Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1314 E. 2026/1615 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1314
Karar No
2026/1615
Karar Tarihi

T.C.

ERZURUM

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

1. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1314

KARAR NO : 2026/1615

KARAR TARİHİ : 21/09/2026

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 01/06/2026

NUMARASI : 2026/.. Esas - 2026/...Karar

DAVANIN KONUSU : Eser Sözleşmesine Dayalı Alacak İstemi

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen eser sözleşmeleri uyarınca müvekkilinin Erzurum'daki iki ayrı projede alçı sıva, dış cephe mantolama ve fayans işlerini anahtar teslim tamamlayarak teslim ettiğini, teknik metraj cetvellerine göre toplamda 51.012.285,00 TL tutarında hakediş alacağı doğduğunu, 03.05.2024 tarihli Gayrimenkul Satış Sözleşmesi ile taahhüt edilen .... Blok.. Kat ... daire ve bakiye 27.000.000,00-TL'yi aşkın kısmı karşılayacak bağımsız bölümlerin tescil edilmediği gibi nakit ödeme de yapılmadığını, arabuluculuk sürecinde talep edilen 22.000.000,00-TL hakedişe yönelik anlaşma sağlanamadığını, davalının edimini ifa etmeyerek temerrüde düştüğünü ve mal kaçırma hazırlığında olduğunu, müvekkilinin yargılama giderlerini ödeme gücü bulunmadığından adli yardım talebinin kabulü ile ihtiyati haciz kararı verilmesini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası kapsamında tespit edilecek zararlarının tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 18.05.2024 tarihli sözleşmenin tarafı olan diğer ortağın davada yer almaması sebebiyle aktif husumet yokluğu bulunduğunu, alacak miktarının davacı tarafça 55.953.005,00 TL olarak somutlaştırılması karşısında belirsiz alacak davası açılamayacağını, eksik ve ayıplı imalatların tespiti için ivedi keşif yapılmasının gerektiğini, davacıya bağımsız bölüm devirleri yapıldığını, talimatıyla üçüncü kişilere satış bedellerinin ödendiğini, ayrıca 8.950.000 TL tutarında çek ve banka havaleleri verildiğini, fatura sunulmadığını ve hakedişlerin kesinleşmediğini, işin terk edilmesi nedeniyle oluşan tamamlama giderleri ve zararların takas-mahsubunun zorunlu olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

YEREL MAHKEME KARARI; Mahkemece " ...Somut uyuşmazlıkta davanın dayanağı, dava dilekçesinde de açıkça belirtildiği üzere 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi niteliğindeki taşeronluk ilişkisi ile buna bağlı olduğu ileri sürülen gayrimenkul satış vaadi içerikli edimlerdir. Eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemi, 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesinde sayılan mutlak ticari dava türlerinden değildir. Bu nedenle davanın asliye ticaret mahkemesinde görülebilmesi için uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması gerekir.

Davalı taraf anonim şirket olup tacir sıfatını haiz ise de, davacı ...’ın tacir olduğuna veya dava konusu ilişkinin davacı yönünden ticari işletmesiyle ilgili bulunduğuna dair dosya kapsamında yeterli ve denetime elverişli bir kayıt mevcut değildir. Mahkememizce yapılan araştırma kapsamında dosyaya katılan .... Ticaret Sicil Müdürlüğü yazı cevabında, davacı ... adına tacir/şahıs işletmesi kaydına rastlanılmadığı bildirilmiş; ....Vergi Dairesi Müdürlüğü yazı cevabında ise davacının herhangi bir ticari faaliyetini gösterir vergi kaydının bulunmadığı belirtilmiştir. Bu resmi yazı cevapları karşısında, davacının bir ticari işletmeyi kendi adına işleten tacir sıfatıyla hareket ettiğini veya uyuşmazlığın davacı bakımından ticari işletmesiyle ilgili bulunduğunu kabul etmeye elverişli somut bir belge dosyaya yansımamıştır.

Davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü alacak miktarının yüksek olması, işin çok sayıda bağımsız bölüm ve farklı imalat kalemleriyle ilgili bulunması, davacının taşeron olarak nitelendirilmesi veya uyuşmazlığın inşaat faaliyeti kapsamında doğmuş olması, tek başına davacının tacir olduğunu ya da ticari işletme işlettiğini kabule yeterli değildir. Zira tacir sıfatı, salt uyuşmazlık konusu işin ekonomik değerinin büyüklüğüne değil, kişinin bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işletip işletmediğine bağlıdır. Dava konusu işin yüksek bedelli olması, teknik ve kapsamlı imalat kalemleri içermesi veya davalı şirket bakımından ticari faaliyet kapsamında değerlendirilmesi, davacı gerçek kişinin ticaret siciline kayıtlı ya da vergi kaydı bulunan bir ticari işletme sahibi olduğunu göstermediği gibi, 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesi anlamında uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olduğu sonucunu da doğurmaz.

Öte yandan davacı tarafça dava açılmadan önce 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesi kapsamında ticari arabuluculuğa başvurulmuş olması, dava dilekçesinde ticari avans faizi talep edilmesi veya davalı şirketin ticari defterlerine dayanılması da görevli mahkemeyi belirleyen hukuki ölçütleri değiştirmez. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, tarafların nitelendirmesi, arabuluculuk başvurusunda kullanılan hukuki vasıf veya talep edilen faiz türü, kanunen ticari dava niteliğinde olmayan bir uyuşmazlığı ticari dava haline getirmez.

Hâl böyle iken, uyuşmazlık mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı gibi, davacı gerçek kişinin tacir olduğuna ve dava konusu ilişkinin davacı yönünden ticari işletmesiyle ilgili bulunduğuna dair dosya kapsamında somut ve yeterli delil mevcut olmayıp, davanın 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesi anlamında nispi ticari dava olarak kabulü de mümkün görülmediğinden ve uyuşmazlık, genel hükümlere tabi eser sözleşmesinden kaynaklanan malvarlığı hakkına ilişkin bir alacak davası niteliğinde olup, 6100 sayılı HMK’nın 2. maddesi uyarınca görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olduğundan 6100 sayılı HMK’nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine... " şeklinde karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ;

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerleşik içtihatlar uyarınca tacir sıfatının tespitinde yalnızca sicil kayıtlarının değil işin hacmi, organizasyon yapısı ve bilanço esasına göre defter tutma mecburiyeti gibi kriterlerin esas alınması gerektiğini, uyuşmazlık konusu taşeronluk sözleşmesinin milyonlarca liralık imalatı kapsayıp teknik organizasyon, süreklilik ve profesyonel şantiye yönetimi gerektirdiğini, davacının faaliyeti ticari işletme organizasyonuyla yürüttüğünü, mahkemenin vergi kayıtları ve defter tutma esasını incelemeksizin salt sicil kaydı yokluğuna dayanarak eksik incelemeyle karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;

İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda;

Dava, eser sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkin olup, Mahkemece davacı gerçek kişinin tacir olduğuna ve dava konusu ilişkinin davacı yönünden ticari işletmesiyle ilgili bulunduğuna dair dosya kapsamında somut ve yeterli delil mevcut olmayıp, davanın 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesi anlamında nispi ticari dava olarak kabulü de mümkün görülmediğinden ve uyuşmazlık, genel hükümlere tabi eser sözleşmesinden kaynaklanan malvarlığı hakkına ilişkin bir alacak davası olduğundan görevli Mahkeme'nin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenine ilişkindir. (HMK m.1) Nitekim Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-c maddesi görevi dava şartları arasında saymıştır. Bu itibarla görev kuralları tarafların ileri sürmesine gerek olmaksızın hâkim tarafından ve yargılamanın her aşamasında resen gözetilir.

Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk "davalarının" ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan "davalara", ticaret mahkemesinde bakılacağı TTK'nın 21. maddesi gereğince her iki tarafın tacir olması ve tarafların ticari işletmesi ile ilgili olan davalar, taraflardan birinin ticari işletmesiyle ilgili olması kaydıyla Borçlar Kanununun havale hakkındaki ve vedia hakkındaki 463-482. maddelerinde düzenlenen hususlardan doğan nispî nitelikteki ticari davalar yönünden de ticaret mahkemesi görevlidir.

Diğer yandan davanın nispi ticari dava olması için her iki tarafın tacir olup mal alım ve satımın tarafların ticari işletmeyle ilgisinin bulunması zorunludur. Bir tarafın tacir sayılması için, bilindiği üzere TTK'nın 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmüne havidir.

Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18.06.2007 tarihinde kararlaştırılıp.., ...tarih ve... sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/... sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir.

5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 3. maddesine göre “esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler” olarak belirtilmiştir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 15. maddesinde "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır.

Yargıtay yerleşik uygulamaları gereğince, bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, Türk Ticaret Kanunu yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez.

6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir.

Bu bağlamda anılan karar ile kabul edilen ilkelere göre esnaf ile tacir ayrımı yapılacaktır. Gelir vergisinden muaf olanlar ile basit usulde vergilendirilenler, başka hiçbir koşul aranmadan esnaf sayılacak, işletme hesabına göre defter tutanlar yönünden ise ekonomik faaliyetin sermaye ile birlikte bedeni çalışmaya dayanıp dayanmadığı ve yürütülen faaliyetin sonuçlarının VUK’nun 177/1. maddesinin 1 ve 3 nolu bentlerindeki limitlerin yarısını ya da yerine göre ikinci bentteki limitin tamamını aşıp aşmadığına bakılacaktır. Ticari işletmede, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlanması gerekmektedir.

Somut olayda uyuşmazlık, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun 470. vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Anılan bu tür uyuşmazlıklar 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir. Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kimsenin tacir olarak kabul edilmesi gerektiği, yapılan işin hacim ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirmesi ve ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyeti vermesi halinde bu müessesenin de ticari işletme sayılması gerektiği, ticari işletmenin ticaret siciline kayıtlı olmaması, vergi kaydı veya mükellefi olup olmamanın tacir olarak kabul edilmede kesin bir ölçüt olarak değerlendirilemeyeceği de açıktır. Yargıtay 11. HD. 2007/7851 E, 2008/10258 K, Yargıtay 23. HD. 2015/6390E, 2016/3589K) Açıklamalar ışığında Mahkemece belirtilen usulde yöntemince araştırma yapılmadığı davacının gelir vergisinden muaf olup olmadığı, 6102 sayılı TTK'nın 11/2. maddesi uyarınca çıkarılan en son tarihli Bakanlar kurulu kararı da araştırıldıktan sonra, davacının tacir sıfatının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, faaliyet sonuçlarının VUK’nun 177/1. maddesinin 1 ve 3 nolu bentlerindeki limitlerin yarısını ya da yerine göre ikinci bentteki limitin tamamını aşıp aşmadığı araştırılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken işletme kaydı bulunmadığı ve vergi mükellefi olmadığı gerekçesi ile eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle davalının istinaf başvurusunun kabulü ile belirtilen şekilde araştırma yapılmasını teminen HMK’nun 353/1-a-6 maddesi uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, HMK’nun 353/1-a-6 maddesi uyarınca, Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/135 Esas - 2026/325 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine,

3-Davalı tarafından yatırılan 732,00-TL istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,

4-İstinaf incelemesi esnasında yapılan yargılama giderlerinin yeniden yapılacak yargılamada ele alınmasına,

5-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1314, K. 2026/1615, T. 21.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1314-e-2026-1615-k-066cfe17dd2b