Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/500 E. 2025/500 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/500
- Karar No
- 2025/500
- Karar Tarihi
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/500 - 2026/1542 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/500 KARAR NO : 2026/1542
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :GEBZE 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ :27/12/2024 NUMARASI :2024/388 Esas - 2024/987 Karar
DAVACI :NABIZ ORTAK SAĞLIK VE GÜVENLİK BİRİMİ ANONİM ŞİRKETİ - ... VEKİLİ :Av. ... DAVALI :İZOPA YAPI YALITIM SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - ... VEKİLİ :Av. ... DAVA :İtirazın İptali (Hizmet Alım Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ :14/05/2024
KARAR TARİHİ :17/09/2026 KR. YAZIM TARİHİ :24/09/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı taraf ile davacı müvekkili şirket arasında imzalanmış olan İş Güvenliği Uzmanı Hizmet Alım Sözleşmesi ile davalı tarafa sözleşmenin ekinde sunulu olan çalışma programı neticesinde İş Güvenliği Uzmanlığı hizmetinin verildiğini, verilen hizmet neticesinde sözleşmede davalı tarafın ödemesi lazım gelen ücretin de belirlendiğini, fakat davalı tarafça sözleşmeye riayet edilmemiş olup, davacı müvekkili şirkete ödemelerin yapılmadığını, bu sebeple Gebze İcra Dairesinin 2023/10084 Esas numaralı dosyası ile icra takibine girişildiğini, davalı tarafça haksız olarak itiraz edildiğini ve icra dosyasının bu haksız itiraz neticesinde durdurulduğunu, taraflar arasında imzalanmış olan İş Güvenliği Uzmanı Hizmet Alım Sözleşmesi neticesinde, davacı müvekkili şirket tarafından iş güvenliği uzmanlığı hizmeti sağlandığı ve buna istinaden; NAB2022... numara, 27.12.2022 tarih ve 18.516,91-TL bedelli, NAB2022... numara, 30.11.2022 tarih ve 2.065,00-TL bedelli, NAB2022... numara, 31.10.2022 tarih ve 20.060,00-TL bedelli, NAB2022... numara, 30.09.2022 tarih ve 6.711,25-TL bedelli, NAB2022... numara, 30.09.2022 tarih ve 20.060,00-TL bedelli, NAB2022... numara 31.08.2022 tarihli 30.118,32-TL bedelli (bakiye kalan 7.150,60-TL), faturaların düzenlendiğini, faturalardan kaynaklı olan alacakların ödenmediğini, bu sebeple sözleşmede taraflarca mutabık kalınan hususlar esas alınarak Gebze İcra Dairesinin 2023/10084 Esas numaralı dosyası ile icra takibine girişildiğini, fakat davalı tarafça her ne kadar bakiye borç bilinmekte ise de haksız olarak müvekkili şirketin alacağını tahsil etmesinin önüne geçilmesi amacıyla icra dosyasına itiraz edildiğini, yukarıda izah edildiği üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla işbu dava dilekçesinin kabulü ile; davanın kabulüne, davalı tarafın haksız itirazın iptali ile takibin devamına, davalı tarafın haksız itirazı sebebiyle alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı tarafından cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "... 1-Davanın KISMEN KABULÜNE, Davalı borçlunun Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2023/10084 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın 74.563,76.-TL asıl alacak yönünden iptaline, takibin bu meblağ üzerinden aynen devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, 2-Davalının takip konusu asıl alacağın %20'si olan 14.912,75-TL icra inkar tazminatına mahkum edilmesine ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; işini gereği gibi yapmayan davacı şirkete karşı borcu kabul anlamına gelememek şartıyla müvekkil şirketin ödemezlik def'inde bulunarak, dava konusu faturaları ödemekten kaçındığını ve haklı olduğunu, kabul etmeseler de davacı şirket kayıtlarında alacaklı çıksa dahi müvekkil şirketin haklı olarak ödemezlik defi nedeniyle davanın reddi gerektiğini, ödemezlik def'i karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun, alacaklının kendi borcunu yerine getirmemesi durumunda kendisinin de borcunu yerine getirmeme hakkını kullanması anlamına geldiğini, yani bu durumda likit bir alacağın varlığından söz edilemeyeceğini, alacak likit değilse, borçlu itiraz etmekte haklı kabul edilir ve itirazın iptali davası kaybedilse bile inkar tazminatına mahkum edilmeyeceğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; alacağın doğumu ve icra takibine konu olmasının, dosyada yer alan tüm deliller, davalı tarafın yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve borcun haklı şekilde tahakkuk ettiğini açıkça gösterdiğini, ayrıca dava konusu olayda sözleşmesel yükümlülüklerin yerine getirilmediği ve bu nedenle alacağın doğduğunun aşikar olduğunu, ticari defter kayıtlarına göre de davalı şirketin borçlu olduğunun ispatlandığını, Türk Ticaret Kanununa göre kesin delil teşkil eden işbu dosyadaki ticari deftere göre verilen kararın hukuka uygun olduğunu, her ne kadar davalı şirket tarafından ödemezlik defi nedeniyle davanın reddedilmesi gerektiği iddia edilmişse de bu iddianın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER:Gebze 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/12/2024 tarih, 2024/388 Esas - 2024/987 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan alacak için başlatılan icra takibinde ödeme emrine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde; davacının, davalı aleyhine Gebze İcra Dairesinin 2023/10084 Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlattığı, davalının ödeme emrine itiraz ettiği, bu itiraz üzerine duran takibin devamı için eldeki davanın açıldığı, davalı tarafından davaya cevap verilmediği, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlenmekle takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Öyle ki, genel hükümlere göre harca tabi olan itirazın iptali davasında alacaklı taraf isterse takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş harcı geri alabilir ve itirazın iptali davası harcına mahsubunu isteyebilir (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28/a, 29/I, III). Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talebine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötü niyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır (HGK 2017/(19)11-1309 Esas. 2021/377 Karar). İtirazın iptali davaları takip hukuku kaynaklı, icra takibine sıkı sıkıya bağlı ve alacağın varlığını maddi hukuk kuralları çerçevesinde belirlemeye yarayan kendine özgü davalardır. Dava ile takip arasındaki bu sıkı ilişki nedeniyle dava konusu, ancak takip talepnamesinde yazılı alacak dayanağı, tutar ve benzeri talepler olabilir ve kural olarak ispat vasıtaları da bu çerçevede değerlendirilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 222/3 maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla yükümlüdür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190. maddesine göre; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir”. Alacak davasında ispat yükü kural olarak alacaklı olduğunu iddia eden tarafa yani davacıya düşer. Zira hukuki ilişkinin varlığını iddia eden ve bundan dolayı alacaklı olduğunu ileri süren taraf davacı olduğu için 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesi (HMK. md. 190) uyarınca ispat külfeti davacı alacaklıdadır. Kuşkusuz bu kuralın uygulanabilmesi için davalı borçlunun dava konusu hukuki ilişkiyi inkar etmesi ve borcun hiç doğmadığını ileri sürmesi gerekmektedir. Dava konusu faturaların düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanununun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı TTK’nın 23. maddesine göre fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağı mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satış/hizmet ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini/hizmet verdiği, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir (HGK 2017/(19)11-944 e. 2021/197 k. Sayılı ilamı). Yine davalının davacı tarafından gönderilen faturayı alıp kayıtlı olduğu vergi dairesine BA olarak bildirmiş olması halinde de fatura konusu hizmeti aldığının kabulü gerekir (Benzer yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/3854 esas 2019/1521 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/8630 esas 2023/2818 karar sayılı ilamı). Eldeki davada; davacı taraf davaya konu faturalar nedeniyle alacaklı olduğunu iddia etmiş, davalı taraf ise faturalara konu ticari ilişki nedeniyle borcunun bulunmadığını savunmuş ayrıca ödemezlik def'ini ileri sürmüştür. Dosya arasına alınan 04/09/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle; taraflar arasında ticari ilişki olduğu, dava ve takip konusu açık hesaba konu faturaların davacı ve davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu tespit edildiği, defterlerin delil mahiyetine haiz olduğu, defterlerin birbirlerini doğruladığı, dolayısıyla HMK madde 222 uyarınca sahibi lehine delil olabileceği kanaatine varıldığı, davacının davalı şirketten 74.563,76-TL alacaklı olduğu şeklinde görüş ve kanaat belirtildiği görülmüştür. Dosya arasına alınan 08/10/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davalının usul ve yasaya uygun olarak tutulmuş ticari defterlerinin sahibi lehine delil kudretine haiz olduğu, davalının kendi ticari defterlerinde davacıya 74.563,76-TL borcu olduğu, davalının davacı tarafından düzenlenen faturaları kayıtlarına aldığının bildirildiği görülmüştür. Mahkemece tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, dosya arasına alınan 04/09/2024 ve 08/10/2024 tarihli bilirkişi raporlarında taraflar arasında ticari ilişkinin bulunduğu, takip konusu faturaların hem davacı hem de davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı şirkete ait ticari defterlerin usulüne uygun şekilde açılış ve kapanış tasdiklerini içerdiği, kayıtların birbirini doğruladığı, davacı şirkete ait ticari defterlerin 6100 sayılı HMK'nın 222. maddesi kapsamında sahibi lehine delil niteliği taşıdığı, davalı ticari defter kayıtları ile uyumlu olduğu, tarafların ilgili vergi dairelerine takip konusu faturaları Ba/Bs formları ile bildirdikleri, bu bildirimlerin birbirini doğruladığı, taraf kayıtları arasında takip konusu alacak bakımından herhangi bir çelişki bulunmadığı ve davacının takip tarihi itibarıyla 74.563,76 TL alacaklı olduğunun belirtildiği görülmüştür. Bilindiği üzere ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kabul edilebilmesi için usulüne uygun tutulmuş olmaları ve karşı tarafın defter kayıtlarıyla doğrulanmaları gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta bu şartların tamamının gerçekleştiği bilirkişi incelemesi ile ortaya konulmuş, davacının ticari defterlerinde kayıtlı bulunan faturaların aynı zamanda davalı ticari defterlerinde de yer aldığı belirlenmiştir. Davalı tarafından söz konusu kayıtların sehven işlendiği, gerçeği yansıtmadığı veya sonradan düzeltildiği yönünde herhangi bir iddia ve delilin de ileri sürülmediği anlaşılmıştır. Eldeki davada, davalı tarafından takip konusu borcun ödendiğine, mahsup edildiğine, ibra edildiğine veya başka bir nedenle sona erdiğine ilişkin herhangi bir yazılı belge, ticari kayıt veya ödeme evrakının sunulmadığı, vaka olarak dilekçeler aşamasında dayanılmadığı, aşamalarda davacının ayıplı ifası anlamına gelecek işyerinde meydana gelen iş kazasına dayandığı, ödemezlik def'inde bulunulduğu, davalının işyerinde gerçekleşen kaza nedeniyle davacının edimini ifa etmediğine dayandığı, davalının bu iddiasını dilekçeler aşamasında dile getirmediği, usulüne uygun ıslah talebinde bulunmadığı, 6100 sayılı HMK'nın 357.maddesine göre ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar, istinaf incelemesinde dinlenemeyeceğinden, davalının iddiasının bu davanın konusu olmadığı, dosya kapsamı itibariyle, vaka olarak dayanılmaması nedeniyle soyut inkar niteliğinde kaldığı ve dosya kapsamındaki ticari kayıtlar ve bilirkişi tespitleri karşısında ispatlanamadığı değerlendirilmiştir. Eldeki davada mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarının dosya kapsamına, ticari defter kayıtlarına ve tarafların sunduğu belgelere uygun olarak hazırlandığı, raporların denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, ek rapor alınmasını gerektirecek çelişki veya eksiklikliğin bulunmadığı, bu itibarla da takip konusu alacağın varlığının taraf defter ve kayıtlarıyla ispatlandığından, davalının icra takibine yaptığı itirazın haksız olduğu yönündeki mahkeme kabulünde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, yine davalının borca yönelik itirazının haksız olduğu anlaşıldığından ve takip konusu alacak likit nitelik taşıdığından, ilk derece mahkemesince 2004 sayılı İİK'nın 67/2 maddesi uyarınca alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davalının istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Alınması gereken 5.093,45-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 1.496,91-TL'nin mahsubu ile kalan 3.596,54-TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 8-Dosyanın mahkemesine gönderilmesine, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.17/09/2026
Başkan ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Katip ... e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*