Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/798 E. 2026/1105 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/798
- Karar No
- 2026/1105
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/798
KARAR NO: 2026/1105
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 05/03/2026
NUMARASI: 2026/189 Esas, 2026/185 Karar
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 16/09/2026
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Dava dilekçesi özeti kapsamında davacı ...Anonim Şirketi vekili tarafından davalı ... Limited Şirketi aleyhine harca esas değer 53.950,00 USD ve bunun 2.370.962,23 TL karşılığı üzerinden dava açıldığı, ... İcra Dairesinin ... sayılı dosyasına konu takibin dayanağı olan faturada sözleşmenin 8 inci maddesine dayanılarak talep edilen faiz ve vade farkı alacağının fahiş olduğu ileri sürülerek bu alacak yönünden borçlu olunmadığının tespitinin istendiği, icra takibinin fahiş faiz kısmı yönünden öncelikle teminatsız olarak yahut mahkemece uygun görülecek teminat karşılığında ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasının ve takibin iptalinin talep etmiştir.
Davalı cevap dilekçesi özeti kapsamında dosyaya yüklenen evraklar arasında davalı tarafından sunulmuş ayrı bir cevap dilekçesi bulunmadığı, davalı vekilinin istinaf dilekçesinde dava dilekçesinin henüz kendilerine tebliğ edilmediğini ve davaya cevap verme ve delil sunma haklarını saklı tuttuklarını bildirdiği anlaşılmıştır.
Mahkeme, davanın ticari nitelikteki hizmet sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit davası olduğu, davacı vekilinin taraflar arasında 31.10.2025 tarihli stant tasarımı ve inşası hizmet sözleşmesi bulunduğunu, bu sözleşme kapsamında davalı tarafından 01.12.2025 tarihli 41.500,00 USD bedelli fatura düzenlendiğini, davacı fatura bedelini ödemek üzereyken davalı tarafından ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ödeme emrine sehven itiraz edilmemesi üzerine takibin kesinleştiğini ve davacının hesapları ile malvarlığı üzerine haciz konulduğunu, davacının borcunun 41.500,00 USD fatura bedelinden ibaret olmasına rağmen davalı tarafından işletilen faiz nedeniyle 26.02.2026 tarihi itibarıyla 8.250.871,05 TL ve yaklaşık 189.000,00 USD borçla karşı karşıya kaldığını, 41.500,00 USD dışındaki faiz borcunun bulunmadığını, asıl alacağın icra dairesine ödendiğini, bakiye faiz miktarının fahiş olduğunu ileri sürdüğünü, bu nedenlerle icra takibinin teminatsız olarak veya mahkemece uygun görülecek teminat karşılığında durdurulmasını, hacizlerin kaldırılmasını, teminat olarak yatırılan bedelin dava sonuçlanıncaya kadar davalıya ödenmemesini, fahiş ve usule ve teamüllere aykırı olduğu ileri sürülen faiz bedeli kadar borçlu olmadığının tespitini, ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı takibinin iptalini, iddia edilen borcun tamamının haciz tehlikesi nedeniyle ödenmesi halinde davaya istirdat davası olarak devam edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ettiğini, mahkemece 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A maddesindeki ticari davalarda menfi tespit ve istirdat davaları yönünden dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasını dava şartı kabul eden düzenleme ile 7445 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ve 6325 sayılı Kanunun 18/A maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 115 inci maddesi değerlendirilerek davacının dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurmadığının kabul edildiği, bu nedenle davanın arabuluculuğa ilişkin dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar vermiştir.
Davalı ... Limited Şirketi vekili istinaf dilekçesinde, davaya cevap verme ile delil sunma haklarının saklı tutulduğu, dava dilekçesi tebliğ edilmeden mahkemece dosya üzerinden inceleme yapılarak dava öncesinde arabuluculuğa başvurulmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan reddedilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı ileri sürüldüğü, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 122 nci maddesi uyarınca dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilmesi ve davalının iki hafta içinde cevap verebileceğinin bildirilmesi gerektiği, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme aşamasına geçilmesi gerektiği, aynı Kanunun 137 nci maddesi gereğince ön inceleme tamamlanmadan tahkikata geçilemeyeceği belirtilerek mahkemenin Kanunda öngörülen usul ve esasları uygulamadan hüküm kurduğu savunulduğu, Yargıtay 19 Hukuk Dairesinin 2014/17105 Esas ve 2015/3504 Karar sayılı ilamına dayanılarak dava dilekçesi davalıya tebliğ edilip savunma hakkı tanınmadan dosya üzerinden yetkisizlik kararı verilmesinin hukuki dinlenilme hakkına aykırı olduğunun belirtildiği, yine Yargıtay 19 Hukuk Dairesinin 2013/18660 Esas ve 2014/2755 Karar sayılı 12.02.2014 tarihli ilamına dayanılarak yazılı yargılama usulünde karşılıklı dilekçelerin verilmesi aşaması tamamlanmadan dosya üzerinden nihai karar verilmesinin savunma ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiği ileri sürüldüğü, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması, taraf teşkilinin sağlanması, dava dilekçesi ile tensip zaptının davalıya usulüne uygun biçimde tebliğ edilmesi ve dosyanın yeniden incelenip hüküm kurulmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesi talep edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık TBK 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı arsa sahibi, davalı ise yüklenicidir.
Davacı vekili, ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyasında sözleşmenin 8 inci maddesine dayanılarak talep edilen faiz ve vade farkının fahiş olduğunu ileri sürerek bu kısım yönünden borçlu olmadığının tespitine, takibin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına ve iptaline karar verilmesini talep etmiş, ilk derece mahkemesince dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın temelini oluşturan stant tasarımı ve inşası ilişkisi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi niteliğindedir.
Davacı ve davalı şirketlerin her ikisinin de tacir olduğu ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunduğu dikkate alındığında, eldeki dava TTK'nın 4. maddesi anlamında nisbi ticari dava niteliğindedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle eklenen ve 7445 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle yeniden düzenlenen 5/A maddesi uyarınca; "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 2. fıkrasının son cümlesi emredici nitelikte olup; "Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." hükmünü amirdir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde, dava dilekçesi tebliğ edilmeden ve dilekçeler teatisi (HMK m. 122) ile ön inceleme (HMK m. 137) aşamaları tamamlanmadan dosya üzerinden karar verilmesinin hukuki dinlenilme hakkını (HMK m. 27) ihlal ettiğini ileri sürmüş ise de; 6325 sayılı Kanun'un 18/A-2 maddesindeki "herhangi bir işlem yapılmaksızın" ibaresi özel ve emredici bir düzenleme olup, dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk bürosuna başvurulmamış olması hali tamamlanamaz bir dava şartı eksikliğidir. Özel kanundaki bu açık hüküm karşısında, genel nitelikteki dava şartı eksikliğinin tamamlanmasına imkan tanıyan HMK m. 115/3 hükmünün uygulanma yeri bulunmamaktadır.
HMK'nın 114/2, 115/1 ve 138. maddeleri uyarınca mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını yargılamanın her aşamasında re'sen araştırmakla yükümlü olup, arabulucuya hiç başvurulmaksızın açıldığı sabit olan davalarda karşı tarafa dava dilekçesi tebliğ edilerek gereksiz yargılama gideri ve zaman kaybına yol açılmaksızın dosya üzerinden davanın usulden reddine karar verilmesi usul ekonomisi (HMK m. 30) ile kanunun emredici düzenlemelerinin zorunlu bir sonucudur. Bu durum, davalının savunma hakkını kısıtlamadığı gibi aksine davalı lehine bir usuli durum teşkil etmektedir.
İlk derece Mahkemesince; davacının dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmadığı net bir şekilde tespit edilerek, 6325 sayılı Kanun'un 18/A-2 ve HMK'nın 115/2. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine yönelik kararı doğru olmuştur.
Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin .../03/2026 tarih ve 2026/... Esas, 2026/... Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,
2-İstinaf harçları peşin alındığından ayrıca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 16/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.