İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/1213 E. 2026/98 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/1213
Karar No
2026/98
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 25. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/1213 Esas KARAR NO : 2026/98

DAVA : Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 04/03/2026 KARAR TARİHİ : 23/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin, davalı ... Ltd. Şti. nin ticari faaliyetleri kapsamında, diş dünyaya yansımayan ancak taraflar arasındaki iç ilişkide mevcut bulunan gizli ortakları olduklarını, davalı şirkette resmi kayıtlara göre ortaklık yapısının %25 ..., %5 ..., %70 ... şeklinde olduğunu, ancak bu durumun gerçeği yansıtmadığını, bu tür ortaklıklarda yazılı şekil şartı bulunmadığı gibi, ortaklığın her türlü delille ispat edilebilir ve gizli ortağın talebinin aynı olmadığını, şahsi alacak talebi olduğunu, müvekkili davacıların işlerinin yoğunluğu ve riskleri nedeniyle paylarını davalı kuzenleri olan ...'a emanet olarak bıraktıklarını, davalı müvekkillerinin kuzeni olduğu için aralarında yazılı bir protokol yapma gereği de duymadıklarını, müvekkilleri şirketin kurucu ortağı olmalarına ve tüm hukuki ve ticari faaliyetlerde fiilen bulunmalarına rağmen davalı şahıs müvekkillerinin ortaklık yapısı dışına itme iradesini açıkça belirttiğini, müvekkillerinin kurucu ortağı olduğu davalı ... ... Ltd. Şti. reklamcılık işiyle iştigal eden bir firma olduğunu, müvekkili ...'in tüm profesyonel birikimini, müşteri portföyünü ve bağlantılarını bu firma için kullandığını, bu firmanın yaptığı tüm anlaşmaları kendisinin diğer müvekkili ... ile birlikte gerçekleştirdiğini, bu işler kapsamında şirketin dava dışı ... ... Tic.Merkezi A.Ş. İle 05/11/2015 tarihinde anlaşma imzalanmasını sağladığını, bu sözleşmeden kaynaklı olarak ... ve ... arasında çıkan anlaşmazlığın görülmekte olduğu davada alınan bilirkişi raporları sonrası şirket lehine yüklü bir tazminat ödenebileceği yönünde ihtimaller doğduğunu, bunu gören davalı ...'ın müvekkillerinin gizli ortaklıklarını dikkate almayacaklarını, tahsil edilen tüm parayı kendilerinin alacağını belirterek müvekkillerini ortaklığın dışına ittiklerini, bu nedenle bu davayı açtıklarını beyan ederek müvekkilleri ile davalı şahıs arasında davalı şirket faaliyetleri kapsamında gizli ortaklık bulunduğunun tespitine, belirlenecek alacağın doğduğu tarihten itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, dava dışı ... ... Ticaret Merkezi A.Ş. ile davalı şirket arasında görülmekte olan davadan doğacak alacaklar üzerine, davalıların münferit tasarruflarını önleyecek şekilde, mümkün olmayacaksa mahkemenin belirleyeceği şekilde ihtiyati tedbir konulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacılardan... 90 lı yıllardan başlayan ekonomik problemleri sebebiyle işlerini yürütmek adına 2013 yılında kardeşi ...'in de ortak olduğu ve diğer ortaklarının ... olan ... ... Ltd.Sti. isimli bir şirket kurdurduğunu ve kendisi de şirketin sigortalısı olarak ticari faaliyetine aslında onlar üzerinden devam ettiğini, bu süreçte de şirketin mali yapısı bozulduğunu, diğer ortaklar hisselerini ...'e devrettiğini, ...davacının abisi olduğunu, daha sonra bu işleri yürütmek için diğer kuzeni olan davalı ... ile görüştüğünü ve ondan mali destek istediğini, daha sonra çıkar yol bulamayan Davacı ...'in ... ... Ltd.Sti'ni borçlar sebebiyle resmi tasfiye de edemediğinden atıl bıraktığını, müvekkili ... kendi arkadaşları ... ve ... ile birlikte 2016 yılında diğer davalı şirket ...'ni kurduğunu, bu süreçte de hem kendi işlerini yürütmek hem de ...'in şirketindeki müşteri portföyü ve projelerin de devrini alarak yenmi bir ticari hayata atıldığını, dava dışı müvekkil şirket ortağı ... ve davalı ... bu müşteri ve projeler için tüm bedelleri de davacı ...'e ödediğini, dava dışı müvekkili şirket ortağı ... davacıların şirketlerine mali müşavirlik hizmetleri sunduğunu ve ücretlerini de alamadığını, şirketlerin cari olarak hala ...'e borçlu olduğunu, huzurdaki davanın ispat açısından tamamen kurgu delillere dayalı düzmece bir davadan ibaret olduğunu beyan ederek davacıların hukuki dayanaktan yoksun, haksız ve hukuka aykırı davalarının ve ihtiyati tedbir taleplerinin reddine, her türlü yargılama gideri, harç ve vekalet ücretinin davacılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME ve GEREKÇE : Dava; davacıların davalı şirketin gizi ortağı olduklarının tespiti ile gizli ortaklık paylarına düşen meblağın faizi ile davalılardan tahsili istemine ilişkindir. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalar olup, TTK'nın 4/1. maddesinde sayılmışlardır. Ayrıca, Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalar olup, iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi ve iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı TTK, 6762 sayılı TTK'dan farklı olarak mutlak ticari davalar (kanundan dolayı ticari dava sayılanlar) haricindeki ticari davaları "ticari iş" kriterine göre değil de "ticari işletme" kriterine göre belirlemiştir Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/1026 E, -2015/1765 K) TTK'nın 11. maddesinde ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme şeklinde tanımlanmıştır. TTK’nın 15. maddesinde esnaf, ister gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." şeklinde tanımlanmıştır. Mülga 6762 sayılı yasanın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18.06.2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21.07.2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiş, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtilmiş olduğundan Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. Bir kimsenin vergi mükellefi olması, TTK yönünden de tacir kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. (Yargıtay 11.Hukuk Dairesi 2017/3898 -5384 E-K) Davaya konu uyuşmazlık taraflar arasındaki adi ortaklık sözleşmesinden kaynaklanmakadır. Adi ortaklık 818 sayılı BK'nın 520 ve devam eden maddelerinde; 6098 sayılı TBK'nın 620 ve devam eden maddelerinde düzenlenmiş olup, TTK'nın 4. maddesinde düzenlenmiş mutlak ticari davalardan değildir. Tüm dosya kapsamı ile birlikte yapılan değerlendirmede; gerçek kişilerin ticari işletme kayıtlarının olmadığı, şirket ortağı olmanın gerçek kişilere tacir niteliği kazandırmayacağı, somut uyuşmazlığın tüm tarafları tacir olmadığından ve uyuşmazlık TTK'da düzenlenen veya TTK'da sayılan hususlara ilişkin olmadığından ticari dava niteliğinde de kabul edilemeyeceği, bu nedenlerle somut uyuşmazlığın genel hükümler uyarınca HMK'nın 2. maddesi gereği Asliye Hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği kanaatine varıldığından, HMK'nın 114/1-c maddesindeki dava şartı yokluğundan aynı yasanın 115/2 maddesi gereğince davanın usûlden reddine, Mahkememizin görevsizliğine, Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğuna dair aşağıdaki şekilde karar verilmiş, yetkili mahkeme olarak davacı tarafça İstanbul Anadolu adliyesi seçilmek suretiyle dava açıldığından bu husus mahkememizce gözetilerek dosyanın İstanbul Anadolu Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine yönelik hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere; 1-HMK'nun 114/1-c maddesindeki dava şartı yokluğundan aynı yasanın 115/2 maddesi gereğince davanın usûlden REDDİNE, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğuna, 2-Kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içerisinde mahkememize başvurulduğu takdirde dosyanın görevli İSTANBUL ANADOLU ADLİYESİ NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE HMK'nın 20. maddesi gereğince GÖNDERİLMESİNE, 3-Kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmemesi halinde HMK 20. maddesi gereğince DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA, 4-Görevsizlik kararından sonra davaya görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde devam edilmesi halinde yargılama giderlerine Asliye Hukuk Mahkemesince hükmedileceğinden, bu konuda HMK'nun 331/2. maddesi uyarınca şu aşamada bir karar verilmesine yer olmadığına, Dair, davacılar vekilinin mahkeme duruşma salonunda, davalı vekilinin e-duruşma yöntemi ile yüzlerine karşı , gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 23/09/2026

Başkan ... ¸e-imzalıdır

Üye ... ¸e-imzalıdır

Üye ... ¸e-imzalıdır

Katip ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/1213, K. 2026/98, T. 23.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-1213-e-2026-98-k-e9362c8a90c7