Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1020 E. 2026/1303 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1020
- Karar No
- 2026/1303
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1020 Esas
KARAR NO : 2026/1303 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2024/979 Esas - 2026/218 Karar
TARİHİ: 06/03/2026
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 25/06/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili Şirketin alacaklarının tahsili amacıyla İstanbul Anadolu 24.İcra ... E. Sayılı dosyasıyla İcra Takibi başlatılmış, davalı şirket tarafından alacağı sürüncemede bırakmak amacıyla haksız ve kötü niyetli İtiraz edilerek takibin durdurulmuş olduğunu, Davalı İle Müvekkil Şirket arasında Ticari ilişki söz konusu olup, bu kapsamda davalı şirketin müvekkili şirketten bazı ürünleri satın almış, ancak davalı tarafından ilgili faturalara istinaden herhangi bir ödeme yapılmamış, yapılan tüm bildirimlere rağmen ödeme yapılmaması üzerine İcra Takibinin başlatılmış olduğunu, arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığını, tüm bu nedenlerle açılan davanın kabulüne, itirazın iptaline, takibin devamına, davalının takibe konu alacak üzerinden %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı yan kendisine usulüne uygun yapılan tebliğe rağmen davacının dava dilekçesine cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 06/03/2026 tarih ve 2024/979 Esas - 2026/218 Karar sayılı kararında;
"......Somut olayda davalı tarafın, usulüne uygun tebligata rağmen ticari defterlerini incelenmek üzere sunmadığı, davacı tarafın ticari defterlerini incelenmek üzere sunduğu ve davacı tarafın defterlerine göre davalıdan 187.375,18 TL alacaklı olduğu, HMK 222/3. Maddesinde " İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi (Değişik 28.07.2020T. 7251 Sy. Kanun-23.madde)yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. (Değişik 28.07.2020T. 7251 Sy. Kanun-23.madde). Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz." hükmünün düzenlediği, hüküm doğrultusunda davalı tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi durumunda davacı yanın ticari defterlerinin lehine delil olacağı değerlendirilmiştir. Usul ve yasaya uygun bilirkişi raporu hükme esas alınarak 187.375,18 TL asıl alacak üzerinden davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur....," gerekçesi ile,
''Davanın KISMEN KABULÜ İLE,
1-Davalının İstanbul Anadolu 24. İcra Müdürlüğünün ... Sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazının kısmen iptali ile, takibin 187.375,38 TL asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faiz işletilmesine, işlemiş faiz talebinin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin gerekçesinde takip öncesi temerrüt halinin oluşmadığını, zira ihtarname çekilmediğini belirttiğini, oysa tarafların her ikisinin de tacir olduğunu, aralarındaki ilişkinin ticari mal ve hizmet tedarikinden kaynaklandığını, 6102 sayılı TTK'nın 1530. maddesinin ticari işletmeler arasındaki geç ödemelerde alacaklıyı koruyan çok açık düzenlemeler içerdiğini, TTK m. 1530/2 ve 1530/4 bentleri uyarınca, borçlunun faturayı teslim almasından itibaren otuz gün içinde ödeme yapmazsa ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşeceğini, somut olayda müvekkil şirket tarafından faturaların düzenlenip davalıya iletilmesinin temerrüdün oluşması için tek başına yeterli olduğunu, yerel mahkemenin ihtarname arayan yaklaşımının TTK m. 1530 hükmünü tamamen işlevsiz hale getirmekte olduğunu,
Yerel mahkemenin gerekçeli kararında yer alan bilirkişi raporu özetinde de açıkça tespit edildiği üzere, müvekkil şirket tarafından davalı adına düzenlenen faturaların e-belge mükellefi olan davalı şirkete, e-fatura sistemi üzerinden elektronik ortamda tebliğ edildiğini ve davalı yanın yasal süresi içinde herhangi bir iade faturası düzenlemediğini veya itirazda bulunmadığını,
6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, faturayı alan kişi ninsekiz gün içinde itiraz etmezse fatura içeriğini kabul etmiş sayılacağın, somut olayda takibe konu edilen faturalara yönelik olarak davalı tarafından itirazda bulunulmadığından TTK m.21/2 hükmü uyarınca davalının faturaların içeriğini kabul ettiği sonucuna varıldığını, davalı şirketin müvekkilin düzenlediği e-faturalara süresinde itiraz etmeyerek borcun miktarını ve vadesini zımnen kabul ettiğini, fatura bedellerinin ödenmemesinin tek başına temerrüt olgusunu kanıtladığını,
Davalı şirketi müvekkil şirket muhasebe departmanı tarafından düzenli olarak cari hareket föyleri ve yıl sonu mutabakat mailleri gönderildiğini, bu maillerde devir rakamlarının bildirildiğini ve mutabakat talep edildiğini, davalı şirketin 6102 sayılı TTK m. 94 uyarınca kendisine gönderilen bu hesap özetlerine ve mutabakat taleplerine yasal süresi içinde hiçbir itirazda bulunmadığını, davalı şirkete gönderilen hesap ekstreleri ve mutabakat maillerinin, davalının borçtan ve borcun muacceliyetinden haberdar olduğunu, dolayısıyla icra takibinden çok daha önce temerrüde düştüğünü tartışmasız biçimde ortaya koyduğunu,
Taraflar arasındaki ilişki ticari iş niteliğinde olduğundan, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 2. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, müvekkil şirketin temerrüt tarihinden itibaren avans faizi talep etme hakkı bulunduğunu, bilirkişi raporunda da takip öncesi işlemiş faiz miktarının avans faizi oranı üzerinden hesaplanmış olduğunu, mahkemenin bu hesaplamayı göz ardı ederek taleplerini reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu,
Ayrıca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 13.11.2025 tarihli, 2023/976 Esas ve 2025/1862 Karar sayılı ilamında da ilk derece mahkemesinin "Davacı tarafından davalıya keşide edilmiş temerrüt ihtarnamesinin bulunmadığı, davalının TTK.'nun 1530/4 Maddesi hükmü gereği fatura tarihlerinden itibaren 30 gün sonra temerrüde düştüğü kanaatine varıldığı" yönündeki tespiti onanmış ve ihtarname olmaksızın fatura tarihinden itibaren otuz gün sonra temerrüdün gerçekleşeceği istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiğini,
Sonuç olarak; davalının tacir sıfatı, e-faturaların itirazsız kesinleşmesi, cari hesap mutabakatlarının yapılmış olması ve TTK m. 1530 hükmünün emredici niteliği karşısında, yerel mahkemenin ihtarname eksikliğine dayanarak işlemiş faiz talebimizi reddetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu kararın bu yönüyle kaldırılarak işlemiş faiz taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa re'sen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı faturaya dayalı bakiye cari hesap alacağının tahsili talebiyle başlatılan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır.
Mahkemece, davanın asıl alacak üzerinden kısmen kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı taraf davaya konu icra takibi ile; 187.375,38TL Asıl Alacak + 41.131,46 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam: 228.506,84 TL. alacak talebinde bulunduğu, davalı borçlunun itirazı üzerine 228.506,84 TL. üzerinden itirazın iptali davası açılmıştır.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde, TK 1530 madde gereğince işlemiş faiz şartlarının oluştuğunu ileri sürmüş ise de, davacının, davaya konu icra takibinde temerrüt faizini TTK. 1530 maddesine göre talep ettiğini açıkça belirtmediği gibi TTK'nın 1530.maddesi, mal tedarik sözleşmeleri kapsamında küçük ve orta ölçekli tedarikçiyi, büyük şirketlere karşı korumak amacıyla getirilmiş bir hüküm olup, tacirler arası satım sözleşmelerine uygulanmaz. İcra takip tarihinden önceki dönem için temerrüt faizine hükmedilmesi TBK'nın 117. maddesi koşullarına bağlı olup icra takip tarihinden önce davalı/borçluya temerrüt ihtarı gönderilmesi gerekir. Dosya kapsamına göre davacı tarafın davalı borçluyu takip tarihinden önce temerrüre düşürdüğüne ilişkin ibraz edilmiş ihtarname ve/veya taraflar arasında temerrüt halini düzenleyen yazılı bir sözleşme bulunmadığı gibi iddia da edilmediği anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesine sunulan deliller, bilirkişi rapor içeriğindeki tespitler ışığında mahkemece, işlemiş faiz talebinin reddine yönelik verilen kararda yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin aksi yöndeki tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde dairemizin 13.11.2025 tarih ve 2023/976 Esas - 2025/1862 Karar sayılı ilamı ile; ilk derece mahkeme kararındaki; "Davacı tarafından davalıya keşide edilmiş temerrüt ihtarnamesinin bulunmadığı, davalının TTK.'nun 1530/4 Maddesi hükmü gereği fatura tarihlerinden itibaren 30 gün sonra temerrüde düştüğü kanaatine varıldığı" yönündeki tespiti onandığı ileri sürülmüş ise de, HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa re'sen gözetilmek suretiyle yapıldığı, dairemezin ilgili kararına konu ilk derece mahkemesince hükmedilen işlemiş faize ilişkin davalı tarafın açık istinafı olmadığından dairemizce işlemiş faize ilişkin bir değerlendirme yapılmamış olup dairemiz kararı somut davaya emsal nitelikte değildir.
Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 25/06/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.