Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/989 E. 2026/1287 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/989
Karar No
2026/1287
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/989 KARAR NO : 2026/1287

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 01/05/2026 (Dava) - 18/05/2026 ve 20/05/2026 (Ara Karar) NUMARASI : 2026/468 Esas (Derdest Dosya) DAVA : Tapu İptali ve Tescil TALEP : İhtiyati tedbir BAM KARAR TARİHİ : 08/07/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 08/07/2026

İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/05/2026 ve 20/05/2026 ara karar tarihli 2026/468 Esas sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; .... Şti. hakkında, İzmir 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27.12.2013 tarih ve 2013-67 esas sayılı kararı ile iflasına karar verildiğini ve söz konusu kararın kesinleştiğini, İzmir İflas Müdürlüğü'nün 2013/45 İflas sayılı dosyasında, Müflis .... Şti.'nin İzmir 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27.12.2013 tarih ve 2013-67 esas sayılı kararı ile iflasına karar verilerek iflasın aynı gün açıldığını ancak iflas sürecinden hemen önce, 31.12.2012 tarihinde 19544 yevmiye sayılı satış işlemi ile ; müflis şirketin malvarlığında yer alan: İzmir İli Bornova İlçesi ... Köyü, ... Mevkinde bulunan ... pafta; .... Parsel ( ... m2) , .... Parsel ( ... m2 ), .... Parsel (... m2), ..... Parsel (.... m2 ) sayılı taşınmazların davalı ....Şirketi'ne devredildiğini, söz konusu devir işleminin hukuka aykırı olduğunu, geçerli bir irade beyanına dayanmadığını, taşınmazların satışına ilişkin şirket kararının, işlemi gerçekleştiren yetkili .... tarafından müvekkili ....'nin imzası taklit edilmek suretiyle oluşturulduğunu, bu suretle sahte bir karar ile satış işleminin tesis edildiğini, satış işleminin dayanağını oluşturan şirket kararının gerçeği yansıtmadığını, sahte imzaya dayanan şirket kararı üzerine tesis edilen devir işleminin baştan itibaren geçersiz ve yokluk ile sakat olduğunu, sahte imza nedeniyle tapu devrinin yok hükmünde olduğundan davalı adına yapılan tescilin yolsuz olduğunu, sahte genel kurul kararının yok hükmünde olduğunu, davalı taşınmazlarının direkt müvekkili şirketten satın almış olması sebebiyle iyiniyet iddiasından yararlanamayacağını, sahtecilik iddiasına dayalı davalarda zamanaşımı bulunmadığını, Adli Tıp Kurumunca inceleme yapılmasının zorunlu olduğunu, devir bedeli şirket hesabına girmediğinden zarar unsurunun gerçekleşmediğini, şirketin muvazaalı işlem yaptığı kesinleştiğini ve izmir 12. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/205 Esas - 2021/302 Karar sayılı mahkeme kararı ile ortaya çıktığını, bu sebeplerle öncelikle dava konusu taşınmazın üçüncü kişilere devrinin ve üzerinde ayni hak tesisinin önlenmesi amacıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu madde 1011 uyarınca tapu kaydı üzerine teminatsız olarak geçici tescil şerhi (ihtiyati tedbir) işlenmesine, mahkeme aksi kanaatte ise tapu kayıtlarına davalıdır şerhi konulmasına, akabinda davalarının kabulü ile, sahtecilik ve yetkisiz temsil muvazaa, bedelsizlik nedenleriyle yolsuz tescil niteliğindeki davalı ..... Şti. adına olan İzmir İli, Bornova İlçesi,.... Köyü, .... Mevkinde bulunan ... pafta ,.... Parsel , ... Parsel , ..... Parsel , .... Parsel sayılı tapu kaydının iptaline, taşınmazların müflis .... Şti. (İflas Masası) adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya eksik harcın ikmali için kesin süre verilmesine, aksi halde davanın usulden reddine, davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süreler yönünden usulden reddine, davanın görevsizlik nedeni ile usulden reddine, davanın dava şartı arabuluculuk başvurusunun yapılmaksızın ikame edilmesi nedeni ile dava şartı yokluğundan reddine, davanın davacıların dava ve taraf ehliyeti bulunmadığından aktif husumet yokluğu nedeni ile usulden reddine, davanın hukuki yarar yokluğundan reddine, usulü itirazları yerinde görülmezse haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddine, hiç bir hakkı olmadığı halde kötüniyetli dava açan davacı ve vekiline HMK Md. 329 gereği disiplin para cezasına mahkum hükmedilmesine, HMK Md. 329/1 gereği müvekkili ile akdedilen vekalet ücretinin tamamının davacılara yükletilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İlk derece mahkemesince 18/05/2026 tarihli kararla; "...Davacı tarafın geçici tescil niteliğindeki ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE, davalı .... Şirketi adına olan İzmir İli, Bornova İlçesi,....Köyü, .....Mevkinde bulunan ... pafta ,... Parsel , .... Parsel , .... Parsel ,..... Parsel sayılı tapu kayıtları üzerine davalıdır şerhi konulmasına yönelik talebinin KABULÜNE..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince 20/05/2026 tarihli ara kararla; ''...Mahkememizce tedbir talebinin reddine karar verildiğinden, yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına...'' şeklinde hüküm kurulmuştur. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece verilen ara kararlarda gerekçe bulunmamakla gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, yerel mahkemece verilen ara kararda yalnızca “ihtiyati tedbir talebinin reddine, davalıdır şerhi konulması talebinin kabulüne” şeklinde hüküm kurulduğunu; ancak bu sonuca hangi maddi ve hukuki gerekçelerle ulaşıldığının açıklanmadığını, oysa Anayasa’nın 141. maddesi ve HMK’nın 27/2-c ve ihtiyati tedbirler bakımından ayrıca düzenlenmiş 391. maddeleri uyarınca mahkemelerin kararlarını gerekçeli şekilde oluşturmasının zorunlu olduğunu, davalıdır şerhinin mülkiyet hakkını korumada ve devirleri engellemede hukuken yetersiz olduğunu, 6100 sayılı HMK kapsamında düzenlenen ihtiyati tedbir kurumu ile tapuya işlenen “davalıdır” şerhinin hukuki sonuçlarının tamamen farklı nitelikte olduğunu, tapuda davalıdır şerhi bulunmasına rağmen dava konusu taşınmazların üçüncü kişilere devrizşz hukuken mümkün olduğunu, taşınmazların el değiştirmesi halinde uyuşmazlığın daha karmaşık hale geleceğini, yeni davaların açılmasının gerekeceğini ve ileride verilecek hükmün uygulanmasının ciddi şekilde güçleşeceğini, somut olayda müvekkilin haklarının etkin biçimde korunabilmesi için dava konusu taşınmazların üçüncü kişilere devrinin ve temlikinin açıkça yasaklanmasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, taşınmazların üçüncü kişilere devri halinde telafisi güç ve imkansız zararlar doğacağını, dava konusu olayda, müflis şirketin en önemli malvarlığı unsurlarını oluşturan taşınmazların, iflas kararından hemen önce sahte imzalarla oluşturulan şirket kararları ve muvazaalı işlemler aracılığıyla davalıya devredildiğinin iddia edildiğini, dosya kapsamındaki vakıalar dikkate alındığında davalının hukuka aykırı olduğu ileri sürülen bu işlemlerin doğrudan tarafı ve ilk el konumunda olduğunu, bu nedenle davalının, dava süreci devam ederken taşınmazları üçüncü kişilere devretmesi ihtimalinin son derece güçlü olduğunu, muvazaalı ve sahte işlemlerle taşınmaz devri yapıldığı iddiasının bulunduğu somut olayda, mevcut malik konumundaki davalının yeni devir işlemleri gerçekleştirmeyeceğinin kabulünün hayatın olağan akışına da uygun olmadığını, ileride doğabilecek zararların önlenmesi amacı ile tedbir talebinin kabulü gerekmekte iken reddinde isabet bulunmadığını, ayrıca, ihtiyati tedbirin yargılama sonuna kadar yeni uyuşmazlıkların doğmasını engelleyici işlevi bulunduğunu, HMK madde 389 ve 390 uyarınca yaklaşık ispat koşulunun fazlasıyla sağlandığını, şirket kararlarında sahte imza bulunduğuna ilişkin ciddi iddialar ve bunları destekleyen olgular, taşınmazların gerçek piyasa değeri ile devredildiği iddia olunan bedeller arasında hayatın olağan akışıyla açıklanamayacak derecede fahiş fark bulunması, en önemlisi ise taraflar arasındaki devir işleminin muvazaalı olduğuna ilişkin İzmir 12. Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 2018/205 Esas sayılı dosya kapsamında verilen ve kanun yollarından geçerek kesinleşen mahkeme kararı bulunması, bu haliyle dava konusu devir işlemlerinin hukuka uygun olmadığına ve muvazaa bulunduğuna ilişkin kuvvetli emareler mevcut olup, yaklaşık ispat şartının gerçekleştiğini, buna rağmen ilk derece mahkemesinin dosyaya sunulan güçlü delilleri değerlendirmeksizin ihtiyati tedbir talebini reddetmesinin; HMK m. 390/3 hükmünün amacına, geçici hukuki koruma kurumunun niteliğine ve yaklaşık ispat ölçütünün yerleşik uygulamasına açıkça aykırı olduğunu, mahkemece bu aşamada tam ispat aranırcasına değerlendirme yapılmasının ihtiyati tedbir kurumunu işlevsiz hale getirdiğini ve müvekkillerinin dava sonunda elde edeceği hukuki korumayı fiilen anlamsızlaştırdığını belirterek İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/468 Esas sayılı dosyasında verilen 18.05.2026 tarihli ve 20.05.2026 tarihli ara kararların, ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin kararlarının kaldırılmasına, taleplerinin kabulü ile, dava konusu İzmir ili, Bornova ilçesi, ... Köyü, ... Mevkiinde kain ... pafta; .... ve ... parsel sayılı taşınmaz- ların tapu kayıtları üzerine, üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi amacıyla teminatsız olarak aksi kanaatte ise uygun görülecek teminat mukabilinde ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; yetkisiz temsil iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Talep; ihtiyati tedbir istemine ilişkindir. Mahkemece; ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş olup, hüküm ihtiyati tedbir talep eden/ davacılar vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebebleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.T.C. Anayasa’sının 138 ve 141. maddeleri uyarınca, Hakimler, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır. Diğer taraftan 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’nun 27. maddesinde, hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen, adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı gereğince, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir. HMK.’nun 297. maddesinde de, verilecek hükümde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Somut uyuşmazlıkta, mahkemenin her iki ara kararında herhangi bir gerekçe bulunmamaktadır. Bu bağlamda; istinafa konu mahkeme hükmünün, yukarıda açıklanan nitelikte yasal gerekçe içermediği, bu haliyle de hem Anayasa'nın 141-(3) maddesine, hem de HMK'nın 297.maddesine aykırı olduğu açıktır. Hal böyle olunca; ortada Yasanın aradığı anlamda gerekçeli bir hükmün olmaması ve denetlenebilecek gerekçeli bir kararın bulunmaması nedeniyle, istinafa konu karar, usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus her iki ara kararın kaldırılmasını gerektirmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; ihtiyati tedbir talep eden/ davacılar vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İhtiyati tedbir talep eden/ davacılar vekilinin istinaf itirazlarının KABULÜ ile, İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/05/2026 ve 20/05/2026 ara karar tarihli 2026/468 Esas sayılı kararlarının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Kararın kaldırılması sebep ve şekline göre ihtiyati tedbir talep eden/ davacılar vekilinin sair istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-İSTİNAF AŞAMASINDA; ihtiyati tedbir talep eden/ davacılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendilerine iadesine (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine), 5-İstinaf aşamasında ihtiyati tedbir talep eden/ davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda ele alınmasına, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 7-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359-(3) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. 08/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/989, K. 2026/1287, T. 08.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-989-e-2026-1287-k-db218f54850f