Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/583 E. 2026/1448 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/583
Karar No
2026/1448
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2026/583

KARAR NO:2026/1448

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:(KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:23/12/2025

NUMARASI:2025/367 Esas - 2025/1032 Karar

DAVA:Tazminat

DAVA TARİHİ:19/10/2011

İSTİNAF KARAR TARİHİ:10/09/2026

Davanın kabulüne ilişkin kararın davacı ve davalı ... Bankası AŞ vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA:Davacı vekili; müvekkilinin uzun yıllardır İsviçre'de yaşadığını, Türkiye'deki işlerinin yürütülmesi ve birikimlerinin değerlendirilmesi için öz kardeşi davalı ...'i vekil tayin ettiğini, bu davalıyı 31/07/2009 tarihli Bakırköy ... Noterliği azilnamesi ile ve ayrıca 17/08/2009 tarihinde Zürih Başkonsolosluğu azilnamesi ile azlettiğini, anılan davalının müvekkilinin imzasını taklit ederek diğer davalı bankanın ... Şubesine hitaben sahte bir talimat düzenlediğini ve müvekkilinin hesabını kapatarak bakiye 33.000- TL'nin nakit olarak kendisine ödenmesini sağladığını, davalı bankanın hiçbir inceleme ve araştırma yapmadan, müvekkiline ulaşmadan bu ödemeyi gerçekleştirdiğini, taraflar arasındaki ilişki sebebiyle bankanın özenli davranma ve basiretli tacir gibi hareket etme yükümlülüğü bulunmasına rağmen bu yükümlülüğü ihlal ettiğini ileri sürerek, talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydı ile ve tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile şimdilik 33.000-TL maddi ve 10.000- TL manevi olmak üzere toplam 43.000-TL'nin olay tarihinden itibaren davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP:Davalı ... Bankası A.Ş. vekili ; ödeme talimatının davacıya ait imzayı taşıdığını ve talimattaki imzanın müvekkili banka nezdindeki imzalarla birebir uyuştuğunu, banka çalışanlarının üzerlerine düşen yükümlülükleri eksiksiz yerine getirdiklerini ve müvekkiline kusur izafe edilemeyeceğini, davacının diğer davalıyı müvekkili bankanın ... Şubesi nezdindeki hesabıyla ilgili yapılacak tüm işlemlerde vekil tayin ettiğini ve azli müvekkiline bildirmediğini, dava konusu ödemenin 25/05/2009 tarihinde, azil tarihi olan 31/07/2009'dan önce gerçekleştiğini, diğer davalının ve davacının ağır kusurunun illiyet bağını kestiğini, manevi tazminat koşullarının oluşmadığını ve istenen miktarın fahiş olduğunu savunarak davanın reddine ve ceza soruşturmasının bekletici mesele yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ...; para çekme işlemini kendisinin yaptığını ancak bunun tümüyle davacının bilgisi dahilinde gerçekleştiğini ve talimatın yurtdışından davacı tarafından fakslandığını, dava konusu paranın icra takibine konu edildiğini, işlemin azledilmesinden çok önce gerçekleştiğini, aksi kabul edilse dahi davacının azilnameyi bankaya bildirmesi gerektiğini, davacının ruh sağlığının bozulduğunu ve dava ehliyetinin tespiti bakımından adli kurumlarda muayenesi ile gerektiğinde vasi tayini gerektiğini, ayrıca dava konusunun zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI:Mahkemece; uyuşmazlığın haksız fiil nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazminine ilişkin olduğu, davacı ile banka arasındaki sözleşmenin bireysel bankacılık sözleşmesi olması ve 4077 sayılı Kanun'un 3. ve 10. maddeleri kapsamında tüketici mahkemelerinin görevli olduğu ise de dosyanın geldiği aşama gözetilerek yargılamaya devam olunduğu, bekletici mesele yapılan İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/305 Esas , 2020/462 Karar sayılı dosyasında davalı ...'in dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına karar verildiği ve Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2021/38832 Esas , 2025/1932 Karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onanarak kararın kesinleştiği, ceza dosyasında alınan 19/01/2014 tarihli bilirkişi raporuna göre ödeme talimatındaki imzanın davacıya ait olmadığı ve imzanın benzer olmasının bu hususu değiştirmeyeceği, talimat yoluyla tahsile ilişkin banka işlemlerine dair bir teamülün oluşmadığı, talimat evrakının sorgulanmaksızın işleme alındığı, davalı bankanın tam kusurlu olduğu ve banka çalışanının bu yükümlülüğüne aykırı eylemi ile zararın doğması arasında nedenselliğin tam olarak bulunduğu, manevi zarar yönünden ise davacının söz konusu eylem sebebiyle manevi zararının oluştuğu ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi kapsamında bu zararın davalılardan müteselsilen istenebileceği, Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesi kapsamında talep edilen manevi zararın uğranılan zarar ile orantılı ve hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle, Davanın kabulü ile, 33.000-TL maddi tazminat ile 10.000-TL manevi tazminatın 25/05/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili; alacağa hükmedilen faiz oranının doğru olmadığını, davalı bankanın tacir olduğunu ve mevduatın haksız şekilde ödenmesinin ticari iş sayıldığını, TTK nın 19 ve 21. maddeleri uyarınca temerrüt faizi olarak avans faizi istenebileceğini, ayrıca taraflar arasındaki mevduat sözleşmesinde paranın iadesi veya temerrüt hâlinde uygulanacak özel ve daha yüksek bir faiz oranının kararlaştırılıp kararlaştırılmadığının değerlendirilmediğini ileri sürerek, kararın sadece faiz oranı yönünden kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı ... Bankası A.Ş. vekili; uyuşmazlığın tüketici işlemi kapsamında kaldığını ve görevin kamu düzeninden olup her aşamada ileri sürülebileceğini, ödemenin davacının bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleştiğini ve talimatın Viyana'dan gönderildiğinin dikkate alınmadığını, ödeme talimatındaki imzanın davacıya ait olduğunu ve banka nezdindeki imzalarla uyuştuğunu, bankaların sadece ilk bakışta anlaşılabilecek imza kontrollerini yapmakla yükümlü olduklarını ve müvekkiline kusur izafe edilemeyeceğini, davacının azli bankaya bildirmediğini, işlemin azilden önce gerçekleştiğini ve vekilin o tarihte yetkili olduğunu, davacıdan teyit de alındığını, davacının ve üçüncü kişinin ağır kusurunun illiyet bağını kestiğini, manevi tazminatın koşullarının oluşmadığını ve miktarın fahiş olduğunu, ayrıca hükmedilen faize ve faiz başlangıç tarihine itiraz ettiklerini ileri sürerek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir.

GEREKÇE:Dava, davacının davalı banka nezdindeki mevduat hesabından bilgisi ve rızası dışında düzenlenen sahte bir talimatla yapılan ödeme sebebiyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.HMK nın 355. maddesinde, "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir." hükmü düzenlenmiştir.Uyuşmazlığa uygulanacak hukuk, davanın açıldığı 19/10/2011 tarihine göre belirlenir. Bu tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un tüketici işlemini tanımlayan 3. maddesinde "bankacılık" ibaresi bulunmamakta olup, bu ibare tanıma 6502 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendi ile girmiştir. Nitekim Yargıtay 20. HDnin 20/11/2015 tarihli 2015/13154 esas , 2015/11554 karar sayılı ilamında, söz konusu tanımın "mülga 4077 sayılı Kanunun 3/h bendindeki tüketici işlemi tanımından daha kapsamlı" olduğu ve bu işlemlerin "bundan böyle" tüketici mahkemesinin görev alanına girdiği belirtilmiştir. 6502 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinde bu Kanun'un yürürlüğünden önce açılmış davaların açıldıkları mahkemelerde görülmeye devam edeceği, 6102 sayılı TTKnın geçici 10. maddesinde ise görev düzenlemesinin derdest davaları etkilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Mülga 4077 sayılı Kanun döneminde mevduat ve bireysel hesap işlemlerinin anılan Kanun kapsamında bulunmadığından ilk derece mahkemesinin davaya bakmaya Tüketici Mahkemesinin görevli olduğuna ilişkin gerekçesi yerinde değildir.Bankaların sorumluluğu bakımından yerleşik uygulama, sorumluluğun kusurdan değil iade yükümlülüğünden doğduğu yönündedir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 61. maddesi uyarınca bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde iade etmekle yükümlüdür.Mevduat, ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşme olup, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 472. maddesinin birinci fıkrası uyarınca usulsüz tevdide paranın nef'i ve hasarı saklayana geçtiğinden, usulsüz işlemle çekilen paralar doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğindedir ve mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam eder. Bu ilke Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28/01/2010 tarihli 2008/10276 esas , 2010/912 karar, 04/10/2010 tarihli 2009/3441 esas , 2010/9640 karar ve 23/10/2013 tarihli 2013/2205 esas , 2013/18562 karar sayılı ilamları başta olmak üzere çok sayıda kararda birebir aynı ifadelerle tekrarlanmıştır. Aynı Dairenin 06/02/2020 tarihli 2018/3968 esas ,2020/1056 karar sayılı ilamında, paranın hak sahibine ödendiğini ispat yükünün bir güven kurumu olan bankada bulunduğu belirtilmiştir. Bankalar objektif özen borcunun gereği olarak hafif kusurlarından dahi sorumlu olup, sorumluluktan kurtulabilmeleri için gerekli özeni göstermiş olmaları hâlinde de zararın gerçekleşeceğini kanıtlamaları gerekir. Dairemizin 12/03/2020 tarihli 2018/1196 esas , 2020/309 karar sayılı ilamı da aynı yöndedir.Ceza mahkemesi kararının hukuk hâkimini bağlaması bakımından, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi uyarınca ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylar hukuk hâkimini bağlar ve bu tespitler kesin delil niteliğindedir. Bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. Buna karşılık kusurun değerlendirilmesi ve derecesi, illiyet bağı ve zararın belirlenmesi bu bağın dışında kalmakta olup, bu hususlar bağımsız olarak değerlendirilir.Manevi tazminatın koşulları bakımından, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi ve karşılığı olan 6098 sayılı TBKnın 58. maddesi, tazminatı kişilik hakkının zedelenmesi şartına bağlamıştır. Malvarlığı değerleri anılan maddeler kapsamında korunan değerlerden olmadığından, kural olarak malvarlığına yönelen ihlallerde manevi tazminat istenemez; her üzüntü manevi tazminat borcu doğurmaz.Somut olayda; davalı banka vekilinin istinaf sebeplerinden görev, rıza, imzanın aidiyeti, bankanın kusursuzluğu, temsil yetkisi ve azil, müterafik kusur ve illiyet bağı ile faize ilişkin olanları yerinde görülmemiştir. Görev sebebi bakımından uyuşmazlık, dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 4077 sayılı Kanun'un 3. maddesi kapsamında bir tüketici işlemi değildir; kaldı ki ilk derece mahkemesinin dayandığı anılan Kanun'un 10. maddesi tüketici kredisini düzenlemekte olup dosyada tüketici kredisi bulunmamaktadır. Görev hususunun kamu düzeninden olduğu ve karar kesinleşinceye kadar her zaman ileri sürülebileceği, Yargıtay HGKnın 15/04/2011 tarihli 2011/11-61 esas , 2011/188 karar sayılı ilamıyla benimsenmiş ise de, bir sebebin usulen ileri sürülebilir olması onun esasen yerinde olduğunu göstermez ve bu sebep esasen yerinde değildir. Ödemenin davacının bilgi ve rızası dahilinde olduğu savunması, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi uyarınca hukuk hâkimini bağlayan ve kesinleşen ceza hükmünde yer alan "bilgisi ve rızası dışında" biçimindeki maddi olay tespitiyle çeliştiğinden yerinde değildir; faksın Viyana'dan gönderilmiş olması davacının rızasını göstermeyeceği gibi, hesap sahibinin İsviçre'de, parayı alan kişinin ise olay günü Türkiye'de bulunduğu gözetildiğinde bu olgu banka lehine de değerlendirilemez. İmzanın davacıya ait olduğu savunması, imzanın davacıya ait olmadığının kesinleşen nitelikli dolandırıcılık mahkûmiyetinin maddi olay tespiti olması ve anılan 53. madde uyarınca bu tespitin hukuk mahkemesinde yeniden tartışılamaması karşısında yerinde değildir.Bankanın kusursuz olduğu savunması, sorumluluğun 5411 sayılı Kanun'un 61. maddesinden doğan iade yükümlülüğüne dayandığı ve usulsüz ödemenin borcu sona erdirmediği karşısında yerinde görülmemiştir. Nitekim ilk derece mahkemesince talimat yoluyla tahsile ilişkin bir teamülün oluşmadığı tespit edilmiş; davalı banka, mevduat sözleşmesinde kendisine faks talimatıyla teyitsiz işlem yapma yetkisi verildiği yolunda bir savunmada bulunmamış; talimatın gönderildiği yer ilgililerden hiçbirinin bulunduğu yer olmayıp bankanın kendi dilekçesinde belirttiği üzere Viyana'da bir kırtasiye olarak görünmüş; hesap kapatılarak 33.000- TL elden nakit ödenmiş; teyit alındığı iddiası ise dosya kapsamında doğrulanamamıştır. Uyuşmazlığa konu şube adına düzenlenmiş bulunan Kadıköy .... Noterliğinin 06/11/2008 tarih ve ... yevmiye numaralı vekâletnamesi vekile "çekme haricinde tüm işlemleri takip ve ikmale" yetki vermiş olup para çekme yetkisini açıkça dışlamakta iken, davalı bankanın buna rağmen iletişim kurmadan bir faksa istinaden hesabı kapatarak nakit ödeme yapması, 5411 sayılı Kanun'un 61. maddesindeki yükümlülük ve objektif özen borcu karşısında sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.Temsil yetkisine ve azle ilişkin sebepler bakımından, işlemin azilden önce gerçekleştiği doğru ise de bu tespit sonuç doğurmaz; zira ödeme vekâletnameye değil, sahteliği mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi uyarınca kesin delille sabit olan bir talimata dayanmıştır ve bu sebepler yerinde değildir. Kaldı ki azlin bildirilmemesi savunması, işlemin azilden önce gerçekleştiği yolundaki kendi savunmasıyla bağdaşmamaktadır.Müterafik kusur ve illiyet bağına ilişkin sebep bakımından ölçüt, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 44. maddesinde düzenlenmiş olup, Yargıtay HGKnın 19/09/2019 tarihli 2017/153 esas , 2019/916 karar sayılı ilamında, zarar görenin müterafik kusurunun illiyet bağını kesecek yoğunlukta olması hâlinde zarar verenin sorumluluktan kurtulacağı, bu yoğunlukta olmaması hâlinde ise ortak sebep olarak tazminattan indirim sebebi teşkil edeceği belirtilmiş; müterafik kusur "makul bir kimsenin kendi yararına sakınmak zorunda olduğu düşüncesiz, dikkatsiz bir hareket tarzı" olarak tanımlanmıştır. Davacının bu tanıma giren hiçbir davranışı gösterilmemiş, davalı banka bu yönde bir olgu ileri sürmemiş ve ispat yükünü yerine getirmemiş olduğundan anılan sebep yerinde görülmemiştir. Yargıtay 11. HDnin 2012/10432 esas , 2014/1411 karar sayılı ilamında, hesap sahibinin kötü çalışan seçmek suretiyle zararın meydana gelmesine katkıda bulunduğu ve mülga 818 sayılı BKnın 98. maddesinin ikinci fıkrasının yollamasıyla 44. maddesi uyarınca zararın oluşumunda kusurunun bulunduğu kabul edilmiş ise de, anılan ilama konu olayda zarar veren kişi davacının kendi çalışanı olup taraflar arasında sürekli bir istihdam ilişkisi bulunmakta ve zarar, bu kişinin görülmekte olan işin ifası sırasındaki fiilinden doğmaktadır. Eldeki uyuşmazlıkta ise ödeme, davacının verdiği bir yetki belgesine değil, üçüncü kişi tarafından düzenlenen ve sahteliği kesin delille sabit olan bir talimata dayanmakta olup, uyuşmazlığa konu şube adına düzenlenmiş yetki belgesi para çekme yetkisini açıkça dışlamaktadır. Bir kimseye vekâlet verilmesi, anılan 44. madde anlamında zarar görenin kendi yararına sakınmak zorunda olduğu düşüncesiz ve dikkatsiz bir hareket tarzı olarak nitelendirilemeyeceğinden, anılan ilamdaki kabul eldeki uyuşmazlığa uygulanabilir değildir.Müterafik kusur bulunmadığına göre illiyet bağını kesecek yoğunluk da bulunmamakta olup, üçüncü kişinin sahtecilik fiili bankanın objektif özen borcunun tam da önlemekle yükümlü olduğu risk olduğundan, bu fiil illiyet bağını kesmez.Faize ilişkin sebep bakımından, talep olayın meydana geldiği tarihten itibaren ileri sürülmüş olup haksız fiilde temerrüt fiil tarihinde doğduğundan faizin başlangıç tarihi yerindedir. 3095 sayılı Kanun'un 1. ve 2. maddeleri uyarınca hükmedilen kanuni temerrüt faizi, davalı banka bakımından avans faizinden daha düşük olduğundan anılan maddeler karşısında bu sebep başvuranın aleyhine bir sonuç doğurmamakta ve yerinde görülmemiştir.Buna karşılık, davalı bankanın manevi tazminata ilişkin istinaf sebebi, koşulların oluşup oluşmadığı yönünden yerindedir. İlk derece mahkemesi iki davalının fiilini "söz konusu eylem" diyerek tek eylem saymış ve davalı bankanın eyleminin davacının hangi kişilik hakkını ne suretle zedelediğini göstermemiştir. Usulsüz işlemle çekilen paranın doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde bulunduğu kabul edildiğine göre, haksız eylem esasen bankaya karşı işlenmiş olup, davacının TMKnın 24. maddesi anlamında doğrudan kişilik haklarına yönelmiş bir tecavüz bulunmamakta ve mülga 818 sayılı BKnın 49. maddesindeki koşullar davalı banka bakımından oluşmamaktadır.Eldeki uyuşmazlıkta ise davacının dayandığı unsurlardan kardeşi tarafından dolandırılmış olması diğer davalıya yönelik olup, bankaya duyulan güvenin sarsılması ve malvarlığının zarara uğraması mülga 818 sayılı BKnın 49. maddesi kapsamında korunan değerlerden değildir.Davacı vekilinin istinaf sebepleri ise HMKnın 357. maddesi karşısında yerinde görülmemiştir. Faiz türü taleple belirlenir; dava dilekçesinin görevsizlik kararında ve incelenen kararda birbirinin aynı olan iki ayrı aktarımında faizin türüne ilişkin açık bir talep bulunmamaktadır.İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların dinlenemeyeceği düzenlendiğinden, ıslahla dahi değiştirilemeyen bir hususun istinaf aşamasında ilk kez ileri sürülmesi de mümkün değildir.Davalı ... tarafından karar istinaf edilmemiştir. Davacı tarafça ;banka bakımından faiz türüne ilişkin olarak istinaf edilmiş olup ; karar Davalı ... bakımından kesinleşmiş olup, kaldırma ve yeniden hüküm kurma yalnız davalı ... Bankası A.Ş. yönünden yapılmıştır. Açıklanan nedenlerle istinaf nedeni yerinde görülmeyen davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davalı ... Bankası A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın bu davalı yönünden kaldırılmasına, yapılan hata yeniden yargılamayı gerektirmediğinden bu davalı yönünden yeniden esas hakkında karar verilerek maddi tazminat isteminin kabulüne ,davalı banka bakımından manevi tazminat isteminin reddine ,aleyhinde verilen karar kesinleşen davalı ... bakımından hükümde bütünlük sağlanması bakımından tekrar edilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davalı ... Bankası A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/12/2025 Tarih 2025/367 Esas 2025/1032 Karar sayılı kararın davalı ... Bankası A.Ş yönünden HMK'nın 353(1)b-2 maddesi gereği KALDIRILMASINA;

"1- Davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, 33.000- TL'nin 25/05/2009 tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek davalılardan müteselsilen tahsiliyle davacıya verilmesine,

2-Davacının manevi tazminat isteminin davalı ... bakımından kabulüne ; davalı ... bakımından manevi tazminat bakımından kesinleşen kararın tekrarı ile, 10.000- TL manevi tazminatın 25/05/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile davalı ...'den tahsili ile davacıya verilmesine,Davalı ... Bankası A.Ş. yönünden manevi tazminat isteminin reddine,"İlk derece yargılamasına ilişkin olarak;"Alınması gereken 2.937,33-TL karar harcından (davalı ... Bankası AŞ 2.254,23-TL ile sorumludur.)davacı tarafından yatırılan 638,55-TL peşin harcın mahsubu ile kalan 2.298,78-TL (davalı banka 1.615,68-TL ile sorumludur) harcın davalılardan müteselsilen alınarak Hazineye gelir kaydına,Davacı tarafından yatırılan 656,95-TL peşin harçların davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,Davacı tarafından yapılan 2.147,40-TL müzekkere ve posta masrafından ibaret yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 1.647,91-TL'sinin davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına,Davalı banka tarafından yapılan 50-TL posta masrafından ibaret yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 11,63-TL'sinin davacıdan alınarak davalı bankaya verilmesine, kalanın davalı banka üzerinde bırakılmasına,Maddi tazminat yönünden davacı lehine taktir olunan 33.000-TL vekalet ücretinin davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,Reddolunan manevi tazminat yönünden davalı banka lehine taktir olunan 10.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı bankaya verilmesine, Karar kesinleştiğinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine"Davacı tarafından yatırılan peşin harcın karar harcına mahsubuna başkaca harç alınmasına yer olmadığına,Davalı banka tarafından yatırılan 2.941,20-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,Davacı tarafça yapılan 655-TL istinaf yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 502,64-TL'sinin davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına,Davalı banka tarafından yapılan 600-TL istinaf yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 139,56-TL'sinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine, kalanın davalı banka üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 10/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/583, K. 2026/1448, T. 10.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-583-e-2026-1448-k-24dadafe4b34