İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/2 E. 2026/871 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/2
Karar No
2026/871
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/2 KARAR NO : 2026/871

DAVA : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 02/01/2026 KARAR TARİHİ : 01/10/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 500'den fazla kez sahnelenen "..." isimli tek kişilik oyununu 25.08.2025 tarihinde davalı ... isimli mekanda sergilediğini, davalıların talebi ve tarafların mutabakatı üzerine 17.09.2025 tarihi saat 21:00'de... "..." düzenlenmesine karar verildiğini, bilet satışı açılmış ve biletlerin neredeyse tamamının satıldığını, etkinliğe 24 saatten az bir süre kala (16.09.2025'i 17.09.2025'e bağlayan gece), davalılar telefonla ulaşarak konseri tek taraflı olarak iptal ettiklerini bildirdiklerini ve kamuoyuna duyurduklarını, davalı ...tarafından gerekçe olarak "dava dışı ...’a şiddet uygulandığına dair sosyal medyadan gelen tepkiler" gösterildiğini, davacının iptale rızası olmadığını belirtmesine ve yazılı belge talep etmesine rağmen bu isteğin reddedildiğini, dava dışı..., Şubat 2024'te (konserden yaklaşık 1,5 yıl önce) davacının kendisine psikolojik şiddet, tehdit ve ısrarlı takip uyguladığını iddia ederek kamuoyuna açıklama yaptığını, uzaklaştırma kararı aldığını, ... 2. Aile Mahkemesi (...D.İş) tarafından verilen uzaklaştırma kararına davacı tarafından itiraz edildiğini, itirazı inceleyen ... 3. Aile Mahkemesi (... D.İş) kararında "tedbir tarihi itibariyle güncel şiddetin varlığına ilişkin tehdit iddiasının bulunmadığını" açıkça tespit ettiğini, ancak 6284 sayılı Kanun’un tedbir amaçlı ve koruyucu ruhu nedeniyle geçici (1 aylık) tedbir kararını kaldırmadığını, bu durumun iddiaların esasa ilişkin bir mahkumiyet ya da kesin hüküm teşkil etmediğini gösterdiğini, davacı ... Bankası kredi kartından rızası dışında harcamalar yapıldığını fark ederek şikayetçi olduğunu, Başsavcılık kanalıyla ... ve ...’den alınan resmi müzekkere cevaplarına göre davacının kredi kartı, ayrılık sonrasındaki 29.09.2023 -7.02.2024 tarihleri arasında...’ın ... hesabına tanımlandığını, kullanıldığını, bu süreçte dava dışı ...’ın davacının kartından yaklaşık 119.000 TL - 124.000 TL tutarında harcama yaptığını, aynı dönemde kendi adına tanımlı başka banka kartları olmasına rağmen bilerek davacının kartını kullandığı belgelendiğini, davalıların davacı ile uzun yıllara dayanan dostlukları bulunduğu ve ...’ın iddialarının asılsız olduğundan baştan beri haberdar olduklarını, nitekim olaylardan 1,5 yıl sonra ve iptal edilen konserden sadece 1 ay önce (25.08.2025) davacının tiyatro oyununa ev sahipliği yaptıklarını, iptalin son anda, hiçbir gerekçe açıklanmaksızın kamuoyuna duyurulması kurgulanmış bir tutum olarak değerlendirildiğini, bu durumun davacının yeniden sosyal medya linçine maruz kalmasına ve kamuoyunda "suçlu" algısı doğmasına yol açtığını, davalıların bu durumu düzeltmek adına herhangi bir açıklama yapmadığını, iptal nedeniyle davacının maddi zararı, manevi zararı, yoksun kaldığı kâr ve mesleki itibar kaybı ile iş kayıpları oluştuğunu, uyuşmazlığın çözümü için işletilen ihtiyari/dava şartı arabuluculuk sürecine başvurulduğunu, (... Arabuluculuk Bürosu ...) "Anlaşamama" ile sonuçlandığını, açıklanan ve Mahkeme tarafından resen takdir edilecek nedenlerle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davanın kabulüne, işbu davanın HMK m.107 kapsamında belirsiz alacak davası olması nedeniyle Mahkemece yaptırılacak bilirkişi incelemesi neticesinde tespit edilecek tazminat miktarını arttırma hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 100,00-TL maddi tazminatın 17.09.2025 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, işbu davanın HMK m.107 kapsamında belirsiz alacak davası olması nedeniyle Mahkemece yaptırılacak bilirkişi incelemesi neticesinde tespit edilecek tazminat miktarını arttırma hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 100,00-TL yoksun kalınan karın 17.09.2025 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 3.000.000,00-TL manevi tazminatın 17.09.2025 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalılar aleyhine yargılama giderleri ile avukatlık vekalet ücretinin tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın ticari bir işletme olmadığını, sanat icra eden gerçek kişi olduğunu, davalılardan ...'ın da gerçek kişi olup tacir sıfatına sahip olmadığını, uyuşmazlık her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmediğinden "mutlak ticari dava" sayılamayacağını, davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde değil, Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğini, davalı şirketin yerleşim yeri ve konser organizasyonunun gerçekleşeceği yer (ifanın yapılacağı yer) ... olduğunu, davanın açıldığı mahkemenin olayla hiçbir bağlantısı bulunmadığını, söz konusu organizasyon ve tüm işlemler müvekkil şirketin tüzel kişiliği adına yürütüldüğünü, şirket yetkilisi olan ...’ın şahsi kusuru veya hukuka aykırı fiili ileri sürülmediğini, sırf temsil yetkisi nedeniyle şahsen sorumlu tutulamayacağından, dava onun yönünden husumet yokluğu (taraf sıfatı bulunmaması) sebebiyle reddedilmesi gerektiğini, taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığını, etkinlik davalıların talebiyle değil, davacının kendi isteğiyle gündeme geldiğini, yaz sezonu sonuna denk gelmesi sebebiyle %50 katılım oranı üzerinden ödeme yapılması konusunda sözlü olarak anlaşıldığını, davacının iddia ettiği %80’lik sektörel teamül oranı gerçeği yansıtmadığını, konserin iptal edilme sebebi davalıların keyfi bir kararı veya davacının iddialarının doğruluğunu sorgulamaları olmadığını, iptal davacı hakkında kamuoyuna yansıyan iddialar (şiddet ithamları vb.) sonrası oluşan yoğun toplumsal tepki, kamuoyu baskısı, güvenlik riskleri ve tüketici boykotu tehlikesinden kaynaklandığını, müvekkillerinin iptal öncesinde davacıdan açıklama yapmasını beklediklerini, ancak davacının sessiz kaldığını, söz konusu durum TBK m. 435 (haklı nedenle fesih) ve emprevizyon (beklenmeyen hal / koşulların değişmesi) ilkeleri uyarınca sözleşmeyi çekilmez kıldığını, davalıların ticari itibarını korumak amacıyla aldığı bu karar hukuka ve dürüstlük kuralına (TMK m. 2) uygun olduğunu, ortaya çıkan sürecin tek sebebi davacının kendi tutum ve eylemlerine verilen toplumsal tepkiler olduğunu, davacının diğer organizasyonları ve dizi projeleri de benzer gerekçelerle iptal edildiğini, dolayısıyla oluşan durum ile davalıların eylemleri arasında hukuki illiyet bağı bulunmadığını, davacının kendi kusurundan doğan bu süreci tazminat konusu yapması dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, belirsiz alacak davası (HMK m. 107) açılamayacağını, toplam 611 kişilik kapasitesi olan salonda yalnızca 280 bilet satıldığını, bilet verileri ve muhtemel gelir somut/belirlenebilir nitelikte olduğundan, sembolik bedelle belirsiz alacak davası açılması usule aykırı olduğunu, davacının %80 pay üzerinden kâr kaybı hesabı tamamen varsayımsal olduğunu, bu durumun kabul edilmemekle birlikte TBK m. 51-52 ve Yargıtay içtihatları gereğince konser iptal edildiği için sanatçının yapmaktan kurtulduğu emek, mesai, ekip, ulaşım ve konaklama giderleri (net zarar hesabı) öngörülen tutardan düşülmesi gerektiğini, Yargıtay kararları uyarınca, haklı fesihte yüklenici/sanatçı ancak yaptığı somut imalat/harcama bedelini isteyebileceğini, kâr kaybı ve müspet zarar talep edemeyeceğini, manevi tazminat için sözleşme ihlali yeterli olmadığını, kişilik haklarına ağır ve hukuka aykırı bir saldırı gerçekleşmesi gerektiğini, müvekkilinin iptal duyurusunda davacıyı hedef alan veya itibarını zedeleyen hiçbir ifadeye yer vermediğini, iptale yol açan iddialar zaten önceden kamuoyunda bilinen hususlar olduğunu, şartları oluşmayan ve zenginleşme aracı olarak talep edilen fahiş manevi tazminat talebinin reddi gerektiğini, süreç nedeniyle asıl mağdur olan tarafın müvekkilleri olduğunu, etkinliğin erteleme ve iptalleri nedeniyle konaklama ve restoran alanları bulunan işletme ticari zarara uğradığını, şirket yetkilileri...ve...'ın kamuoyu nezdinde haksız tepkilere maruz kalarak itibarları zedelendiğini, görevsizlik kararı verilerek davanın reddine, Mahkeme aksi kanaatte ise yetki itirazının kabulü ile yetkisizlik kararı verilmesine, şirket yetkilisi yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, esas yönünden davanın tümden reddine, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVABA CEVAP Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin ticari işletme olduğunun açık olduğunu, davalı ...da şirket ortağı olarak ticari işletmeyle ilgili sıfatla hareket ettiğini, Vergi Dairesi yazısına göre davacı (...), 2. sınıf tacir sıfatına haiz olup işletme hesabı esasında defter tuttuğunu, her iki tarafın da tacir ve uyuşmazlık ticari işletmelerini ilgilendirdiğinden davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiğini, eser sözleşmesinde davalı iş sahibinin ediminin para borcu olduğunu, TBK m. 89/1 uyarınca para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödendiğini, alacaklı davacının ikametgâhı ...’da olduğundan İstanbul mahkemeleri yetkili olduğunu, ...'ın biletleri tükenmiş organizasyonu son gece iptal ederek ve davacıyı fail ilan eder nitelikteki duyuruyu yöneterek şahsi haksız fiil ve kişilik hakkı ihlali gerçekleştirdiğini, davalılar davacı hakkındaki şiddet iddialarının (... tarafından 2024'te ortaya atılan) gerçek dışı olduğunu bilmelerine rağmen (zira 1 ay önce davacının oyununa ev sahipliği yapmışlardır) bu gerekçeyi öne sürdüklerini, konser organizasyonlarında sözlü sözleşme sektörel bir uygulanması gerektiğini, konser duyurularının yapılması ve biletlerin satışa çıkarılması tarafların iradelerinin uyuştuğunu açıkça ispatladığını, etkinlik, davalılar...ve...’ın rica ve oluruyla planlandığını, dostluk ilişkisi erçevesinde şekillendiğini, müvekkilinin şiddetin faili olmadığını, hakkında verilmiş bir mahkeme kararı veya soruşturma bulunmadığını, Yoğun kamuoyu tepkisi iddiasının abartılı olduğunu, birkaç sosyal medya hesabının paylaşımından ibarettir ve "beklenmeyen hal" sayılamaz. davacı, olay ortaya çıktığında (Şubat 2024) kamuoyu açıklamasını zaten yaptığını, davalı mekânın, benzer iddialarla gündeme gelen başka isimlere (...) sahne vermesi, davacının iptalinde dürüstlük kuralına ve çelişkili davranış yasağına (venire contra factum proprium) aykırı hareket edildiğini gösterdiğini, davalılar iptal gerekçesini iddialara dayandırdığı için, iddiaların asılsız olduğunu belirtmek davanın doğrudan konusu olduğunu, kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan sözleşmenin feshedilmesi masumiyet karinesine aykırı olduğunu, başka organizasyonların iptalleri taraflar arasındaki sözleşmeyi bağlamadığını, davalılar sözleşmeyi kurarken bu iddiaları zaten bildiğini, sonradan buna dayanarak fesih yapılması dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile bağdaşmadığını, kısa süre kala yapılan fesih, TBK m. 484 kapsamındaki "iş sahibinin eserin tamamlanmasından önce sözleşmeyi sona erdirmesi" niteliğinde olduğunu, bu maddedeki sorumluluk kusura dayalı olmayıp, kanundan doğan özel bir sorumluluk olduğunu, davalıların davacının kaçırdığı kazanç (olumlu zarar) dâhil tüm zararları tazmin etmekle yükümlü olduğunu, taraflar arasında yazılı bir oran belirlenmediği için sektörel teamül (%80 sanatçı, %20 mekan) geçerli olduğunu, bilet satış sayısı ve bedelleri bilirkişi/müzekkere incelemesiyle kesinleşeceğinden alacak şu aşamada belirsiz olduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, tutarın bilirkişi raporu sonrası artırılacağını beyan etmiştir. İKİNCİ CEVAP Davalılar vekili ikinci cevap dilekçesinde özetle; TTK m. 12 ve m. 15 uyarınca, bedeni çalışması sermayesinden fazla olan sahne sanatçıları/oyuncular hukuken tacir değil "esnaf" niteliğinde olduğunu, davacının organizatör değil sanat icra eden bir gerçek kişi olduğunu, müvekkilinin ... da şirket yetkilisi olup tacir olmadığını, Nispi veya mutlak ticari dava şartları oluşmadığından görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, dava konusu uyuşmazlığın salt bir para borcu değil sözleşmeye aykırılık veya haksız fiile dayalı tazminat talebi olduğunu, HMK m. 6 uyarınca genel yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri olan ... mahkemeleri olduğunu, konserin ifa edileceği mekân da Urla'da olduğundan ... mahkemelerinin yetkisiz olduğunu, ...işlemleri şahsı adına değil, şirket yetkilisi sıfatıyla yürüttüğünü, iptal duyurusu ...'ın şahsi hesabından değil, şirket hesabından yapıldığını, TTK m. 371/5 uyarınca, organların görevlerini ifa ederken işledikleri haksız fiillerden şirket tüzel kişiliği sorumlu olduğunu, sırf yetkili olması nedeniyle şahsına dava açılamayacağını, ...yönünden davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, etkinlik davalıların ricasıyla değil, davacının mekânı beğenerek sahne alma talebi üzerine planlandığını, sezon sonu olması nedeniyle sabit ücret değil, %50-%50 gelir paylaşımı esasında anlaşıldığını, davacının iddia ettiği %80'lik sektörel teamül gerçeği yansıtmadığını, biletlerin tamamının satıldığı iddiası asılsızdır; 611 kişilik salonda yalnızca 280 bilet satıldığını, iptal kararının sebebi iddiaların doğruluğunun yargılanması değil davacı hakkındaki şiddet ithamları nedeniyle davalılara, sponsorlara ve mekâna yönelen aşırı kamuoyu baskısı, müşteri boykotu ve ticari itibar kaybı riski olduğunu, müvekkillerinin süreci son ana kadar yönetmeye çalıştığını, davacıdan kamuoyunu yatıştıracak bir adım/açıklama beklediklerini, ancak olumlu yanıt alınamayınca son gece iptal edilmek zorunda kalındığını, davalı şirket bünyesinde otel ve restoran da işlettiğini, etkinliğin iptali nedeniyle mekân hem ticari hem prestij kaybına uğramış, sponsor çekinceleri doğmuş ve alan boş kaldığını, tanınan sanatçılar olan davalı ... ve eşi ...şahsen de haksız linç ve baskılara maruz kalmış, ancak sükûnetlerini korudukların, davacının diğer sanatçıların (... vb.) sahne almasını örnek göstermesi anlamsız olduğunu, iptalin sebebi kamuoyunda o an oluşan somut baskı ve boykot riski olduğunu, mekân yargı makamı gibi hareket etmediğini, fesih, iş sahibinin keyfi/serbest feshinden (TBK m. 484) değil; davacının kendi eylem ve tutumlarının yol açtığı olumsuz süreç ve özen yükümlülüğünün ihlali nedeniyle yapılmış haklı nedene dayalı bir fesih olduğunu, davacı kendi kusuruyla sebep olduğu sonuçtan haksız kazanç sağlama amacında olduğunu, tazminat kabul edilmemekle birlikte Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararı gereğince, sanatçının konser iptal edildiği için harcamaktan kurtulduğu emek, mesai, ekip ve kişisel ulaşım/konaklama giderleri hesaplanacak net tutardan mahsup edilmesi gerektiğini, şirket tarafından yapılan iptal duyurusunda davacıyı hedef alan, suçlayan veya itibarını zedeleyen tek bir ifade kullanılmamıştır. İddialar zaten kamuoyunda bilinen hususlar olduğunu, şahsiyet haklarına ağır ve hukuka aykırı bir saldırı bulunmadığından fahiş manevi tazminat talebinin reddini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile; davalılar ile davacı arasında davalılara ait ...’de 17.09.2025 tarihinde davacı tarafından konser verilmesi hususunda mutabık kalındığını, konserin dava dışı üçüncü kişinin davacıya isnatları sonucunda davalılar tarafından iptal edildiğini, davalıların söz konusu isnatların gerçek olmadığını bilmelerine rağmen konseri iptal etmeleri ndeniyle davacının maddi ve manevi zararları ile kar kaybının olduğunu alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5. maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Bu noktada ticari dava niteliğinin tespiti için ticari işletme kavramının incelenmesi ve araştırılması gerekmektedir. 6102 sayılı Kanun gerçek kişi tacirler yönünden ticari işletme ve tacir kavramlarını ticari işletmeyi merkeze alarak tanımlamıştır. Zira gerçek kişi tacirlere ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesi şu şekildedir: "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir." İlgili hükümden görülebileceği üzere bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için ön şart bir ticari işletmenin işletilmesidir. Bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gereken şartlar ise 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir: "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir." İlgili hükümden görülebileceği üzere 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesine göre bir işletmenin ticari işletme sayılabilmesi için; devamlılık, bağımsızlık ve esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmesi şartları bulunmaktadır. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) Ticaret siciline tescil ise işletmenin ticari işletme veya esnaf işletmesi sayılması bakımından bir şart olarak kabul edilmemiştir. Örneğin ticaret siciline tescil edilmemiş bir işletme ticari işletme olabileceği gibi, ticaret siciline tescil edilmiş bir işletme yukarıda belirtilen şartların sağlanmaması halinde esnaf işletmesi olarak kabul edilebilecektir. Kanun koyucu ticaret siciline tescil bakımından yalnızca aksi ispat edilebilecek bir karine öngörmüştür. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde ise esnaf ve esnaf işletmesine ilişkin şu tanımlama yapılmıştır: "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." 6102 sayılı Kanun'un tacir ve ticari işletmeyi tanımlayan 11 ve 12. Maddesi ile esnaf ve esnaf işletmesini tanımlayan 15. Maddesi birlikte değerlendirildiğinde tacir ve ticari işletme ile esnaf işletmesini ayıran en önemli farkın ve her ikisi arasındaki asıl kriterin elde edilen gelir düzeyi olduğu görülmekte olup 6102 sayılı Kanun sisteminde işletmeler gelir ölçeklerine göre sınıflandırılmıştır. Kanun koyucu 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde esnaflık ve esnaf işletmesi ve tacir ile ticari işletme arasındaki farkın kesin olarak ortaya koyulabilmesi ve ikisi arasındaki sınırın tereddütsüz çizilebilmesi için işletme sınırlarını belirleyen gelir düzeyleri yönünden Cumhurbaşkanlığı Kararı çıkartılmasını öngörmüş olmakla birlikte söz konusu karar çıkartılmamış söz konusu gelir sınırının 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararındaki kriterlere göre parasal sınırlar belirlenmektedir.(Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 158-159) İlgili bakanlar kurulu kararına göre Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu kararına göre kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların işletmelerinin esnaf işletmesi sayılmaları kabul edilmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesinin 1. Fıkrasına göre bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için bir ticari işletmenin mevcudiyeti ve varlığı gerekli ve zorunludur. Bu bağlamda davacının faaliyetinin ticari işletme olarak kabul edilip edilemeyeceği bu suretle davacının tacir olup olmadığı ve davacı ile davalılar arasındaki ilişkinin ticari işletmeden kaynaklanıp kaynaklanmadığının incelenmesi gerekmektedir. Gelir Vergisi Kanunu'nun serbest meslek kazancını tarif eden 65. Maddesi şu şekildedir: "Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır. Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtısasa dayanan ve ticari mahiyette olmıyan işlerin iş verene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır." Yine Gelir Vergisi Kanunu'nun 66. Maddesinde serbest meslek erbabına yönelik şu tanımlama bulunmaktadır: "Serbest meslek faaliyetini mütat meslek halinde ifa edenler, serbest meslek erbabıdır. Serbest meslek faaliyetinin yanında meslekten başka bir iş veya görev ile devamlı olarak uğraşılması bu vasfı değiştirmez. Bu maddenin uygulanmasında: Dava vekilleri, müşavirler, kurumlar ve tüccarlarla serbest meslek erbabının ticarî ve meslekî işlerini takip edenler ve konser veren müzik sanatçıları; Bu işleri dolayısiyle serbest meslek erbabı sayılırlar" İlgili hükümlerden görülebileceği üzere; konser veren müzik sanatçıları kanun koyucu tarafından serbest meslek erbabı olarak tanımlanmış olup, bu nedenle bu kişiler tarafından elde edilecek gelir ve kazançların da ticari kazanç değil, serbest meslek kazancı olarak nitelendirileceği açık bir şekilde belirtilmiştir. Gelir Vergisi Kanunu'nun 65/2. maddesi uyarınca serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye ve uzmanlığa dayanan, ticari mahiyette olmayan faaliyetlerdir. Nitekim konser veren müzik sanatçılarının bu faaliyetleri de ticari sermayeden çok şahsi yeteneğe dayalı faaliyet niteliğindedir. Örneğin; Avukat, hekim, diş hekimi, mimar, mühendis, mali müşavir veya noter gibi serbest meslek mensuplarının faaliyet gösterdiği yerler (hukuk bürosu, muayenehane vb.) hukuken bir "ticari işletme" veya "esnaf işletmesi" değil, "mesleki işletme" olarak kabul edilir. Bu kişiler tarafından esnaf sınırını aşan kazanç elde edilse dahi bu faaliyetler ile uğraşan kişilerin işletmesinin ticari işletme ya da esnaf işletmesi olarak kabul edilmesi kanun gereği mümkün olmadığından bu işletmeler tarafından elde edilen kazançların esnaf ticari işletme sınırını aşması halinde dahi işletmenin ticari işletme ve kişinin tacir olarak kabul edilmesi mümkün değildir. .(Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 160-161) 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesinin 1. fıkrası uyarınca bir kişinin gerçek kişi tacir sayılabilmesi için öncelikle ortada bir "ticari işletmenin" bulunması ve bu işletmenin kendi adına işletilmesi zorunlu olup, serbest meslekler ve bu mesleklerden elde edilen kazançlar ticari işletme ve ticari kazanç sayılmadığından, serbest meslek erbabı da tacir sıfatını kazanamaz. Nitekim Yargıtay 20. Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında yine Gelir Vergisi Kanunu'nun 66. Maddesinde konser veren ses sanatçıları ile aynı fıkrada birlikte belirtilen müşavirler yönünden aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Bir hukukî işlemin veya fiîlin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir. Somut olayda; davalının serbest mali müşavir olup tacir olmadığı, çalışmalarının da ticari işletme ile ilgili bir işlem sayılamayacağı anlaşılmakla, uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir." Yargıtay 19. Hukuk Dairesi de ... E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Mahkemece, davacının serbest Mali Müşavir olup tacir olmadığı, çalışmalarının da ticari işletme ile ilgili bir işlem sayılamayacağı gerekçesiyle davaya bakmaya Bursa Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğundan dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 25.02.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi ise ...E.,...K. Sayılı kararında işbu davaya benzer mahiyette konser iptali nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlık yönünden aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dava, konserde sahne alacak davalı ses sanatçısına ödenen ücretin, konserin iptal edilmesi nedeniyle, karşılıksız kaldığı iddiasına dayalı olarak iadesi amacıyla başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali davasıdır. Davalının, uyap üzerinden yapılan sorgulamada meslek bilgisinin ''bağımsız müzisyen, ses sanatçısı, konuşmacı, sunucu'' olduğu görülmüştür. Davalı taraf tacir olmayıp, dava mutlak veyahut nisbi ticari dava niteliğinde değildir. Davaya bakmak görevi HMK'nın 2. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesine ait bulunmaktadır." Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin ... E., ...K. Sayılı kararında da istinaf incelemesi yapılan davada; ses sanatçısı olan davacının verdiği konserler karşılığı bakiye alacağının tahsili için başlattığı icra takibine yönelik itirazın iptali davası Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından görülerek sonuçlandırılmış ve ilgili kararda asliye hukuk mahkemelerinin davada görevli olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda mevcut yasal düzenlemeler ve dosya kapsamına göre eldeki dava değerlendirildiğinde; taraflar arasında, davacının davalılara ait yerde konser vermesi hususunda anlaşmaya varıldığı ve konserin sonradan davalılar tarafından iptal edilmesi nedeniyle davacının bu iptalden kaynaklı maddi ve manevi tazminat ile kazanç kaybını talep ettiği anlaşılmakta olup, davacının davalılar ile konser vermeye yönelik anlaşmasının bir ticari işletme faaliyeti olarak kabul edilemeyeceği, davacının konser verme faaliyetinin şahsi yeteneğe dayalı sermayeden çok şahsi emeğe dayalı bir faaliyet olduğu ve bunun süreklilik gösteren bir ticari faaliyet kabul edilemeyeceği, davacının konser faaliyetlerinin serbest meslek faaliyeti kapsamında kabul edilmesi gerektiği, davacının konser veren bir şahıs olarak elde ettiği gelirin bu aşamada bir öneminin olmadığı zira yukarıda detaylıca belirtildiği üzere tacir olmanın ön koşulunun ticari işletme işletilmesi olduğu, davacının ise ses sanatçılığı ve konser faaliyetlerinin bireysel yeteneğe dayalı bir faaliyet olması karşısında davacının ticari işletme faaliyeti olarak kabul edilemeyeceği (davacı tarafından bireysel olarak üçüncü kişilere bu konser kapsamında bilet satışı gibi bir faaliyetinin de olmadığı gözetildiğinde) gibi tacir de olmadığı, nitekim Gelir Vergisi Kanunu kapsamında konser veren ses sanatçılarının bu faaliyetlerinin serbest meslek faaliyeti ve kazançlarının da ticari kazanç değil serbest meslek kazancı olduğunun açık bir şekilde belirtilmesi karşısında ve ortada davacı yönünden bir ticari işletmenin ya da esnaf işletmesinin bulunmaması karşısında ticari işletme/esnaf gelir sınırına ilişkin araştırmanın da sonucu değiştirmesinin mümkün olmadığı (nitekim aynı kanun maddesinde belirtilen doktor, müşavir, avukat ne kadar gelir elde ederse etsin esnaf veya ticari işletme olarak kabul edilmesi mümkün değildir) gibi serbest meslek yönünden elde edilen kazancın miktarının da davacının faaliyetini ticari işletme ya da esnaf işletmesi kapsamına sokmayacağı gibi davacının bir işletmesinin de bulunmadığı ve davalı ile iddia ettiği konser anlaşmasını davacıya ait bir işletme üzerinden anlaşma yapmadığı da gözetilerek uyuşmazlığın her iki tarafın da ticari işletmesinden kaynaklanmasına yönelik koşulun yerine getirildiğinden söz edilemeyeceği açıktır. Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; Davanın mutlak dava olmadığı gibi nitelik olarak nispi ticari dava türüne de girmediği gibi, uyuşmazlığın taraflar arasındaki davacı tarafından davalıya ait yerde konser verilmesine yönelik anlaşmadan kaynaklandığının her iki tarafın da kabulünde olduğu, davacı tarafından davacının vereceği konserin davalılar tarafından haksız olarak iptal edilmesi nedeniyle davacının uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zarar ilişkin olduğu, davacı tarafından şahsi emek ve yeteneğe dayalı olarak verilecek olan müzik konserinin ticari hizmet ve ticari iş olarak kabul edilemeyeceği gibi davacının da bu hizmet sebebiyle tacir veya ticari işletmesi var olarak kabul edilemeyeceği, zira ilgili kanunda müzik konseri veren ses sanatçılarının faaliyetlerinin serbest meslek olarak ve kazançlarının ticari kazanç değil serbest meslek kazancı olarak tanımlandığı, dolayısıyla eldeki davanın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olduğunun kabul edilemeyeceği taraflar arasındaki temel ilişkiye bakıldığında davacının konser verme faaliyetinin ticari işletme olmadığı gibi bu suretle davacının tacir olmaması nedeniyle, uyuşmazlığın genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemeleri görev alanına girdiği dikkate alınarak davanın görev yönünden dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın, mahkememizin görevsizliği nedeniyle 6100 sayılı HMK.'nın 114/1(c) ve 115//2. Maddelerine göre usulden reddine, 2-Kararın kesinleşmesi üzerine 2 hafta içerisinde talep halinde dosyanın görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 3-Yargılama masraflarına ilişkin kararın HMK 331/2. Maddesine göre yetkili ve görevli mahkemece nazara alınmasına, 4-Kararın kesinleşmesi üzerine 2 hafta içerisinde dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde davanın açılmamış sayılması yönünde karar ittihazına, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölg e Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.01/10/2026

BAŞKAN ¸e-imza ÜYE ¸e-imza ÜYE ¸e-imza KATİP ¸e-imza

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/2, K. 2026/871, T. 01.10.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-2-e-2026-871-k-0d90d70a9439