Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2026/98 E. 2026/292 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2026/98
- Karar No
- 2026/292
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 398-713
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/1-2. cümle, 62, 53, 51/1-a.b ve 51/3. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine ilişkin Ermenek Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.09.2017 tarihli ve 29-276 sayılı hükme yönelik Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 03.10.2018 tarih ve 2718-1646 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükmünün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/2. maddesi uyarınca kaldırılmasına, sanığın TCK'nın 102/1-2. cümlesi, 62. ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir. Hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 13.01.2025 tarih ve 26596-251 sayı ile; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunca yapılan toplantı sonucunda verilen 13.12.2019 gün ve 2019/6 Esas, 2019/7 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Bakanlığa bildirimde bulunulmasının zorunlu olmadığının kabul edilmesi ve İlk Derece yargılamasında hüküm verilinceye dek davaya katılmayan Bakanlık vekilinin 5271 sayılı Kanun'un 237/2. maddesine göre kanun yolu aşamasında davaya katılma ve istinaf yoluna başvurma hakkının bulunmadığının anlaşılması karşısında, vaki istinaf başvurularının reddi yerine kabulüyle duruşma açılarak sanık aleyhine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi ise 28.05.2025 tarih ve 398-713 sayı ile; "... 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca ilgili Bakanlığın duruşmalardan haberdar edilme zorunluluğu bulunup bulunmadığına ilişkin içtihat aykırılığının giderilmesi için Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu toplanmış, Büyük Genel Kurul tarafından 13.12.2019 tarihli ve 2019/6 esas, 2019/7 karar sayılı kararıyla içtihatlar birleştirilmiş, 6284 sayılı Kanun’un 20/2. maddesi uyarınca, bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak açılan ceza davalarında, kovuşturma evresinde mahkemesince, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının davadan haberdar edilmesinin zorunlu olmadığı kabul edilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/01/2022 tarihli, 2021/2-4 10... /8 sayılı kararında 15/06/1949 tarihli ve 4-11 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına atıf yapılarak 'yargısal içtihat değişikliklerinin kural olarak geriye yürümeyeceği' kabul edilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 12.03.2020 tarihli, 2017/5-563 E. ve 2020/171 K. sayılı kararında; 'Kamu davasına katılma için aranan 'suçtan zarar görme' kavramı kanunda açıkça tanımlanmamış gerek Ceza Genel Kurulu gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; 'suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali' olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 08.11.2016 tarihli ve 830-412, 03.05.2011 tarihli ve 155– 80... .07.2006 tarihli ve 127-180 sayılı kararlarında; 'dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez.' şeklinde açıkça ifade edilmiştir.' açıklamalarına yer vererek, suçtan zarar görme kavramının tanımının Kanunda yapılmadığını, ancak Ceza Genel Kurulu ile özel dairelerin kararlarında tanımlandığını, Ceza Genel Kurulu ile özel dairelerce suçtan zarar gören sıfatının kazanılması için 'suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş olma' gerekliliğinin arandığını belirtmiştir. Ceza Genel Kurulu kararın devamında; 'Diğer yandan, işlenen bir suç nedeniyle, o eylemin gerçekleşmesini engellemeye yönelik yükümlülüğün yerine getirilmesinde ihmal gösterildiği takdirde tüzel kişilerin veya diğer yetkililerinin cezai ve hukuki sorumluluklarının doğması halinin, suçtan doğrudan zarar gördükleri anlamına gelmeyeceği, bu nedenle işlenen suç açısından ilgili tüzel kişiliklere veya yetkililere 'mağdur' ya da 'suçtan zarar gören' sıfatını kazandırmayacağı açıktır. Yine Ceza Genel Kurulunca 25.03.2003 tarih ve 41-54 sayıyla, tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılma, dolayısıyla verilen hüküm hakkında yasa yollarına başvurmanın olanaksız olduğu' şeklinde karar verilmiştir.' ifadelerine yer vererek, tüzel kişilerin işlenen bir suç nedeniyle eylemin gerçekleştirilmesini engellemeye yönelik yükümlüklerinde ihmal göstermeleri sebebiyle hukuki ve cezai sorumluluklarının doğması halinin bir doğrudan zarar görme hali olarak değerlendirilemeyeceğini, 'tazminat ödenmesi', 'itibar zedelenmesi' ve 'güven kaybı' gibi hususların doğrudan zarar olarak değil dolaylı zarar olarak görüldüğünü, bu sebeplere dayanılarak suçtan zarar gören sıfatına sahip olunamaması sebebiyle katılma hakkının da elde edilemeyeceğini belirtmiştir. Ceza Genel Kurulu kararda yer verdiği; 'Bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için CMK'nın davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen şartın gerçekleşmesi, başka bir deyişle suçtan doğrudan zarar görmüş olması veya herhangi bir kanunda, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir. Örneğin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun davaya katılmayı düzenleyen 18. maddesi uyarınca Gümrük İdaresinin, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığının, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 162. maddesi uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun usulüne uygun başvuruda bulunmaları hâlinde kamu davasına katılacakları açıkça hükme bağlanmıştır. Özel kanun hükümleri uyarınca davaya katılmanın kabul edildiği bu gibi durumlarda, belirtilen kurumların suçtan zarar görüp görmediklerini ayrıca araştırmaya gerek bulunmamaktadır.' açıklamalarıyla, tüzel kişinin yalnızca suçtan zarar gören sıfatına sahip olduğunda, yani suçtan doğrudan doğruya zarar görmesi ihtimalinde katılan olabileceğini, bu kapsama giren durumlar hariç katılmanın ancak özel olarak ayrı bir kanun hükmünde açıkça düzenlenmesi halinde tüzel kişinin kamu davasına katılabileceğini belirtmiştir. 6284 sayılı Kanun 20/2. maddesinde de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın suçtan doğrudan zarar görmese bile özel düzenleme ile kadına ve çocuğa yönelik şiddet ya da şiddet tehlikesi içeren suçlar yönünden kamu davasına katılabileceği öngörülmüştür. 5271 sayılı CMK'nın katılma hususundaki düzenlemeleri 249. maddesi ışığında değerlendirildiğinde 13/12/2019 tarihli 2019/6-7 sayılı İBK'nın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın katılma hak ve yetkisini kaldırmayıp yalnızca mahkemelerin ihbar yükümlülüğünü kaldırdığı zira İBK ile Kanun hükmünün kaldırılamayacağı açıktır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 27.04.2016 tarihinde, CMK’nın 308/1 maddesinin tanıdığı yetkiye dayanarak olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurmuş; YCGK ise 25.04.2017 tarihli ve 2016/1-1102 esas, 2017/248 karar sayılı ilamı ile duruşmadan haberdar edilme hakkının kanun koyucu tarafından mağdur ve şikâyetçiye kovuşturma evresinde kullanılabilecek bir hak olarak düzenlendiğini, buna göre mağdur ve şikayetçi veya vekillerine usulüne uygun tebliğ işlemi yapılmadan 'duruşmadan haberdar edilme' hakkının kullanıldığından bahsetmenin mümkün olmadığını vurgulayarak Özel Dairece bozma kararı verilmesinde isabetsizlik görmemiş ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını reddetmiştir. ...5271 sayılı Kanun 289. maddesinde kesin hukuka aykırılık (mutlak bozma) halleri gösterilmiş, Bölge Adliye Mahkemelerinin sınırlı bozma yetkileri aynı Kanunun 280/1-e,f bentlerinde düzenlenmiştir. Yargıtay'ın kesin hukuka aykırılık halleri dışındaki bozma yetkisi ise CMK'nın 3 01... . maddelerinde düzenlenmiştir. Mutlak bozma sebeplerinin varlığı halinde hem Yargıtayca hem Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararı verilmekte, bozma kararı sonrası yeniden kovuşturma süreci başladığından bozma öncesi kamu davasına katılma hak ve yetkisini kullanamayan sujeler talep etmeleri koşuluyla katılan sıfatını alabilmektedir. Nispi bozma sebepleri halinde usulde belirtilen koşulların gerçekleşmesi halinde Yargıtayca bozma kararı verilmekte ve tekrar kovuşturma süreci başlamaktadır. Bölge Adliye Mahkemelerinde ise CMK'nın 280/1-e,f bentleri dışında hüküm sonucunu etkileyen hukuka aykırılıkların tespiti halinde davanın yeniden görülmesine karar verilerek duruşma açılıp yeniden hüküm tesis edilmektedir. Bölge Adliye Mahkemelerinin davanın yeniden görülmesine karar verip duruşma açtığı hallerde bir kanun yolu denetimi yapılmayıp yeniden kovuşturma aşamasının tekrar edilmesi söz konusudur. Bu nedenle davanın yeniden görülmesine karar verilmesi durumunda tarafların tıpkı gerek istinaf bozması gerek Yargıtay bozması olsun bozma kararının sonuçlarından yararlandığı gibi yararlanarak haklarını kullanması gerekmektedir. Bu gibi hallerin kanun yolu muhakemesinde katılma yasağı kapsamında değerlendirilmemesi gerekmektedir. Yargıtay Yüksek 9. Ceza Dairesince 2019/6-7 sayılı İBK'na farklı anlam yüklenerek söz konusu İBK'nun Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın katılma yetkisini ortadan kaldırmış gibi uygulama yapması dosya kapsamına ve hukuka uygun olmadığından ve söz konusu İçtihadi Birleştirme Kararı tamamlanmış ceza muhakemesi usulü işlemlerine 1949 tarihli 4-11 sayılı İçtihadi Birleştirme Kararı ışığında uygulanamayacağından isabetli bulunmamıştır.'' şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık ve suçtan zarar gören Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.09.2025 tarihli ve 98996 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.11.2025 tarih ve 6906-8497 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; davadan haberdar edilmeyen ve ilk derece mahkemesince verilen 20.09.2017 tarih ve 29-276 sayılı hapis cezasının ertelenmesine dair kararı 17.10.2017 tarihinde tebliğ almasını müteakip süresinde istinaf eden Bakanlık vekilinin başvurusuna istinaden, İlk Derece Mahkemesince verilen hükmü kaldırarak 03.10.2018 tarih ve 2718-1646 sayı ile yeniden yapılan yargılama neticesinde sanık aleyhine hüküm tesis eden Bölge Adliye Mahkemesince 03.10.2018 tarih ve 2718-1646 sayı ile kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunca yapılan toplantı sonucunda verilen 13.12.2019 gün ve 6 -7 sayılı içtihadı birleştirme kararı ve CMK’nın 237/2. maddesi uyarınca kanun yolu aşamasında davaya katılma ve istinaf yoluna başvurma hakkı bulunmadığından bahisle Özel Dairenin 13.01.2025 tarih ve 26596-251 sayı ile bozulması üzerine yapılan yargılamaya mezkur davada; Bakanlığın, istinaf aşamasında davaya katılma ve istinaf başvurusunda bulunma hakkının bulunup bulunmadığı, buna bağlı olarak müşahhas davada 13.12.2019 tarihli içtihadı birleştirme kararının daha önceden ikmal olunan usul işlemlerine uygulanıp uygulanamayacağına dair ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararının yeni hüküm niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; Ermenek Cumhuriyet Başsavcılığınca 06.01.2017 tarihli ve 3-3 sayılı iddianame ile sanığın cinsel saldırı suçundan TCK’nın 102/1-1. cümlesi ve 53/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebinde bulunulduğu, iddianame başlığında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının taraf olarak gösterilmediği, Soruşturma evresinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına yapılan bir bildirimin bulunmadığı, Ermenek Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/29 esasına kayden yapılan yargılama kapsamında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına davanın ihbar edilmediği, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının "Müşteki" olarak karar başlığında gösterildiği Ermenek Asliye Ceza Mahkemesinin 20.09.2017 tarihli gerekçeli kararının, davadan haberdar edilmeyen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekiline 17.10.2017 tarihinde tebliğ edildiği ve 23.10.2017 havale, 17.10.2017 tanzim tarihli dilekçe ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 2017/2718 esasa kayıt edilen dosya kapsamında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekiline duruşma günü ve saatini bildirir çağrı kâğıdı düzenlenmesi konusundaki istinabe istemine ilişkin evrakın Karaman Ağır Ceza Mahkemesinin 21.03.2018 tarihli ve 2018/161 sayılı yazısı ile işlemsiz olarak iade edildiği, Ermenek Ağır Ceza Mahkemesine yapılan istinabe istemiyle ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı veya vekiline duruşma gününün bildirilmediği, Ankara Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılamanın 03.10.2018 tarihli duruşmasında; suçtan zarar görme ihtimaline binaen Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının katılan, vekilinin ise katılan vekili olarak duruşmaya kabulüne karar verildiği ve sanığın mahkûmiyetine dair hükmün tefhim olunduğu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 03.10.2018 tarihli ve 2718-1646 sayılı gerekçeli kararını tebliğ alan katılan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin temyiz başvurusunda bulunmadığı ve yargılama sürecinin "Hukuki Süreç" başlığı altında belirtildiği şekilde gerçekleştiği, Anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE A. Ön Sorun Konusuna İlişkin Açıklamalar Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi; a) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak, b) Bozma kararında tartışılması gerektiği belirtilen hususları tartışmak, c) Bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme ya da toplanan yeni delillere dayanmak, d) Önceki kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak, Suretiyle verilen hüküm, direnme kararı olmayıp yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi hâlinde ise incelemenin Yargıtayın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekmektedir. B. Hukuki Değerlendirme İlk Derece Mahkemesince yürütülen kovuşturma sürecinde davadan haberdar edilmeyen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin, gerekçeli kararı tebliğ almasını müteakip istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından duruşma açılmak suretiyle Bakanlığın davaya katılmasına karar verildikten sonra kurulan 03.10.2018 tarihli hükmün, Özel Dairece 13.01.2025 tarihinde, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunca yapılan toplantı sonucunda verilen 13.12.2019 tarihli ve 6-7 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Bakanlığa bildirimde bulunulmasının zorunlu olmadığının kabul edilmesi ve Bakanlık vekilinin CMK'nın 237/2. maddesine göre kanun yolu aşamasında davaya katılma ve istinaf yoluna başvurma hakkının bulunmadığı isabetsizliğinden bozulması sonrasında, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince işbu bozma nedeninin tartışılması suretiyle yeni ve genişletilmiş gerekçeyle hüküm kurulması, direnme kararı niteliğinde değildir. Özel Dairenin temyiz denetiminden geçmeyen bu yeni hükmün doğrudan Ceza Genel Kurulunca ele alınması mümkün olmadığından, dosyanın inceleme yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. Ulaşılan sonuç karşısında asıl uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; Sanık hakkında sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçundan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 28.05.2025 tarih ve 398-713 sayı ile kurulan mahkûmiyet hükmü yeni hüküm niteliğinde olduğundan, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.05.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.