Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1651 E. 2026/1608 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1651
Karar No
2026/1608
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

46. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1651

KARAR NO : 2026/1608

KARAR TARİHİ: 08/10/2026

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 19/06/2026 tarihli ara karar

NUMARASI : 2025/656 Esas

DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR YAZIM TARİHİ: 08/10/2026

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen ara karara ilişkin davalı tarafça süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı dava dilekçesinde özetle; 2022-2025 yılları arasında, davalılardan ...'ye vatandaşlık kazanımı, iki adet gayrimenkulün alımı ve yönetimi, ... süreçlerinin yürütülmesi ve şirket kuruluşu dahil olmak üzere kapsamlı profesyonel hizmetler sunulduğunu, bu süreçte diğer davalılar ... tercümanlık yaptığını, Av. ...'nın ise hukuki danışmanlık verdiğini, toplam 322.024,80 USD tutarındaki hizmet bedeli ve komisyonların, kurulacak şirkete sermaye olarak yatırılacağı ve karşılığında davacıya 510 hisse devri yapılacağının taahhüt edildiğini, davacının tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve aradaki mutabakat uyarınca... A.Ş. ünvanlı şirketin kurularak davacıya 7510 hisse verilmiş olmasına rağmen, davalıların davacının sermaye katkısının ve alacaklarının tanınmadan ve kendi sermaye taahhütlerinin yerine getirmeden şirketi hileli iflas yoluyla tasfiye etmeye çalıştıklarını, davalıların en başından itibaren ödeme yapmamak kastıyla hareket ettiklerini, sahtecilik ve zimmete para geçirme yoluna başvurduklarını, şirketin bilerek içinin boşaltılarak hileli iflasa sürüklediklerini, davalıların Çin'in ... şehrinde 2017'den itibaren en az 15 ayrı dolandırıcılık olayına karıştıklarını, elde edilen fonların meşru olmayıp benzer şekilde mağdur edilen kişilerden haksız olarak temin edildiği yönünde bilgilerin mevcut olduğunu, davalıların İstanbul'dan ayrılarak Dubai'ye kaçtıklarını, bunun da alacaklılardan mal kaçırma iradesini açıkça gösterdiğini, açıklanan tüm bu nedenlerle davanın kabulüne, bilirkişi incelemesiyle belirlenecek alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, vaat edilen %10'luk hisse kaybı nedeniyle uğranılan zarar ile ticari itibarın zedelenmesinden doğan maddi ve manevi tazminata hükmedilmesine, davalıların mal kaçırma ihtimali bulunduğundan HMK m. 389 vd. uyarınca mal varlıkları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, dilekçede açıklanan eylemlerin aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil etmesi nedeniyle, dosya suretinin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının iş bu davayı açmak için taraf sıfatının bulunmadığını, HMK m. 114/1-d gereğince dava şartı yokluğundan davanın reddinin gerekmekte olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere maddi tazminat olarak talep edilen bedellerin ... ... adlı şirketin verdiğini iddia ettiği hizmetin karşılığı olduğunu, davacının talep edebileceği bir maddi tazminatın söz konusu olmadığını, manevi tazminat bakımından davacının şahsına ve kişilik haklarına yönelen herhangi bir eylem bulunmadığını, davacı ve yetkilisi olduğu şirket adına açtığı davalarda anlaşılmaz bir şekilde müvekkilinin hileli iflas ile suçlanmakta olduğunu, müvekkillerinin davacı ve şirketi tarafından yapılan haksız eylemler, tehditler ve haksız talepler nedeni ile ülkeyi terk ettiklerini, çok güvendikleri davacının kendilerine şantaj yapması, haksız eylemlerde bulunması, haksız para talebinde bulunması karşısında ülkeye ve vatandaşlarına olan güvenlerini yitirmiş olduklarını, kendilerini güvende hissetmedikleri için de her şeylerini ülkede- gayrimenkuller, menkuller vs.- bırakıp ülkeden ayrıldıklarını, dolayısıyla bir mal kaçırma işleminin söz konusu olmadığını beyan ederek, davacının dayanaksız ve haksız sebepler ile açmış olduğu davanın esastan ve usulden reddine ayrıca yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İDM'ce, davacının 14/06/2026 tarihli, ihtiyati haciz talebine istinaden, 19/06/2026 tarih ve 2025/656 Esas sayılı ara karar ile;

"Davacının talebinin; bilirkişi raporuna itirazların bulunduğu, mevcut delil durumu itibariyle alacak yaklaşık ispat edilmediği anlaşıldığından reddine" şeklinde hüküm tesis edilmiştir.

İDM tarafından verilen 19/06/2026 tarih ve 2025/656 Esas sayılı ara karara karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 19.06.2026 tarihli, ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin ara kararına karşı istinaf başvurusunda bulunduklarını, İİK m. 257 ve devamı hükümleri uyarınca, şimdilik bilirkişi raporunda kısmen ispat değerlendirmesine esas alınabilecek şekilde hesaplanan 969.397,72 TL asıl alacak ve fer’ileri ile sınırlı olmak üzere, Bölge Adliye Mahkemesince uygun görülecek makul ve ölçülü teminat karşılığında davalının taşınır ve taşınmaz malları, banka hesapları, üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları ile şirket payları üzerine ihtiyati haciz konulmasına; aksi kanaatte olunması halinde ise eksik inceleme ve yetersiz gerekçe nedeniyle ara kararın kaldırılması talebine ilişkin olarak İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 19.06.2026 tarihli ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin ara kararına karşı istinaf başvurularının kabulü ile; 19.06.2026 tarihli ara kararın kaldırılmasına ayrıca İİK m. 257 ve devamı hükümleri uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince uygun görülecek makul ve ölçülü teminat karşılığında, şimdilik bilirkişi raporunda kısmen ispat değerlendirmesine esas alınabilecek şekilde hesaplanan 969.397,72 TL asıl alacak ve fer’ileri ile sınırlı olmak ve alacağı aşmamak kaydıyla, davalının taşınır ve taşınmaz malları, banka hesapları, üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları ile şirket payları üzerine ihtiyati haciz konulmasına ve aksi kanaatte olunması halinde, 19.06.2026 tarihli ara kararın eksik inceleme ve yetersiz gerekçeye dayalı olması nedeniyle kaldırılmasına ve ihtiyati haciz taleplerinin, bilirkişi raporu, 25.05.2026 tarihli ek deliller, ara karar tarihi itibarıyla davalı tarafça somut ve kalem bazlı itiraz sunulmamış olması, davalının yurt dışında bulunması ve davalı vekilinin usuli sıfatına ilişkin cevapsız bırakılan menfaat çatışması itirazı dikkate alınarak yeniden değerlendirilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, davalı vekilinin usuli sıfatı ve menfaat çatışmasına ilişkin 29.04.2026 tarihli açık talpleri ilk derece mahkemesince olumlu veya olumsuz açık ve gerekçeli bir ara karar ile karara bağlanmadan, bilirkişi raporuna ilişkin soyut “itirazlar” gerekçesine dayanılarak ihtiyati haciz taleplerinin reddedilmesinin hukuki dinlenilme hakkı, silahların eşitliği ve usuli güvence ilkeleri bakımından eksik inceleme ile oluşturduğunun gözetilmesine, bilirkişi raporuna karşı HMK m. 281 kapsamında ayrıntılı itiraz, ek rapor talebi, banka/kredi kartı/dijital delil incelemesi ve HMK m. 293 kapsamında uzman görüşü sunma hakları ile fazlaya ilişkin tüm dava, talep, faiz ve fer’i haklarının saklı tutulmasına, karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;

Talep; danışmanlık hizmet bedeli ile yapılan masrafların tahsili ile uğranılan maddi ve manevi tazminatın giderilmesi istemli açılan davada verilen ihtiyati haczin reddi kararına yönelik itirazın incelenmesine yöneliktir.

İhtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için mahkeme kararı ile borçlunun mallarına geçici olarak el konulmasıdır. İhtiyati haciz talep edebilmek için, İİK'nın 257/1.maddesine göre alacağın para alacağı olması, vadesi gelmiş ve rehinle temin edilmemiş olması, müeccel para alacağı yönünden ise İİK'nın 257/2. maddesindeki şartların bulunması gerekir.

İİK'nın 258/1. maddesinin ikinci cümlesinde "Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebebi hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeye mecburdur." şeklinde yapılan düzenleme ile alacaklının ihtiyati haciz talep edebilmesi ve ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın varlığı ve istenebilir olduğunun tam ve kesin olarak ispat edilmesi gerekliliği aranmamış olmakla birlikte bu konuda mahkemeye kanaat getirecek delillerin sunulması gerektiği kabul edilmiştir.

Somut olayda, dosyadaki mevcut delil durumu, taraf iddia ve savunmaları hep birlikte değerlendirildiğinde, davacının davalı tarafa danışmanlık hizmeti verip vermediği, bu kapsamda masraf yapıp yapmadığı ile şirket hisse kaybı nedeniyle zarara uğrayıp uğramadığı hususları ile varsa davalıdan olan alacağının miktarı ve muacceliyetinin yargılamayı gerektirdiği, bilirkişi raporu alınmış ise de rapora itiraz sürecinin henüz sonuçlanmadığı, yargılamanın bulunduğu aşama ve mevcut delil durumuna göre ihtiyati haciz talebine konu alacağın varlığı ve miktarı yönünden yaklaşık düzeyde ispat koşulunun oluşmadığı, değişen delil durumuna göre yeniden geçici hukuki koruma talep edilebileceği de nazara alındığında mahkemece ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.

HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından ihtiyati haciz talep eden davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun, HMK/353.1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği görüş ve kanaatine oy birliğiyle varılarak aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.HMK m.353/1.b.1 gereğince davacının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE,

2.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,

3.Harçlar Kanunun gereğince alınan 732,00 TL maktu harcın mahsubuna, yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,

5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 08/10/2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1651, K. 2026/1608, T. 08.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1651-e-2026-1608-k-98f68ba17297