Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/710 E. 2026/952 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/710
- Karar No
- 2026/952
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/710
KARAR NO: 2026/952
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ... ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 10/09/2025
NUMARASI: 2025/362 Esas - 2025/587 Karar
DAVANIN KONUSU: İflas (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas (İİK 177))
KARAR TARİHİ: 01/07/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesi ile; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ... Tahkim Merkezi (“...”) nezdinde görülmekte olan tahkim yargılaması sonucunda ... numaralı dosyada 15.05.2023 tarihinde verilen hakem kararı müvekkili şirket bakımından ilamlı icraya konu edildiğini, işbu ilam kapsamında, .... İcra Müdürlüğü’nün... Esas numaralı dosyası tahtında asıl alacak tutarı 102.895,47 TL olan ilamlı icra takibi başlatıldığını, davalı şirket, kendisine icra emrinin tebliğine rağmen, dosya borcunu ödemediğini ve herhangi bir tehir-i icra kararı da almadığını, ayrıca icra dosyasının kesinleştiğini ve halen derdest olduğunu, davalı Şirket, ... nezdinde verilen hakem kararının iptali için dava açmış ise de açılan bu dava da reddedildiğini ve verilen kararı temyiz konusu ettiğini, ancak bilindiği üzere Yargıtay’a göre ilamlı takibe konu borç ödenmedikçe ve tehir-i icra kararı getirilmedikçe yargılamaya devam olunarak borçlunun iflasına karar verilebileceğini, bu nedenle borçlunun İİK m. 177/4 hükmü uyarınca doğrudan doğruya derhal iflası şartları gerçekleştiğinden, borçlu şirketinin iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili yasal süresinde sunmuş olduğu cevap dilekçesinde; 2004 Sayılı İcra İflas Kanunu ( "İİK") 177/4 Maddesinde " ilama müstenit alacak" ibaresine yer vermiş olup mutlak surette dayanak bir ilamın mevcudiyeti gerektiğini, davacının bahsettiği ilamlı icra takiplerinin dayanağı kurumsal tahkim merkezlerinin hakem heyetlerinin kararı olduğunu, bu kararlar ilam olmayıp ilam niteliğinde bir belge olduğunu, kamu düzeni ile sıkı sıkıya bağlı olan iflas hükümlerinde (177/4) açıkça ilamdan söz ettiği için ilam niteliğindeki bir belgeye dayalı olarak iflas talep edilemeyeceğini, zira ilam niteliğindeki belgelerle birlikte ilamlı icra takibi başlatılması mümkün iken bu belgeler dayanak gösterilerek doğrudan doğruya iflas davası açılamayacağını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece, "...Somut olayda, davacının ilama dayalı alacağının ödenmediği, ilama müstenit alacağın, icra emri ile istenildiği halde ödemenin yapılmadığı " gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin iflasına karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Davalı vekili yasal süresinde sunmuş olduğu istinaf talebinde; ilamlı icra takibine konu hakem heyeti kararının ilam niteliğinde olup ilam olmadığından İİK 177/4 maddesi uyarınca doğrudan doğruya iflas davası açılamayacağını, davalı şirket yetkililerinden ...'nun talimatla dinlenmesi talebinin haksız olarak reddedildiğini, davacının bu davayı açmakta hukuki yararı olmadığını, zira asıl gayesi alacağının tahsili olan davacının müvekkile ait haczi kabil mallarla birlikte alacağına kavuşması imkanı varken, bu yolu işletmeyip iflas davasına yönelmesi kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
DAİRE KARARI :
Dairemizin 14/01/2026 tarih 2025/1470 E. 2026/44 K. Sayılı ilamı ile; "İlam mahiyetini haiz belgeler İİK'nın 38.maddesi uyarınca ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi ise de İİK'nın 177/4.maddesinde ilam niteliğindeki belgeden değil ilamdan bahsedildiği, hakem kararının ise ilam değil ilam niteliğinde belge olduğu, iflas hukuku kamu düzenine ilişkin olduğundan ilam niteliğini haiz belgeye dayanarak doğrudan iflas davası açılamayacağı anlaşılmaktadır. Mahkemece bu gerekçelerle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi hatalı olduğu" gerekçesiyle davalı şirketinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
YARGITAY BOZMA İLAMI ve BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ :
Verilen kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2026/1265 E. 2026/1313 K. 08/04/2026 tarihli ilamı ile; " Her ne kadar, istinaf incelemesinde takibe konu belgenin ilam niteliğinde olmayıp ilam mahiyetine haiz belge niteliğinde olduğu gerekçesiyle istinaf isteminin kabulü ile karar kaldırılarak davanın usulden reddine karar verilmiş ise de, İİK’nın 38. maddesinde ilam mahiyetine haiz belgeler arasında hakem kararları sayılmamıştır. HMK’nın tahkime ilişkin hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde tahkim yargılamasında verilen hakem kararı ilam mahiyetinde belge olmayıp doğrudan ilam vasfındadır.
HMK’nın 439/4. maddesinde açık bir şekilde, hakem kararına karşı iptal davası açılmasının kararın icrasını durdurmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Bu nedenle HMK hükümlerine göre yapılan yargılama neticesinde verilen hükümlerin kesinleşmesi veya mahkemeden icra edilebilir olduğuna dair şerh alınmasına da ihtiyaç olmaksızın doğrudan İİK hükümlerine göre icraya konu edilmesi mümkündür. Aynı şekilde bir ilam olarak İİK’nın 177. maddesi gereğince doğrudan iflasa konu olabileceği konusunda da bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu hususlar dikkate alındığında kararın usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşıldığından bozulması uygun bulunmuştur. " gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
Yargıtay bozma kararı sonrası dairemizce duruşma açılarak usul ve yasaya uygun bulunan bozma ilamına uyulmuştur.
Dava, İİK 177/4. Maddesi gereğince doğrudan doğruya iflas istemine ilişkindir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2004 sayılı İİK'nun 177.maddesinde, "Doğrudan Doğruya İflas Halleri" üst başlığı altında, "Evvelce takibe hacet kalmaksızın İflas, Alacaklının talebi" düzenlenmiştir. 117/1.fıkrada, aşağıdaki hallerde alacaklının evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebileceği ifade edilmiştir.
Yasada belirtilen 4 bent ise sırasıyla; 1-Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla kaçar, alacaklıların haklarını ihlal eden hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoluyla yapılan takip sırasında mallarını saklarsa; 2-Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa; 3-308 inci maddede ki hal varsa; 4-İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse,..” şeklinde sayılmıştır.
Sermaye şirketleri (anonim, limited, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket) ticaret şirketi olduğundan, (TTK m124) ve tacir sayıldıklarından (TTK m16) iflasa tabidir. Bu nedenle bu sermaye şirketlerinden alacaklı olan kişi genel iflas yolu, kambiyo senetlerine mahsusu iflas yolu veya doğrudan iflas yolu ile şirket aleyhine iflas davası açabilmektedir.
Alacaklı, bazı sebeplere dayanarak ilk önce icra dairesine bir iflas takip talebinde bulunmadan ve borçlusuna bir iflas takip talebi göndermeden doğruca ticaret mahkemesinde iflas davası açabilmektedir.
İlama bağlı alacağın icra emri ile istenildiği halde ödenmemiş olması halinde, İİK 177/4 maddesi uyarınca alacaklı, borçluya doğrudan doğruya iflas davası açabilmektedir. Bu halde borçluya icra emri tebliği yeterli olup, ayrıca iflas ödeme emri tebliğine gerek bulunmamaktadır.
İflasa tabi borçlu, kendisine tebliğ edilen icra emrine rağmen borcunu ödemez ise, İİK 177/4 maddesi uyarınca alacaklı doğruca ticaret mahkemesinden borçlunun iflasına karar verilmesini isteyebilmektedir. İİK 37 ve İİK 177/4 hükümlerine dayanılarak açılan iflas davalarında depo emri tebliğine de gerek bulunmamaktadır. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 08.10.1998,5729/5865)
Ayrıca İİK'nın 177/1.4 maddesi gereğince doğrudan doğruya iflas davası açmak için kural olarak ilamın kesinleşmesine de gerek yoktur. Ancak, takibin dayanağı ilam için istinaf mahkemesinden ya da Yargıtay'dan "icranın geri bırakılması" kararı alınması halinde ticaret mahkemesi, ilamın kesinleşmesini "bekletici mesele" yapmalıdır (Mahmut Coşkun, Konkordato ve İflas, 2. Baskı, sayfa 726). Öte yandan yargıtay bozma ilamında ifade edildiği üzere HMK’nın 439/4. maddesinde açık bir şekilde, hakem kararına karşı iptal davası açılmasının kararın icrasını durdurmayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle HMK hükümlerine göre yapılan yargılama neticesinde verilen hükümlerin kesinleşmesi veya mahkemeden icra edilebilir olduğuna dair şerh alınmasına da ihtiyaç olmaksızın doğrudan İİK hükümlerine göre icraya konu edilmesi mümkündür.
İflas davasında yetkili mahkeme, İİK'nın 154/3 maddesi uyarınca borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesidir. Bu yetki, kamu düzenine ilişkindir. Davalı şirketin muamele merkezi .../... olup, dava görevli ve yetkili mahkemece açılmış, davacı tarafından İİK'nın 160.maddesi uyarınca iflas avansı yatırılmış, İİK 177/son maddesi göndermesi ile İİK 178/2 ve İİK 166.maddesi uyarınca yasal ilanlar yapılmıştır.
Dosya kapsamından, davacı tarafça ... Tahkim Merkezi (“...”) nezdinde görülmekte olan tahkim yargılaması sonucunda 15.05.2023 tarihinde ... numaralı dosyada verilen ilam niteliğindeki hakem kararı ile ... Ticaret Odası Tahkim Merkezi (“...”) nezdinde görülmekte olan tahkim yargılaması sonucunda ..... numaralı dosyada 07.11.2023 tarihinde verilen hakem heyeti kararının infazı için .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. ve ...sayılı dosyası ile ilamlı icra takibine başlandığı, icra emirlerinin davalı borçlu vekiline 02/08/2023 ve 11/21/2023 tarihlerinde tebliğ edildiği görülmüştür.
Davalı vekili; ilamlı icra takibine konu hakem heyeti kararının ilam niteliğinde olup ilam olmadığından İİK 177/4 maddesi uyarınca doğrudan doğruya iflas davası açılamayacağını ileri sürmüş ise de usul ve yasaya uygun bulunan yargıtay bozma ilamında ifade edildiği gibi İİK’nın 38. maddesinde ilam mahiyetine haiz belgeler arasında hakem kararları sayılmamıştır. HMK’nın tahkime ilişkin hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde tahkim yargılamasında verilen hakem kararı ilam mahiyetinde belge olmayıp doğrudan ilam vasfındadır.
Nitekim tahkim sözleşmesi ile taraflar, aralarındaki bir uyuşmazlığın çözümlenmesi için tahkim yoluna, yani hakeme başvurmayı kararlaştırabilirler. Tahkimin özel bir yargılama türü olmasının bir gereği olarak, hakem kararları da mahkeme hükümleri gibi yargısal nitelikte olan kararlar olup "İlam" kavramı içerisinde yer alırlar.
Hakem kararı devlet mahkemeleri yerine, taraflarca tahkim sözleşmesi (veya tahkim şartı) yoluyla hakem veya hakem kuruluna verilen hüküm verme yetkisine dayanarak, taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan çözümleyen karar olarak tanımlanmaktadır. (https://... yayınlanan Seyhan Selçuk; Hukuk Muhakemeleri Kanuna Göre Hakem Kararlarının İptali başlıklı makaleden atıf yapılan Turgut Kalpsüz, “Türk Hakem Kararı Kavramı”, Yabancı Hakem Kararlarının Türkiye’de Tanınması ve Tenfizi II. Tahkim Haftası, Ankara, 25-26 Kasım 1983, s. 36; İbrahim Özbay, Hakem Kararlarının Temyizi, Yetkin Yayınları, Ankara 2004, s. 49; Kemal Dayınlarlı, “Hakem Kararlarının Bozulması Sebepleri”, Prof. Dr. Ernst E. Hirsch’e Armağan, Ankara 1986, s. 775-812, s. 777; Seyhan Selçuk, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Hakem Kararlarının İptali, Yetkin Yayınları, An kara 2018, s. 33.)
Diğer yandan Mülga HUMK m. 536’ya göre, hakem kararının icra edilebilir hale gelmesi, söz konusu kararların temyiz süresi geçtikten sonra mahkeme tarafından tasdik edilmesi şartına bağlıydı. Bu hüküm gereğince, ancak bu tasdikten sonra hakem kararları icra edilebilir etki kazanmaktaydı. Kanun koyucu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK), bu kuraldan vazgeçerek, “hakem kararına karşı iptal davası açılması kararın icrasını durdurmaz” kuralını kabul etmiştir (HMK m. 439/4).11 Maddenin gerekçesinde de “hakem kararlarının verildiği anda icra edilebilir hâle getirilmiş” olduğu belirtilmiştir.
Bu husus kanun koyucunun hakem kararlarını mahkeme ilâmlarıyla denk (eş) görmesinin bir sonucudur. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.
Davalı vekili diğer bir istinaf nedeni olarak davalı şirket yetkilisi ...'nun talimatla dinlenmesi talebinin haksız olarak reddedildiğini ileri sürmüştür. Mahkemece davalı-borçlu şirket yetkilileri ... ve... duruşmaya davet edilerek tebligatın yapıldığı, davalı şirket vekilinin şirket yetkililerine ilişkin sağlık raporu sunarak duruşmada hazır olamayacaklarını beyan etmesi üzerine İİK 177/son mad. gereği davalı şirke yetkililerinin bir sonraki celse dinlenmesine, bu hususta davalı şirket yetkililerine tebligat çıkarılmasına karar verildiği, bir sonraki celse şirket yetkilisi...nun hazır olduğu, beyanda bulunduğu, diğer şirket yetkilisi ...'nun ise davalı şirket yetkilisi tarafından verilen dilekçe ile ...'nun ... olduğunu belirterek talimatla dinlenmesini talep ettiği, ancak mahkemece mernis kaydında şirket yetkilisinin ikametgahının duruşma tarihi itibariyle .../... olduğu belirlenmekle, talimatla dinlenmesine ilişkin talebin kabul edilmediği anlaşılmıştır.
Görüldüğü üzere davalı şirket yetkililerin aynı ayda sağlık raporu sunması üzerine bir sonraki celse dinlenmesine karar verildiği, bir sonraki celse şirket yetkililerinden ...'nun beyanda bulunduğu, ancak diğer şirket yetkilisinin, bulunduğu ... dinlenmesi için talimat yazılmasını talep edilmiş ise de bir önceki celsede davalı vekilinin şirket yetkililerin sağlık raporunu sunarak duruşmada hazır olamayacaklarını beyan etmesi ve şirket yetkilisinin mernis adresini sonradan taşınması nedeniyle davalı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni, yargılamayı uzatmaya yönelik olarak değerlendirildiğinden yerinde görülmemiştir.
Sonuç olarak, istinaf başvurusunda bulunan davalı taraf icra emri tebliğine rağmen ilama bağlı alacağı ödemediğinden İİK 177/4 maddesi uyarınca iflas kararı verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından davanın kabulü ile davalı şirketin iflasına karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-DAVANIN KABULÜ İLE;
a-... Ticaret Sicil Müdürlüğünün ....sicil numarası ile kayıtlı davalı ...ANONİM ŞİRKETİ'nin İİK'nın 177/4 maddesi uyarınca İFLASINA, iflasın .../07/2026 günü saat 10:30 itibariyle AÇILMASINA,
b-İflasın açıldığının İflas Müdürlüğü'ne ve .... Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne derhal bildirilmesine,
c-İflas avansının ... .... İcra Dairesinin ... Sayılı İflas Dosyasına aktarılmasına,
ç-Kararın bir örneğinin .... Ticaret Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine,
d-İflas kararının iflas müdürlüğü tarafından 2004 sayılı İİK'nun 166.maddesi uyarınca ilanına,
2-İDM yargılama giderleri yönünden;
a-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 615,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 116,60 TL'nin davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
-Davacı tarafından harç olarak yatırılan 1.318,30 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
b-Davacı tarafından sarf edilen 40.000 TL iflas avansı, 5.544,00 TL Basın İlan Ücreti, 525,00 TL Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi İlan Ücreti ve 113,00 TL posta ücreti olmak üzere toplam 46.182,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
c-Davalı tarafça sarf edilen yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
ç-Davacı vekille temsil olunduğundan, Dairemizin karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin gereğince 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
d-Yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara karar kesinleştiğinde ilk derece mahkemesince iadesine,
3-İstinaf yargılaması giderleri yönünden;
a-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, alınması gerekli 732,00 TL istinaf harcından, yatırılan 615,40 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 116,60 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelin kaydına
b- Davacı tarafından yapılan 150,00 TL tebligat masrafı, 717,90 TL posta gideri, 3.608,50 TL temyiz başvuru harcı olmak üzere toplam 4.476,40 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
c-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
ç-Yatırılan gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde taraflara ilk derece mahkemesince iade edilmesine,
d-Temyiz bozma kararı sonrası davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 2/4 maddesi uyarınca tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün 18'inci sırasının c bendine göre takdir ve tayin olunan 42.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Dair, davacı vekillerinin yüzüne karşı davalının yokluğunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.01/07/2026