Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1228 E. 2026/1961 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1228
Karar No
2026/1961
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1228 KARAR NO : 2026/1961

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 24/04/2026 NUMARASI : 2026/335 D.İş Esas 2026/335 D.İş Karar DAVANIN KONUSU : İhtiyati Haciz BAM KARAR TARİHİ : 17/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 17/09/2026

İhtiyati haciz isteyen vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: İhtiyati haciz isteyen vekili talep dilekçesinde özetle; müvekkil ... ile borçlu ... arasında, hayvancılık ve et tedariki sektörünün gereklerine uygun olarak süregelen, güven esasına dayalı ve yoğun bir ticari ilişkinin olduğunu, ilişki kapsamında müvekkil, borçlu şirketin et ve canlı hayvan ihtiyacını karşılamak üzere muhtelif tarihlerde büyükbaş hayvan satışı ve teslimatı gerçekleştiğini, söz konusu ilişkinin yalnızca taraflar arasındaki sözlü mutabakatla sınırlı kalmadığını, düzenlenen e-arşiv faturaları, sevk edilen malların nev’i ve miktarı ile banka kayıtlarına yansıyan kısmi ödemelerle somut ve denetlenebilir bir hukuki zemine oturduğunu, müvekkil tarafından borçlu şirkete yönelik gerçekleştirilen satışlar, 2026 yılının Mart ve Nisan aylarında yoğunlaşmış ve her bir teslimat için 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun olarak e-arşiv faturalarının tanzim edildiğini, Müvekkilin borçlu ...'nden alacağı olan 2.821.000,00 TL'nin tahsili için borçlunun menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacakları üzerine öncelikle teminatsız olmak üzere ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...,Talep ihtiyati haciz istemine ilişkindir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticarî dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Tüm bu açıklamalar karşısında talep edenin tacir olduğuna dair iddia ve ispat olmadığından mahkememizin görevli olmadığı kanaatiyle ihtiyati haciz talebinin görev yönünden usulden reddine karar vermek gerekmiştir.," gerekçesi ile; "1-Mahkememiz görevli olmadığından HMK'nun 114/1-c, 115/2 maddeleri gereğince ihtiyati haciz talebinin görev yönünden usulden reddine, "şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı ihtiyati haciz isteyen vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: İhtiyati haciz isteyen vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin görevsizlik kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesince müvekkilinin tacir olduğuna dair iddia ve ispat bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verdiğini, bu kabulün, somut olayın mahiyetine ve Türk Ticaret Kanunu'nun ruhuna aykırı olduğunu, yaklaşık ispat koşulunun fazlasıyla gerçekleştiğini, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için İİK m. 258 uyarınca yaklaşık ispatın yeterli olduğunu, müvekkilinin, alacağını tahsil etmek amacıyla araştırma yaptığında borçlu şirketin borçlardan kaçmak için faaliyetlerini durdurmuş gibi gösterdiğini, isim değişikliği için uğraşlarda bulunduğunu öğrendiğini, şirketin 26.09.2025 tarihinde ani bir unvan, ortak ve adres değişikliği ile turizmden et ticaretine dönüştürülmesi ve bu dönüşümden hemen sonra müvekkilini yüksek meblağlı borçlandırıp ortadan kaybolmasının, tipik bir "mal kaçırma ve alacaklıyı zarara uğratma" kastı olduğunu, ihtiyati haciz kararı verilmemesi halinde, müvekkilinin alacağına kavuşmasının imkansız hale geleceğini beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Talep, satımdan kaynaklı ihtiyati haciz istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. İİK'nın 258.maddesi; "İhtiyati hacze 50 nci maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verilir. Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeye mecburdur. Mahkeme iki tarafı dinleyip dinlememekte serbesttir. (Ek fıkra: 17/07/2003 - 4949 S.K./60. Md.; Değişik fıkra: 02/03/2005-5311 S.K./16.mad) İhtiyatî haciz talebinin reddi halinde alacaklı istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir." şeklindedir. İlk derece mahkemesince, talep edenin tacir olduğuna dair iddia ve ispat olmadığından mahkemenin görevli olmadığı gerekçesi ile ihtiyati haciz isteminin usulden reddine karar verilmiş, karara karşı talep eden vekili tarafından süresi içerisinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Dairemizce yazılan müzekkere cevaplarında talep edenin ikinci sınıf tacir olduğu, 213 sayılı VUK 177/1 Maddesindeki nakdi limitlerin yarısını aştığı, Ticaret Odası kaydının bulunmadığı bildirilmiştir. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle gerçek kişi talep edenin tacir olup olmamasına göre davaya bakma konusunda mahkemenin görevli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Zira tarafların tacir olup olmamasına göre görevli mahkeme ile birlikte uygulanacak hükümler farklılık göstermektedir. Ticaret Mahkemelerinin görevi TTK'nın 5.maddesinde düzenlenmiş ve maddenin 1.bendinde; "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." denilmiştir. Bir davanın ticari dava olup olmadığı ise TTK'nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmekte olup, öğretide benimsenen görüşe göre de ticari davalar kendi aralarında mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar için tarafların sıfatlarına ve dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmazken, nispi ticari davalarda dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığı kriter olarak kabul edilmiştir. Ticari işletme, TTK'nın 11/1.maddesindeki tanıma göre; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletmenin unsurları; esnaf işletmesi için öngörülen sınırın üzerinde bir gelir sağlamayı hedef tutan faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık olarak düzenlenmiştir. Buradaki faaliyet iktisadi faaliyet olup, amacı gelir elde etmektir. Kanunda ticari işletme için herhangi bir miktarda gelir değil, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşar düzeyde gelir sağlama amacı aranmıştır. Yargıtayın yerleşik uygulamalarına göre, bir kimsenin vergi mükellefi olması, TTK yönünden de tacir kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da odaya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. TTK’nın 15. maddesinde ; "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18.06.2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21.07.2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf-tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir. 21.07.2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 18.06.2007 tarihli 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile esnaf ve tacir ayrımına esas sınırlar belirlenmiş olup, bu kararda, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 177. maddesinde belirtilen hadlerden, 1. ve 3. bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda yarısını, 2. bendeki faaliyetlerde bulunanların bu tutarın tamamını aşanların tacir olacağı belirlenmiştir. Somut uyuşmazlıkta; dosyaya celbolunan yazı cevaplarına göre faaliyetin ilgili dönem hadleri itibariyle 213 sayılı VUK 177.maddesinde belirtilen sınırları aştığı görülmekle ihtiyati haciz talep edenin tacir olduğu, haciz istenen şirket de tacir olduğundan eldeki davanın nispi ticari dava niteliği taşıdığı, HMK'nın 390. maddesi uyarınca ihtiyati tedbirin, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edileceği anlaşıldığından görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleri olup ilk derece mahkemesince işin esası incelenmek yerine talebin görev yönünden usulden reddine kararı verilmesi doğru olmamıştır. Bu itibarla, talep eden vekilinin bu yöne ilişkin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile mahkemece verilen kararın HMK'nın 353/(1)-a-3. maddesi uyarınca kaldırılmasına, HMK'nın 353/(1)-a maddesi gereğince dava dosyasının Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesi'ne gönderilmesine dair aşağıda belirtilen şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İhtiyati haciz isteyen talep eden vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE, 2-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/04/2026 Tarih, 2026/335 D.İş Esas ve 2026/335 D.İş Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-3 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın esas ilişkin istemleri inceleyip karara bağlamak üzere görevli bulunan ve kararı kaldırılan ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4-İstinaf yoluna başvuran taraf vekili tarafından yatırılan 732,00 TL istinaf peşin karar harcının istek halinde kendisine iadesine, 5-İstinaf yoluna başvuran vekilinden alınan 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6- İstinaf yargılama giderlerinin esas karar ile birlikte değerlendirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/(1)-a bendi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 17/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1228, K. 2026/1961, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1228-e-2026-1961-k-ef46e5408510