Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/541 E. 2026/282 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/541
- Karar No
- 2026/282
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1878-1818
I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan suça sürüklenen çocuğun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, 6545 sayılı Kanun ile değişik 103/1-a maddesi delaletiyle 103/2, 43/1, 31/3-son, 62/1 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.05.2019 tarihli ve 574-489 sayılı hükmün, suça sürüklenen çocuk müdafii ve mağdure vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 08.06.2021 tarih ve 1878-1818 sayı ile; mağdure vekilinin istinaf isteminin usulden, suça sürüklenen çocuk müdafiinin ise istinaf başvurusunun esastan reddine; bu kararın da suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 07.01.2025 tarih, 27681-123 sayı ve oy çokluğu ile ''Suça sürüklenen çocuğun savcılıktaki beyanında mağdureninn yaşını on altı olarak, Sulh Ceza Mahkemesinde ise mağdurenin yaş olarak kendisinden büyük olduğunu söylediğine ilişkin savunmaları ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, İlk Derece Mahkemesince olayda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin yetersiz gerekçeyle uygulanmamasına karar verilmesi karşısında, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Başkanı ... ve Daire Üyesi ...; "Mağdure ile suça sürüklenen çocuğun aynı köyde yaşadıkları ve mağdureyi çocukluktan beri tanığına ilişkin beyanı, arkadaşlık süreleri yine suça sürüklenen çocuğun nitelikli cinsel istismar eylemine kabul etmediğine ilişkin duruşmalardaki inkara yönelik savunması göz önüne alındığında hata hükümlerinin uygulama yeri bulunmadığı göz önüne alınarak hükmün onanması gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 03.05.2025 tarih ve 104474 sayı ile; "...Suça sürüklenen çocuk ... ve Mağdur ... Bağlıca köyünde ikamet etmektedirler. Suça sürüklenen çocuk aşamalarda verdiği savunmalarında mağduru küçüklüğünden beri tanıdığını beyan etmiştir. Mağdur nüfus kaydına göre 30/11/2003 doğumludur ve suç tarihi olan Şubat-Mart 2018 tarihinde 14 yaşını doldurmuş ve 15 yaşı içerisindedir. Zira bu durum Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca tanzim edilen 2019/1009 sayılı rapor ile bilimsel şekilde doğrulanmıştır. Suça sürüklenen çocuk yine aşamalarda verdiği savunmalarında mağdur ile 2017 yaz aylarından itibaren sevgili olarak görüştüklerini beyan etmiştir. Suça sürüklenen çocuğun soruşturma aşamasındaki savunmalarına, iddianamedeki anlatıma ve ilk derece mahkemesinin kabulüne göre ise bir kaç hafta arayla iki kez metruk bir binada buluşup, rızaen anal yoldan cinsel ilişkiye girmişlerdir. Mağdurun beyanları alınırken refakat eden Pedagog Bilirkişi ...mütalaasında mağdurun fiziksel gelişiminin takvim yaşına uygun olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda, mağdur ile yıllardır aynı köyde yaşayan, mağduru küçüklüğünden beri tanıyan ve bilen, takvim yaşına uygun fiziksel görünümde olan mağdurla, kendi ifadesine göre, yaklaşık 6-7 aydır sevgili olan ve iki kez de cinsel ilişki yaşayan suça sürüklenen çocuğun mağdurun yaşı konusunda hataya düştüğünü kabul etmek mümkün değildir. Kaldı ki mağdurun, sanığa yaşını 16 olarak söylediğine ilişkin bir beyanı da bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut olayda TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşulları oluşmamıştır. Keza ilk derece mahkemesi de bu hususu gerekçeli kararında tartışmış, suça sürüklenen çocuğun ile mağdurun aynı köyde yaşaması ve 5-6 aydır sevgili olmaları nedeniyle TCK'nın 30. maddesinin uygulanmamasına karar vermiştir. Buna rağmen, ilk derece mahkemesince atılı suçtan verilen suça sürüklenen çocuğun mahkûmiyetine ilişkin hükme yönelik istinaf istemlerinin esastan reddi yönündeki bölge adliye mahkemesi hükmünün onanmasına karar verilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.09.2025 tarih ve 3478-6632 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Suça sürüklenen çocuk hakkında İlk Derece Mahkemesince kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf istemi Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuk hakkında TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma imkânının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. GEREKÇE 1. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 10.07.2024 tarihli ve 167-231, 08.01.2025 tarihli ve 38-7 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi). TCK'nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Doktrinde bu konuya ilişkin olarak; "Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Örneğin, arkadaşını ziyarete giden bir kimsenin, arkadaşının olduğu düşüncesiyle bir başkasının konutuna girmesi veyahut onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla rızaen cinsel ilişkide bulunanın, mağdurun reşit olduğunu düşünerek bu eylemi gerçekleştirmesi." (Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Baskı, s. 522), "Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı), müşahhas bir olayda suçun maddi unsurlarına müteallik hususlardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış bilgiyi ifade eder. Bir başka ifadeyle, faildeki müşahhas olaya ilişkin tasavvurun gerçekle bağdaşmaması hâlidir. Bu hata, suça ilişkin kastı ortadan kaldırır. Bu hata hâlinde kasten işlenmiş bir haksızlıktan bahsetmek mümkün değildir. Failin bilgisi veya tasavvuru gerçeğe uysaydı; işlediği fiilin bir haksızlık teşkil etmeyeceği muhakkak olmalıdır." (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, Seçkin, 1. Baskı, 2005, s. 421), "Failin suç tipindeki bir unsurda yanılması, bu suçun kasten işlenmesini engeller. Bu takdirde suç taksirle işlendiği takdirde cezalandırılabilen bir suç ise, sorumluluk taksirli suçtan dolayıdır." (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi,12. Baskı, s. 362) şeklinde görüşlere yer verilmiştir. Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekecektir. İkinci fıkra ile kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hâllerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir. Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata hem de kusurluluğu etkileyen hâllerle ilgili hata düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Hataya düşmenin kaçınılmaz olmasını, kusursuz olmak şeklinde anlamak gerekir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara, 2016, s. 194.). Bunun için fail, fiili işlediği sırada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hatası nedeniyle kınanamamalı, dikkatsiz ve özensiz davranmış olmamalıdır. Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı, içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır. 2. Hukuki Değerlendirme Yerel Mahkemece; suça sürüklenen çocuğun soruşturma aşamasındaki savunmasında mağdurenin 15 yaşından küçük olduğunu bilmediğini belirtmiş ise de; köylüsü olan ve küçük yaştan beri birlikte büyüdüğü, olay tarihinden 5-6 ay önce de sevgili olduğu mağdurenin 15 yaşından küçük olduğunu bilmemesinin genel hayat tecrübelerine aykırı; bu iddiasının, alınan hukuki yardım sonucu cezadan kurtulmaya yönelik geliştirilmiş bir savunma olduğu gerekçesiyle hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma şartlarının oluşmadığına karar verilen olayda; Mağdure ve suça sürüklenen çocuğun aynı köyde yaşadıkları, mağdurenin suça sürüklenen çocuktan hamile olduğu yönünde köyde dedikodu yapılması üzerine mağdurenin suça sürüklenen çocuğun kendisiyle ilişkiye girdiğini halasıyla paylaştığı ve bunun üzerine annesi tarafından olayın adli mercilere 27.06.2018 tarihinde bildirildiği anlaşılmaktadır. Mağdure savcılıkta suça sürüklenen çocuğun kendisiyle rızası dışında vajinal yoldan ilişkiye girdiğini ifade etmiştir. Alınan raporlarda mağdurenin vajinal veya anal yoldan ilişkiye girdiğine dair bir bulgu saptanmadığı mütalaa edilmiştir. Mağdure daha sonra dilekçeyle; tecavüze uğramadığını, bunun dedikodudan ibaret olduğunu, alınan raporun da beyanını teyit ettiğini ve şikâyetinden vazgeçtiğini belirtmiş, bu anlatımlarını sonradan mahkemedeki ifadesinde de tekrarlamıştır. Suça sürüklenen çocuk 28.06.2018 tarihinde savcılıkta mağdureyle 2017 yılının yaz sonunda sevgili olduklarını, köyün yukarısında bulunan harabe bir evde 3-4 kez görüştüklerini, ilk görüşmelerinin 2018 yılının Şubat ya da Mart ayında gerçekleştiğini, en son 2-3 hafta sonra ilişkiye girdiklerini, mağdureyle anal yoldan farklı tarihte iki kez cinsî münasebette bulunduklarını, mahkemede ise mağdureyle aralarında bir ilişki gerçekleşmediğini savunmuştur. Kolluk görevlileri olayın geçtiği yerin en yakın yerleşim yerine 50 metre mesafede bulunduğunu ve metruk evin dört odadan ibaret olduğunu, olayın meydana geldiği belirtilen yerin yalnızca tahta bir kapısının bulunduğunu tutanak altına alarak olay yerinin fotoğraflarını çekmişlerdir. İlk Derece Mahkemesince mağdure ve suça sürüklenen çocuk arasında rızaya dayalı organ ithali suretiyle cinsel ilişki kabul edilmiştir. Derece Mahkemeleri ve Özel Daire arasında bu hususta bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Suça sürüklenen çocuk olayın gerçekleştiği tarihlerde yaklaşık 15... ay, mağdure ise kayden 14... aylıktır. Mağdurenin yaşına ilişkin adli tıp kurumu raporunda da mağdurenin olay tarihinde 14 yaşını bitirmiş olup 15 yaşının içerisinde olduğu ve 15 yaşını bitirmediğinin kabulünün uygun olacağı belirtilmiştir. Suça sürüklenen çocuğun mağdureyle ilişkiyi kabul ettiği savcılıkta mağdurenin kendisine yaşını 16 olarak söylediğini, sorguda ise aynı köylü olmaları nedeniyle sevgili oldukları mağdurenin kendisine "Senden büyüğüm." dediğini belirttiği görülmektedir. Aralarında kayden 11... gün yaş farkı bulunan ve 15 yaşını henüz tamamlamış, alınan sosyal inceleme raporuna göre algılama, yargılama, süzgeçten geçirme gibi bilişsel becerilerinin tam olarak yaşına uygun olmadığı değerlendirilen ve ekonomik nedenlerle okula devam edemediği için çobanlık yaptığını belirten suça sürüklenen çocuğun savcılıkta ve sorguda istikrarlı bir şekilde mağdurenin 15 yaşından büyük olarak bildiğini savunması, eğitim durumu, ile sosyal ve kültürel seviyesi de gözetildiğinde, hastane doğumlu olmayan mağdurenin kesin yaşı konusunda bilgi sahibi olmamasının ihtimal dâhilinde bulunması nedeniyle suçun maddi unsurları bağlamında mağdurun yaşına ilişkin olarak hataya düştüğünün ve hakkında TCK'nın 30/1. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.05.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.