Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1025 E. 2026/1413 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1025
Karar No
2026/1413
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1025

KARAR NO: 2026/1413

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 10/10/2023

NUMARASI: 2021/496 Esas - 2023/372 Karar

DAVA: İtirazın İptali (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/07/2026

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün Davalı ...A.Ş. vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...A.Ş.'nin sigortacılık işi ile iştigal eden Türkiye'nin önde gelen sigorta şirketlerinden biri olduğunu, .... A.Ş.'ye ait irmik emtiasının taşıma sırasında oluşabilecek rizikolara karşı Nakliyat Emtia Sigorta Poliçesi ile teminat altına alındığını, emtianın ... numaralı ve 22.06.2020 tarihli konşimento tahtında Türkiye'den.....'ye taşınmak üzere ... gemisine hasarsız bir şekilde yüklendiğini, tahliye sırasında ... numaralı konteynerdeki delik nedeniyle emtianın hasarlandığını, ekspertiz incelemesi yapıldığını, hasarın derhal davalıya ihbar edildiğini, 1 nolu davalının fiili taşıyan, 2 nolu davalının akdi taşıyan olduğunu, hasardan davalıların sorumlu olduğu beyanları ile itirazın iptali ile takibin devamına, %20 den az olmamakla üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Milletlerarası yetki itirazlarının, aktif ve pasif husumet itirazlarının olduğunu, taşıyan veya taşıyanın tahliye limanı acentesine ihbarda bulunulduğunun ispat edilemediğini, ihbar yükümlülüğünün kanıtlanamadığını, ortak katılım ile yapılmış bir tespitin olmadığını, emtia Haiti'de tahliye edildiği halde Türkiye'de düzenlenen ekspertiz raporuna dayanarak hasar sebebinin ispatlanmasının mümkün olmadığını, evrak üzerinden rapor düzenlendiğini, hasarın taşıyanın hakimiyet sahasında meydana geldiğini ispatlayan bir delil ve tespit olmadığını, konşimentodaki kayıtlara göre istif, yükleme ve sayımın yükleten tarafından yapıldığını, yanlış ve yetersiz ambalaj nedeniyle taşıyanın sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, irmik yükünün ıslaklıktan etkilenmeyecek şekilde ambalajlanmasının gerektiğini, ambalajların arasına nem alıcı tablet konması gerektiğini, sıcaklık farkları nedeniyle konteyner içerisinde terleme olabileceğini, konteyner zeminine naylon serilmesi gerektiğini, konteynerde delik olduğuna dair interchange raporu olmadığı beyanları ile davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Davalılardan ... ya izafeten ... AŞ vekili tarafından her ne kadar konşimentoda bulunan yetki kaydı nedeni ile mahkememizin yetkisine itiraz edilmişse de, dosyada bulunan ... numaralı konşimento kayıtları incelendiğinde, konşimentonun İstanbul da acente olarak izafeten husumet yöneltilen ... AŞ tarafından düzenlendiği anlaşıldığından, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/3799 Esas 2020/3051 Karar sayılı ilamı dikkate alınarak konşimentodaki yetki şartının Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisini kaldırır nitelikte olmaması nedeniyle MÖHUK 47/1 md gereğince Milletlerarası yetki itirazını reddine karar vermek gerekmiştir.

Dava halefiyete istinaden açılmış olmakla, davacının TTK 1472 maddesi gereğince halef sıfatını ve hali ile aktif husumet ehliyetini kazanabilmesi için, geçerli bir sigorta sözleşmesinin kurulmuş olması, sigortacının himaye kapsamında yer alan riziko sebebiyle meydana gelen zararları ödemiş olması ancak bu ödemenin geçerli bir sözleşme uyarınca ve gerçek hak sahibine yapılması gerekmektedir. Sigortacının halefiyeti, kanundan kaynaklandığından kendiliğinden meydana gelir. Sigortacı tazminatı ödediği anda, sigortalının yerine geçer ve sigortalının zarara sebep olan üçüncü şahsa karşı olan talep hakkı düşer.

Son olarak ise halefiyetin gerçekleşmesi için, zarar nedeni ile sorumlu bulunan üçüncü bir kişinin varlığı gereklidir.

Sonuç olarak davacı sigortacının, sigortalısının haklarına halef olabilmesi için, sigortalının üçüncü şahıslara karşı tazminat talebi hakkına sahip olması, sigortacının sigorta tazminatını gerçek hak sahibine ödemiş olması ve geçerli bir sigorta sözleşmesinin var olması gerekir. Dosyada bulunan ...numaralı Nakliyat emtia sigortası Abonman Sözleşmesi'ne göre dava dışı sigortalı.... AŞ. tarafından CIF teslim şartı ile ihraç edilen irmik emtiasının, ... Limanından ...ye ... isimli gemi ile taşınmasının, sigorta teminatı altına alındığı, dava dışı sigortalı ...firmasının konşimentoda yükleten olarak kayıtlı olduğu, emtianın hasarlanması neticesinde davacı sigorta şirketi tarafından dosyada bulunan ... ait 29/01/2021 tarihli ödeme dekontuna göre 2.210,51 USD hasar bedelinin dava dışı sigortalı ... firmasına ödendiği anlaşılmıştır.

Davaya konu emtia satım şetli CIF olmakla birlikte dava dışı sigortalıya yazılan müzekkere cevabında dosyaya ibraz edilen ve dava dışı alıcı olarak konşimentoda kayıtlı bulunan ve satım faturasının da adına düzenlendiği anlaşılan, ... firması 19/12/2020 tarihli temlikname belgesine göre, dava dışı alıcının hasar nedeni ile oluşan hasar bedelinin dava dışı sigortalı .......ödenmesi sureti ili, hasar bağlı hak ve taleplerinin davacı ... temlik edildiği anlaşıldığından, bu hali ile davacının yapmış olduğu sigorta tazminatı ödeme kapsamında TTK. 1472 maddesi gereğince ve temlik hükümleri uyarınca halefiyet hakkı ile aktif husumet ehliyetini haiz olduğu kabul edilmiştir.

Dosyada bulunan 17/08/2020 tarihli navlun faturasının davalılardan ... tarafından dava dışı sigortalı ...adına düzenlendiği, yine dosyada bulunan ... numaralı konşimentonun ise davalılardan ... AŞ tarafından diğer davalı ... nın acentesi sıfatı ile düzenlendiği görülmekle; fiilen taşıma işinin davalılardan ... firması tarafından yerine getirildiğinden bu davalının taşıyan ve pasif husumet ehliyetini haiz olduğu mahkemece kabul edilmiştir. Husumetin yöneltildiği diğer davalı ... AŞ bakımından ise; davalının navlun faturası düzenlemediği ve konşimentoda yalnızca acente olarak unvanının kayıtlı olduğu görülmekle, TTK 105 maddesi gereğince acenteye doğrudan dava açılamayacağı gözetilerek bu davalı bakımından davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeni ile reddine karar vermek gerekmiştir.

Dosyada bulunan ... tarafından düzenlenen 28/12/2020 tarihli ekspertiz raporunda; dava konusu taşımanın gerçekleştirildiği ... isimli geminin boşaltma Limanı olan ..... Limanına ulaşması sonrası yapılan kontrollerde, ... numaralı konteyner tavanında delik bulunduğu ve konteyner içerisindeki çuvalların ıslandığı, emtianın da küflenmiş ve mantarlaşmış vaziyette bulunduğu; dava konusu hasarın bu şekilde meydana geldiği belirtilerek, rapor ekine hasara ilişkin renkli fotoğrafların eklendiği anlaşılmıştır.

TTK 1185 maddesi gereği zıya veya hasarın haricen belli olması durumunda en geç eşyanın gönderilene teslimi sırasında, haricen belli olmaması halindeyse eşyanın gönderilene teslimi tarihinden itibaren aralıksız olarak hesaplanacak üç gün içinde taşıyana ihbar edilmesi gerekmektedir. Ancak davacı tarafça yukarıda bahsedilen tutanak dışında dosyaya ihbara ilişkin başkaca bir delil sunulmamıştır. Bu nedenle taşıyanları TTK gereği hasar ihbarının usule uygun yapılmamış olduğu kabul edilmiştir. İhbar yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde eşyanın konişmentoda yazılı olduğu şekilde teslim edildiği ve herhangi bir zıya veya hasar söz konusu ise bunun taşıyanın sorumlu olmadığı bir sebepten ileri geldiği yönünde iki karine doğmakta olup, eldeki dosyada davacının bu iki karinenin aksini ispat ederek davalıların sorumluluğunu ispatlaması gerekmektedir.

Bu kapsamda dava dışı ...tarafından ... ya 15/12/2020 tarihinde ihtarname gönderildiği dosya kapsamından anlaşılmaktaysa da, ekspertiz raporunda hasarın ilk tespit tarihinin 01/10/2020 olarak kayıtlı bulunması karşısında (dosyaya emtianın dava dışı alıcıya teslimine ilişkin başkaca bir delili yahut belge sunulmadığından bu tarih esas alınmıştır), dava dışı sigortalı tarafından TTK 1185 maddesi kapsamında usule uygun bir hasar ihbarının bulunmadığı kabul edilmiştir. Ancak kanin hükmü gereği oluşan bu iki karinenin aksinin ispatı elbette ki mümkündür.

Bu kapsamda Dosyada bulunan ve ... tarafından düzenlenen 28/12/2020 tarihli ekspertiz raporunda bahsi geçen, davacı vekili tarafından 14/12/2022 tarihinde dosyaya sunulan, 29 Ağustos 2020 tarihli "Haiti Cumhuriyeti Sulh Hukuk Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü Tutanaklarından ..." başlıklı ve içeriğinde, dava konusu hasarı ilişkin olarak taşımanın yapıldığı ... numaralı konteynerde delik bulunduğu ile buna bağlı olarak konteyner içerisinde bulunan 480 torba üründen 154 torbanın bozulduğunun ve kötü kokular yaydığının tespitine yer verildiği anlaşılmıştır.

Dosyada bulunan konşimentonun 22/06/2020 tarihinde düzenlediği, ..... Gümrük Müdürlüğünden celp edilen kayıtlardan ise 19/06/2020 tarihinde dava konusu konteyner taşınmasına ilişkin çıkış bildiriminin verildiği ve geminin 22/06/2020 tarihinde çıkış yaptığı dikkate alındığında, davacı vekili tarafından dosyaya ibraz edilen 29 Ağustos 2020 tarihli belge mahkemece, hasarın tespiti ile dava konusu taşımanın yapıldığı konteynerde delik bulunduğuna dair ilk tespiti içeren, bir hasar tutanağı olarak kabul edilmiştir.

Her ne kadar tutanağın düzenlendiği Haiti Cumhuriyeti ile ülkemiz arasında yabanca resmi belgelerin tasdiki mecburiyetinin kaldırılmasına ilişkin ikili yahut çok taraflı bir anlaşma bulunmadığından, mahkemece hükme esas alınan belgenin sıhhatine davalı vekili tarafından itiraz edilmişse de, bu tutanak mahkemece TTK 1185/2 maddesi uyarınca yetkili makamlar tarafından düzenlenmiş, ihbar külfetini kaldırır mahiyette bir belge olarak değil; hasarın ve konteynerde bulunan deliğin mevcudiyetine ilişkin bir yazılı delil olarak kabul olunmuştur.

Zira dosyada bulunan ekspertiz raporu ekindeki fotoğraflarda da konteynerde bulunan delik açıkça görülmektedir. Buna göre, dava konusu edilen hasarın konteynerde bulunan delik nedeni ile irmik emtiasının ıslanması sureti ile esasen konteynerin elverişsizliği sonucu meydana geldiği mahkemece kabul edilmiştir.

Buna göre, davacı tarafından üzerine düşen ispat yükünün yerine getirildiğinin kabulü ile, yükün taşındığı konteynerin davalı tarafından temin edilmiş olması nedeniyle ve hasarın da yüke elverişsiz konteynerden kaynaklanması karşısında meydana gelen hasardan taşıyıcının sorumlu olduğu kabul edilmiştir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 22/12/2022 tarihli 2020/1834 Esas ve 2022/1940 Karar sayılı ilamı ile yerleşik uygulamaları da bu yöndedir. ) Dosya kapsamında düzenlenen bilirkişi raporunda, talep edilen hasar miktarının ... olduğu belirtilmiş olup; dosyaya sunulan bilirkişi raporundaki tespitler mahkemece denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunmuş ve dayandıkları gerekçeler ile ulaştıkları tespitler ise mahkemece dosya kapsamı ve deliller ile uyumlu bulunduğundan bilirkişi raporu da kısmen hükme esas alınarak neticede davalılardan ... ya izafeten ... AŞ bakımından davanın kabulü ile diğer davalı ... A.Ş. hakkındaki davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeni ile usulden reddine, ..." karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ...A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle;Davalılardan ... ye izafeten ... A.Ş. ilişkin kısmının kaldırılması gerektiğini, davaya konu uyuşmazlığı karara bağlama yetkisi, hem taşıyan ... tarafından düzenlenen konişmentoya eklenen Marsilya mahkemelerinin yetkili olduğuna ilişkin kloz uyarınca hem de MÖHUK m.40 göndermesi ile HMK madde 6 f.1 hükmü uyarınca taşıyanın ikametgahı mahkemesi olan Marsilya Ticaret Mahkemelerine ait olduğunu, yerel mahkemeye sunulan cevap dilekçesinde yetki itirazı yapmalarına ve.... tarafından düzenlenen konişmentolara dayanılarak açılan başka davalarda, Yerel Mahkemelerin ileri sürülen milletlerarası yetki itirazını kabul ederek davaları reddettiğini ve anılan Yerel Mahkeme kararlarının Yargıtay tarafından da onandığını gösteren emsal kararları da dosyaya sunmalarına rağmen, mahkemenin yetki itirazlarını reddederek davayı görmeye devam ettiğini, anılan kararlarda belirtilen gerekçelerin davanın milletlerarası yetkisizlik nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiğini ortaya koyduğunu, ... A.Ş. nin acente sıfatı ile hareket ettiği celbedilen delillerle sabit olduğunu,

Bilirkişi Raporunda da tespit edildiği üzere, dava konusu emtia CIF esaslı satılmış olup ve CIF teslimde hasarın malların gemiye yüklenmesi ile birlikte alıcıya geçeceğini, buna rağmen yerel mahkemenin, dosyaya delil ibraz için verilen kesin süreden sonra Davacı tarafından 10.5.2022 tarihli dilekçe ekinde sunulan temliknameye dayanarak Davacının aktif husumetinin bulunduğunu kabul etmesinin hukuka aykırı olduğunu, Yerel Mahkemenin 22.3.2022 tarihli duruşmada taraflara henüz sunmadıkları delillerini tercümeleri ile birlikte sunmaları için 2 haftalık kesin süre verdiği halde, Davacı tarafından temlikname ve tercümesi 10.5.2022 tarihinde dosyaya ibraz edildiğini, bu temliknamenin geçmiş tarihli olarak düzenlenip düzenlenmediğinin anlaşılabilmesi için temliknamenin gönderilmesine ilişkin e-postanın veya kargo ile ulaştı ise kargo evraklarının da dosyaya sunulması talep edilmişse de mahkemenin bu talep doğrultusunda inceleme yapmadığını, zira Davacı bu belgeyi dava dilekçesi ekinde dosyaya sunmadığı gibi, 5.1.2022 tarihli dilekçesi ekinde diğer delillerini sunmuşsa da bu temlikname 5.1.2022 tarihli dilekçe ekinde sunulan belgeler arasında bulunmadığını, keza Davacı tensip zaptının tebliğinden sonra 1.4.2022 tarihli dilekçesi ekinde de delil tercümelerini sunduğu halde, bu dilekçe ekinde de temlikname ve tercümesinin dosyaya sunulmadığını, mahkemece verilen 2 defa verilen kesin süreden sonra dosyaya ibraz edilen temliknamenin delil olarak kabul edilmemesi gerektiğini, Mahkemece atanan bilirkişile tarafından düzenlenen raporda geçerli bir sigorta sözleşmesinin bulunmaması itibariyle halefiyet koşullarının gerçekleşmemiş olduğu sonuç ve kanaati yeralmakta olup eşyanın yüklenmesiyle hasara katlanma yükümlülüğü alıcıya geçtiği, yükleme ile birlikte satıcının eşya üzerinde sigortalanabilir menfaati kalmadığı ve satıcının kendi hesabına kurduğu yük sigortası sözleşmesi TTK m.1408’in ilk cümlesi gereği menfaat mevcut olmadığından geçersiz olduğu sabit olduğu halde, Davacının aktif husumet ehliyetinin bulunduğuna hükmedilmesinin isabetsiz olduğunu, geçersiz bir sigorta sözleşmesine göre tazminat ödeyen sigortacı haklı bir ödeme yapmış olmadığından TTK m.1472 uyarınca halef sıfatını kazanamayacağı ve eşyanın yüklemeden sonra hasara veya zıyaa uğraması hâlindeyse sigorta sözleşmesi TTK m.1470 gereği sona ermiş olacağından satıcının menfaate sahip olmadığı ve bu durumda Davacının aktif husumetinin de bulunmadığının kabul edilmesi gerektiğini, geçerli olmayan sigorta özleşmelerine rağmen temliknameyi geçerli sayarak Davacının aktif husumet ehliyetinin bulunduğu sonucuna varmak, tüm ... ödemelerin geçerli sayılmasının yolunu açacağını, MK madde 2 ye de aykırı bir yorum olacağını, dava konusu yüklerin konteynerdeki delik nedeni ile ıslandığını iddia etmişse de, konteynerde delik/ yırtık bulunduğunu gösteren, EIR (Equipments Interchange Report) da davlıya tebliğ edilmediğini, net olmayan ve konteyner numarası dahi görülmeyen fotograflara bakılarak konteynerde delik olduğunun tespiti mümkün olmadığı gibi, konteynerdeki deliğin, gemiden tahliyeden sonra karayolu ile alıcının deposuna taşındığı sırada meydana gelme ihtimali de olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE : Dava, deniz taşıması sırasında oluşan hasar bedelini sigortalısına ödeyen sigorta şirketinin, ödediği bu bedeli taşıyandan rücuen tahsili istemiyle başlatılan itirazın iptali davasıdır. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıkta Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisi bulunup bulunmadığı ve konişmentodaki yetki şartının geçerli olup olmadığı noktasındadır.

Dava dışı sigortalı .... A.Ş. tarafından ... firmasına satılarak ihraç edilen irmik cinsi emtianın bulunduğu konteynerler, 22/06/2020 tarihinde davalı ... adına acentesi olarak ...'nin düzenlemiş olduğu ... numaralı konişmento tahtında ..../Türkiye Limanından .....'ye taşınmak üzere "..." gemisine yüklenmiş ve ...../..... Limanında tahliye edilmiştir.

Taşımaya konu ihracata ilişkin satıcı tarafından, alıcıya 11/06/2020 tarihli ......nolu 193.440,00 USD bedelli fatura kesilmiş ve teslim şekli CIF olarak belirtilmiştir.

Davacı ...A.Ş. tarafından, .... A.Ş.'nin ihraç ettiği irmik cinsi emtia, taşıma sırasında oluşabilecek rizikolara karşı 31/12/2019-2020 tarihleri arasında geçerli ve ...numaralı Nakliyat Emtia Sigortası Abonman Sözleşmesi(Blok) Poliçesi ile teminat altına alınmıştır. Sigortalanan emteanın hasarlanması nedeniyle davacı sigorta şirketi tarafından hasar tazmin edilerek rücuya ilişkin eldeki davaya konu icra takibi başlatılmıştır.

Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, İstanbul .... İcra Müdürlüğünün... Esas sayılı takip dosyasında, "... numaralı konişmento tahtında Türkiye'den Haiti'ye taşınmak üzere "..." gemisinde yüklenen "irmik" emtiasının taşıma sırasında hasara uğraması sonucunda oluşan zararın rücuen tazmini" sebebine dayalı olarak 2.210,51 USD asıl alacağın tahsili istemiyle 24/06/2024 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, takip borçlusunun itirazı üzerine takip durmuştur.

Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.

Davalı taraf gerek icra takibinde, gerekse cevap dilekçesinde konişmentonun ön yüzünde bulunan taşıma şartlarında uyuşmazlığın çözümünde Marsilya Ticaret Mahkemesinin yetkili olduğunun düzenlendiğini ve milletlerarası yetki şartı nedeniyle davanın yetki yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Davalı....'nın Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde kaydı olmayıp, .../Fransa merkezli bir anonim şirkettir. Davalının Fransa kanunlarına göre kurulmuş ve merkezi Marsilya'da olan bir şirket olduğu, dolayısıyla taraflar arasındaki ilişkide yabancılık unsuru bulunduğu açıktır. Her ne kadar davalı Türkiye'de dar mükellef olarak vergilendirmeye tabi ise de, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 3/2. maddesine göre dar mükellefiyet, Türkiye'de elde ettikleri gelirlerin vergilendirilmesi amacına yönelik olarak sermaye şirketlerinin kanunî ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye'de bulunmaması halini ifade eder. Bu nedenle davalının Türkiye'de dar mükellef olması uyuşmazlığın yabancılık unsuru içermesi özelliğini ortadan kaldırmaz.

Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklı olmak kaydıyla yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümlerine göre tespit edilmelidir. Bu kapsamda bir uyuşmazlıkta MÖHUK'un 47. Maddesine göre, yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda taraflarca yapılacak yazılı bir sözleşme ile inhisari olarak kararlaştırılması halinde Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi sona erecektir. Dava, ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması hâlinde yetkili Türk mahkemesinde görülür.

Dosyada sunulu bulunan 22/06/2020 tarih ve ... numaralı konişmento ön yüzünde, konşimento ile belgelenen taşıma sözleşmesi kapsamında taşıyan ve tacir arasında meydana gelen tüm talepler ve uyuşmazlıkların münhasıran Marsilya Ticaret Mahkemesinde görüleceği düzenlenmiştir.

6102 sayılı TTK'nın 1237. Maddesine göre; Taşıyan ile konişmento hamili arasındaki hukuki ilişkilerde konişmento esas alınır, taşıyan ile taşıtan arasındaki hukuki ilişkiler ise navlun sözleşmesinin hükümlerine bağlı kalır. Anılan bu düzenlemede 'taşıyan ile taşıtan arasındaki ilişkinin navlun sözleşmesi hükümlerine bağlı kalacağı öngörülmüş olmakla birlikte navlun sözleşmesi hakkında ayrı bir belgenin düzenlenmediği hallerde, taşıyan ile taşıtan arasındaki ilişkide de konişmento esas alınır; zira konişmento bir navlun sözleşmesi yapıldığını ve şartlarını tespit eder (Rayegân Kender / Ergon Çetingil / Emine Yazıcıoğlu, Deniz Ticareti Hukuku Temel Bilgiler, C:1, 2014, s.193). TTK'nın 1228 Maddesine göre ise; Konişmento, bir taşıma sözleşmesinin yapıldığını ispatlayan, eşyanın taşıyan tarafından teslim alındığını veya gemiye yüklendiğini gösteren ve taşıyanın eşyayı, ancak onun ibrazı karşılığında teslimle yükümlü olduğu senettir.

Bu belge bir gemi sirketinin veya onun yetkili acentesinin veya yükleme limanında acentesi yoksa gemi kaptanının malı yükletene verdigi, nama, emre ve hamile yazılı olarak düzenlenebilen ve belge konusu malların taşınmak üzere kabul edildigini gösteren kıymetli evrak niteliğinde taşıma senedidir. Yetki şartının bulunduğu düzenlemede davacı taraf sigortalısının imzası yer almamakla ve ayrı bir navlun sözleşmesi de bulunmamakla birlikte konişmento yükletene verildiği ve konişmentoda yer alan....'nın hüküm ve koşullarına itiraz etmemiş olması ve taşıyan ile taşıtan arasındaki hukuki ilişkiler için uygulanması gereken navlun sözleşmesinin bulunmaması nedeniyle onun yerine kaim olarak uygulanacak ve.... adına acente olarak ... tarafından imzalanan kıymetli evrak niteliğindeki konişmento yer alan yetki şartı davacının sigortalısının imzasını ihtiva etmese dahi geçerlidir. Bu kapsamda konişmentodaki yetki şartı gönderen ve TTK'nın 1472. maddesi gereğince onun halefi olan sigorta şirketi için de bağlayıcıdır.

Ayrıca doğrudan davalı acentenin şahsına da husumet yöneltilmiş ise de, navlun faturasının.... tarafından düzenlendiği ve davalı ... Anonim Şirketi'nin taşıyan sıfatının bulunmadığı nazara alındığında doğrudan acenteye dava açılması mümkün değildir.

TTK'nın 105/2. Maddesinde, acentenin aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabileceği, yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu hükme aykırı şartların geçersiz olduğu düzenlenmiştir. Bu maddenin öngörülme amacı yabancı tacirlere Türkiye’de dava açılması olanağını sağlamak ve Türkiye'de bir tebligat adresi tesis etmekten ibarettir(TTK 105. Madde gerekçesinden).

Bahsi geçen düzenleme esasında acentenin aracılık ettiği sözleşmelere ilişkin olarak açılacak bir davada müvekkilini aktif ve pasif temsil yetkisine ilişkindir. Bu hüküm emredici nitelikte olup, düzenlemeye konu temsil yetkisini kaldıran sözleşme hükmü geçersiz olacaktır. Bu nedenle maddedeki emredici düzenlemeye bağlı olarak geçersizlik yaptırımı, temsil yetkisinin ortadan kaldırılması dışındaki bir hususu kapsamadığı gibi bu düzenleme yabancı tacirlere karşı acenteye izafeten açılacak davalarda Türk Mahkemelerine münhasır yargı yetkisi veren bir düzenleme de değildir.

Zira anılan hüküm yetkiye ilişkin bir düzenleme olmayıp acentenin aracılık ettiği sözleşmelerde yabancı tacirin davalarda temsiline imkan veren Türk hukuk sistemine has bir müessesedir(Yargıtay 11.HD'nin 27/11/2023 Tarih ve 2022/3129 E. - 2023/8856 K. Sayılı kararı, Yargıtay 11. HD'nin 20/11/2025 Tarih ve 2025/1544 E. - 2025/6907 K. Sayılı kararı). Dolayısıyla TTK'nın 105. maddesinin konişmentodaki yetki şartına bir etkisi bulunmamaktadır.

Mahkemenin gerekçesinde atıf yaptığı Yargıtay 11. HD'si, 2019/3799 E. - 2020/3051 K. sayılı karar ve bir kısım benzer kararlarında bir dönem, "dava yerleşim yeri yurt dışında olan davalıya karşı açılmış olsa dahi Türkiye'deki acentenin aracılık ettiği taşıma sözleşmesine istinaden düzenlenen konişmentoya konulan uyuşmazlığın yabancı mahkemede görülmesine dair yetki şartının Türk mahkemelerinin münhasır yetkisini ortadan kaldırır nitelikte olması nedeniyle geçersiz olduğu" şeklinde kararlar vermiş ise de, bu şekildeki kararlarından yukarıda gösterilen kararlarında belirtildiği dönmüş olup, dava şartlarının yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gerektiğinden son içtihatlara göre karar verilmesi gerekir.

Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Buna göre bir sözleşmede genel işlem koşulları bulunması bu düzenlemeleri geçersiz kılmaz. Ancak sözleşme kapsamındaki karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının geçerli olması, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır.

6098 sayılı TBK'nın 20 vd. maddelerinde düzenlenen genel işlem koşullarına ilişkin hükümler tacirler hakkında da geçerli olmakla birlikte, genel işlem koşullarının TTK'nın 18/2. Maddesinde düzenlenen her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü ile birlikte değerlendirilmesi gerekir. Konişmentonun arka sayfasında bulunan taşıyanın hüküm ve koşullarına ilişkin düzenlemeler ticari hayatta yaygın olarak kullanıldığından, deniz yoluyla ithalat işiyle uğraşan gönderilen/alıcının taşıyanın "taşıma şart ve koşullarını" basiretli bir iş adamı gibi davranarak incelemiş olması gerekir. Yukarıda açıklandığı gibi genel işlem koşulları ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden hazırlanmış sözleşme hükümleri olup, bu özellikleri itibariyle bu sözleşmeler genellikle ilgili firmalar tarafından internet sitelerinde paylaşılmaktadır.

Aksi yönde bir iddia ve ispat dosya kapsamında mevcut değildir.

Taşıyıcı tarafından taşıma şart ve koşullarının içeriğinin öğrenilmesine imkân sağlanmadığı kabul edilemeyeceğinden ve taşımanın bu şart ve koşullar altında davalıya yaptırılması nedeniyle bu şart ve koşullar tahtında taşıma da tamamlandığına göre genel işlem koşullarının geçersiz olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir.

Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen ve yabancılık unsuru içeren eldeki davada, konişmentonun ön yüzündeki düzenleme ile taraflarca Marsilya Ticaret Mahkemesinin inhisari yetkisinin kabul edilmesi karşısında MÖHUK 47/1 ve HMK'nın 18. maddeleri uyarınca davaya konu uyuşmazlık ve bu uyuşmazlıkta yetkili mahkeme belirlenmiş olup geçerli bir yetki sözleşmesi bulunduğuna göre, Türk mahkemelerinin yargı yetkisi bulunmamaktadır.

Yabancılık unsuru bulunan eldeki davada yetkiyle ilgili olarak MÖHUK'un 47. Maddesi uygulanacak olup, Marsilya Asliye Ticaret Mahkemesinin inhisari yetkisinin kabul edilmesi karşısında iç hukuka ilişkin HMK'nın 18. maddesi kapsamında yetkili mahkeme de belirli durumdadır. Buna göre tüccarın taşıyıcıya açacağı davaların adı geçen bu mahkemenin inhisari yetkisinde olduğu düzenlendiğine göre uyuşmazlık ve bu uyuşmazlıkta yetkili mahkeme belirlenmiş vaziyettedir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 114/1-a Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Türk mahkemelerinin yetkisi MÖHUK 47/1. maddesi uyarınca yetki itirazında bulunulması hâlinde nazara alınacaktır. Ancak, davalı tarafın bu itirazında yetkili mahkemeyi doğru göstermesi de gerekli değildir. İtirazın bulunduğu hallerde Türk mahkemelerinin yargı yetkisinin bulunmaması giderilemez bir dava şartı eksikliği olup HMK'nın 115/2. maddesine göre dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir.

Somut olayda, konişmentodaki yetki şartının geçerli olması, davalı tarafça cevap dilekçesi ile Türk mahkemelerinin yetkisine itiraz edilmiş olması, uyuşmazlığın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir işlemden kaynaklanmaması ve kamu düzenine aykırılık bulunmaması ile deniz ticaretiyle ilgili özel hukuka ilişkin olması karşısında uyuşmazlığın Türk mahkemelerinde görülmesi mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesince ...A.Ş. yönünden davanın milletlerarası yetki şartı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmesi doğru görülmemiştir.

HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesince davalı ...A.Ş. yönünden işin esasına girilerek karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı ...A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;

Davalı ...A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

1-Davanın, davalı ... A.Ş. yönünden pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeni ile REDDİNE,

2-Davalı ...'ya izafeten ... Anonim Şirketi vekilinin milletlerarası yetki itirazının kabulü ile, bu davalı yönünden Türk mahkemelerinin yargı yetkisinin bulunmaması nedeniyle HMK'nın 114/1-a ve 115/2. Maddesi uyarınca davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden REDDİNE,

3-Başlangıçta peşin olarak alınan 457,10 TL harcın alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 274,90 TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,

4-Yargılama sırasında davacı tarafınan yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,

5-Davalı ... Anonim Şirketi yargılama sırasında kendini vekil ile temsil ettirdiğinden 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine,

6-Davalı ...Anonim Şirketi yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir edilen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine,

7-Tarafların dava şartı olan Arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, Arabuluculuk son tutanağından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 1.360,00 TL Arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

8-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacı tarafa; davalı tarafından yatırılan ve artan delil avansının kendisine iadesine, 9-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;

a-Davalı ...Anonim Şirketi vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,

b-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 2.002,00 TL, posta ve tebligat gideri 340,00 TL olmak üzere toplam 2.342,00 TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalı ...Anonim Şirketi'ne verilmesine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a. maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 09/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1025, K. 2026/1413, T. 09.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1025-e-2026-1413-k-ecbc053fb289