Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1072 E. 2026/1535 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1072
- Karar No
- 2026/1535
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 25. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1072 - 2026/1535 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 25. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/1072 Esas KARAR NO : 2026/1535 KARAR TARİHİ : 23/09/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 08/06/2021 NUMARASI : 2017/321Esas, 2021/352 Karar
DAVACI : VEKİLİ : Av.
DAVALI : VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Tazminat
Dairemizin 28/12/2022 tarih ve 2021/1714 Esas 2022/2253 sayılı kararının Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 17/02/2026 tarih ve 2023/3663 Esas 2026/1745 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmiş olmakla, duruşmalı olarak dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü: İDDİA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin “...” adresinde bulunan merkez binasında 01/05/2016 tarihinde davalı idareye ait su borusunun patlaması sonucunda şirketin merkez ofisinin su altında kaldığını, server cihazları başta olmak üzere elektronik cihazları, arşiv belgeleri ve mobilyalarının kullanılamayacak hâle geldiğini; bu sebeple, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutularak şimdilik 53.777,20 TL zararın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 21/03/2019 tarihli dilekçe ile maddi tazminat miktarını 1.591.845,93TL'ye artırmak suretiyle davasını ıslah etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu talebin zamanaşımına uğradığını; davaya bakma görevinin idari yargıya ait olduğunu;... Tarifeler Yönetmeliği 20.4 maddesi gereğince; “Şube yollarının korunması ve sayaçtan sonraki arızalar abonelere, bakım ve onarımı ise... Genel Müdürlüğü’ne aittir” düzenlemesi uyarınca şube yollarının korunmasının abonelere ait olduğunu; yine 20.7’de “Şube yolunun bina parsel sınırının içerisinde kalan kısmında abonelerin ihmal veya kusurundan meydana gelebilecek hasarlardan... sorumlu tutulamaz: bu nedenle üçüncü şahısların uğradığı zararların tazmin yükümlülüğü abonelere aittir” hükmü uyarınca parsel sınırları içerisinde abonelerin ihmal ve kusurunun olması hâlinde sorumlusunun davacı olacağını; hasarın, ana hattan değil, sorumluluğu abonede olan abone şube yolu bağlantı hattı kaynaklı olduğunu; idarenin kusurunun bulunmadığını ve bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece yapılan yargılama sonunda özetle; davacı şirketin olay tarihinde kullandığı taşınmazın mimari projesine göre ruhsata ve imara aykırılık saptanmadığı; 30/05/2015 tarihinde onaylanan Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı Diğer Hizmetler raporunda olay yerine 02/05/2016 günü saat 09:58'de gidildiği, şebeke suyunun ana girişten binaya giriş tarafındaki borusunun patladığı ve binanın depo, ofis, arşiv, kazan dairesi ve müzik stüdyosunu yaklaşık 1 metre yüksekliğinde su bastığının görüldüğünün belirtildiği, şebeke suyunun ana girişten binaya giriş tarafındaki (şube yolunda) sayaç öncesinde 3/4 çapında PE(plastik) Push-fit'in arıza yapması nedeniyle su kaçağının oluştuğu ve söz konusu parçanın değiştirilmesi ile arızanın giderildiği, bilirkişilerce belirlendiği, sayaç öncesi hattın bakım onarımından davalı idarenin tamamen sorumlu olduğu, 18/03/2020 tarihli bilirkişi raporunda, hasara uğrayan malzemelerin muhafazasının uygun olduğunun belirtildiği, mahkeme heyetinin, bütün bilgi ve belgeleri inceleyip, önceki raporu da irdeleyen 18/03/2020 tarihli ikinci bilirkişi raporundaki hesaplamayı dosyaya uygun gördüğü ve benimsediği, söz edilen raporda; bina ve mobilya hasarının 39.040,59TL olduğunun belirlendiği, sözü edilen bilirkişilerin, elektrik-elektronik parçalar yönünden son bilirkişi raporunu esas alarak hesaplama yaptığı, bilgisayar ve parçalarının 31.782,20TL, endeksörlerin 1.573.653,87TL ve şarj cihazı tamirinin ise 4.900TL olduğunu tespit ettikleri, bilirkişilerin, davacı şirketin defterlerinde "endeks okuma cihazlarını" hesabında kaydı gördüğü, 2016 yılı itibariyle envanter listesinde kayıtlı 531 adet endeks okuma cihazı bulunduğunu belirledikleri, bilirkişilerin bu tespitleri doğrultusunda, toplam hasarın 1.649.376,66TL olduğunu hesapladıkları, ...sigorta'nın demirbaş hasarı (82.575TL) ve bina hasarı (32.466TL)'nin tenzili ile 1.534.335,66TL olduğunu rapor ettikleri, ancak, bu hesaplamada, bina hasarı ödemesinin tenzili yerinde görülmemelidir, çünkü eldeki davada 'bina hasarı' tazmini talebinin bulunmadığı, fakat, herhalükarda, davacının zararı dava dilekçesinde yer alan '53.777,20TL' asıl talepten fazla olduğu, dolayısıyla bu talep yönünden davacı haklı olmakla beraber ... ödemesi olan 82.575TL demirbaş hasarı tenzil edildiğinde, asıl davadaki talep yönünden de talep edilebilir tutarın kalmadığı gerekçesi ile; davadaki 'asıl talep' yönünden davanın reddine, davadaki 'ıslahla artırılan talep' yönünden davanın, zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın abonelik sözleşmesinden kaynaklanan tazminat sorumluluğuna ilişkin olduğunu, abonelik sözleşmesine bağlı su baskınlarında 10 yıllık zamanaşımının uygulanması gerektiğine dair yerleşik Yargıtay HGK kararları bile mevcut olduğunu, müvekkilinin işbu davadaki zararının davalının herhangi bir haksız fiilinden kaynaklanarak meydana gelmediğini, müvekkil ile davalı arasındaki abonelik sözleşmesi gereğince davalının, müvekkilin adresinin yer aldığı sokaktan müvekkilin adresine su hattı çekerek abonelik hattı oluşturduğunu, davalının bu kapsamda su sayacına kadar suyu teslim etme, müvekkilin de su sayacından geçecek olan suyun bedelini ödeme yükümlülüğü altına girdiğini, bilindiği üzere su hizmetlerinde su hattının sayaca kadar olan kısmından su idaresi sorumlu olup tesisat bakım ve hizmet standardını koruma yükümlüğünün idare olduğunu, dava konusu zararın yaşanmasına sebebiyet veren olayda müvekkilin adresine idare tarafından çekilen su hattının sayaçtan önce patlayarak müvekkilin iş yerini su bastığını, hattın zarar görme noktasının idare sorumluluğunda kalan bölümde olduğunu, idare abonelik sözleşmesi kapsamında sorumluluk bölgesinde olan hattın sıhhatini sağlamakla yükümlüyken gerekli önlem ve tedbirleri almayarak sözleşmede üstlenmiş olduğu edim yükümlülüğünü ihlal ettiğini, idarenin müvekkile karşı gerçekleştirmiş olduğu hukuka aykırı eylem niteliğinde olabilecek bir eyleminin söz konusu olmadığını, zararın oluşmasına sebebiyet veren durumun haksız fiilden kaynaklandığının ileri sürülmesinin hatalı olduğunu; Yargıtay HGK kararlarında da açıkça, abonelik sözleşmelerinin 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunun hüküm altına alındığını, ayrıca; 16/11/2017 tarihli duruşmanın 5 numaralı ara kararında, uyuşmazlığın abonelik sözleşmesi kaynaklı ve10 yıllık zamanaşımı süresinin bulunduğu belirtilerek davalının zamanaşımı definin reddine karar verildiğini; sorumluluk sebeplerinin yarıştığı varsayıldığında bile, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 60. maddesine göre, sorumluluk sebeplerinin yarışmasında, hakim zarar görenin en lehine olan giderim yönetimini seçerek karar vermek zorunda olup, somut olayda davacı müvekkilin uğradığı zararın tazmini için uyuşmazlığın sözleşme sorumluluğu çerçevesinde çözümlenmesinin en iyi giderim şekli olacağını, zamanaşımı süresinin diğer sorumluluk türlerine göre daha uzun olduğunu, zarar gören davacı için daha lehe giderim yolu olduğunu; kabul anlamına gelmemek üzere, davanın haksız fiilden kaynaklı tazminat davası olarak kabulünde dahi, davacı taleplerinin zamanaşımına uğramadığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 72. Maddesine göre, haksız fiil sorumluluğunda zamanaşımının fiilin (zararlandırıcı olay tarihi) değil zararın miktarının öğrenildiği tarih itibariyle başladığını, davacının, zararını ve zarar miktarını bilirkişi raporları akabinde öğrendiğini, bilirkişi raporu tarihi itbariyle zamanaşımı süresinin hesaplanması gerektiğini, dosyadaki mevcut kayıtların aşama yönüyle zarar tazmini talebinin süresinde ileri sürüldüğünü ispatladığını, Türk Borçlar Kanunu 72. maddesi gereğince zamanaşımı süresinin zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde 10 yıllık süre sonunda dolduğunu, buna göre zararın meydana geldiği tarih itibariyle müvekkilin, öncelikle zararın yaşandığı alanın temizlenmesine ve su tahliyesine müteakip zararın davalı idarenin sorumluluğu alanında kaldığını öğrendiğini, muhatabın öğrenilmesine müteakip de tutulan tutanaklarda yer alan yaklaşık tespitler kapsamında dava ikame edildiğini, zamanaşımının kesildiğini, dosya kapsamında yapılan yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporları neticesinde zararın tamamının öğrenildiğini, ilk tespitlerden sonra ortaya konulan ve tüm zararı tespit eden bilirkişi raporlarının müvekkil adına vekaleten avukatına tebliğinden itibaren 2 yıllık zamanaşımı süresinin başlaması gerektiğini, ilk bilirkişi raporunun 2018 yılında tebliğ edildiğini, bu kayda göre zamanaşımı süresinin 2020 yılına kadar devam ettiğini, somut olayda ise davacı adına 2019 yılında ıslah işlemi yapılmış olup, alacağın zamanaşımına uğramadığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/4-896 E., 2016/332 K. Sayılı ilamında da, ".... Zamanaşımının işlemeye başlaması için zarar verici olayın değil zararın miktarının öğrenilmesi gerekir. ........Davacının zararı maddi tazminat miktarının belirlenmesine ilişkin 07.08.2012 tarihli bilirkişi raporu ile tespit edilmiştir. Sözkonusu bilirkişi raporu 13.08.2012 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiğine göre 1 yıllık zamanaşımı süresinin zararın öğrenildiği 13.08.2012 tarihinden itibaren hesaplanması gerektiği" şeklinde karar verildiğini, zarar miktarının öğrenildiği tarihten itibaren zamanaşımı süresinin hesaba katılması gerektiğini, somut olayda, zarar miktarı öğrenilmesinden itibaren 2 yıllık süre geçmeden davacı yanca ıslah işlemi yapıldığını ve zamanaşımının kesildiğini; mahkemelerin zamanaşımını katı bir şekilde yorumlamaları mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini, AİHM ve AYM içtihatlarına göre de, haksız fiil nedeniyle olay tarihinden değil zararın öğrenilmesinden itibaren zamanaşımı süresinin işletmesi gerektiğini, zarara konu olayın olduğu tarih baz alınması halinde şekilci katı bir yorum ile davacının mahkemeye erişim hakkının ihlal edileceğini, AİHS 6. maddesindeki adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracağını; dava tarihinde talep edilen bedel olan 53.777,20TL'nin ise zamanaşımına uğramadığı ancak sigorta firmasınca yapılan 82.575TL'lik ödemenin mahsubu neticesinde ıslah öncesi dava tarihindeki alacak talebinin de reddine karar verildiğini, Sigorta Firmasınca yapılan ödemenin sadece toplam zarar miktarından mahsup edilmesi gerektiğini, ilk derece mahkemesinin yapmış olduğu mahsup işlemi ile 53.777,20TL'nin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, söz konusu red kararı sonucunda davacı aleyhine 88.514,61TL vekalet ücretine hükmedildiğini, bu denli yüksek vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/321 E. 2021/352 K. Sayılı 08/06/2021 tarihli kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KALDIRMA KARARI: Dairemizin 28/12/2022 tarih ve 2021/1714 Esas 2022/2253 sayılı kararı ile; "Somut olayda, zarar ve sorumlusu 02/05/2016 tarihinde öğrenildiğine, kısmi dava 02/05/2017 tarihinde 53.777,20TL üzerinden açıldığına ve 21/03/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile tazminat miktarı 1.591.845,93TL üzerinden istendiğine göre, kısmi davanın iki yıllık öğrenme süresi içerisinde açıldığı; bununla birlikte ıslah işleminin iki yıllık süre geçtikten sonra gerçekleştirildiği, eylemin suç teşkil etmemesi nedeniyle uzamış ceza zamanaşımının değerlendirme dışı kalacağı, dolayısıyla ıslah olunan kısım yönünden süresinde yapılan zamanaşımı itirazının yerinde olduğu ve bu kısmın zamanaşımına uğradığı kanaatine Dairemizce de ulaşılmıştır. Davalı idare, şebeke suyunun dağıtımı ve şebekenin idamesi için gereken bakım ve onarımı, hizmet alanlarla arasında abonelik sözleşmesi bulunsun yahut bulunmasın her halükarda sağlamakla yükümlü olup, boru hasarının sayaçtan evvel meydana geldiği de düşünüldüğünde sözleşme sorumluluğu ve sözleşme zamanaşımı hükümlerine gidilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Davalının su şebekesinin maliki olmasından hareketle eser sahibinin sorumluluğuna gidilebilmesi ihtimalinde bile, haksız fiil sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk halinde uygulanacak zamanaşımı hükümleri TBK 72. maddede ortak düzenlendiğinden TBK 60.madde anlamında sorumlulukların yarışması davacı için anlam ifade etmeyecektir. Alacağın zamanaşımına uğramadığı kısmi davanın esası yönünden yapılan değerlendirmede, ...AŞ.nin 9.11.2016 tarihli yazı ile ödemeden bahisle ... den hasar bedelinin karşılanmasını talep ettiği, sigorta şirketinin mahkemeye gönderdiği 03.12.2018 tarihli yazı cevabında davacıya 82.575TL ödeme yaptığını belirttiği, davacı şirketin mizan defterinde ödemenin yer aldığı , tazminat alacağının 53.777,20 TL lik kısım için dava edildiği, bu talep yönünden davacı haklı olmakla beraber ...AŞ. ödemesi olan 82.575,00 TL hesaba katıldığında, kısmi davada davalıdan talep edilebilir tutarın kalmadığı anlaşılmakla, asıl davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş, davacının istinaf itirazları yerinde bulunmamıştır. Vekalet ücreti yönünden yapılan incelemede, davanın reddi nedeniyle yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasında ve davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinde bir usulsüzlük bulunmamakla birlikte, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/4 maddesi gereğince, maddi tazminat talebinin tümden reddine karar verilmesi nedeniyle davalılar lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekalet ücreti takdir edilmesi isabetli olmamış, ilk derece mahkemesi kararının bu yönden kaldırılması gerekmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle; A)Davacı tarafın istinaf başvurusunun duruşma yapılmadan KABULÜ ile, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08/06/2021 gün ve 2017/321 Esas, 2021/352 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, B-1)Davanın asıl talep yönünden REDDİNE, 2-) Davanın ıslahla artırılan talep yönünden zamanaşımı nedeniyle REDDİNE" karar verilmiş olup Dairemizin bu kararı taraflarca temyiz edilmiştir. YARGITAY BOZMA İLAMI: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 17/02/2026 tarih ve 2023/3663 Esas 2026/1745 Karar sayılı ilamı ile; "Uyuşmazlık; haksız fiilden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. 1-Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, ıslah edilen kısmın TBK 72 maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığına ilişkin kabulde isabetsizlik görülmemesine ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Eldeki davada; İlk Derece Mahkemesince, 18.03.2020 tarihli bilirkişi heyeti raporunun benimsendiği, söz edilen raporda; toplam hasarın 1.649.376,66 TL olarak hesaplandığı,... Sigorta'nın demirbaş hasarı 82.575,00 TL ve bina hasarı ödemesi 32.466,00 TL'nin tenzili ile zararın 1.534.335,66 TL olduğunun belirlendiği, ancak bu hesaplamada, bina hasarı ödemesinin tenzilinin yerinde görülmediği, dava dilekçesinde bina hasarı tazmini talebinin bulunmadığı, fakat, her halükarda, davacının zararı dava dilekçesinde yer alan 53.777,20 TL talepten fazla olduğu, dolayısıyla bu talep yönünden davacı haklı olmakla beraber sigorta şirketi ödemesi olan 82.575,00 TL demirbaş hasarı tenzil edildiğinde, asıl davadaki talep yönünden talep edilebilir tutarın kalmadığı, bu nedenle, davadaki asıl talep yönünden davanın reddine, davadaki ıslahla artırılan talep yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesince de anılan yöne ilişkin istinaf nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Somut olayda; mahkemece; 1.649.376,66 TL hasar bedeli benimsendiği, 82.575,00 TL sigorta şirketi ödemesinin ise toplam tazminattan mahsup edildiğinde dava dilekçesinde talep edilen 53.777,20 TL'den fazla olup bu durumda davacı taraf haklı olup asıl davadaki talep yönünden talep edilebilir tutarın kalmadığına yönelik gerekçe yerinde değildir. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin anılan yöne ilişkin istinaf nedenlerinin kabulü ile dava dilekçesine konu miktar bakımından davanın kabulüne karar verilmesi" gerektiği gerekçesi ile Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, haksız fiil nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Dava dosyasının temyizi nedeniyle Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 17/02/2026 tarih ve 2023/3663 Esas 2026/1745 Karar sayılı ilamı ile Dairemiz kararının bozulması üzerine Dairemizce duruşmalı olarak yeniden yapılan yargılamada, Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur. Zamanaşımı yönünden; Öncelikle dava dilekçesinde, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı ve davanın mahiyeti itibarı ile belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesi gerektiği yönünde bir ifade bulunmamaktadır. Bu nedenle Dairemizce dava, belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmemiş ve kısmi dava olarak görülmüştür. Davacının malvarlığında oluşan zararın, davalının kusurundan, bir başka deyişle haksız fiilinden kaynaklandığı bilirkişi raporları ile de sabittir. O halde haksız fiilin varlığı halinde uygulanacak zamanaşımına bakılacaktır. Türk Borçlar Kanunu 72. maddesi uyarınca, zamanaşımı süresi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl, her halükarda zarar veren eylemin gerçekleşmesinden itibaren on yıldır. Eğer fiil ceza kanunları uyarınca daha uzun zamanaşımı süresi bulunan cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş ise ceza zamanaşımı süresi uygulanır. Olay tarihinde yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu'nun 154/2. maddesine göre alacaklının dava yoluyla mahkemeye başvurması zamanaşımını kesen sebep olarak belirlenmiştir. Eldeki dava, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava türünde açıldığına ve dava yargılama sırasında belirlenen miktar kadar ıslah edildiğine göre, zamanaşımı yalnızca dava edilen kısım için kesilecektir. Her ne kadar 16/7/2026 tarihli ve 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 20. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 109. maddesine dördüncü fıkrası olarak "Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır." düzenlemesi getirilmiş ise de; 6100 sayılı Kanunun "Zaman bakımından uygulanma" başlıklı 448. maddesinin birinci fıkrasında "Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır." hükmü ile birlikte değerlendirildiğinde; somut olayda, zarar ve sorumlusu 02/05/2016 tarihinde öğrenildiğine, kısmi davanın 02/05/2017 tarihinde 53.777,20TL tutar üzerinden açıldığına ve 21/03/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile tazminat miktarının 1.591.845,93TL tutar üzerinden istendiğine göre, kısmi davanın iki yıllık öğrenme süresi içerisinde açıldığı; bununla birlikte ıslah işleminin iki yıllık süre geçtikten sonra gerçekleştirildiği, eylemin suç teşkil etmemesi nedeniyle uzamış ceza zamanaşımının değerlendirme dışı kalacağı, dolayısıyla ıslah olunan kısım yönünden iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu ve davalı tarafça süresinde yapılan zamanaşımı itirazında bulunmakla, artık davalı taraf yönünden tamamlanan işlem niteliğinde olduğu anlaşılmakla, ıslah edilen kısım yönünden artık zamanaşımına uğradığı kanaatine ulaşılmıştır. Eldeki davada; İlk Derece Mahkemesince, 18.03.2020 tarihli bilirkişi heyeti raporunun benimsendiği, söz edilen raporda; toplam hasarın 1.649.376,66 TL olarak hesaplandığı, ... Sigorta'nın demirbaş hasarı 82.575,00 TL ve bina hasarı ödemesi 32.466,00 TL'nin tenzili ile zararın 1.534.335,66 TL olduğunun belirlendiği, ancak bu hesaplamada, bina hasarı ödemesinin tenzilinin yerinde görülmediği, dava dilekçesinde bina hasarı tazmini talebinin bulunmadığı, fakat, her halükarda, davacının zararı dava dilekçesinde yer alan 53.777,20 TL talepten fazla olduğu, dolayısıyla bu talep yönünden davacı haklı olmakla beraber sigorta şirketi ödemesi olan 82.575,00 TL demirbaş hasarı tenzil edildiğinde, asıl davadaki talep yönünden talep edilebilir tutarın kalmadığı, bu nedenle, Dairemizce davadaki asıl talep yönünden davanın reddine, davadaki ıslahla artırılan talep yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de; Yargıtay bozma ilamında "davacı vekilinin anılan yöne ilişkin istinaf nedenlerinin kabulü ile dava dilekçesine konu miktar bakımından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği" belirtilmiş olup Dairemizce bozma ilamına uyulmakla somut olayda; mahkemece; 1.649.376,66 TL hasar bedeli benimsendiği, 82.575,00 TL sigorta şirketi ödemesinin ise toplam tazminattan mahsup edildiğinde dava dilekçesinde talep edilen 53.777,20 TL'den fazla olup, bu durumda davacı taraf haklı olup asıl davadaki talep yönünden dava dilekçesine konu miktar bakımından davanın kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. Yargılama giderleri yönünden ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun Yargılama giderlerinden sorumluluk" 326. maddesinde; " (1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. (3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir." hükmü uyarınca davanın kısmen kabul edildiğine göre, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırılmıştır. Yargılama giderlerinden olan vekalet ücreti yönünden ise, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin "Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret" başlıklı 13. maddesinde; "(1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez. (3) Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (4) Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur." hükmü uyarınca; maddi tazminat istemli eldeki davanın kısmen reddi nedeniyle, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre ücret takdiri (nispi vekalet) gerekmekte ise de takdir edilecek bu ücret, davacı lehine belirlenen ücretini geçemeyeceğinden, davalı lehinde de aşağıdaki şekilde vekalet ücretine hükmedilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1)Davanın asıl talep yönünden kabulüne, 53.777,20TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2)Davanın ıslahla artırılan talep yönünden zamanaşımı nedeniyle REDDİNE, 3)492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gerekli 3.673,52TL nispi karar ve ilam harcından, peşin alınan 918,39TL harç ile 26.266,37TL ıslah harcının mahsubu ile fazla alınan 23.511,24TL harcın talep halinde yatıran davacı tarafa iadesine, 4)Davacı tarafından peşin yatırılan 3.673,52TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5)Davacı tarafça yargılama aşamasında yapılan başvuru harcı dahil olmak üzere toplam 5.803,10TL yargılama giderlerinden tarafların haklılık oranına (0,034) göre 197,30TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı tarafça yapılan yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasına, 6)Hükümden sonraki yargılama giderlerinin haklılık oranına göre taraflara yüklenmesine, 7)Davacı, vekil ile temsil edildiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 45.000TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8)Davalı, vekil ile temsil edildiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 45.000TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 9)Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333.maddesi uyarınca, yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının hükmün kesinleşmesinden sonra iadesine, 10)Taraflarca yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, 11)Temyizi kabil olan bu kararın, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince;Dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere 23/09/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/09/2026
Başkan e-imza
Üye e-imza
Üye e-imza
Katip e-imza