin kesinleştiği, dava konusu tasarrufun tarafı olan borçlu şirket adına kayıtlı tapu, araç kaydı ve bankalarda hesabı bulunmadığı dolayısıyla ticaret sicil adresinde yapılan 06.04.2017 tarihli haciz tutanağının İİK'nın 105. maddesi kapsamında geçici aciz belgesi niteliğinde olduğu, iptali istenen tasarrufların takip konusu borçtan sonra yapıldığı, davanın beş yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmaktadır. Davalı Banka vekilinin alacağın gerçek olmadığı ve temlik işleminin borçlunun alacağına kavuşmasını engelleyecek nitelik taşımadığı yönündeki savunması üzerine, araştırma ve inceleme yapılması gerektiği yönünde Bölge Adliye Mahkemesince dosya mahkemesine geri çevrilmiş, belirtilen hususlar incelenerek hükme esas alınan bilirkişi raporunda; "...takip konusu senedin, ... Yemek AŞ ve ... Yemek AŞ'nin davacıya olan borcuna karşılık, kefil sıfatıyla ... ... Yemek AŞ yetkilisi ... tarafından verildiğinin, bu senedin ... ... Yemek AŞ'ye ait 2015 yılı defter-i kebir ile yevmiye defterinin kefaletten borçlar kısmına kaydının yapıldığının, alacağın ticari alım satımdan kaynaklı gerçek bir alacak olduğunun, Bankanın teftiş kurulu raporunda -bankaya gelen temlik bedellerinin aynı gün içerisinde firmanın vadesiz hesabına aktarılıp serbest kullanımına bırakıldığı, böylece firmanın MSB işini de içeren rutin ticari faaliyetlerini yürüttüğü..." sonucuna varılmış, iptali istenen 04.12.2015 tarihli temlik tasarruflarının takip konusu borçtan sonra yapıldığı, davanın beş yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır. 11. Davalı Banka vekili dava konusu temlik işleminin davalı borçlu Şirkete kullandırılan kredinin teminatı olarak yapıldığını beyan etmiş ise de dosya kapsamından 04.12.2015 tarihinde borçlunun davalı Bankadan kullandığı 500.000,00 TL'lik kredi için aynı gün 04.12.2015 tarihinde toplam 18.500.000,00 TL'lik temlik işleminin yapıldığı, davalı borçlunun 500.000,00 TL'lik kredi borcunun temlik bedelinden mahsup edilmek suretiyle tahsil edildiği, böylelikle davalı Bankanın anılan kredi nedeniyle risk kalmamasına rağmen davalı Bankanın kendisine ödenen bakiye temlik bedellerini 21.12.2015-25.06.2016 tarihleri arasında davalı borçlunun yeni açtığı vadesiz hesabına aktararak grup şirketlerce alınan kredi karşılığı savunması yapmasına rağmen ayrı bir bloke hesaba aktarmayıp borçlunun kullanımına sunmaya devam ettiği, borçlunun da Banka tarafından kendisine gönderilen bu bedelleri gecikmeksizin hesabından çektiği, bu şekilde yapılan tasarruf işlemiyle davalı borçlu Şirket alacaklılarının MSB'ye başvurarak borçlunun hakediş bedelinden alacaklarına haciz koydurma, alacağı tahsil etmeleri imkânının ortadan kaldırıldığı, borçlunun mamelekinin aktif bölümünü azaltan bu işlemin risk olmamasına rağmen devam ettirildiği, temlik sebebinin gerçeği yansıtmadığı, Bankanın mevcut deliller karşısında borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek tüzel kişilerden olduğu, tasarrufa konu temlik bedelinin borçlu Şirketin kuruluş sermayesinin dahi kat kat üzerinde olduğu, dolayısıyla borçlu Şirketin tek malvarlığı olduğu anlaşılan alacağın temlikinin İİK'nin 280. maddesinde belirtilen ticari işletmenin büyük bir kısmının devri niteliğini de taşıdığı sonucuna varıldığından Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararı yerinde olup, direnme kararının onanması gerektiğinden Sayın Çoğunluğun bozma yönündeki verilen karara katılamıyorum.
''K A R Ş I O Y''
Davacı alacaklı şirket, borçlu adi ortaklıktan alacağını tahsil için icra takibi başlatmış ancak borçlu adi ortaklığı oluşturan üç şirket aciz hâlinde olduklarından ve ayrıca adi ortaklığın mal varlığı bulunmadığından adi ortaklığın Milli Savunma Bakanlığı nezdinde bulunan 18.500.000,00 TL'lik hakedişlerini davalı bankaya 04.12.2018 tarihinde temliğin alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik olduğu belirterek, “temlik işleminin” iptalini talep edilmiştir. İlk derece mahkemesi tasarrufun iptali talebinin kabulüne karar vermiş, istinaf mahkemesi kaldırma kararı vererek yeniden istinaf isteminin esastan reddine karar vermiştir.Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ise, temlik edilen hakedişlerin, davacı temlikinden önce temlik alanın hesabına yatırıldığı, bankanın alacağını aldıktan sonra kalan kısmı borçlu adi ortaklığın hesabına aktardığını dolayısıyla iptal edilecek işlem kalmadığını belirterek bozma kararı vermiş, İstinaf Mahkemesi direnme kararı vermiştir. Öncelikle, davalı banka istinaf mahkemesinin başkan ve bir üyesinin reddini talep etmiş, bu talep reddedilerek esas hakkında karar verilmiştir. İstinaf mahkemesinin “hâkimin reddi talebinin reddine” dair kararı da esas kararla birlikte temyiz edilmiştir. Daire, “hâkimin reddi kararının reddine” dair kararla ilgili inceleme yapmadan dosyayı Hukuk Genel Kuruluna göndermiştir. Hâkimin reddi kararının reddine dair kararın Özel Dairece mi, Hukuk Genel Kurulunca mı inceleneceği konusunda yapılan ön sorun oylamasında incelemenin Hukuk Genel Kurulca yapılacağı çoğunlukça karara bağlanmışsa da bu kararının isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Zira HMK’nın 44. maddesine göre, “Esas hüküm bakımından temyiz yolu açık bulunan dava ve işlerde ret talebi hakkındaki karar, tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz edilebilir. Yargıtay’ın bu husustaki kararı kesindir” (md. 44/2). Bölge adliye mahkemesi hâkiminin reddine ilişkin talebin reddi konusundaki kararın temyizi üzerine Yargıtay’ca bozulması veya ret talebinin kabulüne ilişkin kararın Yargıtay’ca onanması hâlinde, ret sebebinin doğduğu tarihten itibaren reddedilen hâkimce yapılmış olan ve ret talebinde bulunan tarafça itiraz edilen esasa ilişkin işlemler, davaya daha sonra bakacak olan bölge adliye mahkemesi tarafından iptal olunur (md. 44/3). HMK. md. 373/5. fıkra gereğince direnme kararları önce Dairece incelenir. Daire incelemesinde öncelikle “hâkimin reddi kararının reddine” dair kararın incelemesi zorunludur. Çünkü “reddin reddine” dair karar bozulursa, direnmenin esası hiç incelenmeyecek direnme kararı iptal edilecektir (...44/3). Bu durumda dosya Hukuk Genel Kuruluna gelmeyecektir. Bu konuda ön sorunun var olduğunu, vurguladıktan sonra esasla ilgili muhalefet görüşlerimizi maddeler hâlende açıklayabiliriz. 1. Tasarrufun iptalini talep eden şirketin faturadan kaynaklanan alacakları temlik işleminden önce doğmuştur. Dolayısıyla iptal davasının bu yöndeki koşulu gerçekleşmiştir. 2. Borçlu adi ortaklık, bankadan 500.000,00 TL kredi kullanmasına rağmen Milli Savunma Bakanlığındaki 18.500.000,00 TL'lik alacağını bankaya temlik etmiştir. Hiçbir tacir, 500.000,00 TL borcu için 18.500.000,00 TL alacağını temlik etmez. Bu durum ekonomik hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu aykırılık ve oransızlık, temlikin muvazaalı olduğunu ve alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik olduğunu tek başına göstermeye yeterlidir. 3. Bankanın, tahsil ettiği paradan kullandırdığı kredinin karşılığı olan 500.000,00 TL'yi mahsup ettikten sonra borçlunun kendi şubesindeki hesaba değil, başka bankada açtığı hesaba derhal aktarmış olmasıda “alacaklılardan mal kaçırma” konusundaki iş birliğini ve muvazaayı göstermektedir. Zira, borçlunun hakedişlerini “teminat olarak değilde, temlik olarak” bankaya devretmesi, makul bir davranış olmadığı gibi, bankanın “temlik aldığı” yani artık kendisine ait olan paranın kasasına girdiği gün borçlunun hesabına aktarması da temlik müessesesinin ruhuna aykırıdır. Bir başka değişle banka bu eylemiyle kendisine ait parayı hukuken borçlu şirkete aktardığını göstermektedir. 4. Borçlu şirket, hakedişlerini “teminat olarak” verme yerine “temlik etmesi” nedeniyle alacaklılar, Milli Savunma Bakanlığına haciz ihbarnamesi tebliğ etseler, Bakanlık “tüm alacakların temlik edildiğini” belirterek haciz ihbarnamesine itiraz edecektir. Alacaklılar, bankaya haciz ihbarnamesi tebliğ etseler, Banka “hakedişleri temlik aldığını yani kendisine ait olduğunu” belirterek hacze itiraz edecektir. Görüldüğü gibi, alacaklıların hakedişlere haciz uygulamaması için tüm yollar kapatılmıştır. Bankanın parayı derhal borçlunun başka bankadaki yeni açılan ve alacaklılar tarafından (para çekilinceye kadar) tespiti zor hesaba aktarılmasının nedeni de budur. 5. Özel Dairenin “temlikin” mutad ödeme aracı olduğu görüşü de bu olayda geçerli değildir. Çünkü bu olayda teknik manada bir temlik işlemi değil alacaklılardan mal kaçırmak için muvazaalı işlem söz konusudur. Öte yandan, Dairenin “dava tarihinde iptal edilecek işlem kalmamıştır” gerekçeside isabetli değildir. Zira davanın konusu “tasarruf işlemi, yani temlik işlemidir” paranın banka tarafından aktarılmasının bir önemi yoktur. Temlik işleminin iptali hâlinde İİK'nın 283. maddesine göre, davacının, iptal davası sabit olduğu takdirde, bu davaya konu teşkil para üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde edecektir. İptal davası, üçüncü şahsın (somut olayda banka)elinden çıkarmış olduğu değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs(banka)davacının alacağından fazla olmamak üzere nakden tazminata mahkûm edilecektir. Dolayısıyla “banka parayı borçlu hesabına aktardığı için sorumluluktan kurtulmuştur, iptal edilecek tasarruf sona ermiştir” Şeklindeki kabulün, ciddi bir yanılma olduğu kanaatindeyiz. Borçlu ile bankanın el birliğiyle mal kaçırma tasarrufu sadece davacı alacaklıyı değil, dosyaya yansıdığı kadarıyla en az 36 alacaklının alacağına kavuşmasına engel olmuştur. İİK'nın 280. maddesinde, “Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebileceğini” amirdir. Somut olay, tamda İİK'nın 280. madde kapsamında kalan ve “temlik tasarrufunun” iptalini gerektiren tipik bir örnektir. Bu tür mal kaçırma işlemlerine hukuken imkân verilmesi hâlinde benzer işlemlerin artacağı ve daha çok alacaklının mağduriyetine sebep olacağı endişesini de taşıdığımdan direnme kararının onanması gerekmesi kanaatindeyim. Aksi yöndeki bozma kararına muhalifim.