Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1758 E. 2026/1952 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1758
Karar No
2026/1952
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2026/1758 KARAR NO : 2026/1952

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16.06.2026 NUMARASI : 2026/78 Esas TALEP : HAKİMİN REDDİ KARAR TARİHİ : 04.09.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 07.09.2026

İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/78 Esas sayılı dosyasında verilen hakimin reddi talebinin reddi kararına karşı, hakimin reddi talebinde bulunan davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine istinaf incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilen dosya heyetçe incelendi; İSTEM : Talep eden davacı vekili dilekçesinde özetle; davacı şirket yetkilisi ...'nun mahkeme başkanı ... hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu'na şikayette "kasten veya ihmalen görevi kötüye kullanma" suçundan şikayette bulunduğunu, mahkeme başkanının tarafsızlığını yitirdiğini, mahkeme başkanının hiçbir delil vasfı olmayan kağıt parçaları üzerine hüküm kurmayı adet edindiğini, bozma kararı öncesi e-mail görüntüsüne dayalı hüküm kuran mahkeme başkanının şimdi de davalı tarafından sunulan sözde uzman görüşüne dayalı hüküm kuracağını 03.04.2026 tarihli duruşmada açıkça belli ettiğini, mahkeme başkanının tarafsızlığı konusunda şüphe doğuran nedenlerle ve görevini kötüye kullanması nedeniyle HSK'ya şikayette bulunulduğunu; uzman görüşü Yargıtay kararının üstündeymiş gibi davranan mahkeme başkanının davada tarafsız bir karar vermesinin mümkün olmadığını; mahkemece ne olduğu belirsiz, imzasız, uydurulmuş belgelere dayanarak davanın reddine karar verildiğini, hükmün Yargıtay tarafından bozularak mahkemeye geri gönderildiğini, bozma kararının açık olduğunu, uzman görüşünü inceleyip beyanda bulunmak üzere taraflarına süre verilmesinin mahkemenin vereceği hukuka aykırı karara bahane arama çabası olduğunu, mahkemenin kim tarafından atıldığı belli olmayan bir e-mail fotokopisiyle davayı reddettiğini, mahkemenin şimdi de uzman görüşüne göre mi yönlenerek takdir yetkisini kullanacağını, hakimin görevinin kanunları ve hukuku uygulamak olduğunu, niyetçilik olmadığını; mahkeme başkanının bozma kararını hiç okumamış gibi bu karara "HMK 308" diyerek değersizleştirmeye çalıştığını, adeta davalı tarafın lehine kanun maddelerini yorumlamaya çalıştığını, Türk hukuk tarihine "hukuksuz" abidelerinden alasını mahkemenin diktiğini, mahkeme salonları ağlama duvarı olmadığı gibi hukuki gerekçe ile çözüm üretmeyenlerin tiyatro sahnesi de olmadığını; mahkeme başkanının 03.04.2026 tarihli duruşmada açıkça ihas-ı rey yaptığını, bozma kararına direneceğini gösterdiğini, hukuki değeri peçete ile eşdeğer olan kağıt parçası üzerine hüküm kuran mahkeme başkanına güvenmediklerini; mahkeme başkanının bozma kararını hiç okumamış olması bir yana açıkça bozma kararına direneceğini de belli ettiğini, mahkeme başkanının ilk olarak Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yokluk kararı hakkında "kabul nedeniyle HMK 308'den karar verildi" diyerek yokluk kararını hiçe saydığını, yokluk kararının kesinleşmediğini belirtmelerine rağmen "yokluk kararı kesinleşmiş gibi konuşuyorsunuz" demesi ile de yokluk kararına hiçbir değer atfetmediğini ortaya koyduğunu, davalı tarafından 31.03.2026 tarihinde duruşmadan 2-3 gün öncesinde dosyaya sunulan sözde uzman görüşüne ise tıpkı daha önceki gerekçeli kararında e-mail çıktısına atfettiği değer gibi değer atfettiğini, davalının sunduğu uzman görüşüne ilişkin olarak süre istememelerine rağmen taraflarına beyanda bulunmak için süre verdiğini, beyan için süre isteyip istemediklerini sormadığını, mahkeme başkanı tarafından bozma kararına direnileceğinin tüm duruşmanın davalı İven şirketinin sunduğu uzman görüşü etrafında dönmesinden belli olduğunu mahkeme üyeleri kendisi ile aynı görüşte olmamış olacak ki yine mahkeme başkanı tarafından duruşmaya 15 dakika ara verildiğini, duruşma sonrasında ise taraflarına uzman görüşüne karşı beyanda bulunmak üzere süre verildiğini, bozma kararına uyulup uyulmayacağına ilişkin kararın bir sonraki celsede verileceğinin değerlendirildiğini, mahkeme başkanının açıkça kanaatini belli ettiğini, mahkeme başkanının bu davada tarafsız bir yargılama yürütmesinin mümkün olmadığını belirterek, HMK'nın 36. maddesine dayanarak reddi hakim talebinde bulunmuştur. YANIT : Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle; reddi hakim talepli dilekçe incelendiğinde ileri sürülen iddiaların HMK'nın 36 ve devamı maddelerinde düzenlenen reddi hakim sebeplerini oluşturmadığının açıkça görüldüğünü, reddi hakim kurumunun amacının tarafların hoşuna gitmeyen ara kararlar veya yargısal değerlendirmeler nedeniyle hakimin davadan uzaklaştırılması değil, hakimin tarafsızlığını objektif olarak şüpheye düşüren somut ve ciddi sebeplerin varlığı halinde yargılamanın güvence altına alınması olduğunu, bu nedenle tarafların mahkemenin hukuki görüşüne, delilleri değerlendirme biçimine veya usuli işlemlerine katılmamalarının tek başına reddi hakim sebebi olarak kabul edilemeyeceğini, davacı tarafın dilekçesinde ileri sürdüğü hususlar incelendiğinde mahkemenin uzman görüşüne ilişkin beyanda bulunulması amacıyla süre vermesinin, bozma ilamının kapsamına ilişkin değerlendirmelerinin, dosyada mevcut deliller hakkındaki görüşlerinin ve yargılamanın sevk ve idaresine ilişkin işlemlerinin reddi hakim talebine dayanak yapıldığını, oysa bunların tamamının hakimin yargısal faaliyetleri kapsamında ve kanun yollarında denetlenebilecek nitelikteki işlemler olduğunu, yargısal takdir yetkisinin kullanılmasının taraflardan birinin beklentilerine uygun sonuç doğurmadığı gerekçesiyle taraflılık göstergesi olarak değerlendirilemeyeceğini, davacı tarafça mahkeme başkanı hakkında HSK'ya şikayette bulunulmuş olmasının da tek başına reddi hakim sebebi oluşturmayacağını, aksi halde tarafların her uyuşmazlıkta hakim hakkında şikayette bulunmak suretiyle yargılamayı sürüncemede bırakmalarına ve doğal hakim ilkesinin zedelenmesine yol açacağını, yerleşik yargısal uygulamalarda da şikayet başvurusunun, tek başına hakimin tarafsızlığını ortadan kaldıran veya tarafsızlığı konusunda objektif şüphe yaratan bir olgu olarak kabul edilmediğinin tartışmazsız olduğunu, davacı tarafın dilekçesinde yer alan iddiaların önemli bir kısmının uyuşmazlığın esası hakkında ileri sürülen hukuki değerlendirmelerden ve mahkemenin önceki kararlarına yönelik eleştirilerden ibaret olduğunu, bir kısım iddiaların ise mahkemenin gelecekte nasıl karar vereceğine ilişkin tamamen varsayıma dayalı yorumlardan oluştuğunu, hakimin dosya kapsamındaki delilleri incelemesinin, taraflarca sunulan uzman görüşlerini değerlendirmesinin veya bunlara ilişkin beyanda bulunulması amacıyla süre vermesinin önceden kanaat oluşturduğu ya da tarafsızlığını yitirdiği anlamına gelmeyeceğini, nitekim davacı tarafın dilekçesinde yer alan ifadeler değerlendirildiğinde somut vakıalara dayanan bir tarafsızlık şüphesi ortaya koymak yerine mahkemenin hukuki yaklaşımına yönelik memnuniyetsizliğin reddi hakim talebi aracılığıyla ileri sürüldüğünün anlaşıldığını, oysa reddi hakim müessesesinin mahkemenin hukuki değerlendirmelerinin doğruluğunu denetleme aracı olmadığını, sonuç olarak davacı tarafça ileri sürülen hususların HMK'nın 36. maddesi kapsamında reddi hakim sebebi teşkil etmemekte olduğunu, talebin soyut iddialara, varsayımlara ve mahkemenin yargısal faaliyetlerine yönelik sübjektif değerlendirmelere dayandığını belirterek, davacı tarafın reddi hakim talebinin reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI : İlk derece mahkemesince yapılan inceleme sonucunda, davacı vekilinin 14.05.2026 tarihli hakimin (mahkeme başkanının) reddi istemli talebinin reddine, disiplin para cezasına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Reddi hakim talebinde bulunan istinaf başvuru dilekçesinde özetle; talep dilekçesini tekrarla, davacı şirket yetkilisinin mahkemenin başkanı hakkında HSK'na şikayette bulunulduğunu, bu nedenle mahkeme başkanının tarafsız karar vermesinin mümkün olmadığını belirterek, mahkeme başkanı ... yönünden reddi hakim taleplerinin kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Talep; hakimin reddi isteğine ilişkindir. Hakimin reddi HMK'nın 36 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, hakimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması halinde taraflardan birinin hakimi reddedebileceği, hakimin de bizzat çekilebileceği hükme bağlanmıştır. Yine aynı maddede, davada iki taraftan birine öğüt vermiş ya da yol göstermiş olması, davada iki taraftan birine veya üçüncü kişiye kanunen gerekmediği halde görüşünü açıklamış olması, davada tanık veya bilirkişi olarak dinlenmiş veya hakim ya da hakem sıfatıyla hareket etmiş olması, davanın dördüncü derece de dahil yan soy hısımlarına ait olması, dava esnasında iki taraftan birisi ile davası veya aralarında bir düşmanlık bulunması hallerinde hakimin reddi sebebinin varlığının kabul edileceği düzenlenmiştir. HMK'nın 36. maddesinde hakimin red sebepleri örnekleyici olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda somut olay özelliklerine göre yorum ve kıyas yoluyla göre çoğaltılabilmeleri mümkündür. Somut olayda, reddi hakim talep eden tarafından verilen dilekçe ile, davacı şirket yetkilisi ...'nun mahkeme başkanı ... hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu'na şikayette "kasten veya ihmalen görevi kötüye kullanma" suçundan şikayette bulunduğunu, mahkeme başkanının tarafsızlığını yitirdiğini, mahkeme başkanının hiçbir delil vasfı olmayan kağıt parçaları üzerine hüküm kurmayı adet edindiğini, bozma kararı öncesi e-mail görüntüsüne dayalı hüküm kuran mahkeme başkanının şimdi de davalı tarafından sunulan sözde uzman görüşüne dayalı hüküm kuracağını 03.04.2026 tarihli duruşmada açıkça belli ettiğini, mahkeme başkanının tarafsızlığı konusunda şüphe doğuran nedenlerle ve görevini kötüye kullanması nedeniyle HSK'ya şikayette bulunulduğunu beyan ederek, reddi hakim talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır. Yerleşik yargısal kararlara göre, hakimin yargılama sırasında verdiği ara kararların, kararların ve yaptığı usul işlemlerinin hatalı olduğu yönündeki iddialar, hakimin reddi sebeplerinden değildir. Yargılama sırasında verilen kararlar ve yapılan usul işlemlerine karşı yasal düzenlemelere göre, itiraz, istinaf veya temyiz yoluna başvurulması mümkündür. Bir başka deyişle, bu nitelikteki karar ve usul işlemleri, hüküm ile birlikte kanun yolu denetiminde değerlendirme konusu yapılacaktır. Aksinin kabul edilmesi halinde, mahkeme hakimi tarafından herhangi bir tarafın talebi hakkında verilen her olumlu-olumsuz ara kararın hakimin reddi sebebi sayılabileceği, bunun ise yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve yasa koyucunun amacına uygun bir uygulama olmayacağı açıktır. Hakimin reddi talebinde bulunan taraf, ileri sürdüğü iddialar ile hakimin tarafsızlığından şüpheye düşüldüğünü belirtmiş ise de, yukarıda açıklandığı üzere, mahkeme kararları ve usul işlemleri hakimin reddi sebebi teşkil etmeyeceği gibi, iddiaların HMK'nın 36. maddesinde belirtilen şekilde hakimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebep olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi'nin 08.09.2015 tarihli ve 2013/1876 Başvuru numaralı .... başvurusu kararında açıklandığı üzere; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinde açıkça; kişilerin, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak davanın tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkından söz edilmiştir. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, Anayasa’nın 36., 138., 139. ve 140. maddeleri bir arada değerlendirildiğinde mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan iki unsur olduğu ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının adil yargılanma hakkı kapsamında olduğu kabul edilmelidir. Genel olarak tarafsızlık, davanın çözümünü etkileyecek bir önyargı, tarafgirlik ve menfaate sahip olunmaması ve davanın tarafları karşısında ve onların leh ve aleyhlerinde bir düşünce veya menfaate sahip olunmamasını ifade eder (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20.3.2013, § 61). Tarafsızlığın öznel ve nesnel olmak üzere iki boyutu bulunmakta olup, bu kapsamda hâkimin birey olarak mevcut davadaki kişisel tarafsızlığının yanı sıra kurum olarak mahkemenin kişide bıraktığı izlenimin de dikkate alınması gerekmektedir (AYM, E.2005/55, K.2006/4, K.T. 5.1.2006).Yargılamayı yürüten mahkeme üyelerinin taraflardan biriyle veya anlaşmazlık konusu ile maddi veya manevi yakın bir bağının bulunması veya yargılama sürecinde sarf ettiği ifadeleri ile tarafsız olamayacağı yönünde meşru bir kanaat uyandırması, bunun yanı sıra davadan önce dava ile doğrudan bağlantılı bir konumda bulunması da tarafsızlığı ihlal edebilir. Ancak belirli bir uyuşmazlıkta, yargılamayı yürüten hâkimin, taraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel bir kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan bir delil bulunmadığı ve bu husus kanıtlanmadığı müddetçe tarafsız olduğunun bir karine olarak varsayılması zorunludur. Hakimin reddi, doğal hakim ilkesinin istisnası niteliğinde olduğundan hakimin tarafsız davranmadığı hususundaki iddianın yeterli deliller ile ispatı gerekir. Somut durumda ileri sürülen iddialar mahkeme hakiminin taraflı olduğunu gösterir nitelikte değildir. Yargılama sırasında, taraflardan birinin mahkeme hakimi hakkında şikayette veya suç duyurusunda bulunması veya aleyhine dava açması veya mahkeme hakiminin davanın taraflarından biri hakkında şikayette bulunması, HMK'nın 36/1-d. maddesindeki "davalı olmak" anlamında yorumlanamaz. Ayrıca, disiplin soruşturması veya davanın bekletici mesele yapılması da mümkün değildir. Somut olayda, talep eden davacı vekili reddi istenilen hakimi HSK'ya şikayet ettiklerini belirterek, hakimin reddi talebinde bulunmuştur. Hakimin şikayet edilmesi tarafların anayasal dilekçe hakkı kapsamında kalan haklarının kullanılması niteliğinde olup, tarafların bu haklarını kullanmaları hakim ile ilgili taraf arasında husumet olduğu anlamına gelmez. Hakimin reddi talebinde bulunan davacı vekili, ileri sürdüğü iddialar ile hakimin tarafsızlığından şüpheye düşüldüğünü belirtmiş ise de, yukarıda açıklandığı üzere, mahkeme ara karar ve usul işlemleri hakimin reddi sebebi teşkil etmeyeceği gibi, iddiaların HMK'nın 36. maddesinde belirtilen şekilde hakimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebep olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir. Tüm bu hususlar gözetildiğinde hakimin reddi talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmayıp, davacı vekilinin kararın esasına yönelen istinaf talebi yerinde değildir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, dosya içeriğine göre hakimin reddi talebinin reddine dair verilen kararın yerinde olduğu anlaşılmakla hakimin reddini talep eden davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/78 Esas sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gerekli 732,00 TL istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden alınmasına gerek bulunmadığına, 3-Duruşma açılmadığından davalı taraf lehine vekalet ücreti takdirine gerek bulunmadığına, 4-Hakimin reddini talep eden tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 5-HMK'nın 333. maddesi gereğince kalan gider avansının yatıran tarafa geri verilmesine, 6-7035 Sayılı Yasanın 30. maddesi ile eklenen HMK'nın 359/4. maddesi uyarınca kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, İlişkin, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 43/2. maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 04.09.2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1758, K. 2026/1952, T. 04.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1758-e-2026-1952-k-448ca7e78424