Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/950 E. 2026/1198 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/950
- Karar No
- 2026/1198
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/950
KARAR NO: 2026/1198
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 22/01/2026
NUMARASI: 2025/157 Esas - 2026/62 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/06/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı/alacaklı müvekkilinin tekstilci olup işi gereği kıyafet, giysi alım satımı yapmakta olduğunu, davalı/borçlu yan tarafından davacı müvekkili ile anlaşma sağlanmış buna istinaden 302 adet şort davalıya teslim edilmiş olduğunu, davacı/alacaklı müvekkili tarafından ilgili satışa istinaden "... sayılı, 12.12.2024 tarihli ve 929.461,50-TL bedelli fatura" tanzim edilmiş olduğunu, işbu hususun ticari defter ve kayıtlarımızdan da görüleceğini, ürün satım bedeline ilişkin davalı/borçlu yan tarafından davacı/alacaklı müvekkiline ödeme yapılmamış, alacağın tahsili amacı ile davacı/alacaklı müvekkili tarafından .... İcra Müdürlüğünün ......E. Sayılı dosyası ile icra takibine başlanılmış fakat davalı/borçlu yan tarafından kötü niyetli olarak itirazda bulunulmuş olduğunu, davacı/alacaklı müvekkili tarafından verilen hizmetin karşılığı alınamadığı gibi; borçlu tarafından haksız ve kötüniyetli olarak yapılan itiraz neticesinde müvekkilinin alacağına kavuşmasının engellenmiş olduğunu tüm bu nedenlerle; öncelikle davalı/borçlu adına kayıtlı taşınır ve taşınmaz malvarlığı ile banka hesaplarının tümüne öncelikle bedelsiz, sayın mahkemenizin aksi kanaatte olması ihtimalinde ise mahkemenizce uygun görülecek belirli miktarda teminat karşılığında ihtiyati haciz uygulanmasına, .... İcra Müdürlüğünün ....E. Sayılı dosyasına davalı/borçlu tarafından yapılan haksız ve kötüniyetli itirazın iptaline ve takibin devamına, davalı/borçlunun haksız ve kötüniyetli itirazı sebebiyle alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı/borçludan tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davalı müvekkili ile davacı arasında uzun süredir devam eden ticari ilişkinin, karşılıklı güven esasına dayalı olarak yürütülmekte olup, bu çerçevede alınan malların karşılığında düzenlenen faturaların açık hesaba kaydedilmekte olduğunu, dolayısıyla borcun malın tesliminden belli bir süre sonra muaccel hale gelmekte ve ödemeler de bu doğrultuda ifa edilmekte olduğunu, ilk olarak, icra takibine konu edilen faturanın, fatura konusu malların müvekkiline teslim edilmeden önce düzenlenmiş olduğunu, taraflar aralarındaki satış sözleşmesinde, teslimat tarihini kararlaştırmamış olduklarını, bu sebeple de malın bedelinin, ancak teslim anında ödenebilir hale geleceğini, davalı müvekkili tarafından faturaya itiraz edilmemesi, sadece faturada yer alan malın cinsi, adedi gibi olağan unsurları kapsamakta olduğunu, malın teslim edildiği veya hizmetin ifa edildiği anlamını taşımamakta olduğunu, müvekkilinin zaten borcun muaccel hale gelmesi üzerine, reklamasyon faturasını düşerek bakiye borcun tamamını karşı tarafa ödemiş olduğunu, borcun henüz muaccel hale gelmemişken başlatılan bu takip, hukuken dayanaktan yoksun olduğunu, davacının, bu takip kapsamında faiz, feriler ve vekalet ücretine de hak kazanmamış olduğunu, davacının borcun muaccel hale gelmediği halde, icra takibine başlanması üstelik bu alacağa takip tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi uygulanmasını istemesi yalnızca müvekkilini zor durumda bırakmaya yönelik kötü niyetli bir girişim olduğunu tüm bu nedenlerle; davanın reddine, haksız ve kötü niyetli icra takibi başlatan takip alacaklısı davacı aleyhine takibe konu alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ... Somut olayda davacı tarafın kendisine verilen süre içerisinde ticari defter ve kayıtlarını dosyaya sunmadığı, davalı defter ve kayıtlarına göre takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 831.842,70-TL alacağının olduğu, icra takibinden sonra yapılan 10.01.2025 ve 13.01.2025 tarihli ödemeler sonrasında davacı yana borcunun kalmadığının defterlerden görüldüğü, davalı tarafın ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu, takibe dayanak yapılan faturanın davalı defter ve kayıtlarında yer aldığı anlaşılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/19-823 Esas, 2019/553 Karar sayılı kararında; "6762 sayılı TTK’nın 84. maddesi uyarınca hiçbir tacir kendi defterine aleyhe kayıt düşemeyeceğinden faturaların davalı defterinde kayıtlı olması faturalar içeriğindeki malın davalıya teslim edildiğine karine oluşturur. Bu karinenin aksini bir başka deyişle faturalar içeriği emtianın teslim edilmediğini, faturaların usulsüz olduğunu davalı ispatlamalıdır." denilmiştir. Bu kapsamda somut olayın değerlendirilmesinde takibe dayanak faturanın davalı defterine 12/12/2024 tarihli kayıt ile kayıtlı olduğu, bu bakımdan fatura konusu ürünlerin davalıya bu tarihte teslim edildiğinin karineten kabul edilmesi gerektiği, kaldı ki davalı defterinde kayıtlı faturada "irsaliye yerine geçer" ibaresinin de bulunduğu, bu bakımdan bu kaydı içeren bir faturayı defterine kaydetmekle davalının malı teslim almış olduğunun karineten kabulü noktasında bir tereddüt de bulunmadığı, davalı faturanın ürünler teslim edilmeden düzenlendiğini iddia ettiği için ispat yükünün bu şartlar altında kendi üzerinde olduğu, somut olayda davalı yanın bu iddiasını ispat sadedinde bir delili dosyaya sunamamış olduğu anlaşılmıştır. Tüm bu belirtilen esaslar çerçevesinde davacının icra takibine konu ettiği alacağının takip tarihi itibariyle davalı defterlerine göre 831.842,70-TL'lik kısım bakımından sabit olduğu, davacının takip tarihinden önce davalı tarafı temerrüde düşürmüş olduğunu ispata haiz herhangi bir delili dosyaya sunmamış olduğundan takip tarihine kadar davalı taraftan herhangi bir işlemiş faiz isteminde bulunulamayacağı, davalı tarafından 10/01/2025 tarihinde 38.500,00-TL, 13/01/2025 tarihinde 793.342,70-TL olmak üzere asıl alacak yönünden kısmı ödemeler yapıldığı ve ödemelerin davacının kabulünde olduğu gözetilerek kısmi ödemelerin tarihlerine kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte 831.842,70-TL asıl alacağa isabet eden takip masrafları ve icra vekalet ücreti ile işleyecek faiz yönünden davalının itirazının iptaline, davalı tarafından takipten sonra yapılan ödemelere yönelik asıl alacak ödemesinin 6098 sayılı TBK.'nın 101.maddesi gereğince icra dairesince yapılacak dosya hesabında nazara alınarak kısmi ödemelerin tarihlerine kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte 831.842,70-TL asıl alacağa isabet eden takip masrafları ve icra vekalet ücreti ile işleyecek faiz yönünden takibin devamına karar vermek gerekmiştir. Somut olayda davalı tarafından sabit görülen 831.842,70-TL asıl alacağın dava tarihinden evvel davacıya ödenmiş olduğu, bu bakımdan bu asıl alacak miktarının ferileri ve icra giderleri dışında bakiye alacağın bulunmadığı anlaşılmakla, davacı lehine icra inkar tazminatına esas alınabilecek matrahın da bulunmadığı anlaşılmış ve tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Tüm bu belirtilen esaslar çerçevesinde de davanın kısmen kabulüne," karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın davacı aleyhine önemli hukuka aykırılıklar içerdiğini, mahkemenin icra inkâr tazminatının reddine ilişkin değerlendirmesinin hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi ek raporunda davacı lehine tespit edilen bakiye alacak yönünden eksik ve çelişkili değerlendirme yapıldığını, davalı lehine 45.000,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, yargılama giderleri ve arabuluculuk ücretinin davacı aleyhine paylaştırılmasının da hatalı olduğunu, davacı tarafın ticari defterleri yönünden yapılan değerlendirmenin dosya kapsamı ile birlikte yeniden incelenmesi gerektiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ticari defterlere kaydedilen faturanın tek başına teslim olgusunu ispatlamayacağını, somut olayda faturada teslim alan yetkiliye ait herhangi bir imza yer almadığını, bu hususun dava dilekçesinde açıkça ileri sürülmesine rağmen mahkemece değerlendirilmediğini, yalnızca “irsaliye yerine geçer” ibaresine dayanılarak teslim olgusuna ulaşıldığını, davacının teslim olgusunu kendi ticari defter ve kayıtlarıyla ortaya koymadığını, münhasıran davalının defter kayıtlarına da dayanmadığını, buna rağmen yerel mahkemenin, davalının ticari defter kayıtlarını esas alarak ispat yükünü hatalı biçimde davalıya yüklediğini, davalının defter ve kayıtlarının davalı lehine yorumlanması gerektiğini, borç muaccel olmadan icra takibi başlatıldığını, davacının fer'i alacak ve vekalet ücreti taleplerinin haksız olduğunu, davacı tarafın, icra takibinde haksız yere fahiş oranda temerrüt faizi talep ettiğini, bilirkişi tarafından 6102 sayılı türk ticaret kanunu'nun (ttk) 1530. maddesi uyarınca faiz hesabı yapıldığını, ancak taraflar arasındaki uyuşmazlığın, standart bir mal alım satım ilişkisinden kaynaklandığını, kararın bu yönüyle de hukuka aykırı olduğunu, davacının yargılama aşamasında ticari defterlerini gizleyerek adaleti yanıltmaya çalıştığını, bu durumun, davacının açıkça kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, davacının kötü niyetli olduğunu, davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın tümden reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Dava; satım sözleşmesinden kaynaklanan fatura (açık hesap) alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; taraflar arasında açık hesap şeklinde yürüyen ticari ilişkide davacının takip konusu ettiği bir adet faturanın bulunduğu, davalı tarafça yapılan ödemelerin mahsubunda sıranın nasıl olması gerektiği, mahkeme ve taraflarca kabul edilen ödemelerin icra takibinden veya itirazın iptali davası açılmasından önce veya sonra yapılıp yapılmadığı, mahsubun doğru yapılıp yapılmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Davacı alacaklı tarafından davalı hakkında, .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile "12/12/2024 tarihli 929.461,50 TL bedelli fatura" borcun sebebi gösterilerek 929.461,50 TL asıl alacak, 35.294,07 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 964.755,57 TL alacağının tahsili istemiyle 09/01/2025 günü saat 14:18 de ilamsız takip başlatıldığı, icra harçları ile takip masraflarının aynı gün yatırılmış olduğu, ödeme emrinin ise 10/01/2025 tarihinde hazırlandığı, takip talebinde ve ödeme emrinde kısmi ödemelerde TBK 100' uygulanacağı, takibe borçlunun itirazı üzerine takibin durduğu ve 100.000 TL yönünden itirazın iptaline ilişkin iş bu kısmi davanın 18/02/2025 tarihinde açıldığı görülmektedir.
Dava dilekçesi ile takip tarihinden sonra davalı tarafça asıl alacağa ilişkin ödeme yapıldığı, ancak işlemiş faiz, takip vekalet ücretinin, harçların ödenmediği, bakiye asıl alacak kaldığı iddia edilmektedir.
Davalı taraf faturanın mal teslim edilmeden düzenlendiği, dolayısıyla teslimin davacı tarafça ispatlanması gerektiği, faturaya itiraz edilmemiş olmasının malın teslim edildiği anlamına gelmediği, alacağın teslim ile muaccel olacağından muaccel olmayan alacak için takip başlatıldığı, alacağın muaccel hale gelmesi üzerine reklamasyon faturasının düşülerek bakiye tüm borcun ödendiği, davacının faiz ve takipten kaynaklanan feriler yönünden haklı olmadığının savunmaktadır.
Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih, 2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı). Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın 2.fıkra hükmüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi leline delil olarak kullanılamaz. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Borçlu taraf, faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil edecek olup, bu ticari defter kayıtlarının aksinin aynı nitelikte yazılı delil ile ispatlanması gerekmektedir.
Somut olayda: Davacının tanzim ettiği ve takibine dayanak yaptığı 12/12/2024 tarihli 929.461,50 TL bedelli faturanın davalı ticari defterlerinde aynı tarihte kayıt altına alındığı görülmektedir. Vergi Usul Kanunu'na (VUK) göre de fatura, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami 7 gün içinde düzenlenmelidir. Bu süre mal veya hizmetin gerçekleştirildiği günü takip eden günden itibaren başlar. 6100 sayılı TTK'nun 21/1 "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. 6098 sayılı TBK 90- İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur. MADDE 234- Aksine sözleşme yoksa, satılan alıcının zilyetliğine girince satış bedeli muaccel olur." düzenlemeleri karşısında davalının mal teslim edilmeden faturanın düzenlenip kendisince itiraz edilmeden ticari defterlerine işlendiği, teslimin ispatlanmadığı, alacağın muaccel olmadığına yönelik istinaf sebepleri yerinde değildir.
Davacının takip tarihi itibarıyla muaccel bir alacağı bulunmakla birlikte takip tarihinden önce davalının temerrüde düşürüldüğüne dair bir evrak sunulmamış olmakla, davalının takip tarihinde temerrüde düştüğü, takip öncesi faiz talebinin yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Açık hesap ilişkisi önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.
Davacı tarafın ticari defterlerini ibraz etmediği, davalı ticari defterleri üzerinde inceleme yapıldığı, defter kayıtlarına göre taraflar arasında ticari ilişkinin açık hesap şeklinde işlediği, davalının yaptığı ödemelerin fatura bazlı değil cari hesaba mahsuben yapıldığı görülmektedir. Açık hesap ilişkisinde ödemeler fatura karşılığı yapılmamaktadır.
Somut oyuşmazlıkta taraflar arasındaki son fatura tarihinin 12/12/2024 olduğu, bu tarihten sonra davalı tarafça davacıya düzenlenen reklamasyon faturaları ile 27/12/2024 tarihinde 190.000 TL ödeme kaydı yapıldığı, davalı tarafça bu kayıtlar dışında kalan bakiye 831.842,70 TL ödeme yapılarak hesabın kapandığı savunulmaktadır.
Taraflar arasındaki ilişkinin açık hesap şeklinde işlemesi nedeniyle, öncelikle davacının takip tarihi itibarıyla alacak miktarı belirlenerek takipteki haklılık - haksızlık miktarı belirlenmesi gerekir. Davalı tarafça takipten sonra davadan önce yapılan ödemelerin ise; TBK 100 maddesi dikkate alınarak öncelikle takip masrafları (icra vekalet ücreti dahil) ve faize mahsup edilerek (Yargıtay 8. H.D. 2015/15593 E. 2018/23 K.) bakiye kalması halinde asıl alacaktan mahsup edilerek dava tarihi itibariyle davacının asıl alacak ve işlemiş faiz alacağının belirlenmesi, belirlenen bu miktar esas alınarak hüküm kurulması, icra inkâr tazminatının da bu miktar üzerinden belirlenmesi gerektiği hususu göz ardı edilerek karar verilmesi doğru bulunmamıştır. ( Yargıtay 23.hd 2014/2255 e. 2014/7493 k. sayılı ilamı,) hesaplamanın nasıl yapılacağına ilişkin Yargıtay 19 HD'nin 06/11/2018 tarih, 2017/2059 esas ve 2018/5532 Karar sayılı ilamı esas alınmalıdır. Buna göre icra takibinden sonra ilk ödemenin yapıldığı tarihe kadar icra takip giderleri ve işlemiş faiz hesaplanmalı, yapılan kısmi ödeme öncelikle hesaplanan faiz ve takip giderlerinden mahsubu edilmeli, Bakiye kalması halinde asıl alacaktan mahsubu şeklinde yapılan ödeme için hesap yapıldıktan sonra son ödeme tarihindeki borç durumuna göre bir karar verilmesi gerekirken hatalı şeklide karar verilmesi isabetli değildir.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,
2-Davacı ve davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendilerine iadesine,
3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 10/06/2026