Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/276 E. 2026/1580 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/276
Karar No
2026/1580
Karar Tarihi

T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/276 - 2026/1580 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2025/276 KARAR NO : 2026/1580

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...)

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/11/2024 NUMARASI : 2024/180 Esas - 2024/633 Karar

DAVACI : . .. (T.C. NO:...) - .... - Alemdağ Mah. Şair Mehmet Akif Ersoy Cad. No:2/2 Çekmeköy/İSTANBUL VEKİLİ : Av. ... - .... DAVALILAR : 1- ... ( T.C. NO:...) - .... - Aziziye Mah. Hastane Cad. No:60 İç Kapı No:5 Karasu/SAKARYA : 2-. .. (T.C. NO:....) - ... - Yalı Mah. 185 Sk. No:2/1 Karasu/SAKARYA VEKİLİ : Av. ... - .... : 3-... (T.C. NO:...) - .... - Salacak Mah. Kasap Veli Sk. No:14 İç Kapı No:1 Üsküdar/İSTANBUL 4- ... (T.C. NO:...) - .... - Yalı Mah. 185 Sk. No:2 İç Kapı No:4 Karasu/SAKARYA 5-.... (T.C. NO:...) - .... - Ünalan Mah. Sarnıç Sk. No:3/A2 İç Kapı No:31 Üsküdar/İSTANBUL 6- ... (T.C. NO:...) - .... - Müskebi Mah. Gülbahçe Sk. No:33A İç Kapı No:1 Bodrum/MUĞLA

DAVA TÜRÜ : Alacak (Munzam Zarar) DAVA TARİHİ : 13/03/2024 KARAR TARİHİ : 18/09/2026 KR. YAZIM TARİHİ : 01/10/2026

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı tarafından davalılar aleyhinde İstanbul 12. İcra Dairesinin 2019/38118 E. sayılı dosyası ile 237.865,00-USD bedelli senede istinaden takip başlatıldığını, icra dosyasına muhtelif tarihlerde ödemeler yapıldığını, senette belirtilen borcun vadesinde ödenmemesi sebebiyle davacının faiz ile karşılanmayan munzam zararının oluştuğunu, arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını belirterek; munzam zararın faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dolar cinsinden borç içeren senede dayanan takibi başlatırken vade tarihindeki kura göre Türk Lirası karşılığını %9 yasal faizi ile birlikte talep ettiğini ve icra dosyasının bu talep doğrultusunda 22/04/2024 tarihinde alınan dosya hesabı raporunda belirtilen miktara göre faizi ili birlikte toplam 2.088.500,73-TL ödeme yapılarak infazen kapatıldığını, davacının icra takibinde yabancı para borcunun vade tarihindeki kura göre Türk Lirası karşılığını istemesi ve bildirdiği faiz türü/oranı ile bağlı olduğunu, munzam zararın bulunmadığını, munzam zarar iddiasının da somut olarak ispatının gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "... Açılan davanın reddine ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki olay bakımından davalıların senedin vade tarihinde ödemeyi gerçekleştirmedikleri ve bu tarih itibariyle temerrüde düştüklerinin açıkça ortada olduğunu, süresinde yani senedin vade tarihinde ödeme yapılmadığının davalıların da kabulünde olduğunu, bu sebeple açılan munzam zarar davasının yerel mahkeme tarafından hatalı değerlendirme ve hatalı gerekçe ile reddedildiğini, davacı tarafından takip tarihi yerine ödeme tarihindeki kur üzerinden ödeme talep edilse ve de yasal faiz yerine ticari faiz talep edilse dahi davalıların senedi vadesinde ödememiş olmalarından bahisle ticari faizle dahi karşılanamayan bir munzam zararın ortaya çıktığını, yerel mahkemenin bu hususları değerlendirmeden davanın reddine karar verdiğini, yerel mahkeme tarafından ortada faiz ile karşılamayan bir zararın olup olmadığının araştırılması gerekirken kararda belirtilen gerekçelerle davanın reddedilmesinin hatalı olduğunu, bununla birlikte yerel mahkemenin munzam zararın talep edilebilirliği açısından yapmış olduğu açıklamaların da güncel yargı kararları ile uyuşmadığını, huzurdaki olay bakımında munzam zarara neden olan olay İstanbul 12. İcra Dairesinin 2019/38118 Esas sayılı kambiyo senetlerine özgü takibe konu edilen 237.865,00-USD bedelli, 02/09/2019 vade tarihli senedin vadesinde ödenmemesi olduğunu, söz konusu senedin, vade ve temerrüt tarihinde belli olan alacak miktarı ile çok ciddi yatırımlar yapılabilecek, ciddi gayrimenkul alımı yapılabilecekken, parayı vadeye-faize yatırabilecekken alacağın halen daha tam tahsil edilememiş olduğu dikkate alındığında aradan geçen zaman zarfında davacının ciddi bir maddi kaybının olduğunun anlaşıldığını, bu durumun da davacının ciddi mağduriyetine sebep olduğunu, faizin davacının gerçek hakkına kavuşmasına yetmemiş olmasının, ülkenin son yıllardaki içerisindeki ekonomik durum, enflasyon, dolar-euro kuru, altın bedeli, asgari ücret, tüfe-üfe, en yüksek banka mevduatı, devlet tahvil faizi gibi faizlerin arttığı dikkate alındığında davacının haklı olarak munzam zarar talebinde bulunduğunun anlaşıldığını belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davalı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir. DELİLLER: Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesinin 06/11/2024 tarih, 2024/180 Esas - 2024/633 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; munzam zarar iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Dosyanın yapılan incelenmesinde, davacı vekilince sunulan dava dilekçesinde özetle; davalılar aleyhine İstanbul 12. İcra Dairesinin 2019/38118 Esas sayılı dosyası üzerinden 237.865 USD bedelli senede dayalı icra takibi başlatıldığı, icra dosyasına muhtelif tarihlerde ödemeler yapıldığı, senette belirtilen borcun vadesinde ödenmemesi nedeniyle faizle karşılanmayan munzam zararının oluştuğu ileri sürülerek, munzam zararın faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesinin talep edildiği, davalılar vekilince sunulan cevap dilekçesinde ise özetle; davacının dolar cinsinden borç içeren senede dayalı takipte vade tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası karşılığını ve %9 yasal faiz talep ettiğini, bu doğrultuda 22/04/2024 tarihli dosya hesabında belirlenen miktar üzerinden faiz dahil toplam 2.088.500.73 TL ödeme yapılarak icra dosyasının infaz edildiğini, davacının yabancı para borcunun vade tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası karşılığını talep etmesi ve yasal faiz istemesine de yine faizle karşılanmayan herhangi bir munzam zararının bulunmadığı belirtilerek davanın reddi gerektiğini savundukları, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verildiği verilen karara karşı davacı ve kilince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Eldeki davada; taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacının İstanbul 12. İcra Dairesinin 2019/38118 Esas sayılı dosyası üzerinden 237.865 USD bedelli senede dayalı başlattığı icra takibinde, takibe dayanak senette belirtilen borcun vadesinde ödenmemesi nedeniyle faizle karşılanmayan munzam zararının oluştuğu ve maddi zarara uğradığı iddiasının hukuken haklı olup olmadığı, davalıların eylemlerinin davacı yönünden haksız fiil niteliğinde bulunup bulunmadığı, varsa davacının uğradığı zararın miktarıyla bu zarar ile davalının eylemleri arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı ve nihayetine davalının bu zarardan sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, temerrüt nedeniyle zamanında ulaşılamayan alacak için munzam (aşkın) zarar doğup doğmadığı, buradan varılacak sonuca göre zararın ispat için somut ispatın aranması gerekip gerekmediği yoksa soyut ispatın yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Munzam zarar, TBK'nın 122. (818 sayılı Borçlar Kanununun 105) maddesi ile “aşkın zarar” alt başlığı ile düzenlenmiş olup bu hükmün birinci fıkrasına göre; “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür”. Buna göre, munzam zarar, temerrüt olgusu gerçekleşmeden borçlunun borcunu ödemiş olması durumunda, alacaklının malvarlığının ulaşacağı miktar ile temerrüdün sonucu olarak ortaya çıkan miktar arasındaki farktır. Diğer bir ifade ile temerrüt nedeniyle alacaklının uğradığı zararın temerrüt faiziyle karşılanmayan kısmı munzam zarardır. Bu bağlamda munzam zarar borcunun hukuki dayanağı, asıl alacağın temerrüde uğramasıdır. Ancak, temerrüt olgusunun gerçekleşmesinde borçlunun kusurunun bulunması şarttır. Sorumluluktan kurtulmak için bir kusurunun olmadığını borçlu ispat etmek durumundadır. Diğer bir ifade ile munzam zarar sorumluluğu kusur sorumluluğuna dayanmakta olup söz konusu kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Borçlunun munzam zararı giderim yükümlülüğü, hem asıl borç yükümlülüğünden hem de temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı olup temerrüt olgusunun ortaya çıkması ile oluşmaya başlayan ve asıl borcun tam olarak ifasına kadar geçen sürede oluşan ve temerrüt faiziyle karşılanamayan bağımsız bir borçtur. "...Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır. Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir... Soyut yöntemde ise; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 187/2 hükmünde (HUMK'un 238) belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz. Bir başka ifade ile maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur. Yüksek Enflasyon Dönemlerinde; Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir. Ekonominin istikrarlı olduğu dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olgularla zararını ispatlaması gerekir..." (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 21.10.2025 tarihli, 2025/860 E., 2025/3496 K. Sayılı, 22.04.2026 tarihli 2025/4148 E., 2026/1670K. sayılı ilamları). Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun E. 1988/4, K. 1989/3 sayılı kararında belirtilen “Para her zaman kullanılması mümkün ve temettü getiren bir meta olduğundan, geç ödenmesi halinde zararın vücudu muhakkaktır” prensibi ve Anayasa Mahkemesinin (21.12.2017 tarihli 2014/2267 başvuru numaralı kararı) para üzerindeki hakkın mülkiyet hakkı niteliğinde olduğunun kabulü ve dolayısıyla ihlal kararı vermiş olması gözetilerek özellikle enflasyonist dönemlerde, temerrüt nedeniyle alacağına geç ulaşan alacaklının temerrüt faiziyle karşılanmayan zararının doğduğunun herkesçe bilinen vakıa olduğu ve dolayısıyla ispatının gerekmediği yönündeki temel prensip de gözetildiğinde, munzam zararın soyut olarak ispatının kabul edilmesinin gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bunun aksine somut ispatın aranması, haksız yere alacaklının sebepsiz fakirleşmesine ve dolayısıyla borçlunun da haksız yere sebepsiz zenginleşmesine sebep olacaktır. (Yargıtay 11.HD., 04/06/2026 T., 2025/6437 E., 2026/3270 K.) Munzam zararın hesaplanmasında sepet hesabı yöntemi uygulanmalıdır. Buna göre 1. Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı, 2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları, 3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, 4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları, 5. Asgari ücret artışı, 6. Altın fiyatlarındaki artış, dikkate alınarak, sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir. (Yargıtay 6.HD.01/07/2026 T., 2025/2406 E.,2026/2915 K.) Eldeki davada, ilk derece mahkemesince munzam zararın 6098 sayılı TBK'nın 122. maddesi kapsamında temerrüt faiziyle karşılanmayan zararı ifade ettiğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır. Yabancı para borçlarında 6098 sayılı TBK'nın 99-(3) maddesi uyarınca alacaklıya borcun aynen yabancı para olarak veya vade ya da fiili ödeme günündeki kur üzerinden Türk parasıyla ödenmesini isteme yönünde seçimlik hakkı tanınmaktadır. Kanunda tanımını bulan seçimlik hak, alacaklının tek taraflı irade beyanıyla kullanılmasıyla sonuç doğurur ve kullanıldıktan sonra bundan dönülmesi mümkün değildir. Nitekim Yargıtay uygulamasında da yabancı para alacaklısının 6098 sayılı TBK'nın 99. maddesindeki seçimlik hakkını kullanarak alacağını belirli bir tarihteki kur üzerinden Türk lirasına çevirmesi halinde sonradan fiili ödeme tarihindeki kur farkının munzam zarar olarak talep edemeyeceği kabul edilmektedir. Munzam zarar alacaklının kanundan doğan seçimlik hakkını nasıl kullanacağına ilişkin tercihinin ekonomik sonucunu gidermeye yönelik olmayıp temerrüt faizinin karşılamadığı ve borçlunun temerrüdü ile uygun illiyet bağı bulunan gerçek bir zararın tazminini amaçlar. Aksine kabul alacaklıya kanunen tanınmış seçimlik hakkının sonuçları sonradan değiştirme ve kendi tercihinden kaynaklanan farkı munzam zarar adı altında borçluya yükleme imkanı tanımak anlamına gelecektir. Diğer yandan, Yargıtay'ın son kararlarında munzam zararın hesaplanması için öngördüğü sepet yönteminde de Türk Lirasının döviz karşısındaki değerinin de dikkate alınması gerektiğinin belirtilmektedir. Bu durumda munzam zararın belirlenmesi için kriterlerden biri olan döviz cinsinden borç veren davacının borç ilişkisinin kurulması anında dahi alacağının alım gücünü koruma amacıyla hareket ettiğini gösterir. Sözleşmenin kurulması aşamasında sözleşmeyi yabancı para üzerinden kuran davacının ödeme anında seçimini 6098 sayılı TBK'nın 99-(3) maddesi uyarınca Türk Lirası olarak yapmasından sonra munzam zarar iddiasında bulunması olanaklı değildir. Somut olayda; davacının 237.865,00 USD tutarındaki alacağının tahsili amacıyla başlattığı takipte 6098 sayılı TBK'nın 99-(3) maddesi kapsamında alacağına aynen USD olarak veya fiili ödeme günündeki kur üzerinden Türk lirası karşılığıyla talep etme imkanı bulunmasına rağmen, seçimlik hakkını kullanarak alacağının takip tarihindeki kur üzerinden Türk lirasına çevirdiği ve bu şekilde faiz talep ederek tahsilat yaptığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının kanunun kendisine tanıdığı seçimlik hakkı kullanmasının sonuçlarına katlanması gerektiğinden tercih ettiği kur üzerinden tahsilat yapılması nedeniyle ortaya çıktığını ileri sürdüğü kur farkı ve buna bağlı faiz kaybının sonradan 6098 sayılı TBK'nın 122. maddesi kapsamında munzam zarar olarak davalıdan talep edilmesi mümkün değildir (Yargıtay 3. H.D 2024/4155 E. 2025/ 4618 K sayılı ilamı). Açıklanan tüm bu neden ve gerekçelerle eldeki davada davacının önceki takipte kullanmış olduğu seçimlik hakkın sonuçlarından kaynaklanan kur ve faiz kaybının temerrüt faizini aşan ve 6098 sayılı TBK'nın 122. maddesi kapsamında ayrıca tanzimi gereken bir munzam zarar olarak kabul edilemeyeceği sonucu yönündeki kabulünün dosya kapsamına ve yasal düzenlemelere uygun olduğu değerlendirilmiştir. Açıklanan nedenlerle; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine, karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-b)-1) maddesi uyarınca; Davacının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, 2-Bakiye 116,60 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin 6100 sayılı HMK'nın 302-(5) maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 3-İstinaf Kanun Yoluna Başvurma Harcının hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların, istinaf eden taraf üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin kararın temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemiz tarafından yerine getirilmesine, İlişkin; Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren (2) hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.18/09/2026

Başkan ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Katip ... e-imzalıdır

* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/276, K. 2026/1580, T. 18.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-276-e-2026-1580-k-1a4ecfea8df1