Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1510 E. 2026/1750 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1510
Karar No
2026/1750
Karar Tarihi

T.C.

KAYSERİ

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

6. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2026/1510

KARAR NO: 2026/1750

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 28/10/2025

NUMARASI: 2025/848Esas- 2025/913Karar

DAVANIN KONUSU: Tazminat (Şirket Yöneticisinin Sorumluluğundan Kaynaklı)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 23/09/2026

İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 23/09/2026

Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2025/848 Esas 2025/913 Karar sayılı ilamına karşı , davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'nın daha evvelki adi ortaklıklarını erkek kardeşleri ile birlikte 5 kardeş ... A.Ş adı altında bir şirket kurduklarını ve daha sonra bu şirket ortaklığı yapılan hisse devirleri sonucu 2 hissedara düştüğünü, müvekkilinin şirket ortağı olmasına rağmen 2015 yılından sonra müvekkilinin bilinçli olarak şirketten uzaklaştırıldığını, davalı şirket ortağı olan ...'nın şirketin bütün imkanlarından kendisini ve çocuklarını yararlandırdığını, şirketin ... ... markalı ... iş makinesini ...'nın oğlu ...'ya çok az bir değerde, rayiç bedelinin çok altında bir bedelle usulsüz bir şekilde devrettiğini, ayrıca mimar olan ...'yı çalışmadığı halde şirkette sigortalı gösterdiğini, davalı şirkete ait ... Mevkiindeki kum ocağı tesisindeki bütün iş makineleri ve ekipmanlarının ... tarafından şaibeli ve hileli şekilde satıldığını, davalı şirketin şuanda faaliyet gösterdiği ... Mahallesi ... Mevkiinde bulunan ... pafta ... ada ... 'da kayıtlı dükkanın, ... Kooperatif ve ... Kooperatifi'nden alınacak tapusunun %32'sinin yine müvekkiline ait olup, Davalı ortak ... 'ın, oğlu olan diğer davalı ...'e sattığı ... ... markalı ... iş makinasını değerinin tespiti ile davalının şirketteki hissesine düşen bedeli ile bu aracın yıllardır kiraya verilmesi nedeniyle kira bedellerinden payına düşen kısmı, şirketin kullandığı ... mahallesindeki dükkanın davalı ... tarafından kira bedeli verilmeden kullanılması nedeniyle alınması gereken kira bedelinden payını, şirkete ait ... mevkindeki kum ocağındaki makinaların satılması nedeniyle kendisine düşen bedeli, şirkete ait ... plakalı araçtaki payını, tapusu şirket üzerinde olmamakla birlikte dava dışı... Kooperatifi tarafından davalı şirkete anahtar teslim sözleşmesi ile davalı şirkete teslim edilecek olan ... Mahallesi, ... ada ... parsel sayılı taşınmazın %32 hissesinin davacı adına kaydını, ... ... adası ... mevki ... pafta ... parselin davalı ... tarafından şirkete devredilmek üzere aldığını ancak henüz şirkete devretmediği taşınmazdaki payının adına tescilini, davalı şirketin isim hakkındaki payının tahsilini, davacının kardeşi ... tarafından ciro edilip şirketin kasasına konulan 50.000 USD bedelindeki senet ödenmiş ise bedel üzerindeki payının ödenmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin 1998 yılından beri hiçbir resmi ihaleye girmediğini, iş bitirme belgesi almadığını, daha önce alınan iş bitirme belgelerinin de davacı ...'nın yönetim kurulu başkanlığı yaptığı dönemde geçerliliğini kaybettiğini, davalı şirketin, davacının yönetimindeki yıllardan devreden resmi borçları olması nedeniyle, resmi ihalelere girme hak ve yeterliliği olmadığını, 2014 yılı Nisan ayında %32 hisse sahibi ... 'nın kendisinin yurt dışında yaşadığını, davalı şirkete de herhangi bir katkıda bulunamayacağını söyleyerek, şirket hissesini öncelikle ...'ya devretmeyi teklif ettiğini, ...'nın kabul etmemesi üzerine ...'ya teklif edildiğini ve teklifin kabul edilmesi üzerine ... 'nın %32 hissesinin ... tarafından devralındığını, aynı şekilde şirketi diğer ortaklarının da hisselerinin aynı şartlarla devrettiğini, davacı ...'nın 2015 yılından günümüze kadar şirketle ilgili her konudan haberdar olduğunu, 2015 ve 2018 yılları şirket genel kurul toplantılarına bizzat katıldığını, ancak 2022 yılı Şubat ayı olağan genel kuruluna davacının katılmadığını, davalı şirket üzerinde olan hacizlerin ... kaynaklı olmadığını, davacının bizzat kendi dönemindeki kötü yönetiminden kaynaklı olduğunu, davacının iddialarının yersiz olduğunu bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; başarılı bir akademisyenken ve memuriyet özlük hakkı varken şirket ve itibarları için istifa etmek zorunda kaldığını, davacı tarafından sözde şirketin imkanlarından yararlanmış olduğu iddiasının tüm etik değerlerine aykırı olduğunu, şirketin şu anki durumunun, davacının yönetim kurulu başkanlığı yaptığı yıllardan gelen, şirketi ciddiyetsiz yönetmesi sonucunda borç içerisindeki bir enkazdan ibaret olduğunu, davalı şirkete ait olan borçların davacının şirket yönettiği yıllardan günümüze geldiğinin apaçık ortada olduğunu, günümüze kadar babası ..., kendisi ve kız kardeşlerinin şirket için resmi ve gayrı resmi ödemeler yaptıklarını, 2014-2018 yılları arasında şirkette hissesi olup, ilgili yıllarda şirkette fiilen çalıştığını, davacının dava dilekçesinde söz ettiği dükkanın yıllarca davacının bizzat kendisi tarafından kullanıldığını, şirketin 2015 yılından itibaren merkez adresinin ilgili dükkan olmasına rağmen de son yıllarda belli bir kısmını şirket ortaklarının bilgileri ve rızaları dahilinde kendisinin kullandığını, hatta depo niteliğindeki dükkanın içi ve dışına faaliyet gösterdiği işi gereği çok miktarda harcama da yaptığını, daha öncesinde yıllarca kendilerinin kullandığı bu dükkanda, belli bir kısmını kendi rızaları ve bilgileri dahilinde kullanmasına rağmen, bir kira talebinde bulunulmasının da sahip oldukları kötü niyetin göstergesi olduğunu bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; " Her ne kadar davacı tarafça davacının; davalıların birlikte hareket ederek zarara uğrattıkları iddiası ile davalı ortak ...'nın şirkete ait iş makinesini rayicinin çok altında diğer davalı olan ve davalı ... 'ın oğlu olan ... devrettiği, yine şirketin ... Mahallesindeki dükkanı bedelsiz bir şekilde oğluna kullandırdığı, ... ... adası ... mevki ... pafta ... parselin davalı ... tarafından şirkete devredilmek üzere aldığını ancak henüz şirkete devredilmediğini bu şekilde davalı tarafça şirketin zarar uğratıldığından bahisle tespit edilecek zararın tazmini talep edilmekte ise de dava dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nm 309. (6102 sayılı TTK'nın 555.) maddesi kapsamında açılan bir dava olup, böyle bir davanın ancak hükmedilecek tazminatın şirket lehine hüküm altına alınması istemli olarak açılabileceği, davacı tarafça tazminatın bizzat kendisine ödenmesinin talep edilmesi karşısında işbu davanın dinlenemeyeceği nazara alınarak aktif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiş...." gerekçesiyle Aktif husumet yokluğundan davanın REDDİNE karar verilmiştir. İşbu kararı davacı vekili süresinde istinaf etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/10/2025 tarihli 2025/848 Esas 2025/913 Karar sayılı kararı tebliğ edilmiş olmakla yasal süresi içerisinde karara karşı istinaf kanun yoluna başvurduğunu, müvekkil ..., ... A.Ş.'de pay sahibi olduğunu, davalı ... ise hem şirketin çoğunluk hissedarı hem de yönetim kurulu başkanı olduğunu, davalıların el birliğiyle şirket mal varlığını rayiç değerinin çok altında bedellerle kendi şahsi veya yakınlarının mal varlığına devretmeleri, şirket dükkanını bedelsiz kullandırmaları ve hileli sermaye artırımlarıyla müvekkilin payını değersizleştirmeleri, doğrudan doğruya şirketin mal varlığında bir eksilmeye sebebiyet verdiğini, şirket mal varlığındaki bu eksilme, pay sahibinin hissesinin değerini düşürdüğü için "dolaylı zarar" mahiyetinde olduğunu, yerel mahkeme, davanın reddine gerekçe olarak tazminatın şirkete değil de doğrudan davacıya ödenmesinin talep edilmiş olmasını gösterdiğini, mahkeme, bu durumu "aktif husumet yokluğu" olarak nitelendirmiş ve davanın esasına girmeden usulden ret kararı kurduğunu, oysa hukuk yargılamasında "aktif husumet" (dava ehliyeti), bir kimsenin o davada taraf olma ve hakkını arama yetkisini ifade ettiğini, müvekkilin şirkette pay sahibi olduğu çekişmesiz olduğunu ve TTK 555 uyarınca bu sıfat müvekkile dava açma hakkını kendiliğinden verdiğini, talebin formülasyonundaki bir eksiklik veya tazminatın ödenme yerine ilişkin hukuki niteleme hatası, bir "husumet" meselesi değil, bir "talep sonucu" veya "hukuki tavsif" meselesi olduğunu, davalı ..., şirket müdürü sıfatıyla elinde bulundurduğu temsil ve tasarruf yetkisini, şirketin en değerli aktiflerini elden çıkarmak amacıyla kullandığını, somut olayın örneği, şirkete ait ... ... marka ... , davalının oğlu olan diğer davalı ...’ya ... tarihinde sadece 50.000,00-TL gibi sembolik ve komik bir bedelle devredilmesi gerektiğini, ... model ve 22 tonluk bir iş makinesinin, satış tarihindeki gerçek rayiç değerinin bu bedelin katbekat üzerinde olduğu ticari hayatın olağan akışı gereği tartışmasız olduğunu, bu işlem, tipik bir "kendisi ile işlem yapma" ve "müvekkili zarara uğratmak kastı ile şirket varlıklarını aile bireylerine kaydırma " eylemi olduğunu, nitekim Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2018/78, K. 2025/168, T. 18.02.2025 tarihli kararında, yöneticinin şirket varlıklarını kendi yakınlarına düşük bedelle kullandırmasını veya devretmesini sadakat yükümlülüğünün ağır bir ihlali olarak kabul etmiş ve "yöneticinin şirket varlıklarını kişisel çıkarları için kullanmasının hukuki yaptırıma tabi olduğunu" belirttiğini, buna ek olarak, şirketin ... Mevkiindeki kum ocağı tesisinde bulunan konkasörler, eleme makineleri, konveyör bantlar, tır kantarı ve trafolar gibi milyonlarca lira değerindeki ekipmanlar davalı tarafından belirsiz kişilere satılmış veya akıbeti gizlendiğini, davacı tanıkları ... ve ... , duruşmadaki beyanlarında kum ocağındaki tüm makinelerin davalı ... tarafından satıldığını, şu an şirket üzerinde hiçbir makine kalmadığını açıkça ifade ettiğini, davalı taraf bu makinelerin "çalındığı" veya "hurda olarak satıldığı" yönünde soyut savunmalar geliştirse de, sunulan hırsızlık tutanaklarının sadece küçük parçalara (kablo, kamera vb.) ilişkin olduğu, devasa iş makinelerinin ve tesisatın akıbetini açıklamadığı görüldüğünü, şirket müdürü, demirbaş defterlerini ve satış faturalarını mahkemeye ve bilirkişiye ibraz etmeyerek, şirket mal varlığındaki bu devasa eksilmeyi yargısal denetimden kaçırmaya çalıştığını, bir yöneticinin, şirketin ana faaliyet konusunu yürütebilmesi için elzem olan makineleri satıp şirketi "gayri-faal" duruma düşürmesi, TTK 369 uyarınca "basiretli bir yönetici" gibi davranmadığının ve sadakat borcuna aykırı hareket ederek şirketi kasten zarara uğrattığının en somut kanıtı olduğunu, şirket müdürü ...’nın bir diğer ağır kusuru, şirketi kasten faaliyet dışı bırakması ve bu süreçte müvekkilin pay oranını düşürmek için hileli sermaye artırımlarına gitmesi gerektiğini, 17.02.2025 tarihli bilirkişi raporunda, şirketin son 5 yıldır hiçbir satışının olmadığı ve tamamen gayri-faal hale getirildiği tespit edildiğini, ne hikmetse, hiçbir faaliyeti olmayan ve sürekli "zarar" gösterilen bu şirkette, davalı ... 18.07.2022 tarihli genel kurul kararı ile sermaye artırımına gittiğini, bu sermaye artırımının finansman kaynağı olarak, davalının "şirket borçlarını kendi cebinden ödediği" iddiasıyla oluşan 331 Ortaklara Borçlar hesabı kullanıldığını, müvekkilin bu karara muhalif kalmasına ve dava açmasına rağmen, davalı taraf çoğunluk gücünü kötüye kullanarak müvekkilin %32 olan payını kağıt üzerinde %11’e düşürmeye çalıştığını, doktrinde "sulandırma" (dilution) olarak bilinen ve azınlık pay sahiplerini şirketten dışlamayı amaçlayan hileli bir yöntem olduğunu, davalı, bir yandan şirketin makinelerini satıp nakit parayı uhdesinde tutmakta, diğer yandan "şirkete para koydum" diyerek bu meblağları sermayeye eklediğini, şirketin makinelerinin satışından elde edilen gelirlerin nereye gittiği belirsiz olduğunu, eğer şirket müdürü, şirket varlıklarını satıp elde edilen parayı muhasebeleştirmeyerek "şirketin borcu var" algısı yaratıyorsa, bu durum Türk Ceza Kanunu anlamında güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gibi, TTK 553 kapsamında da yönetici sorumluluğunu doğuran en ağır fiillerden biri olduğunu, şirketin gayri-faal bırakılması, sadece bir işletme tercihi değil, müvekkilin kar payı almasını engellemeye ve şirketin içini boşaltarak tasfiye aşamasında müvekkile hiçbir bedel bırakmamaya yönelik planlı bir strateji olduğunu, yerel mahkemenin, bu denli açık bir "kötü niyetli yönetim" tablosu karşısında esasa girip makinelerin gerçek satış bedellerini ve sermaye artırımının dürüstlük kuralına aykırılığını incelememesi kabul edilemediğini, davalı ..., şirketin mülkiyetinde veya zilyetliğinde olan taşınmazları da ailesinin şahsi menfaatlerine tahsis ederek şirketi kira gelirinden mahrum bıraktığını, dosya kapsamında sabit olduğu üzere, ... Mahallesi’nde bulunan ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca ... A.Ş.’ye teslim edilen ... m2’lik dükkan, 2016 yılından bu yana davalının oğlu diğer davalı ... tarafından " ... Mimarlık" adı altında şahsi ofis olarak kullanıldığını, bilirkişi raporu ve tanık beyanları, bu kullanım karşılığında şirkete tek bir kuruş kira ödenmediğini doğruladığını, bir şirket müdürünün, şirkete ait bir taşınmazı oğluna bedelsiz olarak tahsis etmesi, TTK 369’daki özen borcuna ve TTK 396’daki rekabet yasağı mantığına açıkça aykırı olduğunu, şirketin potansiyel kira geliri, davalının aile bireyine haksız bir kazanç olarak aktarılmış, bu da şirketin mal varlığında doğrudan bir azalmaya neden olduğunu, eldeki sorumluluk davası ile Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/1207 Esas sayılı dosyası arasındaki hukuki bağ, yerel mahkemece tamamen koparılmıştır. Oysa 23/09/2025 tarihli duruşmada, mahkemece ... A.Ş.’nin TTK 531 uyarınca "haklı nedenle fesih ve tasfiyesine" karar verildiğini, Türk Ticaret Kanunu sistematiğinde, bir anonim şirketin haklı nedenle feshine karar verilebilmesi için şirketin idaresinde süreklilik arz eden ağır ihlallerin, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin telafi edilemez biçimde bozulmasının ve çoğunluk pay sahibinin azınlık haklarını sistematik olarak ihlal etmesinin varlığı arandığını, mahkemenin fesih kararı vermiş olması, davalı ...’nın şirketi kötü yönettiğini, müvekkili dışladığını ve şirket mal varlığını keyfi şekilde kullandığını zımnen kabul ettiği anlamına geldiğini, müvekkilin davayı açmadan önceki hissesi %32 iken dava açmak için zorunlu olan arabuluculuğa müracaat tarihinde de %32 hisse devam ederken şirket yetkilisi olan davalı ... müvekkilin haklı çıkacak olan taleplerindeki alacağını düşürmek amaçlı alelacele genel kurul kararı alarak kendi isteği ve menfaati doğrultusunda sermaye arttırımına gittiğini, tefrik edilen dosyadan karar verildiği üzere şirketin kayden varlığını devam ettirmesinde beklenebilir bir yarar bulunmadığı halde şirketin sermayesinin arttırımına gitmek tamamen kasti ve usulsüz bir durum olup müvekkil , şirket ortağı olmasına rağmen kendisine haber verilmeden sermaye arttırımı çağrısı yapılmaksızın hileli olarak sermaye arttırımı karar alınmış bu genel kurulda karşı ret oyu verilmesine rağmen oy çokluğu ile sermaye arttırım kararı haksız yere alındığını, alınan bu karar TTK'ya uygun olmayan bir karar olduğunu, tüm bu nedenlerle, eksik inceleme ve hatalı hukuki nitelendirme ile verilen usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararını istinaf etme zorunluluğu hasıl olmuş olup istinaf incelemesi neticesinde kararın kaldırılması ve davamızın kabulüne karar verilmesini, arz ve izah edilen nedenler ve Yüksek Mahkemece re'sen nazara alınacak olan hususlar karşısında Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 28/10/2025 karar tarihli 2025/848 Esas 2025/913 Karar sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini , dava harç , masraf , yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davalılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar vekili istinaf dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde özetle ; Kanunun lafzı ve içtihat kararlarından da açıkça anlaşılacağı üzere mahkemenin usulden red kararı yerinde olup davacının istinaf taleplerinin reddi gerektiğini, davacının sözde "şirketin zarara uğratıldığı" iddiasıyla tazminat talebinin aksine, müvekkillerce şirketin zarara uğratılmasına ilişkin herhangi bir tasarrufta bulunulmaması nedeniyle herhangi bir talebinin bulunamayacağını tekraren beyan etmekle birlikte, paydaş; şirketin zarara uğratıldığı iddiasıyla kendi adına bir tazminat talebinde bulunamayacak olup bu zararın yalnızca şirkete ödenebilmesini talep edebilir olduğunu, mahkemenizin bir an için usulden red kararını isabetli bulmaması durumunda dahi müvekkillerin şirketin içinde bulunduğu durumdan sorumlu olmadıkları ve dolayısıyla şirketin borçlarından sorumlu bulunmadıklarının kabulü gerektiğini, davacı ...'nın tefrik edilen dosya davalısı müvekkil şirkete, davalı müvekkil ...’ya ve ...’ya ve dava dışı ...’nın kızı ... ’ya borçlu olduğunu, davacı, müvekkillere hiç bir borcunu ödememiş olup ayrıca şirket hissedarı ve yöneticisi olarak şirketi borca batık hale getirdiğini, alacaklı müvekkillerim, davacıdan borçlarını ödemesini istemişse de davacı, borçlarını inkâr yönüne gittiğini, tefrik edilen dava davalısı müvekkil şirket davacı ... yönetimi sürecinde 1998 yılından beri hiçbir resmi ihaleye girmemiş, iş bitirme belgesi almamış, daha önce alınan iş bitirme belgeleri de davacı ...’nın yönetim kurulu başkanlığı yaptığı dönemde geçerliliğini kaybettiğini, keza davalı şirketin, davacının yönetimindeki yıllardan devreden; maliye, sigorta, banka, maden, ticaret odası vb. resmi borçları olması nedeniyle, resmi ihalelere girme hak ve yeterliliği olmadığını, ... İnşaat'ın 2008 yılından itibaren kum ocağından başka herhangi bir faaliyeti olmadığını, 18.02.2015 tarihli kum ocaklarına ilişkin yasal düzenlemelerin, faaliyeti yürütmez hale getirmesinin yanında ocak çevresindeki kişilerin (tarla sahiplerinin) tehditleri nedenleriyle kum ocağı işletilemez hale geldiğini, bu nedenle 2015 yılından itibaren kum ocağı işletilemediğini, herhangi bir geliri olmayan davalı şirketin davacı ... döneminden devreden ve devam eden borçları davalı şirket tarafından ödenemez duruma gelerek şirket zor duruma düştüğünü, 1990 yılından 2015 yılına kadar yönetim kurulu başkanlığı yapan davacı ..., 2015 yılı davalı şirket Genel Kurulunda yönetim kurulu başkanlığına seçilememiş ve bu durumu bir türlü hazmedemediğini, şirkete ait sorumsuzlukları iş bu genel kurul tarihinden sonra daha da arttığını, davacı ... şirketin kum ocağını 2006 yılından 2014 yılına kadar bilfiil kendisi işletmiş, şirketin sıfır kurmuş olduğu tüm makine, teçhizat ve tesisleri kullanmış ve tüm bunları yıpratmış, hurda hale getirdiğini, 2006 yılından 2014 yılına kadar işlettiği dönemlere ait olarak da herhangi bir gelir paylaşımı yapmamış, işletmenin zarar ettiğini söylediğini, bu süre zarfında kendi oğulları ... ve ... ’yı hiçbir vasıfları olmamasına rağmen yüksek maaşlarla çalıştırmış ve sigortalarını da azami limitlerden gösterdiğini, aslında davacı tarafından, taraflarına isnat etmeye çalışılan şirket imkanlarından yararlanma hususu, bilakis davacının kendisi ve çocukları tarafından olduğunu, daha önce Mahkemeye sunulan 2013 yılı Aralık ayı ücret bordrosu incelendiğinde, aynı vasfa sahip ... ile davacı oğlu ... ’nın maaş ve ödenen net prim tutarları arasında 3,5 (üç buçuk) kattan fazla bir farkın olduğu görüleceğini, davacının şirket borçları davacının yönetim kurulu başkanlığı yaptığı 2015 yılı öncesine ait olup 2015 den sonraki yapılandırılan ve yapılandırmaya tabi olmayan tüm borçlardan da sorumluluğu bulunduğunu, davacı ..., 2015 yılından itibaren oluşan şirket borçlarından da sorumlu olmadığını beyan etmişse de bunun hukuken hiçbir geçerliliğinin olmayacağı apaçık ortada olduğunu, davacı, 6552 Sayılı SGK yapılandırmasını 02.02.2015 öncesinde bizzat kendisi yapatırarak ilgili belgelerin birer nüshasını elden teslim aldığını, İlgili belge incelendiğinde 30.11.2017 tarihine kadar yapılandırma ödemelerinin sürmüş olduğu görüleceğini, davacı tarafından yapılandırma yapılan borçların, yine dava dilekçesinde bilinmediğinin iddia edilmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu husus dahi davacının şirket borçlarının tamamından haberdar olduğunu ancak buna rağmen ödeme yapmadığını ve şirketi kötü yönettiğini kanıtlar nitelikte olduğunu, davacı ...’nın davalı şirket yönetim kurulu başkanı olduğu ve şirketi yönettiği dönemi de içeren 09.09.2013 tarihinde, daha önce davalı şirketi borç batağına sokmasından dolayı davacının tüm mallarına haciz işlemi yapıldığını, davalı şirket üzerindeki var olan hacizlerin tamamı, davacının bizzat kendi dönemindeki kötü yönetiminden kaynaklı olduğu apaçık ortada olduğunu, 2015 yılından itibaren davalı şirket yönetim kurulu başkanı olan davalı müvekkilim ... döneminde, sözü edilen kurumlar da dahil, herhangi bir şirket aleyhine haciz ve icra işlemi olmadığını, bilakis sözü edilen kurum borçları davalı müvekkil ...'nın yönetim kurulu başkanı olduğu dönemden bu güne kadar da davalılar tarafından ödenegeldiğini, 09.09.2013 tarihli davacı ...’nın malları üzerine konan SGK hacizlerinin bir kısmını kaldırabilmek için, davacı 25.03.2015 tarihinde, SGK’ya mallarıyla ilgili kıymet takdiri belgesi vererek, kendi yönetimindeki şirket borçlarından dolayı kendi taşınmazları üzerine konulan hacizlerin bir kısmını kaldırttığını, bir kısmı üzerinde ise haciz halen devam ettiğini, ... ili ... İlçesi ... Mah. .. ada ... nolu parsel ile ... ada ... nolu parseldeki taşınmazların üzerindeki haciz devam ettiğini, anlaşılacağı üzere davalı şirket üzerindeki SGK hacizleri davacı ...’nın yönetim kurulu başkanı olduğu dönemden kalma olduğunu, SGK tarafından davacı ...’nın malları üzerine konulan hacizlerin devam etmesine rağmen, davacı bugüne kadar SGK’ya tek bir kuruş ödeme yapmadığını, SGK adına yapılan tüm ödemeler davalı müvekkillerim ... ve ... tarafından yapıldığını, davacının hiçbir ödeme yapmamasına rağmen, davalı müvekkillerimin ödeme yapmaları şirket ve kendi itibarlarının korunması için olduğunu, aksi takdirde davalılar da hiçbir ödeme yapmasalardı, SGK davacının hacizli mallarını icra ile satışa çıkarır, bu durum davalıların ticari itibarlarına gölge düşürdüğünü, tüm ödemelerin adı geçen davalılar tarafından resmi kanallarla yapıldığını gösteren belgeler SGK ve banka kayıtlarında da mevcut olduğunu, sermaye artırımı hususunda ise; sermaye artırımı, şirkettin yeniden toparlanması, borçlarını bitirdikten sonra faaliyetlerinde devam edebilmesi için sağlandığını, şirketin eski yönetim kurulu başkanı olan davacı, kendi yönetiminden devreden borçların dahi hiçbirine ödeme gayretinde ve iştirakinde bulunmadığını, davalı ...’nın şirketin yeniden itibarını korumak amacıyla borçlarını bitirip yeniden faaliyet göstereceğine yaklaştığı aşamada davacı bu haksız davayı açtığını, sermaye artışı ile ilgili olarak gündem maddesinde de yer verilen yönetim kurulu toplantısından önce, ticaret sicil gazetesinde gündem maddeleri yayımlanmış ve gazetenin bir sureti davacıya iadeli taahhütlü olarak gönderildiğini, Yönetim kurulu toplanmadan önce 6. Madde tadil tasarısının (sermaye artışı) görüşüleceği apaçık belliyken ve davacının kendisinin de şirkete katkı sunabilme imkânı bulunurken, davacı yine herhangi bir teşebbüste bulunmadığını, bu nedenle davacının, şirketin; müvekkil tarafından zarara uğratıldığı iddiasının kabulü mümkün olmadığını, şirketin mahvına sebep olan davacı tasarruflarının yanında müvekkiller, şirketi düzlüğe çıkarmak için kendi cebinden dahi fedakarlık yapmaktan geri durmadığını, böyle bir durumda dahi şirketin durumunun müvekkillerin tasarruflarından kaynaklı olduğu iddiası gerçeği yansıtmadığını, geçmişten gelen şirket borçları müvekkil ...'nın satılan gayrimenkulleri, çocuklarının birikimleri, bankalardan çekmiş oldukları krediler ve şirketin satılan malları ile ödendiğini ve halen devam eden borçlar yalnızca davalı müvekkiller tarafından ödendiğini, davacı ...’nın şirkete hiçbir faydası, katkısı ve tek bir kuruş ödemesi bulunmadığını, davacı ..., yapması gereken ödemelerini yapmamış olup müvekkiller tarafından ödenmek suretiyle; şirket borçlarının bitme aşamasına gelmesi sonucu ve müvekkillere beslediği husumet sebebiyle haksız yere hukuki yollara müracaat ettiğini, tüm ödemelerin yapıldığını gösterir belgeler; bankalar, vergi daireleri, SGK, Ticaret Odası vb. resmî kurumlarda mevcut olduğunu, aradan geçen uzun yıllardan sonra şirket adına müvekkiller tarafından yapılan tüm işlem ve ödemelere ilişkin belgelerin, ibraz edilemeyeceği düşüncesiyle de yine iş bu davayı davacının kötü niyetle açtığı kanaatinde olduğunu, davacının iddialarının aksine, söz konusu şirketi borçtan kurtarabilmek için müvekkillerim tüm şahsi mal varlıklarını ve imkanlarını kullandığını, hiçbir geliri olmayan, külliyetli borcu olan bir şirketin imkanlarından yararlanmak akla ve mantığa da aykırı olduğunu, tüm bunların tersine müvekkiller, geçmiş yıllara ait şirket borçlarını halen ödediğinden maddi ve manevi olarak büyük zarar ve mağduriyetlere maruz kaldığını, bu gibi nedenle davacı aleyhine açılacak maddi ve manevi tüm dava haklarının saklı olduğunu, davacı, şirketi büyük zarara uğratmasına rağmen, müvekkiller şirketi iflasın eşiğinden kurtardığını ve şirketin itibarsız hale gelmesinin önüne geçtiğini, davacı son olarak 2018 yılı şirket olağan genel kuruluna bizzat kendisi de katılmış, 2018 yılı ve öncesi yılları ibra ettiğini, bu nedenle 2018 yılı ve öncesine dair herhangi bir dava açması söz konusu olamadığını, davacı söz konusu ibraname tutanağına rağmen işbu davayı açtığını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, şirketin, davacı tarafından kötü yönetilmesinden kaynaklı tüm borçlarına ilişkin hacizler, müvekkiller tarafından kaldırıldığını, davacı ...’nın şirket yönetim kurulu başkanı olduğu 1990-2015 dönemindeki vergi daireleri (... ve ... ) hacizleri, şirkete ait malların satışı ve müvekkiller tarafından yapılan ödemeler neticesinde kaldırıldığını, davalı şirketin ... vergi dairesine olan borçları da yine müvekkiller tarafından ödendiğini, hacizlerin kaldırıldığını, haciz konulan hurda araçların çekme belgeleri bu sayede alınabildiğini, davacının, haksız talepte bulunduğu envanter ve emtialar çalındığını, davacı çalındığını bildiği envanterlerden hak talep etse de hırsızlık olayına ilişkin bizzat kendisi de olay yerine ve ... İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne geldiğini, davacının çalındığını ikrar ettiği mallardan hak talep etmesi kötü niyetli olduğunu, davacının talep ettiği bu mallara ilişkin ispat yükü kendine ait olduğunu, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği ve tarafından talep ettiği kum ocağındaki kablolar, kameralar, makinalara ait parçalar, elektrik panosu, şarteller, yedek kablolar, takımlar, büro malzemeleri, motorlar, makinalar vb. 2017 yılında meydana gelen hırsızlık olayları sonucunda çalındığını, davacı ... bu olaylardan da haberdar olup, ... İlçe Polis Merkez Amirliğine bizzat kendisi de geldiğini, hırsızlık olaylarıyla ilgili tutanaklar mahkemeye sunulduğunu, davacı ...’nın ... İlçe Polis Merkez Amirliğine olay sonrası gelmesiyle ilgili kamera kayıtları ve belgelerin asılları ... İlçe Polis Merkez Amirliğinden talep edilebildiğini, davacı bu malların çalındığını ve şirket bünyesinde olmadığını bilerek bunları talep konusu etmesi de davacının kötü niyetini gözler önüne serdiğini, davaya konu söz konusu makina, muvazaalı devredilmemiş resmi satış yapılmış, satış bedeli de şirkete, şirketin müvekkile ödenmesi gereken borçlarına mahsup yoluyla ödendiğini, müvekkil şirket ortağı ... tarafından, piyasa bedelinin de üzerinde alınan iş makinası, şirketin borçlarını kapatmak amacıyla alındığı bariz olduğunu, nitekim atıl durumdaki makinanın alıcısı da çıkmadığını, bu nedenle muvazaa iddiaları mesnetsiz olduğunu, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği ... model 22 tonluk ... iş makinası diğer davalı ...’ya devredilmediğini, satışı yapıldığını, şirket borçlarının ödenebilmesi için satışı zorunlu hale gelen makinanın bakımsız durumundan dolayı başka alıcısı çıkmadığını, o gün ortaklığı da bulunan müvekkil ... şirket itibarı için davacının da bilgisi dahilinde adı geçen makinanın satışını aldığını, satış bedeli makinanın bakımsız durumuna rağmen piyasa değerinin de üzerinde yapıldığını, makinanın satışı noterden yapıldığını, faturası kesildiğini, makinanın satış bedeli muhasebe ve defter kayıtlarına girdiğini, bu satıştan davacı duyum alarak haberdar olduğu yalanını söylemişse de davacı bu satıştan bizzat haberdar olduğunu, satışı 2016 yılında yapılan makina da dahil 2018 yılında geçmişe dair şirket yönetim kurulunda ibralaşıldığını, davacının satışı yapılan iş makinası ile ilgili olarak bir kira bedeli talep etme hakkı da bulunmadığını, nitekim müvekkil söz konusu iş makinasını resmi şekilde tüm usullerine uygun şekilde satın aldığını, ayrıca davacının, davalı ... A.Ş. ile hiçbir alakası olmayan, müvekkilimizin şahsına ait olan binek araçtan, gayrimenkullerinden ve menkul alacaklarından hak iddiasında bulunmasını anlamakta güçlük çektiğini ve bu haksız taleplerinin reddini talep ettiğini, davacı, kendi iddialarının aksine, şirkete ait depo nitelikli tapusu olmayan dükkanı, şirket ortaklarının rızası olmaksızın yıllarca kullanmış ve ilgili dükkana fiili zarar verdiğini, kat karşılığı inşaat sözleşmesiyle davalı şirket ... A.Ş.’ye verileceği belirtilen 238 m2’lik iş yerinin tapusu ve mesken ruhsatı olmayıp ilgili mahal depo vasfında olduğunu, davacı ... aynı adresteki (dükkân üzerindeki) ... sitesi ... Blok ... Katta yıllarca ikamet ettiğini, aynı zamanda oturduğu dönemde binada, bina yönetim kurulu başkanlığı da yaptığını, 2004 – 2015 yılları arasında da adı geçen dükkânın anahtarları ... uhdesinde kaldığını, ...’da dükkanı hem kendi kullanmış hem de yakınlarına çiçek üretim yeri olarak bir diğer yakını olan dünürüne de 2. el televizyon ve elektronik eşya deposu olarak kullandırdığını, dünürüne ait hurda nitelikli elektronik eşyalar halen dükkânda bulunduğunu, davacı ... davalı şirkete dükkân kullanımıyla alakalı herhangi bir ödeme yapmadığı gibi dükkânı hor kullandığını ve kullandırıldığını, bu nedenle şirkete ait dükkana verilen zarar ve dükkan kullanımından kaynaklı kullanım ve kira bedeli hakları saklı olduğunu, şirket merkezi, ilgili dükkâna 2015 yılı içinde taşındığını, o tarihten bugüne kadar da aynı yer davalı şirket merkezi olarak kullanıldığını, birkaç yıl sonra tapusuz, meskeniz depo niteliğindeki 238 m2’lik mahalin, küçük bir kısmı o dönemde şirket ortağı da olan ... tarafından dekore edilerek diğer şirket ortaklarının da bilgisi dahilinde mimarlık ofisi olarak kullanılmaya başlandığını, daha önce yıllarca davacı tarafından kullanılan dükkân için davacı herhangi bir kira bedeli ödememişken, davacının aradan geçen yıllardan sonra haksız kira talep etmesi yine kötü niyetinin bir göstergesi olduğunu, nitekim müvekkilin söz konusu dükkana yapmış olduğu masraflar dükkanın değerini kat be kat artırdığını, söz konusu dükkanın tadilatına ve müvekkil tarafından kullanımına davacı ve diğer ortaklar rıza gösterdiğini, arz ve izah edilen nedenlerle fazlaya ilişkin hak ve talepleri saklı kalmak kaydıyla anılan sebeplerden ötürü, davalı müvekkiler ... ve ...'nın dava dışı bırakılmasıyla beraber işbu ... A.Ş. adına açılan hiç bir hukuki delile dayanmayan haksız ve mesnetsiz davanın reddini talep ettiğini, arz ve izah edilen ile mahkemeye re'sen gözetilecek sebeplerle ve fazlaya ilişkin hak ve talepleri saklı kalmak kaydıyla; İstinaf başvurusunda yer alan hususları kabul etmediğini bildirir, karşı tarafın istinaf taleplerinin reddi ile davanın reddine karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasını talep etmiştir.

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.Dava, şirket ortağı davacının zararının giderilmesi amacıyla davalıların birlikte hareket ederek şirketi zarara uğrattığı iddasıyla açtığı tazminat istemine ilişkindir. Davacı ortak, dava dışı ... ....A.Ş 'nin diğer ortak ... tarafından zarara uğratıldığını iddia etmektedir.6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda çokça tartışılan doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer verilmemiştir. Ancak yeni Kanunda da şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara uğradıkları zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır. Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556).TTK'nın 553. maddesine göre, kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerine aykırı olarak kusurlu fiil ve işlemleri sonucunda şirketin doğrudan uğradığı zarar sebebiyle şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara karşı zarardan sorumludurlar. Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri ve denetçileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici ve denetçi aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait ise de, zarar gören ortakların da yöneticiler ve denetçiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir.Somut olayda öncelikle, söz konusu talebin davacının doğrudan mı yoksa dolaylı zararını mı oluşturduğu hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Doğrudan ve dolaylı zarar ayrımı anonim şirketler hukukunda sorumluluk çerçevesinde, ortağın veya alacaklının doğrudan kendi malvarlığında mı, yoksa şirketin zararı dolayısıyla “yansıma” (Reflexschaden) bir zarara mı maruz kaldığı sorusunu cevaplamaya yarar. Bu iki kavram yalnızca ortakların ve alacaklıların zararı halinde kullanılır, zira sorumluluk hükümleri çerçevesinde anonim şirket yalnızca doğrudan zarara uğrayabilir, ortaklar ve alacaklılar bakımından ise hem doğrudan hem de dolaylı zarar söz konusu olabilir.Doğrudan doğruya zarar, şirket ortaklarının ve alacaklıların yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda şirketin zararından bağımsız olarak uğradıkları zarardır. Şirketin ortakları ve alacaklıları, ortaklık zarar görmeden de bir zarara uğrayabilirler. İşte ortaklık malvarlığında herhangi bir azalma meydana gelmeden ortağın ve alacaklının malvarlığında meydana gelen azalmaya anonim şirketler hukukunda doğrudan zarar denilmekte ve bu durumda pay sahibine hükmedilecek tazminatın kendisine ödenmesi talebiyle dava açma imkanı tanınmaktadır. Ortakların veya alacaklıların doğrudan doğruya zararı, yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda bu kimselerin ferdi ve hususi haklarının ihlali şeklinde ortaya çıkar. Ortakların ve alacaklıların doğrudan zararına ilişkin olarak başlıca şu örnekler verilebilir: Sermaye artırımında ortağın rüçhan hakkının kullanımının engellenmesi, ortağa payına uygun temettü ödenmemesi, ortağın genel kurul toplantısına katılmasına veya toplantıda oy kullanmasına haksız yere engel olunması, hazırlanan yanlış bilançoya istinaden ortağın hisselerini satması veya yeni hisse senedi alarak zarara uğraması, alacaklının yanlış bilgiye dayanarak şirkete kredi açması.Alacaklıların ve ortakların doğrudan zarar görmeleri nedeniyle uğradıkları zararın tazminini talep etmeleri, genel hukuk prensibi olan sorumluluğun bir sonucudur. Doğrudan doğruya uğranılan zararlardan dolayı açılacak davalarda ortaklar ve alacaklılar tazminatın kendilerine verilmesini talep edebilirler. Birden fazla pay sahibi veya alacaklı aynı fiille zarara uğramış olsalar dahi talep edilebilecek tutar bizzat uğradıkları zarar ile sınırlıdır. Aslında ortakların ve alacaklıların doğrudan zararı anonim şirketler hukukuna özgü tipik bir sorumluluk davası olmayıp şirketin haksız fiilini teşkil eder. O nedenle bu davalarda anonim şirketlere özgü aktif ve pasif dava ehliyeti, doğrudan ve dolaylı zarar, farklılaştırılmış teselsül gibi özel düzenlemeler dışında esas itibarıyla haksız fiil sorumluluğuna ilişkin zarar, illiyet bağı, hukuka aykırılık ve kusura ilişkin kurallar uygulama bulur.Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır. Diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı hem yönetim kurulu üyelerine hem de şirkete yöneltebilir.Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (yansıma zarar/Reflexschaden). Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır.6102 s. TTK mülga TTK md. 309 dan farklı olarak dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir. Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların malvarlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir. Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz/conditio sine qua non” şartıdır.Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle bu davayı açmaktadır. Ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortakların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları da etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Ancak, ortak, dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada, hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesini talep edebilir. Bu durumda davacı ortak uğranılan dolaylı zararın şirkete verilmesi yönünde talepte bulunabilecek olup, anılan talep yönünden herhangi bir genel kurul kararı alınması da gerekmemektedir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2019/1691 Esas 2020/5160 Karar)

Eldeki dava, TTK'nın 553 vd. maddeleri uyarınca ve özellikle 555.maddesi uyarınca şirket ortağı tarafından açılmış bir sorumluluk davasıdır. Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları aleyhine açılacak sorumluluk davası, doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Yani davacı tarafın ortağı olduğu şirketin tasfiye memuru tarafından tasfiye sürecinin kötü yönetilmesi nedeniyle şirketin zarara uğratılması nedenine dayalı tazminat davasında, tasfiye memurunun eylemleri nedeniyle uğranılan zarar, şirket açısından doğrudan, davacı ortak açısından ise dolaylı zarar olup, dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 555. (6762 sayılı TTK'nm 309.) maddesi hükmü gereğince hükmedilecek tazminatın şirkete verilmesinin talep edilmesi gerekmektedir. Davacı ortağın doğrudan bir zararı varsa bu zararın ortağa ödenmesi istenebilir. Bu sebeple, söz konusu davanın açılıp görülebilmesi için, oluştuğu iddia olunan zararın doğrudan ya da dolaylı zarar niteliğinde olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Şirket ortağı konumunda olan kişilerin sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Dolaylı zarar olarak nitelendirilebilecek hususlarda ortakların veya alacaklıların sadece yöneticilerin ödeyeceği tazminatın şirkete verilmesi yönünde istemde bulunmaları mümkündür. Somut olayda davacının dava dilekçesi kapsamında iddia ettiği zararların dolaylı zarar niteliğinde olduğu, iddianın ileri sürülüşü ve anlatımlar itibariyle şirketin uğradığı zararların talep edildiği anlaşılmaktadır. Bu halde hükmedilecek tazminatın şirkete ödenmesi talep edilmelidir. Davacı tarafça iddia edilen zarar kalemlerinin doğrudan zararlar olmayıp, dolaylı zararlardır. Davacı böyle bir davayı açabilirse de hükmedilecek tazminatın kendisine değil ancak şirkete verilmesini talep edebilir. Nitekim TTK'nın 555/1. maddesine göre, davacının, şirketin uğradığı zararın şirkete ödenmesini istemesi gerekirken dava dilekçesi ve talebin açıklattırılmasına dair dilekçesinin sonuç ve istek kısmına göre kendisine ödenmesini talep ettiği nazara alındığında, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/1793 Esas 2025/6681 Karar)

Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davacı tarafın yukarıda yazılı söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ;

Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2025/848 Esas 2025/913 sayılı kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

Alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacıdan peşin olarak alındığından harçla ilgili yeniden karar verilmesine yer olmadığına,

Davacı tarafından yapılan istinaf yoluna başvuru harcı ve istinaf posta giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ,

İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına ,

Kararın tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına,

Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde , 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi. 23/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1510, K. 2026/1750, T. 23.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1510-e-2026-1750-k-562216416c3b