Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1146 E. 2026/1960 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1146
Karar No
2026/1960
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1146 KARAR NO : 2026/1960

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/03/2026 NUMARASI : 2025/1148 Esas 2026/227 Karar DAVANIN KONUSU : Konkordato BAM KARAR TARİHİ : 17/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 17/09/2026

Davacılar vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 2009 yılında kurulduğunu ve halihazırda "... Mah...Sok.No:... Aliağa/İzmir" adresinde ticari faaliyetini sürdürdüğünü, şirketin ana faaliyet konusunun atık ve hurda toptan ticareti (metal olanlar) (kağıt,cam,plastik v.b.ikincil hammaddeler hariç) ve anasözleşmede yazılı işler olduğunu, satışlarını ve alışlarını çek, senet karşılığı yapabildiği gibi karşılıklı güven sağladığı müşterilerine/satıcılarından açık hesap şeklinde yaptığını, şirketin sermayesinin 25.000.000,00 TL olduğunu ve tamamının ödendiğini, tek hissedarının ..... olduğunu, Temmuz 2025 tarihi itibariyle şirkette 5 kişi çalıştığını, ülkemizde ve global alandaki ticari süreçlerde ciddi bir yavaşlama söz konusu olup ülkemizde yüksek enflasyon ve daraltıcı para politikaları nedeniyle ekonomik kriz ortamı yaşandığını, Covid -19 krizinin olumsuz etkileri sürerken Ukrayna Savaşı ve son olarak İsrail-Filistin Savaşı gibi dışsal etkenler dünya ekonomisini zorlarken, ülkemizde de döviz piyasalarında ciddi çalkantıların oluşmasına sebebiyet verdiğini, 2023 yılında yaşanan deprem ve son yıllarda ülkenin gerek dışarıda ve gerek içeride maruz kalmış olduğu felaketler sonucunda ekonomi politikasında sert önlemler alınmaya başlandığını, yaşanan tüm bu olumsuzluklardan çok kırılgan olan müvekkilinin de içinde yer aldığı sektörün ciddi anlamda olumsuz etkilendiğini, global piyasalarda yüksek enflasyon, bunun getirdiği kırılganlık ve belirsizlikler ve ileriye dönük olarak da enflasyonun daha fazla artacağına dair bir endişe mevcut olduğunu, şirketin yaşam kalitesininin olumsuz etkilendiğini, çok yakın zamana kadar şirket ve şahıslara kredi, kredi kartı, banka kartı kullandırmaya çalışan, kredili mevduat hesabı, ihtiyaç, işletme ve yatırım kredisi vermek için adeta birbirleriyle yarışan bankacılık sektörünün belirtilen genel koşulları sebep göstererek ciddi kısıtlamalara gittiğini, bankaların olumsuz tutumlarından kaynaklı olarak işletmenin likitide kaynaklarını kaybetmeye başladığını ve nakit noksanlığına düştüğünü, enflasyonun müvekkil işletme için finansman sorununa neden olduğunu, çalışma sermayesi gereksinimini arttırdığını, ilave sermayeye duyulan bu ihtiyacın enflasyon ortamında yabancı kaynakların maliyetinin artışına neden olduğunu, enflasyon ortamında yatırım yapmanın yüksek maliyetli sonuçları aktif ve pasif yapısında kendisini ciddi şekilde hissettirdiğini, müvekkili şirketin sahip olduğu işlerin, malvarlıkları ve sermayesi borçlarını karşılar durumda olmasına ve bankalarda kredi limitleri bulunmasına rağmen, bankaların sektörlerin genelinde yaşanan problemleri ve ülkemizin içinde bulunduğu durumu sebep göstererek müvekkili işletmenin kredi kullanımlarına izin vermediğini, kredi limitlerini kullandırmak bir yana ek teminatlar talep ettiğini ve kredileri geri çağırma noktasına geldiğini, müvekkili şirketin nakit sıkıntısı/nakit döngüsünün bozulması nedeniyle halen projeleri/üretimleri devam etmesine rağmen nakdi darboğaza girdiğini, müvekkili ....'ın şirketin ortağı ve müdürü olarak şirketin borçlarına karşılık kefaleti bulunduğunu, şirketlerin borçlarının müteselsil kefili sıfatıyla şahsı üzerinde maddi yıkıma uğratabilecek haciz yükü oluşması ve kendi borçları ile birlikte tüm bu borçları karşılamasının mümkün olmaması nedeniyle borçlarını ödeyebilmek için konkordato talep etmek zorunda kaldığını, müvekkilleri ... .. ve ....'nın müvekkili şirketin kredi borcuna karşılık rehinleri bulunduğunu, ticaret faaliyet ve finansman kaynak yönetimi konusunda ilişki içerisinde bulunduklarını, şirketin ortağı olmadıklarını, dışarıdan rehinli gayrimenkulü olup ilişkili kişi olarak faaliyetlerini yürüttüklerini, müvekkillerinin faaliyetlerine devam ettirebilmesi için malvarlıklarının korunması gerektiğini bildirerek, İİK'nun 287.maddesi gereğince 3 aylık geçici mühlet kararı verilmesine, gerekli görülmesi halinde 2 ay daha uzatılmasına, geçici mühlet neticesinde İİK'nun 289.maddesi gereğince 1 yıllık kesin mühlet kararı verilmesine ve gerektiğinde 6 ay daha uzatılmasına, yargılama sonucunda İİK'nın 305 ve devamı maddeleri gereğince konkordatonun tasdikine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür. MAHKEMECE: "...,Dava; konkordato istemine ilişkin olduğu, yapılan yargılama, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamından anlaşılacağı üzere, Uyuşmazlığın, davacıların teklif ettiği konkordato projesinin uygulanabilir olup olmadığı, kesin mühlet verilmesi gerekip gerekmediği, kesin mühlet sonucu teklif edilen projenin tasdik edilebilir nitelikte olup olmadığı, davacı borçlu şirketin borca batık olup olmadığı noktasında toplanmıştır. İİK nun 289/3 maddesinde, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması halinde, borçluya bir yıllık kesin mühlet verileceği, konkordatonun başarıya ulaşmasından kasıt, teklif edilen projenin, gerek geçici mühlet ve gerekse de kesin mühlet içerisinde taraflarca veyahutta mahkemenin müdahalesi ile revize edilmesi mümkün ise de, konkordato talebi ile birlikte teklif edilen ve geçici mühlet süresi içerisinde revize edilen projenin tenzilat veyahutta vade konkordatosu şartlarını taşıması, alacaklıların ve alacak miktarının çoğunluğunca teklifin kabul edilebilir olması ve konkordato talebinin davacı borçlunun kaynakları ile orantılı olması gerektiği, bu kapsamda mahkememizce yapılan inceleme ve değerlendirmeye göre; Tüm dosya kapsamı, taraf beyanları, müdahale talebinde bulunan alacaklı tarafların beyanları ile mahkememizce resen görevlendirilen konkordato komiser heyeti tarafından dosyaya sunulan rapor ve beyan içeriklerine göre, Davacı borçlu ....Şirketi'nin kamuya 5.901.656,80-TL, personele 705.965,58-TL olmak üzere toplam 6.607.622,38-TL imtiyazlı, konkordatoya tabi adi nitelikteki borç miktarının 146.447.186,30-TL olmak üzere toplam 153.054.138,68-TL olduğu, davacı borçlu şirketin kaydi bilançosuna göre borca batık olmadığı, davacı borçlu şirketin tenzilat konkordatosu talep edemeyeceği, davacı borçlu şirketin konkordatoya tabi adi borçlarını tasdik kararını takip eden aydan itibaren yıllık %25 faiz ilavesi ile 30 ayda eşit taksitler halinde ödemeyi taahhüt ettiği, davacı borçlu şirketin konkordatoya tabi iş bu borçlarını konkordatonun tasdiki halinde, konkordato süreci içerisinde esas faaliyeti kapsamında elde edeceği nakit fazlalığı, mevcut alacaklarının tahsili, banka hesaplarında bulunan bakiye miktarlar ile şirket ortağı ve üçüncü kişilerin rehin vermek suretiyle sağlayacağı kaynakla ödemeyi taahhüt ettiği ancak davacı borçlu şirketin aktifinde gözüken 124.029.561,94-TL alacağın içeriği ve dayanaklarına ilişkin bilgilerin konkordato komiseri ve komiser heyeti ile mahkememize sunulmaması nedeni ile şüpheli alacak statüsünde bulundukları, davacı borçlu şirketin 2025 yılının ilk sekiz ayında toplam 9.989.184,29-TL zarar ettiği, şirketin geçmiş dönem verileri de dikkate alındığında, izleyen yıllarda projede öngörülen kâr rakamlarına ulaşmasının mümkün olmadığı, iş bu sebeple davacı borçlu şirketin projesinde göstermiş olduğu kaynaklardan doğacak nakit fazlası ve varlığı ve miktarı şüpheli görünen alacak miktarları ile konkordato süreci sonunda işleyen faizler dahil olmak üzere ödenmesi gereken konkordatoya tabi 200.564.190,12-TL miktarındaki borcunu ödeyebilecek kaynağı sağlayamayacağı, iş bu kapsamda davacı borçlunun teklif ettiği projesinin kaynakları ile orantılı olmadığı, geçici mühlet süresi içerisinde müdahale talebinde bulunan alacaklıların çoğunluğunca da sürece itiraz edilmiş olması hususu da dikkate alındığında davacı borçlu şirketin projesinin uygulanabilir ve başarıya ulaşma şansının bulunmadığı, bu nedenle reddi gerektiği, diğer davacı şahısların ise şahsi borçları dışındaki borçlarının davacı borçlun şirkete olan kefaletinden kaynaklı oldukları, teklif ettikleri projelerinin başarıya ulaşmasının, kefili oldukları davacı borçlu şirketin konkordatosunun başarıya ulaşma şansına bağlı olduğu, iş bu sebeple de davacı borçlu şahısların da teklif ettiği projelerinin uygulanabilir ve başarıya ulaşma şansının bulunmadığı kanaatine varılmakla davacı borçluların kesin mühlet ve konkordato taleplerinin reddine karar verilerek aşağıda yazılı hüküm kurulmuştur," gerekçesi ile; "Davacı borçluların kesin mühlet talebi ile konkordato davalarının REDDİNE, Geçici mühletin ve tüm tedbirlerin kaldırılmasına, konkordato komiser heyeti görevine son verilmesine,"şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince, komiser raporunda davacılar lehine mevcut bulunan açık ve somut tespitlerin gereği gibi değerlendirmediğini, buna karşılık raporun eksik veri ve temin edilemeyen bilgi notlarına dayalı tereddütlerini, kesin ve nihai olumsuz sonuca dönüştürmek suretiyle hatalı hukuki değerlendirme yaptığını, her şeyden önce, komiser heyeti raporunda davacı şirketin başvurusunun şekli ve belge altyapısı bakımından hukuka uygun olduğunun açıkça saptandığını, komiser raporunun en önemli ve belirleyici tespitinin davacı şirketin borca batık olmadığının açıkça kabul edildiğini, komiser heyetinin şirketin kaydi özvarlığının pozitif olduğunu, aktiflerinin borçlarını karşıladığını ve dolayısıyla kaydi bilanço esasına göre borca batık olmadığını açık ve tereddüde yer bırakmayacak biçimde tespit ettiğini, komiser raporunda ayrıca davacı şirketin ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, e-defter ve envanter defterlerinin mevzuata uygun olduğu, bu nedenle ticari defterlerin HMK m. 222 kapsamında borçlu lehine delil vasfını haiz bulunduğunun da belirtildiğini, mahkeme kararında ise bu olumlu delil niteliğinin pratikte hiç değerlendirilmediğini, raporun borçlu lehine olan yapısal tespitlerinin göz ardı edildiğini, oysa konkordato yargılamasında, borçlunun sunduğu mali verilerin defter ve kayıtlarla uyumlu olmasının son derece önemli bir gösterge olduğunu, nitekim komiser raporunun sonuç bölümünde de mahkemeye sunulan konkordato ön projesindeki aktif, pasif, varlık ve borç bilgileri ile ilgili verilerin borçlu şirketin defter ve kayıtları ile uyumlu olduğunun açıkça kabul edildiğini, buna karşılık komiser raporunun olumsuz kanaatinin, somut bir çöküş tespitinden değil; esasen temin edilemeyen veriler, tamamlanmayan açıklamalar ve tereddütler üzerinden kurulduğunu, raporun sonuç bölümünde açıkça, geçici mühlet içinde şirketin organizasyon yapısı ve mali işler departmanındaki sorunlar nedeniyle ön proje ve dava dilekçesi dışında komiserlikçe istenen bilgilerin sağlanamadığı, bu nedenle projede yer alan verilerin esas alındığının belirtildiğini, diğer taraftan, konkordato kurumunun özünün, borçlunun sunduğu projenin süreç içerisinde açıklanabilmesi, eksiklerinin giderilebilmesi, revize edilebilmesi ve ekonomik gerçekliğe uyarlanabilmesi olduğunu, komiser raporunun olumsuz kanaatinin dahi, özünde “kesin imkânsızlık” değil, “mevcut haliyle ve temin edilemeyen veriler nedeniyle tereddüt” temelli olduğunu, bu nedenle mahkemenin, açıklattırılabilecek ve tamamlatılabilecek hususlar bakımından ek süre, ek belge, ek komiser raporu veya bilirkişi incelemesi yollarına başvurmadan en ağır sonuç olan reddi tercih etmesinin, İİK M. 289/3 hükmünün amacına uygun düşmediğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, konkordato mühleti talebi ile konkordato projesinin tasdiki istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. İİK'nın 287. maddesinde "Konkordato talebi üzerine mahkeme, 286 ncı maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve 297 nci maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır. Konkordato işlemlerinin başlatılması alacaklılardan biri tarafından talep edilmişse, borçlunun 286 ncı maddede belirtilen belgeleri ve kayıtları mahkemenin vereceği makul süre içinde ve eksiksiz olarak sunması hâlinde geçici mühlet kararı verilir. Bu durumda anılan belge ve kayıtların hazırlanması için gerekli masraf alacaklı tarafından karşılanır. Belge ve kayıtların süresinde ve eksiksiz olarak sunulmaması hâlinde geçici mühlet kararı verilmez ve alacaklının yaptığı konkordato talebinin de reddine karar verilir. Mahkeme, geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir geçici konkordato komiseri görevlendirir. Alacaklı sayısı ve alacak miktarı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiser de görevlendirilebilir. (Ek cümle:6/12/2018-7155/14 md.) Üç komiser görevlendirilmesi durumunda komiserlerden biri, mahkemenin bulunduğu ilde faaliyet göstermek şartıyla Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yetkilendirilmiş bağımsız denetçiler arasından seçilir. 290 ıncı madde bu konuda kıyasen uygulanır. Geçici mühlet üç aydır. Mahkeme bu üç aylık süre dolmadan borçlunun veya geçici komiserin yapa-cağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabilir, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşü alınır. Geçici mühletin toplam süresi beş ayı geçemez. 291 inci ve 292 nci maddeler, geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanır. Geçici mühlet talebinin kabulü, geçici komiser görevlendirilmesi, geçici mühletin uzatılması ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz." hükmü düzenlenmiştir. İİK'nın 293. Maddesi " Kesin mühlet talebinin kabulü ile mühletin kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz. Kesin mühlet talebinin değerlendirilmesi sonucunda, hakkında iflas kararı verilmeyen borçlunun konkordato talebinin reddine karar verilirse, borçlu veya varsa konkordato talep eden alacaklı bu kararın tebliğinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesinin kararı kesindir. Bölge adliye mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak mühlet kararı verildiği hallerde dosya, komiserin görevlendirilmesi de dahil olmak üzere müteakip işlemlerin yürütülmesi için ilk derece mahkemesine gönderilir. Mahkemenin veya bölge adliye mahkemesinin konkordato talebinin reddiyle birlikte borçlunun iflasına da karar verdiği hallerde 164 üncü madde hükmü uygulanır." şeklindedir. Konkordatonun amacı, gelir gider dengesi bozulmuş olması nedeniyle borçlarını zamanında ödeyemeyen gerçek ya da tüzel kişilerin, kendilerine süre tanınması ve koruma sağlanması halinde, sunacakları proje çerçevesinde borçlarını ödeyerek iflasa tabi kişilerin iflastan kurtulması, iflasa tabi olmayan kişilerin mali sıkıntıdan kurtulması, alacaklıların da alacaklarını tahsil etmesinin sağlanmasıdır. İİK'nın 285. vd. maddelerinde düzenlenen konkordato kurumunda, geçici mühlet ve kesin mühlet olarak iki ayrı mühlet süresi düzenlenmiş olup geçici mühlette amaç, gerekli tedbirlerin alınması suretiyle borçlu tarafından sunulan projenin başarıya ulaşma ihtimalinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesidir. Projenin başarıya ulaşma ihtimalinin bulunduğunun anlaşılması halinde kesin mühlete geçiş mümkün kılınmıştır. Konkordato mühleti verilmesinin ve dolayısıyla konkordatonun temel koşulu vadesi geldiği hâlde borçların ödenememesi veya ödenememe tehlikesinin bulunmasıdır (İİK m.285). Borçlarını vadesinde ödeyebilecek olan borçlunun konkordato başvurusu kabul edilemez. İşletmenin borçlarının ödenmesi yanında iyileştirilmesi de söz konusu olduğunda bunun sadece alacaklıların alacaklarının bir kısmına ve vade ile kavuşması, bu arada eğer faiz öngörülmemişse alacakların enflasyon karşısında zaman içinde faiz oranı kadar eritilmesi, bir diğer ifade ile iyileşmenin sadece alacaklılara yüklenmesi kabul edilemez. Nitekim İcra ve İflas Kanununun konkordato projesini niteleyen 286. maddesinde borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli malî kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanılarak sağlanacağının gösterilmesi gerektiği de vurgulanmıştır. Borçlunun ancak dürüst olması halinde konkordato teklifinin mahkemece tasdik edileceğini öngören İİK mad.298/I-1 hükmü, 17.07.2003 tarihinde kabul edilen 4949 sayılı Kanun ile kaldırılmış, yeni yasal düzenlemede ise konkordatonun mahkemece tasdik edilmesi için borçlunun dürüst olması koşuluna yer verilmemiş ise de, İİK’nın 308/f maddesinde hâlâ kötüniyetle sakatlanmış bir konkordatonun tamamen feshine ilişkin düzenlemenin aynen korunmuş olması nedeniyle konkordatonun tasdiki aşamasında dürüstlük koşulunun korunmuş olması nedeniyle konkordatonun tasdiki aşamasında dürüstlük koşulunun gözetilmesi gerektiği, kaldı ki diğer alacaklılar ile eşitsizlik yaratacak şekilde işlemler yapılması, konkordato nisabını sağlamak için fiktif alacak oluşturulması, mühlet talebine yakın tarihlerde mal varlığı devirleri gibi mal varlığını kaçırmaya yönelik davranışlarının da kötüniyetli olarak kabul edilmesi gerektiği ve bu halde borçlunun konkordato müessesinin sağladığı imkanlardan faydalanmasının mümkün olmadığının gözetilmesi gerekmektedir. Somut olayda ; talepte bulunan davacı şirket borca batık değildir ve bütün borçları belirli bir süre içinde tam olarak ödeme gücüne sahiptir. Sunulan komiser raporunda şirketin geçmiş dönem verileri de dikkate alındığında, izleyen yıllarda projede öngörülen kâr rakamlarına ulaşmasının mümkün olmadığı, iş bu sebeple davacı borçlu şirketin projesinde göstermiş olduğu kaynaklardan doğacak nakit fazlası ve varlığı ve miktarı şüpheli görünen alacak miktarları ile konkordato süreci sonunda işleyen faizler dahil olmak üzere ödenmesi gereken konkordatoya tabi 200.564.190,12-TL miktarındaki borcunu ödeyebilecek kaynağı sağlayamayacağı, iş bu kapsamda davacı borçlunun teklif ettiği projesinin kaynakları ile orantılı olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Bu açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle ödeme teklifinin borca batık olmayan davacıların ekonomik durumuna göre gerçeği yansıtması gerekmekte olup davacılar yönünden kesin mühlet ve tasdik koşullarının gerçekleşmemesine, doğrudan iflas nedeni olmamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından talep eden davacılar vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/2864 esas, 2024/3662 karar sayılı emsal kararı doğrultusunda kesin olarak karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 17/03/2026 tarih, 2025/1148 Esas ve 2026/227 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacılar tarafından alınması gereken peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 3-Davacılar tarafından yapılan istinaf masrafının üzerlerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; İİK'nın 288/1 maddesi atfı ile 293. maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 17/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1146, K. 2026/1960, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1146-e-2026-1960-k-a34619b33915