Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1500 E. 2026/1360 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1500
- Karar No
- 2026/1360
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2026/1500 Esas 2026/1360 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1500 KARAR NO : 2026/1360
TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR
MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14/08/2026 NUMARASI : 2026/689 Esas (Ara karar) İHTİYATİ TEDBİR TALEP
TALEP : İhtiyati Tedbir TALEP TARİHİ : 14/08/2026 KARAR TARİHİ : 09/10/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/10/2026
Taraflar arasındaki şirketin haklı nedenle feshi istemine ilişkin davanın yargılaması sırasında mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen ara karara karşı talep eden davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. TALEP Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı Şirketin ortağı, müdürü ve temsilcisi olarak uzun yıllar aktif görev yaptığını, 2026 yılı Ocak ayından itibaren müvekkilin şirket yönetimindeki etkinliğinin azaltılmaya başlandığını, 04.06.2026 tarihli olağanüstü genel kurulda müvekkilin yönetim ve temsil yetkilerinin hukuka aykırı şekilde sona erdirildiğini, aynı toplantıya ilişkin birbiriyle çelişen tutanaklar düzenlendiğini ve 23.06.2026 tarihli belgenin usulsüzce tescil ettirildiğini, müvekkilin şirket faaliyetlerinden ve bilgi akışından dışlandığını, şirket tarafından daha önce karşılanan kredi kartı ödemelerinin durdurulduğunu, müvekkilin maaş ve sair alacaklarının ödenmediğini, TTK m. 614 kapsamında bilgi alma ve inceleme hakkını kullanmak için noter ihtarnamesi keşide etmek zorunda kaldığını, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin geri dönülemez biçimde zedelendiğini, aile bireylerinin liyakatsiz şekilde şirkete dahil edilerek şirket kaynaklarının kötüye kullanıldığını, müvekkilin şirket fabrikasına girişinin engellendiğini, taraflar arasında fiziki müdahale içeren olaylar yaşandığını ve koruma kararları alındığını ileri sürerek davalı şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesine, olmadığı takdirde müvekkilinin payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin tespiti ile ödenmesi suretiyle şirketten çıkarılmasına, yargılama devam ederken şirketin ve müvekkilinin haklarının korunabilmesi amacıyla, davalı şirkete yönetim ve/veya denetim kayyımı atanmasına, mahkemece ölçüsüz bulunması halinde en azından şirketin malvarlığında esaslı değişiklik meydana getirecek işlemlerin denetim kayyımı/mahkeme onayına bağlanmasına, şirket adına kayıtlı taşınmazlar, önemli nitelikteki taşınırlar ve gayrimaddi varlıkların olağan işletme faaliyeti dışında üçüncü kişilere devri veya bunlar üzerinde ayni hak tesisisin kayyım/mahkeme onayına bağlanması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece 14/08/2026 tarihli ara karar ile; dosya kapsamı, davanın niteliği, tedbir taleplerinin içeriği, mevcut delil durumu da nazara alınarak, HMK 390/3. maddede belirtildiği şekilde yaklaşık ispata yarar nitelikte görülemediği, bu aşamada yasal koşulların oluşmadığı gerekçesiyle tedbiren kayyum atanmasına ilişkin tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyaya sunulan sicil kayıtları, noterlik onayları ve ihtarnameler karşısında yaklaşık ispat koşulunun yerine getirildiğini, müvekkilinin müdürlük yetkisinin sonlandırıldığını, ticari defterlere, banka kayıtlarına, mali raporlara ve şirketin üretim tesislerine dahi erişiminin engellendiğini, şirket yönetiminin tek bir ortağa geçtiğini, bilgi alma hakkının dahi engellendiği bir yapıda müvekkilinin şirket aktifinde meydana gelebilecek esaslı tasarrufların veya şirketin olağan dışı borçlandırılmasının haricen izlenebilmesi ve engellenmesinin mümkün olmadığını, şirket ortağı ve müvekkilinin annesi olan ... ... tarafından müvekkili ve müvekkilinin eşi hakkında tedbir kararı alındığını, müvekkilinin aile üyeleri ile doğrudan iletişim kurma imkanının fiilen sona derece sınırlandırıldığını, müvekkilinin yönetim ve bilgi akışından tamamen çıkarılması ve şirket faaliyetlerini fiilen takip edemeyecek bir konuma getirilmesi nedeniyle tedbir kararı verilmesi gerektiğini, müvekkilinin terditli talebinin payının ödenerek şirketten çıkarılması olduğu gözetildiğinde şirket malvarlığının yargılama sırasında azaltılması halinde yargılama sonunda müvekkiline ödenmesi gündeme gelebilecek gerçek payın değerinin doğrudan etkileneceğini, kayyım atanmasına ilişkin tedbirin ağır olduğunun değerlendirilmesi halinde dahi şirket malvarlığının korunması bakımından şirket adına kayıtlı taşınmazların, araçların, önemli taşınır malvarlığı unsurlarının, tescilli marka ve sair gayrimaddi hakların üçüncü kişilere devir ve temlikinin tedbiren önlenmesi gerektiğini, mahkemece tedbir taleplerinden yalnız kayyım atanması talebinin değerlendirildiğini, daha hafif nitelikteki malvarlığı koruma tedbirlerinin tartışılmadığını ileri sürerek öncelikle davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına, bunun ölçüsüz görülmesi hâlinde şirketin olağan faaliyetlerini aksatmayacak şekilde denetim ve onay kayyımı atanmasına, bu taleplerinin de uygun görülmemesi hâlinde; şirketin olağan ticari faaliyetleri saklı kalmak kaydıyla, şirketin taşınmaz, araç, önemli taşınır, marka ve sair esaslı malvarlığı unsurlarının üçüncü kişilere devir ve temlikinin tedbiren önlenmesine ve ilgili sicillere tedbir şerhi işlenmesine; olağan dışı borçlandırıcı ve şirket değerini esaslı biçimde azaltıcı işlemlerin mahkeme onayına tabi tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Talep; ihtiyati tedbirin reddine ilişkin ara kararın kaldırılması istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; HMK'nun 389/1 maddesine göre, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacak ya da tamamen imkansız hale gelecek ise veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. HMK'nun 390/3.maddesinde tedbir talep eden taraf dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. İhtiyati tedbir kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca tarafların dava konusu ile ilgili olarak hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte geniş veya sınırlı hukuki korumadır. TTK'nın 636/(4) maddesinde; "Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir." hükmüne yer verilmiştir. Haklı sebeple fesih davasındaki ihtiyati tedbirler kural olarak dava açan ortağın haklarının ve şirket mal varlığının korunmasını amaçlar. Bu bağlamda mahkemenin ihtiyati tedbire hükmederken, orantılılık ve ölçülülük ilkesinin yanı sıra hem ortaklığın hem de dava açan ortağın menfaatlerini de gözeterek uygun bir tedbire hükmetmesi gerekir. Kuşkusuz mahkeme ortaklığın feshine neden olacak veya bu sonucu doğuracak nitelikte tedbirlere hükmedemez. Aksi halde davanın sonunda elde edilebilecek sonuç peşinen ihtiyati tedbir kararıyla elde edilmiş olur. (Bkz. Yıldırım, Ali Haydar : 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu'na göre Limited Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, Bursa, 2013 s.438-440.) Gerek 6102 Sayılı TTK ve gerekse özel yasalarda limited şirkete temsil kayyımı, atanmasına ilişkin bir hüküm bulunmamakla birlikte 6102 Sayılı TTK'nın 1. maddesinde "Türk Ticaret Kanununun, Türk Medeni Kanununun ayrılmaz bir parçası" olduğuna ilişkin hükmü karşısında konu ile ilgili 4721 Sayılı TMK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Türk Medeni Kanunun 426 maddesinde düzenlenen temsil kayyımlığı müessesesi, gerçek kişiler esas alınarak getirilmiş bir kurum olmakla birlikte tüzel kişiler içinde temsil kayyımı atanabileceği gerek öğretide (Türk Medeni Hukukunda Kayyımlık-Mustafa Alper Gümüş-Sh. 103) ve gerekse yargı kararlarında (Yargıtay 11.H.D. 1988 tarih 65-3848 sayı vb.) kabul görmektedir. Türk Medeni Kanunu'nun 403/2. maddesinde kayyımın, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanacağı, 426. maddesinde vesayet makamının, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hallerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atayacağı, kayyım atamasının yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel olmayacağı, 427. maddesinde ise bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa kayyım atanacağına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Somut olayda, davalı şirketi temsile yetkili organların bulunduğu ve hali hazırda organ boşluğunun söz konusu olmadığı, mevcut delil durumu ve dosya kapsamı itibariyle yaklaşık ispat koşulu oluşmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince kayyum atanmasına ilişkin tedbir talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Öte yandan, İlk derece mahkemesinin 14/08/2026 tarihli ara kararına yönelik istinaf başvurusu üzerine istinaf itirazlarını inceleyen Dairemizce yapılacak inceleme ilk derece mahkemesince verilen karar/ara karara yönelik olarak yapılacaktır. Bir başka anlatımla ilk derece mahkemesince karar/ara karar verilmeyen bir hususta dairemizce değerlendirme yapılarak talep edilen hususta doğrudan karar verilmesi mümkün olmayıp, aksi durum iki dereceli yargılama hakkına aykırılık teşkil edecektir. Davacının sair tedbir talepleri hakkında ilk derece mahkemesince her zaman karar verilebileceğinden Dairemizce bu talepler hakkında bir değerlendirme yapılmamıştır. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesi ara kararında usul ve yasaya aykırı bir durum bulunmadığından ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İhtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gereken 732,00 TL harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İhtiyati tedbir talep eden davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından karşı taraf davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-f. maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 09/10/2026
Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi-