Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/71 E. 2026/284 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2023/71
Karar No
2026/284
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 474-496

I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli kasten öldürme suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 37/1. maddesi delaletiyle 82/1-d, 62, 53, 54... . maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesince 02.07.2015 tarih ve 391-236 sayı ile kurulan hükmün sanık müdafii, katılanlar ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.02.2018 tarih ve 2441-720 sayı ile duruşma tutanağındaki imza eksikliği ve gerekçeli kararın katılma hakkı olan kuruma tebliğine dair eksikliklerin giderilmesi için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, müteakiben katılan kurum vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine düzenlenen ek tebliğname ile dosyanın gönderildiği Yargıtay 1. Ceza Dairesince 23.05.2018 tarih ve 1856-2453 sayı ile; "...Sanık ... hakkında; eşi olan maktul ...'ı kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında, 6284 sayılı Yasanın 2/1-d ve 20/2. maddeleri uyarınca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bu suçun zarar göreni olduğu, bu sıfatının gereği olarak CMK.nun 2 33... . maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği halde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve CMUK.nun mağdur ... katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı biçimde hükümler kurulması..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 04.07.2018 tarih ve 355-326 sayı ile sanığın nitelikli kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine ilişkin hükmün sanık müdafii, katılanlar ve katılan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 01.07.2019 tarih ve 1063-3472 sayı ile "... Sanık ...'ın resmi nikâhlı eşi olan maktul ...'ın birlikte ikamet ettikleri evlerinde ölü olarak bulunması üzerine başlatılan soruşturmada, aynı evde diğer sanık ...'ın da parmak izine rastlandığı, sanıklar hakkında yapılan soruşturma ve kovuşturma neticesinde her iki sanığın da mahkûmiyetlerine karar verildiği olayda, sanık ...'ın üzerine atılı suçu kabul etmemesi, yine diğer sanık ...'un aşamalarda alınan istikrarlı beyanlarında söz konusu eve diğer sanık ... ile para karşılığı cinsel ilişkiye girmek için geldiğini, başka bir eyleme karışmadığını beyan etmesi ve sanık savunmalarının aksinin ispat edilememesi ile olay yerinde Emniyet Müdürlüğünün 27.06.2013 tarihli raporuna göre 7 adet tasnife elverişli başka parmak izlerinin de bulunmuş olması karşısında, sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, yasal ve kesin delilin bulunmadığı gözetilerek mevcut yoğun şüphe sanıklar lehine değerlendirilip, her iki sanık hakkında ayrı ayrı beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 13.11.2019 tarih ve 474-496 sayı ile sanığın müsnet suçtan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, bu hükmün de katılan kurum vekili ile katılan ... tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.06.2022 tarih ve 1718-5067 sayı ile onanmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir. Daire Üyesi ...; "...Sanığın İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/355 Esas sayılı dosyasının 04.07.2018 tarihli duruşmasında mahkeme heyetine 'cinayeti ben işledim' şeklinde ikrarda bulunduğunun zapta geçtiği anlaşılmıştır. Sanık ikrarı tek başına kendisi aleyhine mahkûmiyete yeterli olmasa da maktulün 23.04.2013 gecesi bıçaklanarak öldürüldüğü, sanığın maktulün kendisince öldürülmediğini, kendisi evde yokken maktulün kendi kendisini bıçakladığını söylemiş, ancak sanık eve geldiğinde kocasını bıçaklanmış görünce vakit kaybetmeden komşularına ve polise haber vermesi gerekirken öncelikle evdeki kanları temizlemesi, olayda kullanılan ve kabza kısmının arasında maktule ait kan örneği bulunan bıçağı yıkayarak mutfaktaki kaşıklık - bıçaklığa koyması olay gecesi sanığın evinde kavga seslerini duyan tanık ... de apartman yöneticisi olduğunu, uyarmak için maktulün dairesine çıktığını ancak kapıyı açmadıklarını söylemesi sanığın 23.04.2013 gecesi öldürülen kocasını gördüğü hâlde o gece karakola gitmesi ancak olayı anlatmaması, para yardımında bulunulmasını istemesi, sanığın eşini evde ölü halde görünce yaklaşık 13 saat hiç kimseden yardım istememesi, bir gün sonra öğlen vakti sahilde oturan tanık ...'e durumu ilk olarak anlatması da hayatın olağan akışına uymamaktadır. Belirttiğimiz tüm gerekçelerle sanığın müsnet suçu işlediğinin sübuta erdiği kanaatinde olduğumdan sanığın beraatine dair Yerel Mahkeme kararını onaylayan dairemizin çoğunluk görüşüne katılmıyorum..." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.09.2022 tarih ve 135521 sayı ile; "...Sanık ...'ın 04.07.2018 tarihli celsede mahkeme huzurunda ‘cinayeti ben işledim’ şeklinde ikrarda bulunması, eve geldiğinde kocasının bıçaklandığını gördüğünde öncelikle durumu yetkili mercilere ihbar etmek yerine evdeki kanları temizlemesi, olayda kullanılan ve kabza kısmının arasında maktule ait kan örneği bulunan bıçağı yıkayarak mutfaktaki kaşıklığa koyması, hiç kimseden yardım istememesi, durumu ilk olarak olay gecesinin ertesi günü öğlen vakti sahilde oturmakta olan tanık ...'e anlatması şeklindeki davranışlarının hayatın olağan akışına uymadığı, sanığın ikrarı ile bu ikrarı destekleyen aleyhine, mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delillerin varlığı karşısında, eşini kasten öldürme suçunu işlediğinin sübuta erdiği..." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurulmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 29.11.2022 tarih, 8825-9411 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI, KONUSU VE ÖN SORUN İnceleme dışı sanık ... hakkında müşterek fail sıfatıyla kasten öldürme suçundan kurulan beraat hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme; sanık hakkında kurulan beraat hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık ...’a isnat edilen nitelikli kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanık hakkında TCK’nın 32. maddesi kapsamında cezaî ehliyetinin belirlenmesi amacıyla soruşturma aşamasında düzenlenen Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesinin 02.08.2013 ve kovuşturma aşamasında düzenlenen Dördüncü İhtisas Kurulunun 26.05.2014 tarihli raporları arasında; suç tarihinden önceki tarihli raporların değerlendirilmesi bakımından çelişki, kapsam veya yorum farkı bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Adli Tıp Üst Kurulundan açık ve denetime elverişli bir rapor alınması gerekip gerekmediği, dolayısıyla eksik araştırma sonucu hüküm kurulup kurulmadığı değerlendirilmiştir. IV. ÖN SORUNA DAİR BİLGİ VE BELGELER İncelenen dosya kapsamından; Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesinin 13.10.2011 tarihli özürlü sağlık kurulu raporunda; çocuksu tutumu ile dikkat çeken sanığın öz bakımını yardımsız yapamadığının, motor gelişiminde gerilik olduğunun, epilepsi tanısıyla izlendiğinin, hafif dereceli mental retardasyon tanısı ve hafif zekâ geriliği ve davranış bozukluğu teşhisi konulduğunun, özür oranının yüzde 60 olduğunun, vergi indiriminden ve özürlü aylığından faydalanabileceğinin belirtildiği, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesinin 26.10.2012 tarihli epikriz formunda; sanığın 8 aylık hamile iken klozette doğum yaptığı ve EX olan bebeğiyle birlikte 25.10.2012 tarihinde ambulansla hastaneye getirildiği, mental retardasyon nedeniyle kendisinden hikâye alınamadığının, nörolojik muayeneye koopere olamadığının, beyanına göre epilepsi tanısı olup Depakin tedavisini bir ay önce kestiğinin, ruhsal durum muayenesinde belirgin psikopatolojik bulgu saptanmadığının ve gerekli önerilerle kontrole çağrılarak 26.10.2012 tarihinde taburcu edildiğinin yazılı olduğu, 24.04.2013 tarihli olay, yakalama ve gözaltına alma tutanağında; sanık ... ve tanık ...'in saat 12.15 sıralarında Ş. Adil Gözalıcı Polis Merkezine geldiklerinde, sanığın Pendik'te ikamet ettikleri evlerinde eşinin kanlar içinde olduğunu, kendisine ses vermediğini beyan ettiği, bunun üzerine söz konusu adrese gidildiği, iki oda bir salon, mutfak ve banyodan oluşan evin salonuna girildiği, soldaki kanepede üzerine battaniye çekilmiş vaziyette sırt üstü yatan kolları ve bacakları açık elli yaşlarındaki maktulün nabzı kontrol edildiğinde atmadığının anlaşıldığı, evin tüm odalarında ve yerlerde kan izleri olduğu, şahsın kıyafetlerindeki kanın kurumuş vaziyette olduğu, çevrede yapılan araştırmada herhangi bir güvenlik kamerası bulunmadığının tespit edildiği, konuyla ilgili sanığın 13.10.2011 tarihli özürlü sağlık kurulu raporu bulunduğunun anlaşıldığı, sağlıklı görüşme yapılamadığı ifadelerine yer verildiği, 29.07.2013 tarihli Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesince düzenlenen tek hekim raporunda; sanık için atipik psikoz teşhisi düşünülmüş olup gözlem altına alınması gerektiğinin belirtildiği, 02.08.2013 tarihli Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesi raporunda; sanık ...'ın 22.07.2013- 02.08.2013 tarihleri arasında yapılan muayenesi, müşahadesi ve tetkikleri ile adli dosyanın incelenmesi neticesinde kendisinde cezai sorumluluğunu etkileyecek veya ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı veya akıl zayıflığı tespit edilemediği, suç tarihinde veya takip eden günlerde herhangi bir akli arıza içinde olduğuna delalet edecek tıbbi bulgu veya belgeye rastlanmadığı buna göre 24.04.2013 tarihinde sanığı bulunduğu kasten adam öldürme suçuna karşı ceza sorumluluğunun tam olduğu kanaatinde bulunulduğu ifadelerinin yer aldığı, 30.10.2013 tarihli İstanbul Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi epikriz raporunda; epilepsi ön tanısıyla muayene edilen hastanın 18.10.2013 tarihinde adli psikiyatri bölümüne yatışının gerçekleştiği, yapılan EEG ve kan tetkikleri sonucunda nöroloji bölümüne sevk edildiği ancak durumu açıklayacak anlamlı patoloji saptanmadığı, Depakin ilaç tedavisi ile tam teşekküllü bir hastaneye gönderilmek üzere 24.10.2013 tarihinde taburcu edildiği ifadelerine yer verildiği, 26.05.2014 tarihli Adli Tıp Dördüncü İhtisas Kurulu yazısında; suçun nev'i ve sanığın tüm tedavi evrakı ile diğer hususların değerlendirilmesi sonucunda 20.04.2013 tarihli kasten öldürme suçunun faili ...'ın kurulca 02.08.2013 – 14.05.2014 tarihleri arasında muayene edildiği, cezai sorumluluğunu müessir ve kişide şuur ve hareket serbestisini ortadan kaldıracak veya azaltacak mahiyette ve derecede akıl hastalığı veya zekâ geriliği rastlanmadığının, mezkur suçu işlediği sırada fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını idrak etme ve fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğini ortadan kaldıracak boyutta bir akli arızanın içinde olduğuna delalet edecek herhangi bir tıbbi bulgu veya belgeye rastlanmadığının, bu durumda cezai sorumluluğunun tam olduğunun oy birliğiyle mütalaa edildiği, İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesinin 10.10.2018 tarihli sağlık kurulu raporunda; sanık ...'ın Adli Psikiyatri Bölümüne sevkinin yapıldığının, 19.09.2018 tarihlinden beri hastaneye yatırılarak yapılan pskiyatrik muayeneleri ile epilepsi ve psikotik bozukluk tanılarıyla mevcut eski (22.07.2008-11.08.2008, 15.05.2013-28.06.2013, 30.09.2013-11.10.2013, 18.10.2013-24.10.2013 tarihleri arasındaki) yatış dosyalarının incelenmesi ve gözlemi sonucunda; epilepsi + atipik psikoz + sınır mental kapasite saptandığının, bu hâliyle 5275 sayılı Kanun'un 16/1. maddesi gereği infazının iyileşene kadar geri bırakılmasının uygun olduğunun belirtildiği, 12.12.2018 tarihli Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporunda; cezaevi şartlarında kalmasında sağlığı yönünden bir engel bulunup bulunmadığı sorulan ...'ın 02.08.2013 tarihli Adli tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesi raporunda; sanığı olduğu 24.04.2013 tarihli suça karşı cezai sorumluluğunun tam olduğunun belirdiği, Adli Tıp Dördüncü İhtisas Kurulunun 26.05.2014 tarihli raporunda; cezai sorumluluğunun tam olduğunun belirdiği, tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli poliklinik kontrollerinin sağlanarak cezaevi şartlarında kalmasında sağlığı yönünden engel bir durum tespit edilemediğinin bildirildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ...; maktul ...'in öz kardeşi olduğunu, maktulün son zamanlarda bir yerde çalışmadığını, sanıkla 2-3 yıl önce evlendiklerini, oturdukları evin kendi üzerine olduğunu, kardeşinden kira almadığını ve ona maddi olarak da yardım ettiğini, kardeşinin 10 yıldır dışarıda yatıp kalkan sanığa yardım etmeye başladığını, aslında sanığı maktulden uzak tutmaya çalıştıklarını, sanığın psikolojisinin bozuk olması nedeniyle dışarıdan tanımadığı erkeklerden sigara ve para istediğini, hatta tanımadıklarını eve getirdiğini duyduğunu, bu nedenle kavga ettiklerini, Tanık ...; apartman yöneticisi olduğunu, maktulün 10 numaralı dairede sanıkla birlikte yaklaşık 10-12 yıldır birlikte ikamet ettiklerini, maktulle sanığın ara sıra kavga ettiklerini duyduğunu, sanığın bazen eve alkollü geldiğini bazen de evi terk edip gittiğini, olaydan yaklaşık 15 gün önce de kavga ettiklerini ve sanığın evi terk ettiğini, 23.04.2013 akşamı saat 22.20 sıralarında da maktulün evinden kavga sesi duyduğunu, önceden maktulün eşinin komşunun oğluna bıçak çektiğini duyduğu için aidatı dahi istemeye gidemediğini, bu nedenle kavga sırasında da uyarmak için evlerine gitmediğini, ayrıca sanığın Pendik civarında bilinen ve erkeklerle para karşılığı birliktelik yaşayan birisi olduğunu, komşusu ...'ın bir buçuk ay kadar önce sanık ...'ın merdivenlere oturduğunu ve tuvaletini yapmak üzere olduğunu gördüğünü, ... ne yapıyorsun diye sorunca sanığın kendisine de bıçak çektiğini söylediğini, Tanık ...; maktulün komşusu olduğunu, yaklaşık dört ay önce bir gece saat 03.50'de vardiyadan dönerken binanın girişinde gördüğü birini önce tinerci zannettiğini, sonra hareketsiz durunca eliyle dokunduğunu ancak şahsın sanık ... olduğunu anladığını, "Bu saatte ne işin var?" diye sorduğunu ve oturduğu yer pislemiş olduğunu gördüğünü, muhtemelen alkollü olduğunu düşündüğünü, sonra bir çakı çıkarttığını ve kendisine doğrulttuğunu ancak vurmak için hamle yapmadığını, korkup eve girdiğini, Tanık ...; olay tarihinde Pendik İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubede görevli polis memuru olduğunu, cinayet olayından sonraki gün hatırladığı kadarıyla gözaltına alınan sanığın akli dengesinin çok da yerinde olmadığını gözlediğini, yaptıkları araştırmada kadının bî-mekân insanlarla takıldığına yönelik duyumlar aldığını, İfade etmişlerdir. Sanık ... soruşturma evresinde; sara hastası olduğunu, 23.04.2013 tarihinde eve girdiğinde eşini ölü olarak bulduğunu, onu kalbinden bıçaklanmış ve her yeri kan içinde gördüğünü, Pendik Polis Karakoluna gittiğini, ancak polislerin "İçeri bile girme!" diyerek kendisine yardımcı olmadıklarını, olay günü evde eşiyle kavga edip etmediğini bilmediğini, eşi yerde yatarken kan lekelerini kendisinin temizlediğini, eşi Nejdet'in çok iyi biri olduğunu, kendisine yardım ettiğini, kendisinin de eşine yardımcı olmak için başkalarıyla cinsel ilişkiye girdiğini, kazandığı parayı eşine verdiğini, ancak borcunu ödediği hâlde marketçinin evlerine gelip kapıya vurduğunu, eşi öldürülmüş ise de haberi olmadığını, görümcesinin iftirası nedeniyle tutuklandığını, eşinin kendi kendini bıçaklayıp öldüğünü, Kovuşturma evresinde; eşinin öldüğünü görmediğini, kimin öldürdüğünü de görmediğini, üvey annesinin gazeteden görmesi ve kendisine haber vermesi üzerine eşinin öldüğünü öğrendiğini, o anda kendisinin başka bir yerde olduğunu, inceleme dışı sanık ...'u tanımadığını, eve getirip cinsel ilişkiye de girmediklerini, kimseyi öldürmediğini, birinin öldüğünü ama jiletle dört kişinin saldırdığını, bıçakladıktan sonra "Bayan öldürdü!" diyerek suçu üzerine attıklarını, bu dört kişinin kötü tekliflerde bulunduklarını, ... (eşinin adı) isimli birini tanımadığını, inceleme dışı sanık ...'u tanıdığını ancak evine götürmediğini, Bozma üzerine mahkemede; eşi olmadığını, ölen şahsı tanımadığını, minik bir çocuğun omzuna vurduğunu ve ağlayarak kendisinden özür dilediğini, sonra yanında ayrıldığını, cinayeti kendisinin işlediğini, diğer sanığın eve gelmediğini, çocuktan şikâyetçi olduğunu, Savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Ön Sorun Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'nın 32. maddesi; "1- Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. 2- Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir." şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde ise; "Kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli ölçüde etkilenmektedir. Kişi bu durumda kusurlu olamayacağından, hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, fiili hukuka aykırı niteliğe sahip olduğundan, kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurulacaktır. Ayrıca işaret etmek gerekir ki, akıl hastalığı kişinin işlediği her fiil açısından algılama veya irade yeteneği üzerinde etkili olmayabilir. Örneğin, kleptomani akıl hastası olan kişinin hafif değerdeki şeylere yönelik olarak işlediği hırsızlık suçu açısından irade yeteneğinin olmadığı söylenebilir. Ancak, bu kişinin kasten adam öldürme suçunu işlemesi durumunda, malûl olduğu akıl hastalığı bu fiille ilgili olarak algılama ya da irade yeteneğini etkilemez. Kişinin akıl hastası olup olmadığının tespiti ile hastalığının algılama ve irade yeteneği üzerinde ne gibi etkilerinin olabileceğini, davranışlarını ne surette etkilediğini genel olarak belirleme, tıbbî bir konudur. Uzman bilirkişi bu hususu ortaya koyduktan sonra, akıl hastası olan kişinin somut olay açısından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığını, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin bu yeteneklerini ne ölçüde etkilediğini normatif olarak belirleme görevi, hâkime aittir." ifadelerine yer verilerek, akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olanlar hakkında mahkemenin nasıl bir yol izlemesi gerektiği hususuna da açıklık getirilmiştir. Hâkim, çözümü ancak özel veya teknik bir bilgi gerektiren hâllerde bilirkişi dinleyebilecek veya rapor isteyebilecektir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bir bilgi ile çözümü mümkün bulunan konularda ise bilirkişiye başvurulmayacaktır. Kanun koyucunun uzmanlığa, özel veya teknik bir bilgiye ihtiyaç bulunduğunu baştan kabul ettiği akıl hastalığı, parada sahtecilik, moleküler genetik inceleme, yaş grubuna göre kusur yeteneği gibi hususlarda hâkimin bilirkişi raporu alması zorunludur. TCK'nın 32. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere, sanığın akıl hastası olup olmadığının tespiti bakımından Yerel Mahkemece rapor alınması zorunlu olup rapor alındıktan sonra, akıl hastası olan kişinin somut olay açısından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığını, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin bu yeteneklerini ne ölçüde etkilediğini normatif olarak belirleme görevi, hâkime aittir. Öte yandan, ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 18.06.2025 tarihli ve 540-264 sayılı kararında açıklandığı üzere; Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Maddi sorunun, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Maddi gerçeğin açıkça ortaya konulmaya çalışılması, olayın sübutuna, suç teşkil edip etmediğine, suç oluşturuyorsa vasfının tayinine temas eden, sonuca etkili tüm delillerin toplanması ve tartışılması ile mümkündür. Doktrin (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125, Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356) ve uygulamada (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 2007/1-43 Esas - 2007/101 Karar sayılı kararı vb.) istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; eksik soruşturma ve araştırmanın söz konusu olduğu durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemez. B. Ön Soruna Dair Hukuki Nitelendirme Maktul ile sanığın suç tarihinden yaklaşık üç yıl önce evlendikleri ve Pendik ilçesinde maktulün ablasına ait evde kira vermeksizin yaşadıkları, ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıklarının, sanığın başkalarıyla para ve sigara karşılığında cinsel ilişkiye girdiğinin ve hatta bu kişileri maktul evde yokken evine getirdiğinin tanık beyanlarından anlaşıldığı, aralarında çıkan tartışmaların adliyeye de intikal ettiği ancak kamu davası açılmasıyla sonuçlanmadığı, olaydan bir gece öncesinde komşuların maktulün evinden tartışma sesleri duydukları, ertesi gün 24.04.2013 tarihinde ise maktulün evinin salonunda kanepe üzerinde kalbinden bıçaklanmış hâlde bulunduğu, mutfakta yapılan incelemede tezgahtaki bıçağın üzerinde maktulün kan izlerine rastlandığı, yine evin değişik yerlerinde oda giriş kapıları üzerinde sanık ...'ın parmak izlerinin olduğu, sanığın ilk alınan ifadesinden bozma üzerine mahkemece alınan savunmasına kadar eşini öldürmediğini, mutfaktaki bıçağı kendisinin yıkadığını ve yerleri kendisinin temizlediğini ve kimlerin eve gelip gittiğini bilemediğini savunduğu ancak Özel Dairenin bozma kararı öncesindeki son celse yaptığı savunmada cinayeti kendisinin işlediği yönünde bir ikrarını, küçük bir çocuğun omzuna vurduğuna dair ilgisiz bir hikâye eşliğinde dile getirdiği, maktulün kim tarafından ne şekilde öldürüldüğüne dair tutarlı, anlamlı, makul ve mantıklı bir açıklama yapamadığı anlaşılmaktadır. Hâl böyleyken hüküm kurmaya elverişli bir beyan delili elde etmek için uzmanlık gerektiren, açıklayıcı, teknik bir bilgiye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda, sanığın eşine yönelik nitelikli kasten öldürme suçuna konu eyleminin sabit olup olmadığının tespiti ve cezai sorumluluğunun tayini amacıyla yargılama yapan Yerel Mahkemece; sanığın eşini öldürdüğüne dair ikrarının dosya kapsamındaki diğer delillerle birlikte kurulacak hükme esas alınıp alınamayacağı ile sanığın işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadığının ve bu fille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması elzemdir. Öte yandan, sanığın suç tarihinden önceki davranışlarına tanık olanların beyanları ile sanığın yargılama sırasında yapmış olduğu tutanaklara yansıyan çelişkili ve anlamsız savunmalarının da hükme esas alınıp alınamayacağı bakımından önem arz etmektedir. Ancak dosyada mevcut raporlarda; sanığın akıl sağlığına dair değişik tarihlerde yapılan gözlemler sonucu farklı mercilerce birbirinden farklı teşhis ve değerlendirmelerde bulunulduğu görülmektedir. Şöyle ki; Ön soruna dair bilgi ve belgeler başlığında açıklandığı üzere; Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 13.10.2011 tarihli heyet raporu ile Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesinin 10.10.2018 tarihli sağlık kurulu raporlarında; sanığın engellilik oranının yüzde 60 düzeyinde olduğunun ve 5275 sayılı Kanun'un 16/1. maddesi kapsamında akıl hastalığı nedeniyle infazının iyileşene kadar geri bırakılmasının uygun olduğu mütalaa edilmişken; cezai ehliyetinin tam olduğu belirtilen 02.08.2013 tarihli Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesi raporu ile 26.05.2014 tarihli Adli Tıp Dördüncü İhtisas Kurulu raporunda; farklı tarihli muayene ve gözlemlerden, birbirinden farklı teşhislerden, ilaç ve tedavi evrakından, hasta öykülerinden ve raporlardan bahsedildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle Yerel Mahkemece; sanığın maktulü öldürdüğüne dair ikrarına itibar edilip edilemeyeceğinin ve ceza ehliyetini TCK'nın 32. maddesi bağlamında etkileyecek, ortadan kaldıracak veya azaltacak derecede bir akıl hastalığı içinde bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla; öncelikle Sağlık Bakanlığı ilgili birimlerinden sanığın kayıtlı tüm tedavi ve kullanmış olduğu ilaç bilgilerinin dosyaya celbiyle dosyanın kül hâlinde Adli Tıp Kurumu ilgili Üst Kuruluna gönderilip sanığın da gerekli görülmesi hâlinde CMK'nın 74. maddesi uyarınca yeniden gözlem altına alınması sağlanarak; a- Sanığın suçun işlendiği 23.04.2013 tarihinde, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalıp azalmadığı, buna bağlı olarak da sanık hakkında TCK'nın 32. maddesinin birinci ya da ikinci fıkralarının uygulanmasının gerekip gerekmediği, b- Sanığın bozma öncesi 04.07.2018 tarihli celsede; "Minik çocuğun omzuna vurdu. Çocuk sonra ağlayıp özür diledi benden. Sonra yanımdan ayrıldı. Cinayeti ben işledim." ve "Çocuktan şikâyetçiyim." şeklindeki savunmasına, yukarıda yazılı ve sonucu itibarıyla çelişkili rapor tarihleri ve kronolojik sırası da gözetilerek itibar edilip edilemeyeceği, Hususlarında, sanığa ilişkin sağlık kurulu raporları arasındaki çelişkileri gideren ve bilimsel verilere dayanan gerekçeli bir heyet raporunun alınması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Dairenin onama ilamının kaldırılmasına, Yerel Mahkemenin beraat hükmünün eksik araştırma sonucu hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın ceza ehliyetinin araştırılmasına gerek olmadığı ve eksik araştırma sonucu hüküm kurulmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 15.06.2022 tarihli ve 1718-5067 sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA, 2- İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.11.2019 tarihli ve 474-496 sayılı sanık ...'ın müsnet nitelikli kasten öldürme suçundan beraatine ilişkin hükmün, sanığın suç tarihinde işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalıp azalmadığı, buna bağlı olarak da hakkında TCK’nın 32. maddesinin birinci ya da ikinci fıkralarının uygulanmasının gerekip gerekmediği ile kovuşturma aşamasında yaptığı ikrar içeren savunmasına itibar edilip edilemeyeceği hususlarında dosyadaki raporlar arasında ortaya çıkan çelişkiler giderilmeksizin eksik araştırma sonucu hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 3- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.05.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/71, K. 2026/284, T. 06.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2023-71-e-2026-284-k-f0364c01707e