Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/7679 E. 2026/2102 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/7679
- Karar No
- 2026/2102
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2119 E., 2023/83 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/467 E., 2022/326 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 24.02.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat ... ile davalılar vekili Avukat ... geldiler. Davacı vekili ve davalılar vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 24.02.2026 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılar ... ve ...'in oğlu olan ...'in 07.01.2001 tarihinde tıbbi hataya dayalı doğum nedeniyle engelli olarak dünyaya geldiğini, davalıların Sağlık Bakanlığı ve doğumu gerçekleştiren davacı doktor ... aleyhine tazminat davası açtıklarını, davacı yönünden adli yargıda, Sağlık Bakanlığı yönünden ise idari yargıda görülen davalar sonucunda aynı bilirkişi raporuna göre davalılar lehine tazminata hükmedildiğini, aynı konu, aynı kusur durumu ve aynı hesaplamaya dayalı olarak verilmiş iki ayrı tazminat kararı bulunduğunu, idari yargıda görülen dava neticesinde hükmedilen tazminat miktarının tamamı Sağlık Bakanlığı tarafından ödendiği halde, davalıların adli yargıda yapılan yargılama sonucunda verilen karara istinaden davacı aleyhine Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 Esas sayılı dosyası ile ilamlı icra takibi başlattıklarını, davalıların aynı olay nedeniyle müteselsil sorumlulara karşı farklı yargı kollarında açılan iki ayrı davada iki ayrı karar verilmiş olmasından faydalanarak mükerrer tahsilat yoluna gitmek suretiyle sebepsiz zenginleştiklerini, söz konusu mahkeme kararlarından kısa bir süre sonra doğrudan kamu görevlisine dava açılmasının yolunun kapatıldığını, ancak değişiklik yapılmadan önce söz konusu davaların açıldığını ve karara bağlandığını, Sağlık Bakanlığının söz konusu tazminatı ödediğini ve davacı ...'a rücu etme hakkını saklı tuttuğunu belirterek davacının Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 Esas sayılı dosyasından dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitine ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacının Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 Esas sayılı dosyasına borcuna mahsuben haksız yere ödediği ve maaşından bugüne kadar kesilen 141.903,84 TL'nin yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, iki farklı yargı kolu tarafından aynı konuda aynı kusur durumuna göre verilmiş iki ayrı tazminat kararının söz konusu olmadığını, zira Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin ve Ankara 6. İdare Mahkemesinin kararlarında davalı ... ile davalı Sağlık Bakanlığının müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarına dair bir ifade bulunmadığını, davalı ... aleyhine başlatılan takibin davalının Adli Tıp Kurumunun raporu ile tespit edilmiş olan 4/8 oranındaki kusuruna isabet eden miktara ilişkin olup, diğer davalı Sağlık Bakanlığından tahsil edilen miktarın ise geri kalan 4/8 kusur oranı ile ilgili davalı Sağlık Bakanlığının sorumlu olduğu miktar olduğunu, dolayısıyla davalıların bilirkişi raporu ile hesaplanan tazminat alacaklarının tamamını değil sadece yarısını davalı Sağlık Bakanlığından tahsil etmiş olup, mükerrer tahsilatın ve sebepsiz zenginleşmenin söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİNİN İLK KARARI İlk Derece Mahkemesinin 02.07.2019 tarihli ve 2016/527 E., 2019/356 K. sayılı ilk kararı ile; "Ankara 13 AHM'nin 22/09/2011 günlü, 2011/268 e. 2011/323 k.sayılı (eski 2007/75) ilamının incelenmesinde; davacılar ...'e velayeten ... ve ...'in ... ve Sağlık Bakanlığı aleyhine, ...'in doğum esnasında oksijensiz kalarak engelli doğmasına sebep oldukları gerekçesiyle maddi-manevi tazminat talepli dava açtıkları, yapılan yargılama neticesinde ve bu dosyadan aldırılan 08/10/2007 tarihli ATK raporunda; davalı doktor ...'ın bebeğin gecikmeli olarak sezeryana alınarak doğurtulması ve bu süreçte oksijensiz kalmasına sebep olduğu gerekçesiyle 4/8 düzeyinde kusurlu olduğu tespit edildiğinden onun yönünden açılan asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü ile, kusur oranına göre her bir davacı için 1.500'şer TL manevi, ... için güç kaybından dolayı 121.686,50 TL ve bakım masrafları için 87.634,92 TL'nin ...'dan tahsiline, diğer davalı Sağlık Bakanlığı aleyhine açılan davanın ise yargı yolu nedeniyle reddine karar verildiği belirlenmiştir. Ankara 6. İdare Mahkemesi'nin 27/02/2013 günlü, 2012/547 e. 2013/453 k.sayılı ilamının incelenmesinde ise; davacılar ...'e velayeten ... ve ...'in Sağlık Bakanlığı aleyhine, ...'in doğum esnasında oksijensiz kalarak engelli doğmasına sebep olunduğu, olayda hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle maddi-manevi tazminat talepli dava açtıkları, yapılan yargılama neticesinde, Ankara 13 AHM'nin 2011/268 e. sayılı dosyasında bilirkişi incelemesi yaptırıldığından, yeniden inceleme yapılmasına gerek olmadığı, olay nedeniyle davalının 4/8 oranında kusurlu olduğu belirtilerek (adli yargı kararındaki gibi) kusur oranına göre her bir davacı için 1.500'şer TL manevi, ... için güç kaybından dolayı 121.686,50 TL ve bakım masrafları için 87.634,92 TL'nin davalıdan tahsiline karar verildiği anlaşılmıştır. Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 (eski2005/8141) sayılı takip dosyasının incelenmesinde, ...'e velayeten davacılar ... ve ...'in borçlu ... ve Sağlık Bakanlığı aleyhine Ankara 13 AHM'nin 13/04/2005 tarih ve 2002/11 e. 2005/157 k.sayılı ilamına dayalı olarak icra takibi başlattıkları ve borçlulardan Sağlık Bakanlığının ödeme emrinin SGK'ya gönderildiğini belirterek itirazda bulunması sonucu Ankara 6. İcra Hukuk Mah.2005/859 e.862 k.sayılı ilam ile icra emrine itirazın kabulü ile gönderilen icra emrinin iptaline karar verildiği, akabinde alacaklıların bu sefer bozma sonrası Ankara 13 AHM'nin 06/04/2010 tarih ve 2007/75 e. 2010/81 k.sayılı ilamına dayalı olarak takibe devam ettiği, bu süreçte icra müdürlüğünce hesap yapılması yönünden bilirkişi raporu aldırıldığı, rapora göre alacaklıların borçlulardan 784.223,26 TL alacaklı olduklarının tespit edildiği, bu süreçte Ankara 8. İcra Hukuk Mahkemesinin 2010/939 esasında borçlu ... tarafından mükerrer takip yapılığı ve borcun sona erdiği gerekçesiyle açılan şikayet davasının reddine karar verildiği, son olarak Ankara 13 AHM'nin 22/09/2011 günlü, 2011/268 e. 2011/323 k.sayılı ilamı uyarınca takibin devam ettiği ve davalının maaşından kesinti yapılmaya başlandığı anlaşılmıştır. Taraf delilleri toplanmış ve bilirkişi görüşüne başvurulmuştur....Sunulan bir kısım belgelerin incelenmesi için alınan 30/05/2019 tarihli 3. ek raporda; davacının maaşından kesilerek icra dosyasına yatırılan ve 22/10/2010-17/05/2019 tarihleri arasını kapsayan dönemlere ait ödeme miktarı toplamlarının 240.050,02 TL olduğu, ödemelerin bir kısmının huzurdaki dava açıldıktan sonra ödenen tutarlar olduğu" tespit olunmuştur. Alınan 3.ek bilirkişi raporu, dosya içeriğine, yasa ve mevzuata uygun, denetime elverişli bulunduğundan mahkememizce benimsenmiştir. Tüm dosya kapsamına göre; davalılardan ... ve ...'in müşterek çocukları ...'in doğum esnasında oksijensiz kalarak engelli doğmasından davacı doktor ... ile dava dışı Sağlık Bakanlığı'nın kusurlu olduğun ileri sürerek maddi-manevi tazminat talepli olarak Ankara 13 AHM'ye açtığı dava sonucu ...'ın 4/8 oranında kusurlu olduğu tespit edilerek toplam 213.821,42 TL'nin bu davalıdan tahsiline, diğer davalı Sağlık Bakanlığı aleyhine açılan davanın da yargı yolu nedeniyle reddine karar verildiği, davalıların bu sefer Sağlık Bakanlığı aleyhine idari yargıda açtığı dava sonucunda da adli yargı kararında olduğu üzere doktor ...'ın 4/8 oranında kusurlu olduğu, davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiye toplam 213.821,42 TL'nin davalıdan tahsiline karar verdiği, dava dışı Sağlık Bakanlığı'nın sözkonusu tazminat miktarını ödediği, davalıların bu bedelin tahsili için davacı yönünden de icra takibi başlattığı, bu nedenle davalıların davacı aleyhine yaptığı takibin mükerrer olduğu ve ödenen bedelin iadesinin gerekeceği, yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde de davacının Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 sayılı takipteki 276.534,37 TL alacağın 19.229,25 TL'sinden borçlu, kalan 257.307,12 TL'lik kısmından ise borçlu olmadığının tespiti ile fazla ödediği 240.050,13 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesi gerektiği..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü kısmen reddine, davacı borçlunun aleyhindeki Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 sayılı takipteki 276.534,37 TL alacağın 257.307,12 TL'lik kısmından borçlu olmadığının tespiti ile fazla ödenen 240.050,13 TL'nin bilirkişi Veli Koluaçık'ın 30.05.2019 tarihli üçüncü ek raporunda belirtilen miktarlara ödeme tarihlerinden itibaren yasal faiz yürütülmesine, 30.05.2019 tarihli üçüncü ek raporun karara eklenmesine, fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 02.07.2019 tarihli ve 2016/527 E., 2019/356 K. sayılı ilk kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin 19.10.2021 tarihli ve 2021/744 E., 2021/1174 K. sayılı kararı ile; "...Davada, davacı doktorun tazminattan sorumlu olup olmadığının tespiti ile tahsilata konu miktarın istirdadı talep edilmektedir. Uyuşmazlık, hatalı doğumu gerçekleştiren uzman doktor aleyhine adli yargıda mahkeme kararı ile hükmedilen tazminat miktarından davacının sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22/09/2011 tarih, 2011/268 E., 2011/323 K.sayılı ilamı ile davacılar ... ve ... tarafından davalı ... aleyhine açılan tazminat davasında davalının 1/2 kusur oranına göre 121.686,50 TL güç kaybı ve 87.634,92 TL bakım masrafı tazminatının davalı ...'dan tahsiline karar verilmiş, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 16/01/2012 tarih, 2011/14971 E., 2012/246 K.sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Ankara 6. İdare Mahkemesi'nin 27/03/2013 tarih, 2012/547 E., 2013/453 K.sayılı kararı ile davacılar ... ve ... tarafından davalı Sağlık Bakanlığı aleyhine açılan tazminat davası sonucunda; 121.686,50 TL tazminat ile 87.634,92 TL bakım masrafının davalı bakanlıktan tahsiline karar verilmiş, hüküm Danıştay 15. Dairesi'nin 26/09/2013 tarih, 2013/9606 E., 2013/6422 K.sayılı kararı ile onanmış, alacağın davacılara banka dekontu ile 08/07/2013 tarihinde ödenmiştir. Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararının Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 E.sayılı icra takip dosyası ile ilamlı icra takibi başlatılmıştır. İİK.'nun 24-41.maddelerinde, ilamlı icranın özellikleri düzenlenmiş olup, İİK.'nun 33.maddesine göre, borçlu ilama dayalı icra emrinde yazılı süre içinde borcunu yerine getirmezse ilam hükmü icra dairesi tarafından zorla icra edilir denilmektedir. Dosya kapsamından, dava tarihi itibariyle davacının mevcut ve güncel bir zararının doğup doğmadığı belirlenememiştir. Yargılama sırasında alınan 16/08/2017 tarihli hukukçu hesap bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda "Uyuşmazlığı sona erdiren Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 22/09/2011 tarih, 2011/268 E.-2011/323 K.sayılı kararında, Doktor ...'ın aleyhine hükmolunan tazminattan bakanlık ile müteselsilen sorumlu olduğuna dair ibarenin bulunmadığı, kararın gerekçesinde de müteselsil sorumluluk açıklamasının bulunmadığı, hükmolunan tazminat tutarı yönünden mükerrer takip ve mükerrer tahsilat yapıldığı iddiasına dayalı menfi tespit ve istirdat talebinin yerinde olmadığı" açıklanmış, itiraz üzerine Hesap Uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen 22/01/2018 tarihli raporda ise "Davacı aleyhine devam eden Ankara 12. İcra Müdürlüğünün 2010/3873 E.sayılı dosyasında mükerrer tahsilat olduğu" hususunun belirtildiği, buna rağmen mahkemece; raporlar arasındaki çelişki giderilmeksizin hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, mahkemece; Devlet Üniversitelerinden İdare Hukuku ve Özel Hukuk bölümlerinden seçilecek akademisyen bilirkişiler ve hesap bilirkişisinden oluşan heyetten; Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 22/09/2011 tarih, 2011/268 E.-2011/323 K.sayılı kesinleşmiş kararı ve ilamlı icra takibinin İİK.'nu gereğince davacı bakımından sorumluluğu dikkate alınmak suretiyle, önceki hukukçu bilirkişi ile hesap bilirkişisi tarafından düzenlenen farklı raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesine yönelik ihtilafı giderici, hüküm kurmaya ve denetime elverişli alınacak heyet raporuna göre, mahkemece; yapılacak yargılama neticesinde oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Belirtilen nedenlerle, mahkemece; mevcut raporlar arasındaki çelişkiyi giderici ve dava konusu ihtilafı çözücü nitelikte bilirkişi incelemesi yapılmadan, gerekli deliller toplanmadan, yeterli inceleme yapılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediği..." gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Ankara 8.Asliye Hukuk Mahkemesinin, 02.07.2019 tarihli ve 2016/527 E., 2019/356 K. sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın dairenin kararına uygun şekilde yeniden karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. V. İLK DERECE MAHKEMESİNİN İKİNCİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı doğrultusunda alınan 06/06/2022 günlü bilirkişi raporunda; "davacı hekimin eylemi nedeniyle idari yargı kolunda Sağlık Bakanlığına karşı açılan davada hizmet kusuru nedeniyle tazminata hükmedildiği, bu tazminatın tümüyle ödenmiş olduğu ve buna dayalı olarak idare ile hekim arasında bir rücu ilişkisinin doğduğu; aynı eylem nedeniyle ayrıca kamu görevlisi hekimden tazminat istenmesinin, aynı fiil ile ikinci kez tazminat istenmesine yol açtığı, tekrar tazminatın verilmesine sebebiyet verdiği değerlendirildiği, hesap konusunda, dosyada bulunan 30/05/2019 tarihli ek bilirkişi raporundaki tablonun yerinde olduğu, yeni bir hesap yapılabilmesi için tüm ödemelerin güncel durumunun dosyaya sunulması gerektiği ve bu durumda hesap yapılabileceği" tespit edilmiştir. İstirdat konusunda alınan 15/08/2022 günlü ek raporda; "davacının toplam 215 adet ödeme yaptığı, 151 adet ödemenin davadan önce, 64 ödemenin ise dava tarihinden sonra yapıldığı, davacının yaptığı toplam ödeme 246.020,44 TL olup, ana paraya ödeme tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği kanaatine varıldığı takdirde; işleyen toplam faiz 147.867,43 TL olup anapara ile işleyen faiz toplamının 393.887,87 TL olacağı, ana paraya dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği kanaatine varıldığı takdirde ise; işleyen toplam faiz 111.083,45 TL olup, anapara ve faiz toplamının ise 350.103,89 TL olduğu tespit edilmiştir. Alınan bilirkişi raporu, dosya içeriğine, yasa ve mevzuata uygun, denetime elverişli bulunduğundan mahkememizce benimsenmiştir. Davalı ... yargılama devam ederken 07/08/2022 tarihinde vefat etmiş olup, annesi ... ve babası ... mirasçı olarak kalmıştır. Önceki karara dayanak 26/03/2018 günlü bilirkişi raporunda 19.229,25 TL'nin "bozma ilamı doğrultusunda iki yargıda dava açmak zorunda bırakılmaları nedeniyle" davalıların bunu davacıdan isteyebileceği ileri sürülmüş ise de, aksini dava dışı idare aleyhine yanlış yargı yerinde davanın açılmış olması sebebiyle bu davadaki yargılama gider ve vekalet ücretinden hatalı dava açan davalıların sorumlu tutulması gerektiğinden bu yöndeki görüş mahkememizce benimsenmemiş, kaldırma kararı gereğince alınan bilirkişi raporunda belirtilen davalıların alacağının tümünü dava dışı idareden tahsil etmiş olduklarından ikinci kez istenemeyeceği yönündeki görüş benimsenmiştir. Tüm dosya kapsamına göre; davalılardan ... ve ...'in müşterek çocukları ...'in doğum esnasında oksijensiz kalarak engelli doğmasından davacı doktor ... ile dava dışı Sağlık Bakanlığı'nın kusurlu olduğunu ileri sürerek maddi-manevi tazminat talepli olarak adli ve idari yargıda açtıkları davalar neticesinde tazminata hükmedildiği, bu tazminatın Sağlık Bakanlığı tarafından ödendiği halde davalıların davacı hekim yönünden de talepte bulundukları, kaldırma kararı doğrultusunda alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davalılara yapılan ödeme nedeniyle idare ile hekim arasında bir rücu ilişkisinin doğduğu, aynı eylem nedeniyle ayrıca kamu görevlisi hekimden tazminat istenmesinin, aynı fiil ile ikinci kez tazminat istenmesine yol açtığı, tekrar tazminat verilmesine sebep olduğu değerlendirildiğinden davacının Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 sayılı takipteki alacaktan dolayı borçlu olmadığı ve bugüne kadar ödenmiş olan 246.020,40 TL'nin 15/08/2022 günlü ek raporda belirtildiği şekilde, ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte istirdatını talepte haklı olduğu..." gerekçesiyle davanın kabulüne, davacı borçlunun Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 sayılı takipteki 276.534,37 TL alacaktan dolayı borçlu olmadığının tespiti ile, ödenen 246.020,40 TL'nin son alınan bilirkişilerin ...., ..., ...'nün düzenlemiş oldukları 15.08.2022 günlü havalesiz ek bilirkişi raporda belirtilen miktarlara ve ödeme tarihlerinden itibaren yasal faiziyle birlikte istirdadı ile davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 15.08.2022 tarihli ek raporun karara eklenmesine karar verilmiştir. VI. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Dava, aynı olay için adli ve idari yargı merciileri tarafından verilen iki ayrı ilama istinaden davalıların mükerrer tahsilat yaptıkları iddiasına dayalı menfi tespit ve mükerrer tazminata konu miktarın istirdadı talebine ilişkindir. Uyuşmazlık, hatalı doğum işlemine istinaden dava dışı Sağlık Bakanlığı tarafından davalılara tazminat ödendiği halde, hatalı doğum işlemini gerçekleştiren uzman doktor aleyhine adli yargıda açılmış olan davada verilen karara istinaden davalı uzman doktordan tahsil edilen miktarın mükerrer tahsilat niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Dosya kapsamından, davalılar tarafından davacı ... ile dava dışı Sağlık Bakanlığı aleyhine açılan tazminat davasında davanın kısmen kabulü ile hükmedilen miktarın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verildiği, söz konusu kararın Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesi neticesinde davalılardan Sağlık Bakanlığı yönünden yargı yolunun caiz olmadığı gerekçesiyle bozulduğu, bozma sonrasında yapılan yargılama neticesinde davalı Sağlık Bakanlığı yönünden yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliğine, hükmedilen miktarın davalı ...'dan tahsiline karar verildiği ve davalı ... aleyhine ilamlı icra takibi başlatıldığı, diğer yandan davacılar tarafından Sağlık Bakanlığı aleyhine idari yargıda açılan davada, adli yargıda açılan davada alınan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davalı Sağlık Bakanlığı yönünden davanın kabulüne ve hükmolunan miktarın davalı idarece davacılara ödenmesine karar verildiği, kararın kesinleştiği, ilama konu tazminatın davalı idare tarafından 08/07/2013 tarihinde davacılara ödendiği anlaşılmıştır. Davanın kısmen kabulü ile, davacının Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 E. sayılı takipteki 276.534,37 TL alacağın 257.307,12 TL'lik kısmından borçlu olmadığının tespiti ile fazla ödenen 240.050,13 TL'nin bilirkişi raporunda belirlenen miktarlara ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline dair verilen 02/07/2019 tarihli ve 2016/527 E. 2019/356 K. sayılı mahkeme kararı, Dairemizin 19/10/2021 tarihli ve 2021/744 E. 2021/1174 K. sayılı kararıyla, "Mahkemece, alınan raporlar arasındaki çelişki giderilmeksizin hüküm kurulduğu, bu durumda, devlet üniversitelerinden idare hukuku ve özel hukuk bölümlerinden seçilecek akademisyen bilirkişiler ve hesap bilirkişisinden oluşan heyetten; Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 22/09/2011 tarih, 2011/268 E.-2011/323 K.sayılı kesinleşmiş kararı ve ilamlı icra takibinin İİK.'nu gereğince davacı bakımından sorumluluğu dikkate alınmak suretiyle, hukukçu bilirkişi ile hesap bilirkişisi tarafından düzenlenen farklı raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesine yönelik ihtilafı giderici, hüküm kurmaya ve denetime elverişli heyet raporuna göre karar verilmesi gerekirken, mevcut raporlar arasındaki çelişkiyi giderici ve dava konusu ihtilafı çözücü nitelikte bilirkişi incelemesi yapılmadan, gerekli deliller toplanmadan, yeterli inceleme yapılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir" gerekçesiyle kaldırılarak, Dairemiz kararı doğrultusunda yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderildiği anlaşılmıştır. Dairemiz Kaldırma/Gönderme kararı sonrasında mahkemece yapılan yargılama sırasında alınan 06.06.2022 havale tarihli uzman bilirkişi heyet raporunda özetle; "Adli Tıp raporunda belirlenen 4/8 oranındaki hekim kusuru, geriye kalan 4/8 kusurun da idarede olduğu anlamına gelmediği, kamu görevlisi hekim ile idarenin hizmetinin bütün olup birbirinden ayrılamayacağı, dolayısıyla hizmet kusuru kuramı uyarınca idareye karşı idari yargı kolunda dava açılması ya da, kişisel kusur kuramı uyarınca kamu görevlisi hekime karşı adli yargı kolunda dava açılması hallerinin her ikisinde de bu kusur oranı esas alınmakla birlikte bu konuda nihai takdirin mahkemeye ait olacağı, davacı hekimin eylemi nedeniyle idari yargı kolunda Sağlık Bakanlığı'na karşı açılan davada hizmet kusuru nedeniyle tazminata hükmedildiği, bu tazminatın tümüyle ödenmiş olduğu ve buna dayalı olarak idare ile hekim arasında bir rücu ilişkisinin doğduğu; aynı eylem nedeniyle ayrıca kamu görevlisi hekimden tazminat istenmesinin, aynı fiil ile ikinci kez tazminat istenmesine yol açtığı, tekrar tazminatın verilmesine sebebiyet verdiğinin değerlendirildiği, hesap konusunda dosyada bulunan 30/05/2019 tarihli ek bilirkişi raporundaki tablonun yerinde olduğu, yeni bir hesap yapılabilmesi için tüm ödemelerin güncel durumunun dosyaya sunulması gerektiği ve bu durumda hesaplama yapılabileceği" açıklamalarına yer verilmiş, bila tarihli bilirkişi ek raporunda ise özetle; "Davacının toplam 215 adet ödeme yaptığı, bunlardan 151 adet ödemenin dava tarihinden önce ve geri kalan 64 ödemenin dava tarihinden sonra yapıldığının tespit edildiği, davacının yaptığı toplam ödemenin 246.020,44 TL, işleyen toplam faizin 147.867,43 TL ve anapara ile işleyen faizin toplamının 393.887,87 TL olduğunun tespit edildiği" belirtilmiştir. Rapor ve ek raporun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu anlaşılmıştır. Ancak, 6098 sayılı TBK'nun 117. maddesi ''Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer'' şeklinde düzenlenmiştir. Temerrüt, ya bir ihtar ile ya da dava açılması vs. suretiyle gerçekleşir. Dosya kapsamı itibariyle, davalıların işbu dava açılmadan evvel davacı tarafça temerrüde düşürüldükleri ispatlanmadığından, kaldı ki, davacı tarafça ödeme tarihlerinden itibaren faize hükmedilmesi yönünde bir talepte de bulunulmadığından, mahkemece dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerekirken, talebi aşar şekilde ödeme tarihlerinden itibaren yasal faize hükmedilmiş olması doğru görülmemiş ise de, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hüküm fıkrasının 1. bendinde yer alan "ödenen 246.020,040 TL'nin son alınan bilirkişilerin ..., ..., ...,'nün düzenlemiş oldukları 15/08/2022 günlü havalesiz ek bilirkişi raporda belirtilen miktarlara ve ödeme tarihlerinden itibaren yasal faiziyle birlikte istirdadı ile davalılardan alınarak davacıya verilmesine" cümlesinin çıkarılarak yerine, "ödenen 246.020,040 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesine" cümlesi yazılmak suretiyle HMK'nın 353/1/b/2. maddesi gereğince düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir. İnfazda duraksamaya yol açmamak için hükmün kesinleşen kısımlarına kararda aynen yer verilmiştir." gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince kısmen kabulüne, düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, davanın kabulüne, davacı borçlunun Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 sayılı takipteki 276.534,37 TL alacaktan dolayı borçlu olmadığının tespiti ile, ödenen 246.020,040 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, 15.08.2022 tarihli ek raporun karara eklenmesine karar verilmiştir. VII. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili temyiz dilekçesinde; tıbbi hataya dayalı doğum nedeniyle davalıların uğradığı maddi zararın tazmini kapsamında adli ve idari yargıda açılan davalarda verilen kararlarda müşterek müteselsil kaydı bulunmayıp, her iki yargı kolunda yapılan yargılamalar neticesinde, davacı doktorun 1/2 olan kendi kusuru oranında, davadışı Sağlık Bakanlığının ise yine 1/2 olan kendi kusuru oranında sorumlu olduğu miktarlara hükmedilmiş olduğundan mükerrer tahsilatın söz konusu olmadığını, yargılama sürecinde İlk Derece Mahkemesinde hakimin HMK'nın 186 ncı maddesine uygun davranmadığını, sözlü tahkikata gececeği celse tahkikat aşamasına geri döndüğünü, mahkemenin bir önceki bilirkişi raporunu hüküm kurmaya elverişli bulduğunu, dosyaya başkaca hiçbir delil girmediği halde bir sonraki celse bu kez raporu yeterli bulmadığını belirterek yeni bir bilirkişiye dosyanın tevdine karar verdiğini, yeni bilirkişi tarafindan alınan raporun, bir önceki rapordan tamamen farklı ve çelişkili olup hüküm kurmaya elverişli olmadığını, duruşma esnasında davalı vekili olarak duruşmaya katılan Avukat ... tarafından mahkeme hakimine, sözlü tahkikata geçilmesine rağmen hala tahkikat işlemlerine devam edildiğini, ara kararından da rücu edilmediği ve hiçbir açıklama yapılmadığı belirtildiğinde, mahkeme hakiminin duruşmanın bitiminde tutanak basıldıktan sonra beyanda bulunduğunu, bu nedenle reddi hakim talebinde bulunduklarını, ret prosedürünü işlettiklerini, ret taleplerinin Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/22 D. İş sayılı kararı ile hakimin reddi isteminin süresinde yapılmadığı gerekçesi ile reddedildiğini, karara karşı istinaf yoluna başvurduklarını, Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 05.07.2018 tarih ve 2018/1161 E., 950 K. sayılı kararı ile reddi hakim taleplerinin yasal süresi içinde olduğu gerekçesiyle talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerektiğinden, istinaf başvuru talebinin kabulü ile merci kararının kaldırılmasına dair hüküm tesis edildiğini, bu karar üzerine Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesince 2018/48 D. İş numarası ile yapılan yargılama neticesinde bu kez reddi hakim taleplerinin esastan reddine karar verildiğini, bu karara karşı da istinaf yoluna başvurduklarını, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2018/1840 E., 2018/1418 K. sayılı ilamı ile taraflarınca ileri sürülen hususların HMK'nın 36 ncı maddesinde sayılan red sebeplerinden olmadığı, davaya bakan hakimin tarafsızlığından şüpheyi gerektirecek bir sebebin bulunmadığı belirtilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiğini, mahkeme hakiminin duruşma esnasında sarf ettiği sözlerin HMK'nın 36 ncı maddesinde sayılan hakimin reddi sebeplerinden olduğunu, hakimin dosyadan el çekmesi gerekirken yargılamaya devam etmesinin doğru olmadığını, yargılama devam ederken davacı tarafından 10.12.2018 tarihli dilekçe ile Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 Esas sayılı dosyasında davacının maaşına konulan haciz nedeniyle yapılan kesintilerin icra dosyasında saklanarak alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesinin istendiğini, mahkemece ara karar ile dava bedelinin %15'i olan 41.480,15 TL nakdi veya kesin ve koşulsuz teminat mektubu ibrazı halinde tedbirin infazına karar verildiğini, mahkemenin ara kararında kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi ilgili dairesine istinaf yolu açık olmak üzere karar verildiğinin belirtildiğini, karara karşı başvurulacak merciin yanlış gösterildiğini, taraflarınca mahkeme ara kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin kabulüne dair karara karşı istinaf yolunun değil itiraz yolunun açık olmasından bahisle başvurularının usulden reddedildiğini, mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararının yasaya uygun olmadığını, yasada açıkça yazıldığı üzere icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasının ancak borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın % 15'inden az olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararının verilebileceğinin düzenlendiğini, ancak görüleceği üzere sadece alacağın %15'inin depo edildiğini, gecikmeden doğan zararların tedbir talep edenden tahsil edilmediğini, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan 30.05.2019 tarihli bilirkişi ek raporunda 22.10.2010-17.05.2019 tarihleri arasında 12. İcra müdürlüğüne yapılan ödemeler için hesap yapılarak ödeme miktarı toplamının 240.050,02 TL olduğu, böylece ödemelerin bir kısmının huzurdaki dava açıldıktan sonra ödenen tutarlar olduğu husususun belirtildiğini, ancak İlk Derece Mahkemesince davacının dava dilekcesinde 141.903,84 TL'nin iadesi şeklindeki talebiyle bağlı kalınmadığını, davacının herhangi bir ıslahı olmamasına rağmen yanlışlarla dolu bilirkişi raporu kabul edilerek davacının talebinin de dışına çıkılarak davacının icra takibinin 257.307,12 TL'lik kısmından borçlu olmadığının tespiti ile fazla ödenen 240.050,13 TL'nin faiziyle ödenmesine karar verildiğini, ayrıca bilirkişi raporunda mevcut hesap tablosundan da görüleceği üzere dava tarihi olan 2016 yılından Mayıs 2019 tarihine kadar hesaplama yapıldığını, davacının bu yönde de bir talebi ve ıslahının bulunmadığını, dosyada 11.12.2018 tarihinde ihtiyati tedbir kararı verildiğini, bu tarihten beri Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 Esas sayılı dosyasında davacının maaşından kesilen miktarların depo edilmekte olduğunu ve müvekkile ödenmediğini, bilirkişi raporunda ve mahkeme kararında bu hususa da değinilmediğini, kararın çelişkiler ve yanlış hesaplamaları içerdiğini, iki farklı yargı yolu tarafından verilen kararlar da aynı kusur miktarı için verilen kararların söz konusu olmadığını, zira her iki mahkeme kararına da dayanak yapılan bilirkişi hesap raporunda ve adli tıp raporunda davacı Dr. ... için 4/8 kusur oranına hükmedildiğini, Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin de belirlenen tazminat kalemlerini 1/2 kusur oranına göre hesapladığını, işbu davanın davacısı Dr. ...'ın hükmedilen maddi ve manevi tazminatların sadece 1/2'sinden sorumlu olduğunu, geriye kalan 1/2 kusur oranına göre Sağlık Bakanlığı'na karşı Ankara 6. İdare Mahkemesi'nde açılan davada da bilirkişi raporunda hesaplanan maddi ve manevi tazminat kalemlerinin 1/2'sinin talep edildiğini ve Sağlık Bakanlığı'ndan da 1/2 oranına tekabül eden tazminat kalemlerinin tahsil edildiğini, dolayısıyla davacı yanın iddiasının aksine davalı müvekkillerinin, bilirkişi raporunda hesaplanan tazminat alacaklarının tamamını değil sadece yarısını idareden tahsil etmiş olduğunu, davacının iddiasının aksine görüleceği üzere mükerrer tahsilatın söz konusu olmadığını, müvekillerin tazminat alacaklarının tamamını tahsil edemedikleri gibi sebepsiz zenginleşmenin de söz konusu olmadığını, ...'in doğumunda davacı uzman doktor ...'ın ağır kusurunun mevcut olduğunu, bu sebeple ile hekimin ayrıca sorumluluğu olduğunun açıkça ortada olduğunu, hekimin ayrıca sorumluluğunun olmadığının kabulünün mümkün olmadığını, yürürlükte bulunan mevzuata göre hizmet kusuru nedeniyle hekime karşı doğrudan dava açmanın söz konusu olmadığını, ancak haksız fiilin gerçekleştiği 2001 yılında hekime karşı dava açılmasının mümkün olduğunu, bu nedenle taraflarınca hem adli yargıda hem idari yargıda tazminat davası açıldığını, Yüksek Sağlık Şurasınca düzenlenen 16.01.2004 tarihli raporda hastayı hastaneye başvurduğunda görmeyen ve muayene etmeyen, telefonla aldığı bilgilere göre NST'sinde “Fötal Distress” geliştiğini belirterek hastaya indiksiyon, daha sonra vakum uygulamasını söyleyen davacı Dr....’ın 4/8 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, aynı raporda ... Doğumevi Kadın Hastalıkları Eğitim Hastanesi’nin de kusurlu olduğununa karar verildiğini, kusur oranlarının her iki borçlu yönünden ayrı ayrı belirlendiğini, bu hususta kesinleşmiş mahkeme kararlarının bulunduğunu, hükme dayanak yapılan üç kişilik bilirkişi heyeti raporunun diğer raporlardaki çelişkileri gidermediğini, ilgili raporun hatalı ve eksik tanzim edildiğini, davanın açıldığı dönemdeki mevzuat konusunda uzman bilirkişilerce bir irdeleme yapılması gerektiğini, davacının davasını dayandırdığı davaların tamamının karara bağlandığını, kararların da kesinleştiğini, maddi ve şekli anlamda kesinlik arzeden kararlar karşısında davanın tümden reddi gerekirken, eksik ve hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak tesis edilen kararı kabul etmediklerini, davacının ıslah harcını da yatırmadığını beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kamu görevlisi olan davacı hekim ile davalılar arasında hatalı tedaviden kaynaklanan ve adli yargı ile idari yargı merciileri tarafından verilen iki ayrı ilama istinaden davalıların mükerrer tahsilat yaptıkları iddiasına dayalı menfi tespit ve mükerrer tazminata konu miktarın istirdadı talebine ilişkindir. 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere; davalıların adli yargıda açtığı dava kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulunun 08.10.2007 tarihli raporunda doktor ...'ın meydana gelen olayda 4/8 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.09.2011 tarihli ve 2011/268 E., 2011/323 K. sayılı ilamı ile doktor ...'ın 4/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilmek suretiyle hesaplanan tazminata hükmedildiği, anılan ilam ile asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne, her bir davacı için 1.500,00'er TL manevi tazminat ile davacı ... için 121.686,50 TL işgücü kaybı tazminatı ve 87.634,92 TL sürekli bakıcı gideri tazminatı olmak üzere toplam 209.321,42 TL maddi tazminatın faiziyle birlikte davalı ...'dan tahsiline, davalı Sağlık Bakanlığı yönünden idari yargının görevli olması sebebiyle dava dilekçesinin reddine karar verildiği, kararın temyizde onama şeklinde 29.02.2012 tarihinde kesinleştiği, davalıların idari yargıda Sağlık Bakanlığı aleyhine dava açması üzerine, Ankara 6. İdare Mahkemesinin 27.02.2013 tarihli ve 2012/547 E., 2013/453 K. sayılı ilamı ile Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 08.10.2007 tarihli raporuna göre davalı Sağlık Bakanlığının 4/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilmek suretiyle adli yargıda hesaplanan ve hükme esas alınan maddi ve manevi tazminat miktarı ile aynı miktarda tazminata hükmedildiği, anılan ilam ile davanın kısmen kabulüne, her bir davacı için 1.500,00'er TL manevi tazminat ile davacı ... için 121.686,50 TL işgücü kaybı tazminatı ve 87.634,92 TL sürekli bakıcı gideri tazminatı olmak üzere toplam 209.321,42 TL maddi tazminatın faiziyle birlikte davalı Sağlık Bakanlığından tahsiline, fazlaya ilişkin faiz talebinin reddine karar verildiği, kararın davalı Sağlık Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay 15. Dairenin 26.09.2013 tarihli ve 2013/9606 E., 2013/6422 K. sayılı ilamı ile, temyize konu olay nedeniyle davacılar tarafından adli yargıda da dava açıldığı ve Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce Adli Tıp Kurumu raporu doğrultusunda doğum sırasında görevli olan doktor ...'ın 4/8 kusur oranına göre tazminata hükmedildiği ve bu hükmün kesinleştiği, temyize konu kararda ise İdare Mahkemesince de aynı rapor uyarınca aynı kusur oranına göre davalı Sağlık Bakanlığı'nın tazminat ödemesine hükmedildiği görülmekte olup, T.C. Anayasasının 129 uncu maddesi uyarınca asıl olarak idare aleyhine dava açılması gerektiği ve idarenin ilgili doktora rücu hakkının doğacağı açık olup, adli yargı merciilerince anılan doktor aleyhine, idari yargı merciilerince de davalı idare aleyhine aynı miktarda tazminata hükmedildiğinden, tazminin mükerrerliğe yol açmayacak şekilde yapılması gerektiği, temyizen incelenen kararın, usul ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle kararın onanmasına karar verildiği, davalı Sağlık Bakanlığı vekilinin kararın düzeltilmesini talep etmesi üzerine, Danıştay 15. Dairenin 16.10.2014 tarihli ve 2014/1919 E., 2014/7211 K. sayılı ilamı ile, kararın düzeltilmesi talebinin reddine karar verildiği, idare mahkemesinin kararına konu tazminatın Sağlık Bakanlığı tarafından 08.07.2013 tarihinde davalılara ödendiği, buna göre özelikle Danıştay'ın onama ilamı dikkate alındığında Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 08.10.2007 tarihli raporunda doktor ...'a izafe edilen kusur oranının (4/8), aynı zamanda Sağlık Bakanlığı'nın da meydana gelen olaydaki kusur oranını gösterdiği, Sağlık Bakanlığı'na, doktor ...'ın kusurundan başka münhasıran ayrı bir kusur oranı izafe edilmediği, davacı doktor ... yönünden adli yargıda, Sağlık Bakanlığı yönünden ise idari yargıda görülen davalar sonucunda aynı kusur oranına ve aynı hesaplamaya göre hükmedilen iki ayrı ilamın bulunduğu, idari yargıda görülen davada hükmedilen tazminat miktarının tamamının Sağlık Bakanlığı tarafından ödenmesine rağmen, davalılar tarafından adli yargıda yapılan yargılama sonucunda verilen karara istinaden davacı aleyhine Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 Esas sayılı dosyası ile ilamlı icra takibi yapılması neticesinde aynı olay nedeniyle mükerrer tahsilat yapıldığı, bu nedenle davacı tarafça açılan eldeki dava kapsamında mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığının anlaşılmasına, reddi hakim talebine ilişkin kararın yargılama sırasında kesinleşmesine, ihtiyati tedbire ilişkin kararların temyize tabi olmamasına, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.01.2022 tarihli ve 2019/(13)3-536 E., 2022/43 K. sayılı kararında yer alan; "...17. İcra ve İflâs Kanunu’nun 72/6. maddesi uyarınca “Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir”. 18.Anılan madde uyarınca menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması yahut ihtiyati tedbir kararının kaldırılması nedeniyle, dava sırasında borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davası kanunun açık hükmü gereği (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür. Bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder, davacının talep sonucunu değiştirmesi için ıslah yoluna başvurmasına ya da karşı tarafın (alacaklının) muvafakati gerekmez., 25.Hâl böyle olunca mahkemenin istirdada dönüşen davada dava tarihinden sonraki ödemeleri de dikkate alarak verdiği direnme kararı usul ve yasa hükümlerine uygun olup, yerindedir." şeklindeki açıklamalara göre eldeki davanın menfi tespit ve istirdat davası olup, dava açıldıktan sonraki ödemeler de dikkat alınarak verilen kararın doğru olmasına, ayrıca istirdata konu miktar bakımından davacının ıslah dilekçesi sunmasının gerekli olmadığının anlaşılmasına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Dosyanın incelenmesinde, Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.09.2011 tarihli ve 2011/268 E., 2011/323 K. sayılı ilamı ile asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne, her bir davacı için 1.500,00'er TL manevi tazminat ile davacı ... için 121.686,50 TL işgücü kaybı tazminatı ve 87.634,92 TL sürekli bakıcı gideri tazminatı olmak üzere toplam 209.321,42 TL maddi tazminatın faiziyle birlikte davalı ...'dan tahsiline, davalı Sağlık Bakanlığı yönünden idari yargının görevli olması sebebiyle dava dilekçesinin reddine karar verildiği, kararın temyizde onama şeklinde 29.02.2012 tarihinde kesinleştiği, davalıların idari yargıda Sağlık Bakanlığı aleyhine dava açması üzerine, Ankara 6.İdare Mahkemesinin 27.02.2013 tarihli ve 2012/547 E., 2013/453 K. sayılı ilamı ile davanın kısmen kabulüne, her bir davacı için 1.500,00'er TL manevi tazminat ile davacı ... için 121.686,50 TL işgücü kaybı tazminatı ve 87.634,92 TL sürekli bakıcı gideri tazminatı olmak üzere toplam 209.321,42 TL maddi tazminatın faiziyle birlikte davalı Sağlık Bakanlığından tahsiline, fazlaya ilişkin faiz talebinin reddine karar verildiği, kararın davalı Sağlık Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay 15. Dairenin 26.09.2013 tarihli ve 2013/9606 E., 2013/6422 K. sayılı ilamı ile kararın onanmasına karar verildiği, davalı Sağlık Bakanlığı vekilinin kararın düzeltilmesini talep etmesi üzerine, Danıştay 15. Dairenin 16.10.2014 tarihli ve 2014/1919 E., 2014/7211 K. sayılı ilamı ile, kararın düzeltilmesi talebinin reddine karar verildiği, idare mahkemesinin kararına konu tazminatın Sağlık Bakanlığı tarafından 08.07.2013 tarihinde davalılara ödendiği, bununla birlikte davalıların adli yargıda yapılan yargılama sonucunda verilen karara istinaden davacı ... aleyhine Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 Esas sayılı dosyası ile ilamlı icra takibi başlattıkları, davacı vekili tarafından davalıların iki ayrı ilam uyarınca mükerrer tahsilat yaptıkları gerekçesiyle eldeki davanın açıldığı, dava dilekçesinde davacının Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 Esas sayılı dosyasından dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitine ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacının Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 Esas sayılı dosyasına borcuna mahsuben haksız yere ödediği ve maaşından bugüne kadar kesilen 141.903,84 TL'nin yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamından, hükme esas alınan 15.08.2022 tarihli bilirkişi raporunda, Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 Esas sayılı dosyası kapsamında 22.10.2010-17.07.2019 tarihleri arasında davacının maaşından kesilen tutarın toplam 246.020,44 TL olduğunun tespit edildiği, İlk Derece Mahkemesince söz konusu bilirkişi raporu benimsenerek davanın kabulüne, davacı borçlunun Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 sayılı takipteki 276.534,37 TL alacaktan dolayı borçlu olmadığının tespiti ile ödenen 246.020,40 TL'nin son alınan 15.08.2022 tarihli ek bilirkişi raporunda belirtilen miktarlara ve ödeme tarihlerinden itibaren yasal faiziyle birlikte istirdadı ile davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların işbu dava açılmadan evvel davacı tarafça temerrüde düşürüldüklerinin ispatlanamadığı, davacı tarafça ödeme tarihlerinden itibaren faize hükmedilmesi yönünde bir talepte de bulunulmadığı, bu nedenle dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, davanın kabulüne, davacı borçlunun Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 sayılı takipteki 276.534,37 TL alacaktan dolayı borçlu olmadığının tespiti ile ödenen 246.020,040 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiği, kararın davalılar vekili tarafından temyiz edildiği görülmüştür. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 72. maddesinin 3. fıkrasında, "İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.", 5. fıkrasında, "Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir." şeklinde hüküm bulunmaktadır. Eldeki davada, davacı vekili 10.12.2018 tarihli dilekçesiyle, Ankara 12. İcra Müdürlüğünün 2010/3873 sayılı dosyasından müvekkilinin maaşına konulan haciz nedeniyle yapılan kesintilerin icra dosyasında saklanarak alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş, bunun üzerine İlk Derece Mahkemesince 11.12.2018 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir isteyenin talebinin kabulü ile Ankara 12. İcra Müdürlüğünün 2010/3873 sayılı takip dosyasına borçlu/davacı ...'dan intikal etmiş ve edecek paraların alacaklıya ödenmemesi yolunda 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 72/3. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir konulmasına, tedbir isteyen tarafından, takdir edilen dava bedelinin (276.534,37 TL) %15'i olan 41.480,15 TL nakdi veya kesin ve koşulsuz teminat mektubu ibrazında tedbirin infazına karar verilmiş, davacı tarafça söz konusu teminat mektubu dosyaya sunulmuş, İlk Derece Mahkemesince 30.01.2019 tarihli yazı ile Ankara 12. İcra Dairesinden, ihtiyati tedbir kararının yerine getirilmesi talep edilmiş, Ankara 12. İcra Dairesi'nin, mahkemeye hitaben yazdığı 06.02.2019 tarihli yazıda, mahkemenin 11.12.2018 tarihli ihtiyati tedbir talebinin kabulüne ilişkin kararının uygulandığı bildirilmiştir. Somut olayda, hükme esas alınan 15.08.2022 tarihli bilirkişi raporunda, Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 Esas sayılı dosyası kapsamında 22.10.2010-17.07.2019 tarihleri arasında davacının maaşından kesilen tutarın toplam 246.020,44 TL olduğunun tespit edildiği, yukarıda açıklandığı üzere İlk Derece Mahkemesinin 11.12.2018 tarihli ara kararı ile Ankara 12.İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 sayılı takip dosyasına borçlu/davacı ...'dan intikal etmiş ve edecek paraların alacaklıya ödenmemesi yolunda 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 72/3. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir konulmasına karar verildiği, Ankara 12. İcra Dairesinin söz konusu ihtiyati tedbir kararını yerine getirdiği, buna göre icra dosyasının tamamı dosya arasında olmadığı için tedbir kararının icra dairesi tarafından hangi tarihte uygulanmaya başlandığı hususu kesin olarak tespit edilememekle birlikte, ihtiyati tedbir kararının verildiği 11.12.2018 tarihinden itibaren davacının maaşından kesilen tutarların davalılara verilmeyip, icra veznesinde depo edileceği, buna göre depo edilen miktarın davacıdan tahsil edilmekle birlikte davalılara ödenmeyeceği, eldeki davada Bölge Adliye Mahkemesince ödenen 246.020,040 TL'nin faiziyle birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesine şeklinde hüküm tesis edildiği, 246.020,040 TL'nin içerisinde 11.12.2018 tarihli ihtiyati tedbir kararının verilmesinden sonra davacının maaşından kesilen ancak davalılara verilmeyerek icra veznesinde depo edilen miktarın da dahil olduğunun anlaşıldığı, buna göre ihtiyati tedbir kararı uyarınca depo edilen miktarı da içerecek şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu, zira bu durumda davanın kabulüne karar verilmiş olmasına göre, ihtiyati tedbir kararının kalkması üzerine depo edilen miktarın davacıya geri ödeneceği ve söz konusu miktarın davalılardan eldeki davada kurulan hüküm kapsamında mükerrer şekilde tahsil edileceği anlaşılmıştır. Şu durumda, Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin kabulüne ilişkin 11.12.2018 tarihli kararının icra dairesi tarafından hangi tarihte uygulandığı, ihtiyati tedbir kararı uyarınca davacının maaşından kesilmekle birlikte davalılara verilmeyerek icra veznesinde depo edilen miktarın ne kadar olduğu, ihtiyati tedbir kararı uygulanmadan önce davaya konu icra takibi kapsamında davalılara fiilen ödenmiş toplam miktarın ne olduğu hususları tespit edilerek, davacının istirdat talebi bakımından davalıların davacıya geri ödemesi gereken miktarın hesaplanması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde icra veznesinde depo edilen miktarı da içerecek şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmayıp kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 3.Dosyanın incelenmesinde, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacının Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 Esas sayılı dosyasına borcuna mahsuben haksız yere ödediği ve maaşından bugüne kadar kesilen 141.903,84 TL'nin yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesinin talep edildiği, hükme esas alınan 15.08.2022 bilirkişi tarihli raporunda, Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 Esas sayılı dosyası kapsamında 22.10.2010-17.07.2019 tarihleri arasında davacının maaşından kesilen tutarın toplam 246.020,44 TL olduğunun tespit edildiği, İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne, davacı borçlunun Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 sayılı takipteki 276.534,37 TL alacaktan dolayı borçlu olmadığının tespiti ile ödenen 246.020,40 TL'nin 15.08.2022 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen miktarlara ve ödeme tarihlerinden itibaren yasal faiziyle birlikte istirdadı ile davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların işbu dava açılmadan evvel davacı tarafça temerrüde düşürüldüklerinin ispatlanamadığı, davacı tarafça ödeme tarihlerinden itibaren faize hükmedilmesi yönünde bir talepte de bulunulmadığı, bu nedenle dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, davanın kabulüne, davacı borçlunun Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3873 sayılı takipteki 276.534,37 TL alacaktan dolayı borçlu olmadığının tespiti ile ödenen 246.020,040 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiği, kararın davalılar vekili tarafından temyiz edildiği görülmüştür. Eldeki davanın 22.12.2016 tarihinde açıldığı, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda ödenen 246.020,040 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verildiği, ancak hükme esas alınan 15.08.2022 tarihli bilirkişi raporunda icra dosyası kapsamında davacının maaşından kesilen tutarların 22.10.2010-17.07.2019 tarihleri arasında davacıdan tahsil edildiği, buna göre 22.12.2016 tarihinde açılan davadan sonra yapılan kesintiler bakımından, henüz kesintinin yapılmadığı dava tarihi itibariyle faiz işletilmesine karar verilmesinin doğru olmadığı anlaşılmıştır. Şu durumda Bölge Adliye Mahkemesince, davacının maaşından kesilerek davalılara fiilen ödenen miktarlar ayrı ayrı tespit edilerek, dava tarihinden sonra yapıldığı anlaşılan ödemeler bakımından ödeme tarihi itibariyle faiz başlangıç tarihinin belirlenmesi suretiyle hüküm tesis edilmesi gerekirken, yapılan tüm kesintiler bakımından dava tarihi itibariyle faiz işletilmesine karar verilmiş olması doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir. VIII. KARAR 1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Yukarıda (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalılara verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalılar iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,24.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.