Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/2972 E. 2025/4373 K. – Tapu İptali Ve

Konu: Tapu İptali Ve Tescil

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2972
Karar No
2025/4373
Karar Tarihi
Konu
Tapu İptali Ve Tescil

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 1987/351 E., 1998/316 K.

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yargılaması neticesinde verilen kararın kesinleştirilmesinden sonra, söz konusu hükmün usulsüz kesinleştirildiği iddiasıyla temyiz talebinde bulunulması üzerine İlk Derece Mahkemesince ek kararla, temyiz isteminin bir kısım davalılar yönünden temyiz kabulüne, bir kısım davalılar yönünden ise reddine karar verilmiştir. Davalılar vekili tarafından İlk Derece Mahkemesinin ek kararına karşı, kesinleşen kararın kaldırılması ve yargılamanın yenilenmesi talebiyle temyiz başvurusunda bulunulmuş olmakla; dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R

Davalılar vekili 04.10.2022 tarihli dilekçesiyle; ... ilçesi ... Adası 3 pafta 1 ada 4 parsel sayılı 91.000 metrekare yüzölçümündeki tarlanın 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'na dayanılarak 22.05.1950 tarihinde 20 yıl vadeyle kök muris ... tarafından satın alındığını, taşınmazın ormanla ilişkisinin bulunmadığını, tamamıyla ziraat arazisi olduğunu, davacı İdare tarafından mahkemeye başvurularak tapu iptali ve müdahalenin men'i talep edildiğini, davalıların murisi ...' in o tarihte vefat etmiş olması nedeniyle ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 1987/41 Esas, 1987/89 Karar sayılı ilamındaki mirasçılık belgesine göre ..., ..., ..., ...'in muris ...'in mirasçısı olduğunu, ancak davalı İdare tarafından tapu iptali ve müdahalenin men'i davası açılırken taraf olarak gösterilmediğini, bu nedenle tüm işlemlerin müvekkillerinin yokluğunda yapılarak hüküm tesis edildiğini, diğer mirasçılara da usulsüz tebligat yapıldığını, gerekçeli karar ve Yargıtay kararının usulüne uygun tebliğ edilmediğini, dosyada vekil olarak ... ... ve ...'i temsil eden Av. ...'in yargılama aşamasında vefat ettiğini, sonrasında dosyanın akibeti hakkında müvekkillerinin bilgi sahibi olamadığını ve usulüne uygun tebligat çıkarılmadığını, dosyada vekil olarak ... ... ve ... üzere vekil aracılığıyla temsil edilmeyen mirasçıların hepsine "aynı adres" şeklinde ifadeler kullanılarak karar ve temyiz başvuruları için yapılan tebligatlara "... Adası ..." yazılarak usulsüz tebligat yapıldığını, tek tek mirasçıların adreslerini tespit etmek yerine usulsüz tebligat yapıldığını, ... için çıkarılan tebligat iade döndüğünde, postaneye bizzat gelip aldı şeklinde tebligat parçası düzenlendiğini, müvekkilinin böyle bir tebligatı postaneden gidip almadığını, davalı ...'e yapılan tebligatta aynı evde yaşamakta olan kardeşinin denilerek tebligat yapıldığını, ancak davalı ...'in tebligatın yapıldığı 14.02.2001 tarihinde kardeşi ile birlikte yaşamadığını, dava konusu taşınmazın 05.06.2020 tarihine kadar müvekkilleri üzerine kayıtlı olduğunu, müvekkillerinin tapu müdürlüğüne gittiklerinde dava konusu gayrimenkulün üzerlerine kayıtlı olmadığını gördüklerini ileri sürerek, bir kısım müvekkilleri yönünden davada taraf teşkilinin sağlanmaması ve diğer müvekkilleri yönünden usulsüz tebligatlar yapılması nedeniyle yargılamanın iadesine karar verilmesini ve ... Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 1987/351 Esas ve 1998/316 Karar sayılı hükmünün iptali ile yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; Anayasa Mahkemesinin 21.06.2022 tarihli ve 2022/7 Esas ve 2022/79 Karar sayılıkararıyla ''Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 377.maddesinin 1 numaralı fıkrasının bentlerini bağlayan hükmünün her halde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır" bölümünün Anayasaya aykırı olması nedeniyle iptaline dair karar verilmiş ise de, kararın geriye yürümeyeceği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 377. maddesinin (e) bendinde düzenlenen 3 aylık ve her halde 10 yıllık hak düşürücü sürenin kesinleşme tarihi olan 01.03.2001 tarihinden itibaren geçtiği ve hak düşürücü sürenin dolduğu, ayrıca ileri sürülen hususların 6100 sayılı Kanun'un 375. maddesinde sınırlı sayıda belirtilen yargılamanın yenilenmesi nedenlerine uymadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş; hükmün, davalılar vekili tarafından, ayni haklara ilişkin davalarda 10 yıllık hak düşürücü süresinin uygulanmayacağı, mirasçılık belgesi incelendiğinde ..., ..., ..., ...'in muris ...’in mirasçısı olduğu, ancak davalı İdare tarafından tapu iptali ve müdahalenin men'i davası açılırken taraf olarak gösterilmedikleri, davalıların yokluğunda karar verilmesinin ve kararın kesinleştirilmesinin mümkün olmadığı, gerekçeli karar incelendiğinde mirasçıların hepsine “aynı adres” şeklinde ifadeler kullanılarak, karar ve temyiz başvuruları için yapılan tebligatlara “... ...” yazılarak usulsüz tebligat yapıldığı, vekil olarak ... ... ve ...’i temsil eden Av ...'in, yargılama aşamasında vefat ettiği, onlara da usulüne uygun tebligat çıkarılmadığı, ... için çıkarılan tebligat iade döndüğünde, postaneye bizzat gelip aldı şeklinde tebligat parçası düzenlendiği, davalının böyle bir tebligatı postaneden gidip almadığı, 6100 sayılı Kanun'un 375. maddesine göre vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olmasının tek başına yargılamanın yenilenmesi sebebi olacağı, görülen davada taraf teşkilinin usulüne uygun olarak sağlanmadığı iddiasıyla istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; yargılamanın iadesini talep eden bir kısım davalılar vekili tarafından açılan yargılamanın iadesi talepli davanın ayrı bir esasa kaydedilmesine rağmen, dilekçelerin karşılıklı verilmesi ile ön inceleme aşamaları tamamlanmadan ve taraf delilleri toplanmadan duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verildiği, İlk Derece Mahkemesince, dilekçelerin teatisi aşaması tamamlandıktan sonra ön inceleme yapılıp, duruşma açılarak tarafların gösterecekleri delillerin toplanması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile dosya üzerinden yazılı şekilde hüküm tesisinin isabetsiz olduğu, öncelikle yargılamanın iadesi istenilen ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1987/351 Esas, 1998/316 Karar sayılı dava dosya aslının eldeki dosya içine alınmasının gerektiği, yine davalılar vekilinin yargılamanın iadesi istemli dilekçesi incelendiğinde esasen davada taraf teşkilinin sağlanmadığı ve tebliğlerin usulsüz olduğu hususunun ileri sürüldüğü, bu haliyle esasen yargılamanın iadesine konu olan mahkeme kararının usulüne uygun kesinleşmediğinin öne sürüldüğü, yargılamanın yenilenmesinin 6100 sayılı Kanun'un 374. maddesi gereği ancak kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebileceği, bu nedenle davalılar vekilinin 04.10.2022 tarihli dilekçesinin temyiz dilekçesi sayılarak değerlendirme yapılması ve temyizin süresinde olup olmadığı yönüyle mahkemece bir karar verilmesi, mahkemece temyiz istemi kabul edilir veya temyiz istemi süreden reddedildiğinde talep eden taraflar temyizin reddine dair karara karşı kanun yoluna başvurur ise yargılamanın yenilenmesine konu kararın 05.06.1998 tarihinde verildiği ve karar tarihi itibariyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (1086 sayılı Kanun) hükümlerine göre temyize tabi olduğu gözetilerek dava dosyasının aslının temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay İlgili Daire Başkanlığına gönderilmesi, sonrasında Yüksek Yargıtayın vereceği karar gözetilerek bir karar verilmesi, yine eldeki dosyasında taraf koşulunun sağlanması ve özellikle davalılar vekilinin bir kısım vekaletnamelerinin eksik olduğu anlaşılmakla varsa vekaletnamelerin sunulması, yoksa tebliğlerin usulüne uygun olarak yapılmasının sağlanması gerektiği gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353/1-a.4 maddesi gereğince kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine iadesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, Bölge Adliye Mahkemesinin iade kararı sonrası yapılan yargılama neticesinde; davalılar vekilinin 04.10.2022 tarihli dilekçesinde bir kısım vekaletlerin eksik olduğu ve taraf teşkilinin sağlanmadığı, davalılar vekilinin 23.02.2024 tarihli beyan dilekçesi ekinde gönderilen mirasçılık belgesi ve vekaletlerin dosyaya eklenerek taraf teşkili sağlandığı, muris ... mirasçılarından ...'in 14.12.1981 yılında vefat etmesi üzerine ... Sulh Hukuk Mahkemesi' nin 1987/41 Esas, 1987/89 Karar sayılı mirasçılık belgesine göre çocukları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in mirasçısı oldukları, gerekçeli karar ve yargıtay ilamının mirasçılar ..., ... ve ...'e tebliğ edilmediği, dolayısıyla temyiz taleplerinin süresinde olduğu gerekçesiyle, davalılar vekilinin 04.10.2022 tarihli dilekçesinin mirasçılar ..., ... ve ... yönünden temyiz dilekçesi olarak kabul edilerek Yargıtay ilgili Hukuk Dairesine gönderilmesine; davalılar vekilinin usulsüz tebligatlara ilişkin iddiası yönünden, gerekçeli karar ve temyiz dilekçesinin tebliğine ilişkin tebliğ mazbatalarının usulüne uygun tebliğ edildiği, gerekçeli karar ve temyiz dilekçesinin mirasçılar ... (...)'ün bizzat kendisine 23.03.2000 tarihinde, ...'in bizzat kendisine 31.03.2000 tarihinde, ...'in bizzat kendisine 29.03.2000 tarihinde, ...'in (dava dilekçesinde sehven ... olarak bildirilmiş) birlikte sakin yeğeni ... imzasına 29.03.2000 tarihinde, ...'in birlikte sakin oğlu ...'e 29.03.2000 tarihinde, ...'in aynı adreste birlikte oturan eşi ... ...'in imzasına 28.03.2000 tarihinde, davalılar ... ve ... vekili Av. ...'ye 21.12.1998 tarihinde tebliğ edildiği, davalılardan ...'in 05.04.2000 tarihinde, davalılar ... ve ... vekili Av. ...'in 04.01.1999 tarihinde temyiz başvurusunda bulunduklarının anlaşıldığı; davalılar vekilinin usulsüz vekalete ilişkin iddiası yönünden ise, yargılama aşamasında vefat eden Av. ...'in ... vekili olduğu, gerekçeli karar ve karar ilamının ...'in bizzat kendisine tebliğe çıkarıldığı, davalılar ... ve ... vekili Av....'ye ait vekaletnamenin ise dosya arasında bulunduğunun belirlendiği gerekçesiyle, davalılar vekilinin usulsüz tebligat ve usulsüz vekaletle ilgili taleplerinin ve davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden temyiz talebinin reddine karar verilmiş ve bu karar, davalılar vekili tarafından, dava dilekçesindeki iddialara ilaveten, İlk Derece Mahkemesi kararının hatalı olduğu ileri sürülerek, 29.02.2024 tarihli ek kararda temyiz talebi reddedilen davalılar yönünden ret kararının bozularak tüm davalılar yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz edildiğinin kabulüne ve İlk Derece Mahkemesinin davanın esasına ilişkin 1987/351 Esas ve 1998/316 Karar sayılı hükmünün bozulması istemiyle temyiz edilmiştir. İlk Derece (... 1. Asliye Hukuk) Mahkemesince yazılı şekilde karar verilmiş ise de, bu karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; bilindiği üzere savunma hakkı, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alındığı gibi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) " Hukuki Dinlenilme Hakkı " başlıklı 27. Maddesinde de, " (1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir. " şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bir davada, davalı tarafa savunma ve ispat hakkını kullanma olanağı verilmeden hüküm kurulması hukuken mümkün bulunmamaktadır. Eldeki davada; yargılamanın iadesi istemine konu ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1987/351 Esas sayılı dosyasında muris ...'in vefat etmiş olması nedeniyle davanın adı geçen murisin bir kısım mirasçılarına yöneltildiği, murisin dosya içerisinde bulunan ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 23.02.1987 tarihli ve 1987/41 Esas, 1987/89 Karar sayılı veraset ilamıyla belirlenen mirasçılarından ..., ... ve ...'in davada taraf olarak yer almadıkları ve davada yöntemince taraf teşkili (pasif dava ehliyeti koşulu) sağlanmadan yargılamanın yapılıp sonuçlandırıldığı ve böylelikle, adı geçen mirasçıların savunma ve ispat haklarını kullanmalarının kısıtlandığı, yargılama neticesinde verilen 05.06.1998 tarihli ve 1987/351 Esas, 1998/316 Karar sayılı hükmün de 29.11.2001 tarihinde kesinleştirildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan; taraf teşkilinin sağlanması, kamu düzenine ilişkin dava şartlarından olduğundan, yargılamanın her aşamasında re'sen gözönünde tutulmalıdır. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, davacı ... İdaresine davasını, muris ...'in dosya içerisinde bulunan ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 23.02.1987 tarihli ve 1987/41 Esas, 1987/89 Karar sayılı veraset ilamıyla belirlenen mirasçılarından ..., ... ve ...'e de yöneltmek suretiyle taraf teşkilini sağlaması için süre ve imkan tanınması, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması halinde işin esasına girilerek, adı geçen dahili davalılardan savunma ve delillerinin sorulması ve bildirmeleri halinde delillerinin toplanması, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek, yöntemince taraf teşkili sağlanmadan ve anılan kişilere hukuki dinlenilme haklarını kullanma imkanı tanınmadan karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. Ayrıca ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.02.2024 tarihli ve 1987/351 Esas, 1998/316 Karar sayılı ek kararının hüküm kısmının (2) no.lu bendinde davalı diğer mirasçılar yönünden temyiz talebinin reddine karar verilmiş ise de mirasçılar arasında iştirak halinde mülkiyetin söz konusu olduğu dikkate alındığında ek kararın (2) no.lu bendinin kaldırılmasına karar verilmesi cihetine gidilmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; İlk Derece ( ... 1. Asliye Hukuk) Mahkemesinin 29.02.2024 tarihli ve 1987/351 Esas, 1998/316 Karar sayılı Ek Kararının hüküm fıkrasının (2) nolu bendinin KALDIRILMASINA, İlk Derece (... Asliye Hukuk) Mahkemesinin temyiz olunan 05.06.1998 tarihli ve 1987/351 Esas, 1998/316 Karar sayılı kararının, 29.11.2001 tarihli kesinleştirme şerhinin ve Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 22.05.2000 tarihli ve 2000/4306 Esas, 2000/4791 Karar sayılı onama ilamının kaldırılması suretiyle, 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, İstek halinde peşin harcın temyiz edenlere iadesine,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 02.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2024/2972, K. 2025/4373, T. 02.06.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2024-2972-e-2025-4373-k-b6bf526445f2