İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/1363 E. 2026/541 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/1363
Karar No
2026/541
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/1363 Esas KARAR NO : 2026/541

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 16/07/2026 KARAR TARİHİ : 04/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasında dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı arasındaki ticari ilişkiden doğan alacağın tahsili amacıyla .... İcra Müdürlüğünün 2026/... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, ilgili takip kapsamında düzenlenen ödeme emrinin davalı borçluya 15.05.2026 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı tarafça 18.05.2026 tarihinde borca, faize ve ferilerine haksız ve kötü niyetli olarak itiraz edilerek takibin durdurulduğunu, dava şartı olan arabuluculuk sürecinin ... Arabuluculuk Bürosunun 2026/... numaralı dosyası üzerinden yürütüldüğünü, 03.07.2026 tarihli son tutanak ile tarafların anlaşamadığının kayıt altına alındığını, davalı borçlu tarafından yapılan itirazın tamamen haksız ve hukuki destekten yoksun olduğunu, takibin ve alacağın tahsilini güçleştirmeye yöneldiğini, müvekkili şirket alacağının ve takibe konu edilen faturaların müvekkili şirket defter ve kayıtlarının incelenmesi ile ortaya çıkacağını, davalı tarafın icra dosyasına sunduğu itiraz dilekçesinde talep edilen tutarın gerçeğe aykırı olduğunu öne sürdüğünü, ancak taraflar arasındaki ticari ilişkinin ve müvekkili şirketin alacağının usulüne uygun tutulmuş ticari defterler, faturalar ve cari hesap ekstreleri ile sabit olduğunu, davalı borçlunun sırf icra takibini sürüncemede bırakmak ve müvekkili şirketin alacağına kavuşmasını geciktirmek amacıyla haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini, takip konusu alacağın taraflar arasındaki ticari defter kayıtları ve faturalara dayandığından belirlenebilir ve likit nitelikte olduğunu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu madde 67/2 gereğince haksız itirazda bulunan borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu belirterek, davalının haksız itirazının iptali ile takibin devamına, asıl alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri, zorunlu arabuluculuk ücreti ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; Davacının .... İcra Müdürlüğünün 2026/... Esas sayılı dosyasında müvekkili aleyhine haksız bir takip başlattığını, müvekkilinin tacir olmadığını ve adına kayıtlı herhangi bir ticari işletme bulunmadığını, “... ...” adlı işletme ile hiçbir hukuki veya fiili bağı olmadığını, davacıdan mal satın almadığını veya herhangi bir borç altına girmediğini, davacının sunduğu cari hesap dökümündeki T.C. kimlik numarası ve adres bilgilerinin müvekkilinkilerle uyuşmadığını, dava dilekçesinde müvekkilinin soyadının hatalı yazıldığını, bu durumun davacının yanlış kişi hakkında takip yaptığını kanıtladığını, TTK m. 4 uyarınca uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde olmadığını belirterek mahkemenin görevsizliğine ve dosyanın görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep ettiğini, müvekkiline pasif husumet yöneltilemeyeceğini, davacının herhangi bir sözleşme, sipariş, teslim belgesi veya imzalı irsaliye sunamadığını, tek taraflı oluşturulan cari hesap kayıtlarının ve faturaların müvekkilini bağlamadığını, davacının ispat yükünü yerine getirmediğini, takipte belirtilen 121.239,51 TL asıl alacak ve 2.244,59 TL işlemiş faiz kalemlerinin dayanaksız olduğunu, taraflar arasında ticari bir ilişki bulunmadığından avans faizi talebinin şartlarının oluşmadığını, davacının kendi kayıtlarındaki çelişkilere rağmen takip başlatmasının ağır özensizlik ve kötü niyet teşkil ettiğini, bu nedenle davanın esastan reddini, davacının icra inkâr tazminatı talebinin reddini, İİK m. 67/2 uyarınca davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, ilgili kurumlardan müvekkilinin tacir olmadığına dair kayıtların getirtilmesini, davacının ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasını ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir. DELİLLER: .... İcra Müdürlüğünün 2026/... Esas sayılı icra dosyasının UYAP kayıtları, İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nden gelen müzekkere cevabı, Sarıyer Vergi Dairesi Müdürlüğü'nden gelen müzekkere cevabı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememizce toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Dava, .... İcra Müdürlüğünün 2026/... Esas sayılı icra dosyasına yapılan itirazın haklı olup olmadığı, icra inkar tazminatı koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkin itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemelerin görevi kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önüne alınır. Ticaret Mahkemesinin görev alanını düzenleyen 6102 Sayılı TTK'nın 4 ve 5 maddeleri şu şekildedir: "MADDE 4- (1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır. MADDE 5- (1) Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." 6100 Sayılı HMK'nın 2.maddesinde ise Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görev alanı düzenlenmiş olup, bu madde; "Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.'' hükmünü haizdir. Yargıtay 11. HD'nin 06/03/2018 Tarih ve 2016/11515 E-2018/1718 K sayılı kararında da vurgulandığı gibi, TTK'nın 12. maddesine göre "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” Yine TTK’nun 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. TTK'nun 11(1) maddesi kapsamında ticari işletme esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan, faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme olarak tanımlanmış olup, ticari işletmenin ticaret siciline kayıtlı olmaması bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez. Yargıtay 11. ve 19. Hukuk Dairelerinin yerleşik kararlarında, bir kimsenin sicilde veya odada kayıtlı olup olmaması yahut vergi yükümlüsü bulunup bulunmaması TTK yönünden tacir sıfatını taşımasında önem arzetmediği, ayrıca Vergi Usul kanunu' na göre bir kimsenin esnaf kabul edilmiş olmasının da TTK yönünden geçerli bir kriter olamayacağı, tacir ve esnaf ayırımındaki kriterin TTK 11/2. maddesinde tanımlanan kararnamedeki sınır olduğu vurgulanmaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/115 15E- 2018/1718 K sayılı 06/03/2018 tarihli, 2017/2898 E- 5384 K. 16/10/2017 tarihli, 2016/4614 E. 2017/6953 K. Sayılı 06/12/2011 tarihli kararı.) Somut olayda talep, taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle bir kısım alacaktan kaynaklanmakta olup taraflardan her ikisinin de tacir olması halinde, davanın nispi ticari dava olduğu kabul edilecek Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olacaktır. Bu nedenle davalının, tacir sıfatını haiz olup olmadığının tespiti gerekmektedir. İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün müzekkere cevabında davalının gerçek kişi ticari işletme kaydı bulunamadığının bildirildiği, Sarıyer Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne yazılan müzekkere cevabında 02/01/2009 - 31/12/2021 tarihleri arasında "HERHANGİ BİR MALZEMEDEN YAPILAN KAPI VE PENCERE KASALARI, KAPILAR (ZIRHLI KAPILAR DAHİL, OTOMATİK VE DÖNER KAPILAR HARİÇ), PENCERELER, KEPENKLER, PANJURLAR, GARAJ KAPILARI VE BENZERLERİNİN MONTAJI" ve "YATAK ODASI, YEMEK ODASI, MUTFAK MOBİLYASI, BANYO DOLABI, GENÇ VE ÇOCUK ODASI TAKIMI, GARDIROP, VESTİYER, VB. İMALATI" faaliyeti ile mükellefiyet terk kaydının bulunduğu, terk tarihi itibariyle bilanço usulüne göre defter tuttuğu ve 1 .sınıf tacir sıfatı taşıdığı ayrıca, 01.01.2022 tarihinden itibaren "KENDİNE AİT VEYA KİRALANAN GAYRİMENKULÜN KİRALANMASI VE İŞLETİLMESİ" faaliyeti ile kira geliri yönünden mükellefiyet kaydının bulunduğu ve defter tutma yükümlülüğünün bulunmadığı bildirildiği, 2007/... sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 1.md/a bendinde yer alan düzenlemesi gereğince "Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri" şeklinde düzenlemenin bulunduğu, Vergi Usul Kanunun 177/1 maddesine göre ; 1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı7.200.000.000 (400.000 TL) lirayı veya satışlarının tutarı 8.640.000.000 (570.000 TL) lirayı aşanlar; 2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 3.600.000.000 (200.000 TL) lirayı aşanlar; 3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı, işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 7.200.000.000 (400.000 TL) lirayı aşanlar;" şeklinde düzenlemenin bulunduğu, böylece davalının gelirinin Vergi Usul Kanunun 177/1 maddesindeki sınırları aşmadığı ve esnaf işletmesi kapsamında kaldığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, somut olayda; 6102 sayılı TTK hükümlerinin uygulanamayacağı ve uyuşmazlığın çözümünde Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olmadığı kuşkusuzdur. Genel görevli mahkeme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yargıtay içtihatları, yasal düzenlemeler ve tüm bu açıklamalar uyarınca Mahkememizin görevli olmaması, eldeki davaya ilişkin aksine bir düzenleme bulunmadığından Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevli olması sebebiyle davanın görev yönünden usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm fıkrası oluşturulmuştur. KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı tarafça açılan DAVANIN, HMK 114/1-c maddesi gereğince Mahkememizin görevsiz olması nedeniyle dava şartı yokluğundan HMK 115/2 maddesi gereğince USULDEN REDDİ ile, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, 2-HMK 20/1 maddesi gereğince, kararın kesinleşmesinden itibaren iki hafta içinde talep halinde dosyanın görevli ve yetkili İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere İstanbul Adliyesi Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna GÖNDERİLMESİNE, aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine, 3-Harç, yargılama giderleri, vekalet ücreti ve gider avansı hususunun görevli mahkemece değerlendirilmesine, Dair, HMK'nın 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 04/09/2026

Katip ... e-imzalıdır

Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/1363, K. 2026/541, T. 04.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-1363-e-2026-541-k-39fbbf63d2b7