Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1260 E. 2026/1963 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1260
- Karar No
- 2026/1963
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/1260 KARAR NO : 2026/1963
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/04/2026 NUMARASI : 2016/279 Esas 2026/352 Karar DAVANIN KONUSU : Borçtan Kurtulma Davası BAM KARAR TARİHİ : 17/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 17/09/2026
Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının bir dönem müvekkiline ait evde kiracı olarak oturduğunu, davalının, müvekkilinin eşinin vefat etmesi sonucu maaş bağlanmaması nedeniyle SGK nezdinde müvekkiline yardımcı olduğunu ve SGK'da gerekli olduğu kanısında birtakım belge ve dilekçeler imzalattığını, bu belgeler arasında da kendisinin alacaklı olarak göründüğünü ve Aydın 3. İcra Müdürlüğünün 2015/3734 sayılı dosyası ile takibe konulan bonoyu da imzalatmış olduğunu, müvekkilini rahatsız ederek tehdit etmek için aradığında bunu itiraf ettiğini bu hususun tanık beyanları ile de doğrulanacağını beyanla, Aydın 3. İcra Müdürlüğünün 2015/3734 sayılı dosyasına konu senedin müvekkilden hile ile alındığından borçlu olmadığının tespitine, %20'den az olmamak üzere tazminata, masraf ve vekalet ücretinin davalı yedinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın açmış olduğu davayı kabul etmediklerini, davacının dava dilekçesindeki iddialarının tamamen gerçek dışı olduğunu, davacının zengin olduğu ve malvarlığının bulunduğu hususlarının doğru olduğu ve müvekkilinin davacının kiracısı olup davacıya çeşitli konularda yardımcı olduğu, davacının o an için nakit parasının olmaması nedeniyle müvekkilinin bankadan kredi çekmek suretiyle para verdiği ve karşılığında icra takibine konu olan senedi aldığı, davacının tanık delilini kabul etmediklerinden bahisle davanın reddine ve davacının %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...,Davanın; davacının, davaya konu senet ve icra takibinden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine yönelik menfi tespit davası olduğu, Taraflar arasındaki ihtilafın, Aydın 3. İcra Müdürlüğünün 2015/3734 takip sayılı dosyasında icra takibine konu 10/05/2014 düzenleme tarihli 30/12/2014 vade tarihli 64.000,00-TL bedelli bononun altındaki imzanın davacıya ait olup olmadığı ve bu bonodan dolayı davacının borçlu olup olmadığı noktalarında toplandığı, Aydın Kapatılan 3.İcra Dairesi'nin (Aydın İcra Dairesi) 2015/3734 Esas sayılı icra takip dosyasının incelenmesinden, davalı tarafça davacı hakkında 30.01.2015 tarihinde 30.12.2014 vade tarihli ve 64.000,00 TL bedelli senede dayalı olarak toplam 64.707,51 TL üzerinden icra takibinin başlatıldığı, davacı tarafın icra dairesinin yetkisine karşı ileri sürmüş olduğu itiraz kapsamında Aydın 1.İcra Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 2015/59 Esas, 2015/281 Karar ve 17.09.2015 tarihli karar ile Aydın Kapatılan 3.İcra Dairesi'nin yetkisizliğine ve yetkili icra dairelerinin İzmir İcra Daireleri olduğuna ilişkin olarak karar verildiği ve kararın 02.05.2016 tarihinde kesinleşmiş olduğu, dosyanın İzmir 12.İcra Dairesi'nin 2016/16590 Esas sırasına kaydedilmiş olduğunun görüldüğü, İzmir 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/48 Esas ve 2015/283 Karar sayılı dosyasının incelenmesinden, sanık ... hakkında 28.05.2015 tarihli karar ile sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret suçundan adli para cezasına ilişkin olarak hüküm kurulduğu ve kararın 28.05.2015 tarihinde kesinleşmiş olduğunun görüldüğü, Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller, tüm dosya kapsamı belgeler ile tanık beyanının birlikte değerlendirilmesi neticesinde, işbu davanın Aydın (Kapatılan) 3. İcra Müdürlüğünün 2015/3734 takip sayılı dosyasında icra takibine konu 10/05/2014 düzenleme tarihli 30/12/2014 vade tarihli 64.000,00-TL bedelli bononun altındaki imzanın davacıya ait olup olmadığı ve bu bonodan dolayı davacının borçlu olup olmadığı noktalarında toplandığı, davaya konu Aydın (Kapatılan) 3.İcra Müdürlüğünün 2015/3734 Esas sayılı icra takip dosyasında avalı tarafça davacı hakkında 30.01.2015 tarihinde 30.12.2014 vade tarihli ve 64.000,00 TL bedelli senede dayalı olarak toplam 64.707,51 TL üzerinden icra takibinin başlatıldığı, davacı tarafın icra dairesinin yetkisine karşı ileri sürmüş olduğu itiraz kapsamında Aydın 1.İcra Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 2015/59 Esas, 2015/281 Karar ve 17.09.2015 tarihli karar ile Aydın Kapatılan 3.İcra Dairesi'nin yetkisizliğine ve yetkili icra dairelerinin İzmir İcra Daireleri olduğuna ilişkin olarak karar verildiği ve kararın 02.05.2016 tarihinde kesinleşmiş olduğu, davaya konu icra takibinin İzmir 12.İcra Dairesi'nin 2016/16590 Esas numarasına kaydedildiği, davacı tarafça Aydın 1.İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/59 Esas, 2015/281 Karar ile verilen yetkisizlik kararı gereğince davalının süresi içerisinde dosyanın gönderilmesine ilişkin talepte bulunmadığından bahisle itirazda bulunduğu, İzmir 9.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/299 Esas, 2018/460 Karar ve 05.07.2018 tarihli kararı ile davacının şikayetinin kabulüne karar verilerek davaya konu icra takibinin açılmamış sayılmasına karar verildiği ve icra takibinin kapatıldığı dikkate alınarak konusu kalmayan dava nedeniyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği, ancak Aydın (Kapatılan) 3.İcra Müdürlüğünün 2015/3734 Esas sayılı dosyasının yetkisizlik kararına istinaden İzmir 12.İcra Dairesine gönderilmesi ve icra takibinin devam etmesi ve mahkememizce dinlenen tanık beyanı dikkate alınarak davacının işbu davayı açmakta haklılığı sabit olmakla yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur," gerekçesi ile; "Davanın konusuz kalması nedeniyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına,"şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin 10 yılda 40 celse bekleyip en başta verebileceği kararı bu son duruşmada davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle reddetmesinin usul ekonomisine aykırı olduğunu, yapılan masraflardan ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmasının da hakkaniyete aykırı olduğunu, ancak davacı tarafın, dava dilekçesinde senedin müvekkilinden hile alındığını iddia ettiğini, yani davanın konusunun senet olduğunu, davanın konusuz kalması için senedin iptalinin gerektiğini, yani icra takibinin iptalinin borcun varlığını ortadan kaldırmayacağını, davacı asil ile müvekkili arasında davacının belirttiği gibi bir telefon görüşmesinin hiç gerçekleşmemiş olmasına rağmen tanık ...'ın sanki telefon görüşmesi yapılmış da kendisinin de bu görüşmeye şahitlik etmiş gibi yalan ifadelerde bulunduğunu, tanık ...'in beyanının soyut olup davacı tarafça hangi tarihte ve saatte, nerede gerçekleştirildiğine ilişkin somut beyanlarda bulunulmadığını, açılan davayı kabul etmemekle birlikte davanın gereksiz yere uzamasına sebep olan davacı ile yerel mahkeme olduğunu, davacı tarafın, sürekli ATK'ya gitmeyerek davanın uzamasına sebep olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, kambiyo senedine dayalı olarak yapılan icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346). Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def'îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartlarını içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur. Davanın konusuz kaldığının tespit edilmesi halinde, mahkemece; esas (asıl talep) hakkında "Davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına" ilişkin hüküm kurulması gerekmektedir. Bu tür kararlar hükümler gibi (eda, tespit, inşai) nihai kararlardandır. Mahkeme kararı aynı zamanda dava konusu hakkın mevcut olmadığınıda tespit ettiği için tespit hükmü niteliğindedir. Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2015/17794 esas, 2016/8236 karar sayılı emsal ilamında; "Davacı vekili, davalı yanca müvekkili hakkında başlatılan takibe konu bononun müvekkili şirket adına bononun keşide tarihinden önce yetkisi sona eren dava dışı .... tarafından tanzim edildiğini belirterek, müvekkilinin takibe konu bono nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, bononun şirkette yetkisi sona eren ... tarafından düzenlendiğinin anlaşılması üzerine icra takibinden vazgeçildiğini, davacı şirketin müvekkile olan borcundan kaçmak amacıyla ... .'nın yetkilerini kaldırdıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davalı yanca davanın açıldığı tarihte takipten vazgeçildiği gerekçesiyle dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, davalının takip yapmakta haksız olması nedeniyle davacı lehine kötüniyet tazminatına ve yargılama giderine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, İİK.nun 72.maddesine dayalı olarak açılmış bonodan dolayı borçlu bulunulmadığının tesbiti istemine ilişkindir. Başka bir ifadeyle bu bononun dayanak yapıldığı icra takibinden dolayı borçlu bulunulmadığı biçiminde bir talep mevcut değildir. Her ne kadar alacaklı vekili bu bonoya dayanarak davacı aleyhine girişmiş olduğu icra takibinden vazgeçmiş ise de, bono halen alacaklı elinde bulunduğundan davacının bu bonoyu hükümden düşürmek amacı ile dava açmakta hukuki yararı mevcuttur. O halde davanın konusuz kaldığından da söz edilemez. Hal böyle olunca mahkemece davalı alacaklı vekilinin takipten vazgeçmiş olmasının alacaktan vazgeçme anlamına gelmeyeceği gözetilmeksizin davacının talebi yönünden işin esasına girilmesi gerekirken yazılı şekilde olaya uygun düşmeyen gerekçelerle hüküm kurulması doğru değildir. " şeklinde karar verilmiştir. Somut olayda ; İzmir 9.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/299 Esas, 2018/460 Karar ve 05.07.2018 tarihli kararı ile davacının şikayetinin kabulüne karar verilerek davaya konu icra takibinin açılmamış sayılmasına karar verildiği ve icra takibinin kapatıldığı dikkate alınarak konusu kalmayan dava nedeniyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş ise de davacı tarafça takibe konu senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesinin talep edildiği, senedin halen alacaklının elinde olduğu anlaşılmakla işin esasına girilerek ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır. Öte yandan kabul ve uygulamaya göre de 31/05/2020 tarihi itibarıyla 984,00 TL tutarında yatırıldığı zapta geçen tamamlama harcı ile ilgili hüküm kurulmaması da doğru olmamıştır. Sonuç olarak yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derecede önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması nedeniyle yukarıda yapılan açıklamalara göre, delillerin toplanarak sonuca varılması için yargılamaya devam edilmesi gerektiğinden HMK'nın 355 ve 353/1-a-6 maddeleri gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE, 2-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 17/04/2026 tarih, 2016/279 Esas ve 2026/352 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 355, 353/(1)-a-6. maddeleri gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, davalı yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-İstinaf yoluna başvuran davalıdan alınan 732,00 TL istinaf maktu karar harcının istek halinde İADESİNE, 6-İstinaf yoluna başvuran davalıdan alınan 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 7-İstinaf yargılama giderlerinin esas kararla birlikte ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. 17/09/2026