Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1379 E. 2026/1355 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1379
- Karar No
- 2026/1355
- Karar Tarihi
T.C.
KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1379
KARAR NO: 2026/1355
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: NEVŞEHİR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
TARİHİ: 12/05/2026 ARA KARAR
ESAS NO: 2026/130
DAVANIN KONUSU: Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin)
KARAR TARİHİ: 22/06/2026
KARAR YAZIM TARİHİ: 22/06/2026
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
"....Müvekkil ..., davalı ... Limited Şirketi’nin kurucu ortağıdır. Şirketin diğer resmi ortağı ...olup, ... kuruluş aşamasında "aksi karar alınıncaya kadar" tek başına temsile yetkili mesul müdür olarak atanmıştır. Müvekkil, ...’daki ikameti ve iş yoğunluğu nedeniyle ...’deki operasyonel süreçleri, finansal kayıtları ve banka hesaplarının idaresini tam bir güven ilişkisi içerisinde ...’a bırakmıştır. Ancak gelinen aşamada bu güven ilişkisi, davalı şirket temsilcilerinin suç teşkil eden eylemleriyle telafisi imkansız şekilde sarsılmıştır.
Davalı şirket müdürü ..., müvekkilin ...’da bulunmasından kaynaklanan denetim güçlüğünü ve kendisine duyulan güveni, şirketin içini boşaltmak amacıyla bir fırsat olarak kullanmıştır. Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2026/1435 Soruşturma numaralı dosyasında sunulan banka kayıtları ve hesap dökümleriyle sabit olduğu üzere; şüpheli müdür, şirketin ... Bankası ... Şubesi nezdindeki ... IBAN numaralı hesabını adeta kendi şahsi hesabı gibi kullanmıştır. Şüphelinin suç işleme kastının yoğunluğu ve eylemlerinin sürekliliği şu somut verilerle tevsik edilmiştir:
Şüpheli, şirketin günlük ... (...) gelirlerini ve müşterilerce gönderilen kaporaları, paranın hesaba geçtiği gün veya en geç bir gün sonra, "elden alınan iadesi" gibi hiçbir ticari gerçekliği olmayan, muhasebe kayıtlarını manipüle etmeye yönelik sahte açıklamalarla kendi şahsi hesabına aktarmıştır.
Şüphelinin zimmetine geçirdiği tutarlar aylar geçtikçe pervasızca artmıştır. Temmuz ayında 136.000,00 TL, Ağustos ayında 195.000,00 TL ve Eylül ayında 438.000,00 TL olmak üzere, sadece üç ay gibi kısa bir sürede toplamda 770.000,00 TL civarında bir meblağı şirket aktifinden kendi malvarlığına geçirmiştir.
Örneğin; 05/08/2025 tarihinde "..." açıklamasıyla ... tarafından şirket hesabına gönderilen 26.000,00 TL’lik ödemenin hemen ardından, şüphelinin bu tutarın 25.000,00 TL’sini aynı gün şahsi hesabına aktarmış olması, niyetin ticari bir işlem değil, doğrudan "para kaçırma" olduğunu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtlamaktadır.
Şüphelinin kötü niyeti o dereceye varmıştır ki; Ekim 2025 sonrasında banka ile iletişime geçerek şirket hesap hareketlerinin diğer ortaklardan gizlenmesini talep etmiş, bu suretle müvekkilin denetim hakkını hukuka aykırı şekilde engellemiştir.
Şüphelinin bu eylemleri, sadece Türk Ceza Kanunu kapsamında 'Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma' (m.155/2) ve 'Nitelikli Dolandırıcılık' (m.158/1-h) suçlarını oluşturmakla kalmamış; aynı zamanda Türk Ticaret Kanunu m. 613 ve 626’da düzenlenen Sadakat ve Özen Yükümlülüğü'nü kökünden sarsmıştır. Şirketin nakit varlığının bu şekilde sistematik olarak tüketilmesi, şirketin ticari varlığını sürdürmesini imkansız hale getirmiş olup, bu durum müvekkil açısından ortaklık ilişkisinin devamını çekilmez kılan en ağır 'Haklı Sebep'tir. [Nevşehir CBS 2026/1435 sayılı soruşturma dosyası münderecatı ve ekli banka hesap ekstreleri]"
Şirketin resmi ortağı ...olsa da, ortaklık fiili olarak eşi ... (T.C. No: ...) tarafından yürütülmektedir. Söz konusu şahıs, müvekkilin eşi ...’a yönelik cinsel taciz, tehdit ve hakaret içerikli mesajlar göndermiştir. Bu olay neticesinde İstanbul CBS 2026/43053 (Eski No: Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2026/669) sayılı dosyası üzerinden Cinsel Taciz suçundan iddianame düzenlenmiştir. İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesinin 2026/352 Esas sayılı dosyası ile cinsel taciz suçundan kovuşturma aşamasına geçilmiş ceza dosyası açılmıştır. Bir ortağın, diğer ortağın ailesine yönelik bu tür yüz kızartıcı eylemleri, limited şirketlerin doğasında bulunan... (ortaklık iradesi ve güveni) unsurunu tamamen yok etmiş; tarafların bir araya gelerek ticari bir amaç gütmesini imkansız kılmıştır.
Müvekkil ve dava dışı eşi ... tarafından ikame edilen suç duyurularının hemen ardından, davalı şirket yetkilileri tarafından müvekkil ... aleyhine Nevşehir İcra Dairesi’nin ... Esas sayılı dosyası ile haksız ve mesnetsiz bir icra takibi başlatılmıştır. Hiçbir hukuki temeli olmayan bir kısım faturaya istinaden 364.500,00 TL tutarında alacak talep edilen bu takip, tamamen müvekkili baskı altına alma, sindirme ve cezalandırma amacı taşıyan bir "rövanş" hamlesidir. Söz konusu haksız takibe tarafımızca yasal süresi içerisinde itiraz edilmiş ve takip durdurulmuştur. Şirket yönetiminin, müvekkilin en temel denetim ve şikayet haklarını kullanması neticesinde takındığı bu hasmane tutum; taraflar arasındaki güven ilişkisinin telafisi imkansız şekilde yok olduğunu, davalı tarafın dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiğini ve ortaklık ilişkisinin müvekkil yönünden devamının artık beklenemeyeceğini (TTK m. 638/2 bağlamında haklı sebep) şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamaktadır.
...’ın şirketin nakit akışını kendi şahsi menfaatine kanalize etmesi, şirketin devamlılığını tehlikeye atmaktadır. TTK m. 630/2-3 uyarınca, yöneticinin yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal etmesi "haklı sebep" teşkil eder. Şirket malvarlığının daha fazla zarara uğramaması ve delillerin karartılmaması adına, ...’ın temsil yetkisinin ivedilikle kaldırılması ve şirkete tarafsız bir KAYYIM atanması zorunluluk arz etmektedir.
Müvekkilin ortaklıktan çıkmasına karar verilmesiyle birlikte, TTK m. 641 uyarınca esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesinin ödenmesi gerekmektedir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca bu değer, davanın sonuçlanacağı karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değer olmalıdır. Şirketin malvarlığı, ticari itibarı ve müdür tarafından hukuka aykırı şekilde şahsi hesaplara aktarılan tutarların da şirket aktifine dahil edilerek hesaplama yapılması talep olunur.
Şirket müdürü ... tarafından, tarafımızca elde edilebilen dönem olan Temmuz-Ekim 2025 döneminde sistemli bir şekilde şirket hesabından şahsi hesabına aktarılan ve huzurdaki dava tarihi itibarıyla tespiti yapılan 770.000,00-TL (ve inceleme neticesinde ortaya çıkacak diğer meblağlar), şirketin aktif malvarlığında fiktif bir azalmaya neden olmuştur. TTK m. 641 uyarınca müvekkile ödenecek ayrılma akçesinin şirketin 'gerçek değerini' yansıtması yasal zorunluluktur.
Bu bağlamda; yapılacak bilirkişi incelemesinde, müdür tarafından hukuka aykırı şekilde şahsi hesabına aktarılan bu tutarların şirketin aktifinde yer alan bir 'Müdürden Alacaklar' kalemi olarak dikkate alınması gerekmektedir. Şirket kasasının ... tarafından boşaltılmış olması, müvekkilin %33 oranındaki payının değerini düşürmemelidir. Sayın Mahkemenizce hükmedilecek ayrılma akçesinin; şirketin mevcut (boşaltılmış) durumu üzerinden değil, hukuka aykırı olarak kaçırılan bu meblağların şirketin aktif malvarlığına (kağıt üzerinde de olsa) iade edilerek ulaşılan 'net işletme değeri' üzerinden hesaplanması, adaletin tesisi ve müvekkilin payının gerçek değerine kavuşması adına elzemdir. Aksi bir durum, davalı tarafın kendi kusur ve haksız eyleminden (mal kaçırma) yararlanarak müvekkile daha az ödeme yapması sonucunu doğuracaktır ki bu durum dürüstlük kuralına ve kanunun amacına açıkça aykırıdır.
Dava süresince şirketin içinin boşaltılmaya devam etmesi ve müvekkilin alacağı olan ayrılma akçesinin tahsilinin imkansız hale gelmesi riski karşısında;
Şirketin banka hesapları üzerine üçüncü kişilere ödeme yapılmasını engelleyecek şekilde bloke konulmasını,
Şirket adına kayıtlı menkul ve gayrimenkullerin devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ediyoruz.
HUKUKİ DELİLLER :
Şirket Kayıtları: Davalı şirketin Ticaret Sicil Gazetesi kayıtları, Şirket Ana Sözleşmesi, İmza Sirküleri, Karar Defterleri.
Ticari Defterler
Ceza Dosyası 1: Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2026/1435 Soruşturma sayılı dosyası (İlgili banka hesap dökümleri ve şüpheli ...’ın "elden alınan iadesi" açıklamalı transfer listeleri ile birlikte celbi talep olunur).
Ceza Dosyası 2 (Cinsel Taciz): Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2026/669 (Eski No: İstanbul CBS 2026/43053) sayılı dosyası ve bu dosya kapsamında düzenlenen İddianame.
İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesinin 2026/352 Esas sayılı dosyası
Tüm Banka Kayıtları: Özellikle ... Bankası ... Şubesi nezdindeki ... IBAN numaralı hesaba ait ... tarihinden günümüze kadar olan tüm hesap ekstreleri (Özellikle ... sonrası gizlenen kayıtların celbi talep olunur).
İcra Dosyası: Nevşehir İcra Dairesi’nin ... Esas sayılı dosyası (Kötü niyetli takibin ispatı için).
Bilirkişi İncelemesi: Şirketin malvarlığı, ticari itibarı, haksız para transferlerinin tespiti ve müvekkilin payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin hesaplanması için.
Tanık: Gerekli görüldüğü takdirde isimleri bilahare bildirilecektir.
Yemin, İsticvap ve her türlü ikamesi kabil yasal delil.
SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen, ayrıca sayın mahkemenizce re'sen gözetilecek nedenlerle;
İHTİYATİ TEDBİR TALEBİMİZİN KABULÜ İLE; Dava süresince şirketin içinin boşaltılmasının engellenmesi amacıyla, şirket müdürü ...’ın yönetim ve temsil yetkilerinin TEDBİREN KALDIRILMASINA, şirkete tüm iş ve işlemleri yürütmek üzere tarafsız bir KAYYIM ATANMASINA,
Şirketin banka hesapları (özellikle ...bank ... Şubesi hesabı) ve adına kayıtlı menkul/gayrimenkul varlıkları üzerine, müvekkilin ayrılma akçesi alacağını güvence altına almak adına İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA,
TTK m. 638/2 uyarınca, davanın devamı süresince müvekkilin ortaklıktan doğan hak ve borçlarının (özellikle şirketin üçüncü kişilere olan borçlarından sorumluluk ve idari mükellefiyetler yönünden) DONDURULMASINA ve müvekkilin durumunun teminat altına alınmasına,
Müvekkilin davalı ... Limited Şirketi’ndeki ortaklığından, sunulan haklı nedenlerle TTK m. 638/2 UYARINCA ÇIKARILMASINA,
Müvekkilin esas sermaye payına tekabül eden AYRILMA AKÇESİNİN, TTK m. 641 uyarınca karar tarihine en yakın tarihteki GERÇEK DEĞERİ ÜZERİNDEN hesaplanarak, dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline,
Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini.." talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk derece Mahkemesi 06/05/2026 tarihli gerekçeli ara kararıyla:
"..Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; mevcut delil durumu ve dosya kapsamı itibari ile yaklaşık ispat koşulu oluşmadığı, keza talebin yargılamayı gerektirdiği anlaşılmakla davacı vekilinin ihtiyati tedbir taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiş ve aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin İHTİYATİ TEDBİR TALEPLERİ olan şirket müdürününün yönetim ve temsil yetkilerinin kaldırılması, şirkete kayyım atanması, banka hesaplarına tedbir konulması TTK m. 638/2 uyarınca davanın devamı süresince ortaklıktan doğan hak ve borçların dondurulması taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE,
2-Kararın taraflara tebliğine,,,.... " şeklinde karar verilmiştir.
Bunun üzerine Davacı vekili 11/05/2026 tarihli dilekçesinde özetle; Dava dilekçemizde detaylandırıldığı üzere, şirket müdürü ...’ın şirket hesaplarını şahsi hesabı gibi kullanarak şirketin içini boşalttığı banka kayıtları ve savcılık soruşturma dosyası ile sabittir. Müvekkilin hak kaybına uğramaması adına talep ettiğimiz yönetim yetkisinin kaldırılması ve kayyım atanması talebimiz bu aşamada kabul görmemiş olsa dahi; şirketin halen ... tarafından "tek imza" ile temsil ediliyor olması telafisi imkansız zararlara kapı aralamaktadır. Müdürün kuruluş aşamasında "aksi karar alınıncaya kadar" tek başına temsile yetkili kılınmış olması, denetimden uzak bir şekilde şirket varlıklarını eksiltmesine imkan tanımaktadır. Bu riskin minimize edilmesi amacıyla, davanın esası hakkında karar verilinceye kadar, mahkemenizce daha ölçülü bir tedbir olan "müşterek temsil" (çift imza) usulüne geçilmesine karar verilmesini talep ediyoruz. Şirketin tüm banka işlemleri ve tapu/noter nezdindeki tasarruflarının müvekkilin veya mahkemenizce belirlenecek bir temsilcinin onayı (çift imza) olmaksızın yapılmasının engellenmesi, adaletin tesisi açısından elzemdir. " şeklinde beyanda bulunarak Dava süresince şirket varlıklarının korunması amacıyla, şirket müdürü ...'ın tek başına olan temsil yetkisinin İHTİYATİ TEDBİREN MÜŞTEREK TEMSİLE (ÇİFT İMZA) dönüştürülmesine ve bu durumun Ticaret Siciline tescil ve ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece Mahkemesi işbu tedbir talebi yönünden de 12/05/2026 tarihli gerekçeli ara kararıyla:
"....Dava Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin) talebine ilişkindir.
Bilindiği ve öğretide de kabul edildiği üzere ihtiyati tedbir "...kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır." şeklinde tarif edilmiştir. (Medeni Usul Hukuku 12.Baskı Sh.714-Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ...) Anılan tariften de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbir diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu şey üzerinde yeni bir takım ihtilafların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır.
Nitekim 6100 sayılı HMK'nın onuncu kısmının birinci bölümünde düzenlenen ihtiyati tedbir müessesesi 389. madde başlığında "geçici hukuki korumalar" olarak vasıflandırılmış ve aynı maddenin birinci fıkrasında "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir" şeklinde şartları belirtildikten sonra takip eden maddelerde bu konudaki talep verilecek karar ve içereceği hususlar, teminat, kararın uygulanması gibi sair hususlar da duraksamaya yer bırakmayacak şekilde takip edilmesi ve yapılması gerekli usul ve prosedür vazedilmiştir.
Diğer taraftan, ihtiyati tedbir kararının kabul edilebilmesi bakımından yasanın 390/3. maddesi hükmünde ihtiyati tedbir isteyenin haklılığı konusunda tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel yaklaşık bir kanaatin yeterli olacağı öngörülmüş olup, Yasanın hükümet gerekçesinde de belirtildiği üzere yaklaşık ispat durumunda "... hâkim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte zayıf bir ihtimalde olsa aksinin mümkün olduğu ihtimalini gözardı edemez. Bu sebepledir ki haksız olma ihtimali de dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması..." hükme bağlanmıştır.
Geçici hukuki koruma tedbirlerinin amacı, hak talebinde bulunanlara etkin bir hukuki koruma sağlamak olup, bu da Anayasanın 2. maddesindeki "Hukuk Devleti" ile 36. maddesindeki "Hak Arama Hürriyeti" ve İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan ''Adil Yargılanma ve Mülkiyet Hakkı'' olarak ulusal ve uluslararası hukukta belirlenen temel hakları güvence altına almaktır. HMK’ nun 389. maddesinde ''Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
Mahkememizin 06/05/2026 tarihli ara kararı ile ; Davacı vekilinin şirket müdürününün yönetim ve temsil yetkilerinin kaldırılması, şirkete kayyım atanması, banka hesaplarına tedbir konulması TTK m. 638/2 uyarınca davanın devamı süresince ortaklıktan doğan hak ve borçların dondurulması taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE, karar verilmiş, karar davacı vekiline tebliğ edilmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; talebin davanın esasına ilişkin olduğu, keza talebin yargılamayı gerektirdiği, mevcut delil durumu ve dosya kapsamı itibari ile yaklaşık ispat koşulu oluşmadığı, dosyaya yeni bilgi ve belge sunulmadığı, dosyada davalıların mal kaçırmasına yönelik olarak herhangi bir belgeye rastlanılmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş ve aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin Dava süresince şirket varlıklarının korunması amacıyla, şirket müdürü ...'ın tek başına olan temsil yetkisinin İHTİYATİ TEDBİREN MÜŞTEREK TEMSİLE (ÇİFT İMZA) dönüştürülmesi talepli İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN REDDİNE,
2-Kararın taraflara tebliğine,..." şeklinde karar vermiştir.
Davacı vekili işbu 12/05/2026 tarihli ara kararı yasal süresi içerisinde istinaf etmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili 13/05/2026 tarihli istinaf dilekçesinde özetle ;
"..Yerel mahkemece verilen 12/05/2026 tarihli ara karar ile müvekkilin haklarını ve şirket malvarlığını korumaya yönelik "müşterek temsil" (çift imza) usulüne geçilmesi talebimiz; "yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığı" ve "talebin yargılamayı gerektirdiği" gerekçeleriyle reddedilmiştir. Söz konusu karar usul ve yasaya aykırı olup kaldırılması gerekmektedir. Şöyle ki;
Mahkeme kararında dosyada "yaklaşık ispat" koşulunun oluşmadığı belirtilmişse de; dava dilekçemiz ekinde sunulan ve Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2026/1435 Soruşturma numaralı dosyasında yer alan somut veriler bu gerekçeyi boşa çıkarmaktadır.
Şirket müdürü ...’ın, şirket hesaplarını (...bank ...) şahsi hesabı gibi kullandığı, ... gelirlerini ve kaporaları "elden alınan iadesi" gibi gerçek dışı açıklamalarla kendi hesabına aktardığı banka kayıtları ile sabittir.
Sadece Temmuz-Eylül 2025 dönemini kapsayan üç ayda, toplamda 770.000,00 TL civarında bir meblağın şirket aktifinden müdürün şahsi malvarlığına sistemli bir şekilde geçirildiği somut verilerle ispatlanmıştır.
HMK m. 390/3 uyarınca ihtiyati tedbir kararı için tam kanaat değil, "kuvvetle muhtemel yaklaşık bir kanaat" yeterlidir. Dosyadaki banka dökümleri ve savcılık soruşturması, müdürün sadakat ve özen yükümlülüğünü ağır şekilde ihlal ettiğini "yaklaşık ispat" sınırının çok ötesinde ortaya koymaktadır.
Mahkeme daha önce yönetim yetkisinin kaldırılması ve kayyım atanması talebimizi reddetmiştir. Bu kez talep ettiğimiz "müşterek temsil" (çift imza) usulü, şirketin ticari faaliyetlerini durdurmayan ancak denetimi sağlayan en ölçülü geçici hukuki koruma yöntemidir. Şirketin halen ... tarafından "tek imza" ile temsil ediliyor olması, telafisi imkansız zararlara kapı aralamaktadır. Müdürün, diğer ortakların denetim haklarını engellediği ve hesap hareketlerini gizlemeye çalıştığı da vakıadır. Bu riskin minimize edilmesi için çift imza şartı getirilmesi, adaletin tesisi için elzemdir.
Yerel mahkemenin "talebin davanın esasına ilişkin olduğu" yönündeki tespiti hatalıdır. Dava; haklı sebeple ortaklıktan çıkma ve ayrılma akçesinin tahsiline ilişkindir. İhtiyati tedbir talebimiz ise, karar tarihine kadar şirketin içinin boşaltılmasını engellemek ve müvekkilin alacağı olan "gerçek değerdeki" ayrılma akçesinin fiktif şekilde düşürülmesinin önüne geçmektir. Şirket malvarlığı korunmadığı takdirde, davanın sonunda müvekkil lehine hükmedilecek bedelin tahsil kabiliyeti kalmayacaktır. Ayrıca, şirket ortağının eşi tarafından müvekkilin eşine yönelik cinsel taciz eylemleri nedeniyle açılan kamu davası (İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesi 2026/352 E.) ve taraflar arasındaki hasmane tutum göz önüne alındığında, mevcut yönetim tarzının müvekkil açısından "çekilmez" hale geldiği açıktır.
SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen ve re’sen gözetilecek nedenlerle;
Nevşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (ATM Sıfatıyla) 12/05/2026 tarihli ihtiyati tedbirin reddine dair ara kararının KALDIRILMASINA,
Dava süresince şirket varlıklarının korunması amacıyla, şirket müdürü ...’ın tek başına olan temsil yetkisinin İHTİYATİ TEDBİREN MÜŞTEREK TEMSİLE (ÇİFT İMZA) dönüştürülmesine,Kararın Ticaret Sicili’ne tescil ve ilanına karar verilmesini" ileri sürmüş ve talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
H.M.K 355. Maddesi gereğince inceleme Kamu Düzenine aykırılık halleri dışında istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Ön inceleme yönünden bir eksikliğin bulunmadığı anlaşıldığından, davacı vekilince ileri sürülen istinaf sebepleri incelenmiştir.
İstinaf dilekçesinde ileri sürülen istinaf sebepleri , mahkemece verilen ve istinaf edilen 12/05/2026 tarihli gerekçeli ara kararda yazılı açıklamalar ile bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamı birlikte incelenip değerlendirildiğinde ; İşbu derdest davada davacı tarafça istenen söz konusu ihtiyati tedbir talebinin kabulü için HMK 389.vd. maddeleri gereğince aranan gerekli ve yaklaşık ispata dair yeterli koşulların bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamına göre bulunmadığı,bu aşamadaki iddia ve beyanlarının mevcut derdest dava dosyası kapsamı itibari ile, istenen sözkonusu ihtiyati tedbir talebinin kabulü için yasaca aranan gerekli ve yaklaşık ispata dair yeterli olmadığı anlaşıldığından , söz konusu ihtiyati tedbir talebinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle ve mahkemece de, istinaf edilen 12/05/2026 tarihli gerekçeli ara kararı ile ihtiyati tedbir talep eden davacı tarafın söz konusu ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş olduğundan, istinaf edilen ara kararda mahkemece yazılı açıklamalar, yasal sebep ve gerekçeler de birlikte gözetildiğinde, istinaf edilen ara kararda usul, yasa ve bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamı yönlerinden herhangi bir isabetsizlik ve aykırılığın bulunmadığı, ara kararının hukuka uygun olduğu , bu nedenlerle de ihtiyati tedbir talep eden davacı tarafın yukarıda yazılı istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ;
1- NEVŞEHİR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'nin (ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA) 2026/130 Esas sayılı, 12/05/2026 tarihli ara kararının hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun H.M.K. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı taraftan peşin olarak alındığından hakkında harçla ilgili yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına,
3-İstinaf eden davacı tarafından yapılan istinaf yoluna başvuru harcı ve istinaf posta giderlerinin derdest dava sonunda ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda değerlendirilmesine,
4-İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına ,
5-HMK 302/5 maddesi gereğince işbu ilamın kesinleşme kaydı yapılan kararın yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin , harç tahsil işlemlerinin, HMK 359/4 Maddesi gereğince bu kararın taraflarına tebliği işlemlerinin yapılması ve artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 362/1-f ile 391/3 bendi uyarınca KESİN olarak oy birliği ile karar verildi. 22/06/2026