Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1184 E. 2026/1547 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1184
- Karar No
- 2026/1547
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/1184 KARAR NO : 2026/1547
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 17/07/2026 tarihli ek karar (12/02/2026 tarihli duruşma) NUMARASI : 2025/102 D.İŞ ESAS 2025/102 D.İŞ KARAR DAVANIN KONUSU : İhtiyati Tedbir KARAR TARİHİ : 08/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 08/10/2026
İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 05/06/2025 tarih 2025/102 Esas 2025/102 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP : İhtiyati tedbir isteyen davacı vekili, müvekkili şirketin, kuru kedi/köpek maması üretmekte ve pazarlamakta olduğunu, karşı tarafın müvekkilli ile aynı iştigal alanına faaliyet gösterdiğini, kuru kedi/köpek maması üretip, pazarladığını, müvekkili şirketin, 2018-GE- 169780 tescil nolu “...” markasının yarısına sahip olduğunu, müvekkili şirketin bu hakkı, karşı taraftan ...Şti. ile akdeddilen “....Markası Ortaklık Sözleşmesi”ne istinaden, Salihli 3.Noterliği’nin 16.04.2018 Tarih ve 04355 yevmiye nolu “Marka Devir Sözleşmesi”ne dayandığını, anılan "Marka Devir Sözleşmesi"nin konu kısmında, “... markası, .... ve ...,%50 ve %50 şeklinde eşit oranlarda” malik olduklarının belirlendiğini, müvekkil şirketin, 2018-GE- 169780 tescil nolu marka ile üretilecek ürünün “Üretim Hakkı”na sahip olduğunu, bu üretim sahipliğinin, müvekkili şirketin tekelinde olduğunu, ... markası adı altında bir ürünün üretilecekse, müvekkili şirketin yapılacak üretimin tekel hakkına haiz olduğunu gösterdiğini, müvekkili şirket ile aynı iştigal alanında faaliyet gösteren karşı tarafın, müvekkili şirketin marka hakkının yarısına ve üretim hakkının tamamına sahip olduğunu, 2018-GE- 169780 tescil nolu markanın aynısına veya benzerine, iltibas yaratacak şekilde ... markasını, üretimde kullanmaya ve pazarlamasını yapmaya, bu alanda üretim yapacağını müşterilerine ve piyasaya sunmakta olduğunu, karşı tarafın ... .Şti.'nin fiyat listesini müşterileriyle paylaştığını, müvekkili şirketin 2019 yılından beridir, TPE tarafından tescil edildiğini, geçmişten gelen lezzet sloganının marka ile özdeşleştiğini, tanınmış arama motoru Google da, arama kısmına "...." şeklindeki yanlış bir aramada dahi alışveriş kısmında müvekkiline ait olan mamanın görsellerinin, herhangi bir reklam ücreti ödenmemesine rağmen en üstte çıktığını, markanın tüketici nezdinde müvekkiline ait olduğunun somut bir delili olduğunu, karşı tarafın... Şti.'nin, ... markasının %50 ortağı iken, tamamı ile tüketiciyi yanılttığını, müvekkili ile aynı mama izlenimi ve algısı oluşturduğunu, adına üretilmiş olan mama paketlerinde, müvekkili şirketin kullanmakta olduğu tanındığı yazı fontunu kullandığını, marka sloganını kullanarak iltibas teşkil eden fiillerde bulunduğunu, müvekkili şirkete zarar vermeyi amaçladığını, karşı tarafın kötü niyetli olduğunu, karşı tarafta bulunan diğer şirketin,...A.Ş. bu iltibas yaratacak ürünü, hukuka aykırı şekilde, belirtilen tesislerinde üretmekte olduğunu, hukuki anlamda bu şirketin de markalarına haksız tecavüz eden konumunda olduğunu, karşı tarafın her markanın kendine özgü olan mama şeklinin kullanıldığını bildiği halde müvekkili şirketin ürünü ile iltibas yaratacak şekilde kullanmakta olduğunu, müvekkiline ait markayı yazı fontu, sloganı ürünün biçimi itibari ile bilinçli olarak taklit etmekte olduğunu, tüketici nezdinde müvekkiline ait bir markaymış hissiyatı ve algısı oluşturma çabası içerisinde olduğunu, karşı tarafın ürettiği ve satışa çıkarmak üzere hazırladığı tanımlanan, müvekkiline ait üretim hakkı ve marka sahipliğinden dolayı ilerde açılacak davaya dayanak olması ve müvekkili şirketin telafisi mümkün olmayan bir zarara uğramaması için, teminatsız veya mahkemenin uygun göreceği teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK 397/1. Maddesi uyarınca, ihtiyati tedbir kararı verilmesi halinde, tedbirin uygulanmasını talep eden tarafın, bu talebin yapıldığı tarihten itibaren iki hafta içinde esas hakkındaki davasını açması zorunludur. Aksi halde, ihtiyati tedbir kendiliğinden kalkacaktır. Yasal sürenin dolması, otomatik olarak tedbirin sona ermesi ve etkisiz hale gelmesi anlamına gelmektedir. Zorunlu arabuluculuk dava şartı değilse (örneğin, dava ihtiyari arabuluculuğa tabi ise veya hiç tabi değilse), 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun "Dava Şartı Arabuluculuk" Başlıklı 18/A-16. Maddesindeki süre durdurma hükmü uygulanmamaktadır. Zira anılan madde, yalnızca zorunlu arabuluculuk hallerinde, arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son arabulucuk hallerinde, arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağa kadar dava açma süresinin işlemediğini düzenler şeklinde kanun maddeleri var olduğu, davacının markaya tecavüzün tespiti ve meni taleplerinin zorunlu arabuluculuğa tabii olmadığından, Karşı tarafın süresi içerisinde dava açmadığından tedbirin kendiliğinden kalkmış sayılacağına karar verilmiştir. Karara karşı İhtiyati tedbir isteyen davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : İhtiyati tedbir isteyen davacı vekili, ihtiyati tedbir kararının, davacı şirketin yarı oranında marka hakkına sahip olduğu 2018/38242 nolu "..." markasını taklit eden, müşterilerin nazarında, iltibas oluşturan, 2024/001833 nolu "...." adlı ikinci bir markanın, ("..." markası müvekkilin ortak olduğu "..." markasından farklı olup; ...Şti. tarafından, ...A.Ş.'nin tesislerinde üretilmiştir.) ürünlerinin müşterilerde, davacı şirketin ürünüyle aynılık/benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunduğuna ilişkin taleplerine dayandığını, bu aynılık/benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunduğuna ilişkin iddialarının kısmen kabul edildiğini ve ihtiyati tedbir kararı verildiğini, İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, istinaf incelenmesini talep edilen ihtiyati tedbir kararının reddedilme sebebi olarak, yasal süre içerisinde dava açılmamasını gösterdiğini, yasal süre içersinde dava açıldığını, açılan davanında aynı mahkemede açıldığını, Davanın dosya numarası, 2025/209 Esas olduğunu ve davanın derdest olduğunu, yasal sürenin dolmuş olduğuna karar verirken, iş bu davada Zorunlu Arabuluculuk Dava Şartı olmadığına hükmedildiğini, oysa, somut ihtilafta Zorunlu Arabuluculuk Dava Şartının olduğunu, üstelik davalıların ikisi de bu Zorunlu Dava Şartı Arabuluculuk Son Tutanağını imzalamış durumdadırlar. Davalılar, Zorunlu Dava Şartı Arabuluculuk Son Tutanağını imzalarken, herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürülmediğini, ayrıca, davalıların ikisi de, taraflar arasındaki ihtilafta, sayın mahkemenin beyan ettiği şekilde Zorunlu Dava Şartı Arabuluculuğa tabi olmadığını, sayın mahkemeye verdikleri hiç bir dilekçelerinde de belirtmediklerini, zorunlu Dava Şartı Arabuluculuk Son Tutanağından sonra, yasal süre içerisinde, aynı mahkemede, 2025/209 Esas sayılı davayı açtıklarını istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür. GEREKÇE : Davacı ... vekilinin 03.06.2025 tarihli dilekçesiyle aleyhine tespit ve tedbir istediği ... Şti. ve .... A.Ş. aleyhine ... markasının usulüne aykırı olarak kullanıldığı davalı .... Şti.'nin bu markanın %50 kullanım hakkına sahip olduğu halde bu markayı diğer davalı .... A.Ş. ile birlikte üretimini yapıp sattıklarını belirterek tespit ve tedbir talebinde bulunmuş mahkemece tespit ve tedbir konusunda yapılan incelemeyle 23.10.2025 tarihinde alınan asıl ve ek bilinç raporları da değerlendirilerek aleyhine tespit istenen ... Şti. yönünden markanın kullanılmasında ortak oldukları gözetilerek tedbir talebinin reddine diğer aleyhine tespit istenen .... A.Ş. yönünden ise 350.000 TL teminat karşılığı mistik markasına iltibas oluşturan .... ibareli ürünlerin üretilmesi ve satılmasının durdurulmasına ve tecavüzün tespitine ilişkin karar verilmiştir. Bu karar davacı tarafa 28 10.2025 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı taraf bu tarihten sonra 31.10.2025 tarihinde İzmir 4. İcra Müdürlüğünün 2025/9275 esas sayılı dosyasıyla takibe geçtiğini ve 04.11.2025 tarihinde ise tedbir kararının uygulandığını 10.11.2025 tarihinde ise arabuluculuk başvurusu yaptığını, arabuluculuk görüşmelerinin 19.12.2025 tarihinde sona erdiğini bu tarihten sonra 30.12.2025 tarihinde ise İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açtığını bu nedenle mahkemece verilen 22.07.2026 tarihli tedbirin kalkmış sayılacağına ilişkin kararın kaldırılması için istinaf talebinde bulunmuştur. TTK m.4/1-d bendine göre "d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,"ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Yine TTK .m 5/A- (Ek:6/12/2018-7155/20 md.)"(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır" hükmüyle fikri mülkiyet hukukuna ilişkin ihtilaflardan doğan davaların parasal alacağı içermesi halinde arabuluculuk hükümlerine tabi olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla davacının da tedbire ilişkin olarak dava açması için arabuluculuk başvurusu yapması zorunlu olmaktadır. Açılan davanın (İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2025/209 esas sayılı ) niteliği itibariyle marka hakkına dayalı tazminat davası olduğu belirlenmektedir. Davacının bu davayı süresi içinde açıp açmadığı değerlendirildiğinde ise; Davacı vekilinin İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2025/102 D.İş sayılı dosyasında 23.10.2025 tarihli kararla ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulüne karar verildiği, HMK m. 397/1 “İhtiyati tedbir kararı dava açılmasından önce verilmişse, tedbir talep eden, bu kararın uygulanmasını talep ettiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas hakkındaki davasını açmak ve dava açtığına ilişkin evrakı, kararı uygulayan memura ibrazla dosyaya koydurtmak ve karşılığında bir belge almak zorundadır. Aksi hâlde tedbir kendiliğinden kalkar” hükmüne istinaden İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nden almış olduğu 23.10.2025 tarihli kararın uygulanmasını 31.10.2025 tarihinde İzmir 4. İcra Müdürlüğünün 2025/9275 esas sayılı dosyasıyla ile talep etmiş ve bu tarihten itibaren HMK m. 397 de ki hak düşürücü süre başlamıştır. Ancak davacı taraf bu tarihten sonra arabuluculuk görüşmelerine de başvurmuş olup, arabuluculuk başvurusunu 10.11.2025 tarihinde yapıldığı, arabuluculuk görüşmelerinin 19.12.2025 tarihinde sona erip, bu tarih itibariyle uyuşmazlık tutanağının düzenlendiği ve 30.12.2025 tarihinde İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi dava açıldığı belirlenmiştir. Buna göre arabuluculuk görüşmelerine başlandığı tarih olan 10.11.2025-19.12.2025 tarihleri arasında geçen 40 günlük sürenin HMK m. 397 de yer alan iki haftalık süreye eklenmesi gerekmektedir. İhtiyati tedbir kararının uygulandığı tarih 31.10.2025 olup, bu tarihten itibaren dava tarihine kadar zaten iki haftalık süre dolmamıştır. Kaldı ki; bu süreyi kesen 40 günlük arabuluculuk başvuru süreci de bu süreye eklendiğinde bu tarih 08.12.2025 olup, bu süreye 2 haftalık dava açma suresi için kalan 13 günlük sürenin eklenmesi ile 22.12.2025 tarihinde bu sürenin sona erdiği belirlenmektedir. Davacı 30/12/2025 tarihinde dava açmış olup yasada yer alan 2 haftalık hak düşürücü süre içerisinde dava açmamıştır. Davacının/tedbir talep edenin tedbirinin kalktığı belirlenmiştir. İhtiyati tedbir talep edenin HMK m.397/1 gereğince lehine verilen tedbir kararına istinaden yasal süre içerisinde dava açmadığı ve dava açtığına dair evrakı da dosyaya koydurmadığından İzmir Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesinin vermiş olduğu 17.07.2026 tarihli tedbir kararının kendiliğinden kalkmış olduğuna ilişikin karara itirazının reddine karar vermek gerekmiştir. Bu durumda istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların, açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İhtiyati tedbirin kalkmış sayıldığına ilişkin kararın kaldırılmasını talep eden isteyen davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İhtiyati tedbir isteyen davacı yönünden istinaf karar harcı olan 1.206,00 TL'den peşin alınan 732,00 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 474,00 TL'nin ihtiyati tedbir isteyen davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle ihtiyati tedbir isteyen davacının yaptığı giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olmak üzere 08/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.