Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1267 E. 2026/1964 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1267
Karar No
2026/1964
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1267 KARAR NO : 2026/1964

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 26/03/2026 NUMARASI : 2025/243 Esas 2026/279 Karar DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) BAM KARAR TARİHİ : 17/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 17/09/2026

Katılma yoluyla davacı vekili ile davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine İzmir 24. İcra Dairesinin 2024/915 Esas sayılı dosyası ile alakalı ilamsız icra takibi başlatıldığını, takibe dayanak olarak 07.09.2023 tarihli faturanın gösterildiğini, ancak Araçları Satış, Devir ve Tescil Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Yönetmeliğinin 18.maddesi gereği araç alım satımının ancak noterde yapılacağının belirtildiğini, 07.09.2023 noter belgesinden de anlaşılacağı üzere aracın devir ve tescil işlemlerinin yapılmış olup müvekkili tarafından araç için ödemenin peşin olarak gerçekleştirildiğini, noter belgesinde araç bedelinin peşin olarak alındığının açıkça ortada olduğunu, resmi belge statüsünde olan bu belgenin aksini kanıtlar bir durum olmadan haksız yere müvekkili aleyhine takip başlatıldığını ve müvekkilinin 3 adet aracına haciz konduğunu, sadece bir faturaya dayanılarak hakkaniyete ve hayatın olağan akışına aykırı olarak gerçekleştirilen bu eylemin açıkça davalının kötü niyetini ortaya koyduğunu, bu sebeple davalı taraf aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek müvekkilinin İzmir 24. İcra Dairesi'nin 2024/915 Esas sayılı dosyasından ve takibe konu edilen faturadan dolayı borçlu olmadığının tespitine, davalı taraf aleyhine alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, davacı şirkete 07/09/2023 tarihinde .... plakalı aracı sattığını, tarafların tacir olup he iki şirketin de araç alım satımı yaptığını, bu şirketlerin araç alım satımını aralarında her zaman nakit para karşılığında yapmadığını, davaya konu araç satışında da müvekkilinin davacıdan nakit bir para almadığını, davacı şirket adına araç satışı gerçekleştirilerek araç bedeline karşılık olarak davacı şirket yetkilisi.... tarafından müvekkiline 1.750.000 TL bedelli 16/02/2024 vade tarihli senedin düzenlenerek verildiğini, araç bedeli karşılığı senet alan müvekkilinin karşılıklı iyi niyet ve güven ilkesi sebebiyle ve noterde satış devrinin gerçekleşmesi adına araç bedelini peşin aldığını beyan ettiğini, senet günü geldiğinde ... .tarafından senet bedelinin ödenmediğini, bunun üzerine İzmir 24. İcra Müdürlüğünün 2024/915 E.sayılı dosyası ile davacı şirket adına araç faturasına dayalı olarak 7 örnek icra takibi açıldığını, davacı şirketin dosya borcuna itiraz etmediğini, davacı şirketin borcunu ödememe niyetini ortaya koyması üzerine 18/03/2024 tarihinde şirket yetkilisi .... tarafından verilen senet İzmir 24. İcra Müdürlüğünün 2024/2963 E.sayılı dosyası ile icra takibine koyulduğunu, dosyanın derdest olup dosyada herhangi bir ödeme bulunmadığını, davacı tarafından müvekkiline ödenen bir para olmadığını, davacı şirketin ne alım sırasında ne de sonrasında müvekkiline nakit ödeme yapmadığını belirterek müvekkili aleyhine haksız olarak açılan davanın reddine karar verilmesini yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...,Dava, 07/09/2023 tarihli satış karşılığı semenin davalıya ödenip ödenmediği, söz konusu satış bedelini konu alan davalı şirket tarafından davacı şirket adına düzenlenen 07/09/2023 tarih ve GIB2023000000005 numaralı faturadan kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla İzmir 24. İcra Dairesinin 2024/915 Esas sayılı dosyasında aleyhinde başlatılan icra takibinden ve faturadan dolayı davalı şirkete borçlu olup olmadığının tespiti ile asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatının davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesi taleplerine ilişkindir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememizce 24/09/2024 tarihinde "...Davalı vekili Mahkememizce yapılan ön inceleme duruşmasında dava konusu takip dosyasından feragat ettiklerini, davacı vekili ise her ne kadar karşı taraf dava konusu icra takip dosyasından feragat etmiş ise de dava tarihi itibariyle haklı oldukları iddiası ile kötü niyet tazminatı verilmesi gerekmekte olduğunu beyan etmişlerdir. Davalı vekili 16/09/2024 tarihli dilekçesi ile dava konusu takipten takip konusu borcun araç devri şeklinde ödendiğinden bahisle feragat edildiğini beyan etmiştir. Bu aşamada, davanın konusuz kalması hususunda genel açıklama yapılmasında yarar vardır. İlke olarak her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre hükme bağlanır (28/11/1956 tarih ve 15/15 sayılı İBK). Ne var ki, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir nedenle dava konusunun ortadan kalkması halinde işin esası hakkında infaz kabiliyeti olan bir hüküm kurulmamaktadır. Dava konusu hakkın davacıya ödenmesi, verilmesi ya da müdahalenin kaldırılması, davacı ve davalı sıfatının birleşmesi, yeni çıkan bir kanun yada Anayasa Mahkemesi kararı ile ya da kişiye sıkı sıkıya bağlı ve mirasçılara geçmeyen bir hakka ilişkin davalarda taraflardan birinin ölümü gibi nedenlerle artık dava konusu edilen talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesine gerek ya da neden kalmıyorsa, burada davanın konusuz kalmasından söz edilebilir. Bu durumda, mahkemenin, bir tespit hükmü niteliğinde olmak üzere esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetmesi gerekmektedir. Davacı tarafça ikame edilen dava kapsamında borçlu olunmadığının tespiti talep edilen icra dosyasından dava açıldıktan bonra davalı tarafından feragat edildiği dikkate alındığında, hukuk yargılamasının genel ilkelerinden olan ''Her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere ilişkin koşullara göre hükme bağlanır.'' ilkesi gereğince haksız olduğunu kabul etmiş olan davalının yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu olacağı izahtan varestedir. Davalı davacının inkarı karşısında takipte tahsili talep edilen borcun ödenmesi nedeni ile takipten feragat edildiği yönündeki iddiasını ispat edememiştir. Tüm bu nedenlerle konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur," şeklinde karar verilmiş olup İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 20/02/2025 Tarih 2025/117 Esas 2025/369 Karar sayılı sayılı ilamı ile, "Gerekçeli kararda " haksız olduğunu kabul etmiş olan davalının yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu olacağı izahtan varestedir." şeklinde gerekçeye yer verilip, hüküm kısmında ise "4- Davacı duruşmada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre hesap ve takdir edilen 168.600,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5- Taraf vekilleri lehine vekalet ücreti takdirine yer ve gerek olmadığına," hükmedildiği, bu durumda gerekçe ile hükmün 5.fıkrası arasında yine 4. ve 5. fıkralarının kendi arasında çelişki olduğu görülmüştür. İstinaf Dairesi ve Yargıtay tarafından hukuka uygunluk denetimi yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hüküm bulunması gerektiği açıktır. Öte yandan davacı tarafın "davalı taraf aleyhine alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesi" talebi, davalının yine kötü niyet tazminatı talebi bulunmakta olup bu hususlarda herhangi bir karar verilmemiştir. 7251 Sayılı Kanunla Değişik 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkra (a-6) bendinde; "mahkemece uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması” halinde kararın esasının incelenmeden kararın kaldırılmasına, duruşma yapılmadan kesin olarak karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Sonuç olarak yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derecede önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması, davacının dava dilekçesinde talep ettiği kötü niyet tazminatı yönünden ve davalı kötü niyet tazminatı talebi yönünden inceleme yapılarak olumlu veya olumsuz hüküm kurulması gerekmesi, kararın gerekçesi ile hüküm fıkraları arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi gerekmesi nedeniyle HMK'nın 297, 355 ve 353/1-a-6 maddeleri gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına" ifadelerine yer verilerek dosya yeniden yargılama yapılması amacıyla mahkememize gönderilmiştir. Somut olay mahkememizce değerlendirilerek mahkememiz 17/06/2025 tarihli duruşma tutanağının 1 numaralı ara kararı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 219/2. ve 222/1. maddelerinde tarafların delil olarak dayandığı ticari defter ve kayıtları ibraz ile yükümlü olduğu hüküm altına alındığından, taraf vekillerine bilirkişi incelemesine esas olmak üzere dava konusu ticari defter kayıt ve belgeleri mahkememize sunmak veya ticari defter ve belgelerin bulunduğu yeri mahkememize bildirmek üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 220/1. fıkrası uyarınca iki haftalık kesin süre verilmesine karar verilmiş, verilen kesin süre içinde ticari defter ve belgelerin mahkememize sunulmaması veya ticari defter ve belgelerin bulunduğu yerin mahkememize bildirilmemesi durumunda, söz konusu ticari defter ve belgelere delil olarak dayanılmaktan vazgeçmiş sayılacağı hususu taraf vekillerine ihtar edilmiş; taraf vekillerinin, müvekkillerine ait ticari defter ve belgelerin uyap sistemi üzerinden mahkememize bildirildiği beyan dilekçesini verilen kesin süre içerisinde mahkememize sunmuş oldukları görülmüştür. Davacı vekili tarafından 30/06/2025 havale tarihli dilekçesi ile müvekkiline ait defterlerin "... Mah. . .. Sok....Merkezi Kat:...Yakutiye/ERZURUM" adresinde bulunduğunun bildirilmesi üzerine mahkememizce davacı defterlerinin incelenmesi için Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazılmış ve dosya SMMM bilirkişiye tevdi edilerek bilirkişi raporu dosya muhteviyatına kazandırılmıştır. Talimat yoluyla edinilen 19/11/2025 havale tarihli tarihli bilirkişi raporunda özetle; davacı şirketin kağıt ortamında tutmakla yükümlü olduğu ticari defterleri (yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defteri) dosyaya ibraz ettiği, defterlerin noter açılış tasdiklerinin yasal süresi içinde yaptırıldığı, ancak yevmiye defterine ait kapanış tasdikinin bulunmadığı, envanter defterinin ise yazılmamış ve boş olduğunun tespit edildiği, bu nedenle sunulan ticari defterlerin TTK m. 222 kapsamında sahibi lehine delil vasfı taşımadığı; taraflarca düzenlenen İzmir 31. Noterliğinin 07.09.2023 tarih ve 21664 yevmiye numaralı araç satış sözleşmesinden kaynaklanan bir ticari ilişkinin bulunduğunun tespit edildiği; araç satış sözleşmesinde satış bedelinin peşin ödendiğinin yazılı olduğu, bununla birlikte davacının ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi sonucunda satışa ilişkin faturanın davalı şirket tarafından düzenlendiği ve ticari defterlere “vadeli alacak” olarak kaydedildiği, bu kaydın daha sonraki bir tarihte “Ortaklara Borçlar” veya “Bankalar” hesapları üzerinden kapatıldığı, davacı tarafından düzenlendiği anlaşılan 1.750.000,00 TL bedelli, 16.02.2024 vadeli senedin ticari defterlerde herhangi bir hesaba kayıt edilmediği; ticari defter ve belgeler arasında senet kaydı ile fatura kaydı arasında örtüşme bulunmadığı, taraflar arasında gerçekleştiği beyan edilen ödeme veya tahsilat işlemlerine ilişkin ticari defterlerde herhangi bir muhasebe kaydına rastlanmadığı; dosya kapsamında haricen veya icra takibine konu edilen işleme ilişkin herhangi bir ödemenin yapıldığına dair tespit yapılamadığı hususlarında görüş bildirilmiştir. Mahkememizce dosya davalı defterlerinin incelenmesi için SMMM bilirkişiye tevdi edilerek rapor aldırılmıştır. 04/12/2025 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle; davalı tarafa ait ticari defterlerin açılış tasdiklerinin ve yevmiye defteri kapanış tasdikinin TTK 69. ve VUK 220. Ve 225.maddelerinde öngörülen yasal süreler içerisinde yaptırılmış olduğu, defterlerinin kayıtlama sistemi olarak Tek Düzen Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği'ne ve Muhasebe İlke ve Kurallarına uygun olarak tutulduğunun tespit edildiği, defterlerinin, kayıtları yönünden birbirini doğrulayacak şekilde istikrarlı olduğu, defterler üzerinde herhangi bir silinti, kazıntı vb. görülmediği, defterlerin delil niteliğinin nihai takdirinin mahkemeye ait olduğu, davalıya tarafa ait ticari defterlerde davacı taraf ile ilişkili işlemlerin izlendiği 120 01 004 kodlu Alıcılar hesabının tespit edilen tek hareketinin 07.09.2023 tarihli 87 madde no.lu yevmiye ile G1B2023000000005 satış faturasına ilişkin olarak davacı tarafa yapılmış borç kaydının olduğu, herhangi bir tahsilat kaydının görülmediği, İzmir 24. İcra Dairesi 2024/915 E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığı tarih olan 25.01.2024 tarihinde davalı tarafa ait ticari defterlerde, davacının 1.260.000,00 TL borçlu olarak kayıtlı olduğu, davaya konu araç satışı bedelinin KDV dahil 1.260.000,00 TL olup tevsik sınırının üzerinde olduğunu, dosya içeriğinde ödeme belgesi görülmediği, davacı taraf defter incelemesine dayalı olarak hazırlanmış olan bilirkişi raporunda da davacının ödeme belgesine dayalı olmayan kayıt ile hesap mahsubu yaptığının tespit edildiği hususlarında görüş bildirilmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; her ne kadar davalı şirket tarafından davacı şirket adına düzenlenen 07/09/2023 tarih ve GIB2023000000005 numaralı faturadan kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla İzmir 24. İcra Dairesinin 2024/915 Esas sayılı dosyasından davacı aleyhinde başlatılan icra takibinden ve faturadan dolayı davalı şirkete borçlu olup olmadığının tespiti ile asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatının davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesi taleplerine ilişkin dava açılmış ise de davalı vekili 16/09/2024 tarihli dilekçesi ile dava konusu takipten takip konusu borcun araç devri şeklinde ödendiğinden bahisle feragat edildiğini beyan etmiş olup davacı tarafça ikame edilen dava kapsamında borçlu olunmadığının tespiti talep edilen icra dosyasından dava açıldıktan bonra davalı tarafından feragat edildiği dikkate alındığında, hukuk yargılamasının genel ilkelerinden olan ''Her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere ilişkin koşullara göre hükme bağlanır.'' ilkesi gereğince haksız olduğunu kabul etmiş olan davalının yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu olacağı izahtan vareste olduğu yapılan yargılama neticesinde davalı davacının inkarı karşısında takipte tahsili talep edilen borcun ödenmesi nedeni ile takipten feragat edildiği yönündeki iddiasını ispat edemediği dolayısıyla yargılama giderlerinden davalı tarafın sorumlu tutulması gerektiği kanaatine varılarak konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HMK'nun 304. maddesinde hükmün tashihi 305. maddesinde ise hükmün tavzihi düzenlemelerine yer verilmiş, 28 Temmuz 2020 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunla hükmün tamamlanması başlıklı 305/a maddesi HMK'ya eklenmiş bunun yanında tavzih ve tamamlama talebi ile usulü başlıklı 306. maddede eklemeler yapılmıştır. Hükmün tamamlanması başlıklı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 305/A maddesinde, taraflardan her birinin nihai kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. Tüm dosya kapsamında değerlendirildiğinde; davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde aleyhine alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yapılan yargılama sonucunda; konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, davacı vekilinin, dava dilekçesinde lehlerine %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ettiği, fakat mahkememizce verilen 26/03/2026 tarihli hükümde kötü niyet tazminatına ilişkin sehven hüküm kurulmadığı anlaşılmakla, 6100 sayılı Kanunun 305/a maddesi ve 306./3. maddesi kapsamında değerlendirme yapıldığında her ne kadar davacı vekili tarafından kötü niyet tazminatı talep edilmiş ise de davalının takip başlatıldığında kötü niyetli olduğunun somut delillerle ispat edilemediği anlaşılmakla reddine karar vermek gerekmiş ve hükmün 2 numaralı maddesi olarak "2-Kötüniyet tazminatı talebinin reddine" ibaresinin eklenmek suretiyle tamamlanmasına dair karar vermek gerekmiş ve gerekçeli kararın hüküm kısmına bahsi geçen husus eklenmiştir," gerekçesi ile; "1-Konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına,"şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davalı vekili ile katılma yoluyla davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Katılma yoluyla davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; menfi tespit davasında ispat yükünün davalı alacaklıda olduğunu uyuşmazlığın menfi tespit davası olup, TBK m.6 ve HMK m.190 gereğince ispat yükünün alacaklı olduğunu iddia eden davalı üzerinde olduğunu, davalı tarafın banka dekontu, tahsilat makbuzu, cari hesap ekstresi, kasa çıkış kaydı, herhangi bir ticari belge sunamadığını, noter satış sözleşmesinin resmi belge olduğunu, araç satış sözleşmesinde bedelin peşinen ödendiğinin yazılı olduğunu, davalı tarafın icra takibi başlattığını, haciz koydurduğunu, yakalama kararı aldırdığını, davacının dava açmakta hukuki yararının tartışmasız olduğunu, ticari defterlerin sahibi lehine delil olabilmesi için kesin kanıtlarlar çürütülememiş olmasının gerektiğini, dosya kapsamında müvekkili ile anlaşma yaptığını belirtip bunu mahkemeye sunamayan davalının ispat etmekle yükümlü olduğu hiçbir hususu yerine getirmediğini, tacir olan davalının dava aşamasında avukatı olmasına rağmen sulh olduğunda bunu yazılı bir sözleşmeye bağlamamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak yerel mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karara verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosya kapsamında ilk karara kadar yapılan yargılamada yerel mahkemece eksik inceleme yapıldığını ve taraflar arasında yapılan sulh neticesinde davacı hakkında müvekkilince açılan icra takibinin sonlandırılması olayının mahkemece hatalı değerlendirildiğini ve davanın konusuz kalması sebebiyle reddine karar verildiğini, davanın konusuz kalması sebebiyle reddi halinde haklı çıkması muhtemel taraf hakkında vekalet ücretine takdir edilmesi mümkün ise de, mahkeme dosyanın haklı tarafını belirlemede eksik inceleme yaptığını, yanlış değerlendirdiğini ve lehlerine vekalet ücreti ödenmesine karar verilmesi gerekir iken, davacı lehine vekalet ücretine takdir ettiğini, bu kararın taraflarınca istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17.Hukuk Dairesi 2025 / 117 E. ve 2025/369 K. Sayılı ilamında " Sonuç olarak yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derecede önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması, davacının dava dilekçesinde talep ettiği kötü niyet tazminatı yönünden ve davalı kötü niyet tazminatı talebi yönünden inceleme yapılarak olumlu veya olumsuz hüküm kurulması gerekmesi, kararın gerekçesi ile hüküm fıkraları arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi gerekmesi nedeniyle HMK'nın 297, 355 ve 353/1-a-6 maddeleri gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına " karar verildiğini, ilk derece mahkemesince istinaf mahkemesinin ortadan kaldırma kararı neticesinde bu sefer gerçekten bir borç - alacak ilişkisi olup olmadığını tespit etmek ve bozma ilamında geçen ve en büyük eksiklik olarak göze çarpan hususu aydınlatmak için taraf şirket defterlerinin incelenmesi için bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verdiğini, bilirkişi raporunda işbu dosyaya vermiş oldukları beyanları ile tamamen örtüşen şekilde davacı şirketin müvekkili şirkete borçlu olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin bu davanın açılmasına sebebiyet veren taraf olmadığını, ya da bu dava açıldığı için borç ödenmediğini, tam aksine davalı şirketin celse arasında bu borcu kabul edip, borcu karşılığı araç vererek borcunu kapattığını, taraflarınca icra takiplerinden feragat edildiğini, alacaktan feragat edilmediğini, yerel mahkemenin, taraflarınca takipten feragat edilmesi sebebiyle alacaklı olmadıklarına kanaat getirdiğini, alacaktan feragat etmenin ve takipten feragat etmenin anlam ve sonuçlarının farklı olduğunu, yerel mahkemece delilleri içerisinde yemin deliline dayandıklarının da mahkemece atlanıldığını, borçlu davacı şirket yetkilisine yemin tekliflerinin olduğunu, davacı tarafından müvekkiline ödenen bir paranın olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, araç satımından kaynaklı faturaya dayalı olarak yapılan icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Davanın konusuz kaldığının tespit edilmesi halinde, mahkemece; esas (asıl talep) hakkında "Davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına" ilişkin hüküm kurulması gerekmektedir. Bu tür kararlar hükümler gibi (eda, tespit, inşai) nihai kararlardandır. Mahkeme kararı aynı zamanda dava konusu hakkın mevcut olmadığınıda tespit ettiği için tespit hükmü niteliğindedir. Dava açıldığı tarih itibariyle haklılık durumuna göre yapılan yargılama giderlerinin hangi tarafa yükleneceğine de karar verilmesi gerekmektedir. İİK’nın 72. maddesinin beşinci fıkrası hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötü niyetli olması hâlinde, istem varsa, davacı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötü niyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davacının üzerindedir. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, icra takibine konu fatura ... plakalı aracı satımına ilişkin olup aracın bedelin peşinen ödendiğinin yazılı Noter senedi ile devrinin sağlandığından dava açıldığı tarih itibariye haklılık durumuna göre vekalet ücreti ve yargılama giderlerinden davalı tarafın sorumlu tutulmasının isabetli olmasına, davalının cevap dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmamasına, davalının kötü niyetli olduğunun kanıtlanmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin ve davalı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1,b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26/03/2026 tarih, 2025/243 Esas ve 2026/279 Karar sayılı kararına karşı taraf vekillerinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken harç peşin alındığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 3-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 4-Taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 6-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın re'sen taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 17/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1267, K. 2026/1964, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1267-e-2026-1964-k-2729285f6a4a