Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1064 E. 2026/562 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1064
Karar No
2026/562
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/1064 - Karar No:2026/562 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2025/1064 KARAR NO : 2026/562

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14/05/2025 NUMARASI : 2024/444 E-2025/399 K

DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 13/05/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 13/05/2026 Eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin davada mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili özetle; davalı ile dava dışı ... ...Şirketinin kurduğu iş ortaklığı tarafından üstlenilen Antalya ili, Serik ilçesi, Yukarıkocayatak mahallesindeki 538 adet konut, 1 adet cami ve 1 adet kültür tesisi inşaatı ile altyapı ve çevre düzenlemesi işi kapsamındaki tüm mekanik tesisat imalatının 10.07.2018 tarihli sözleşmeyle anahtar teslim olarak 8.477.800 TL + KDV bedelle müvekkiline taşere edildiğini, işe başlanabilmesi için davalı tarafından iş yeri ve şantiye tesislerinin müvekkiline teslim edileceğinin, imalat ve montaj için gerekli proje ve iş yerinin tesliminin gecikmesi halinde ise müvekkiline ek süre verileceğinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin sözleşmenin imzalanmasını müteakip şantiye alanında işe başlamak için mobilizasyon, malzeme metrajları, sipariş hazırlıkları, çalışacak personelin temini gibi hazırlıklara başladığını, ancak müvekkilinin işe başladığı tarihten itibaren yer teslimi başta olmak üzere birçok sorunla karşılaştığını, mekanik tesisatın imali için inşaatın belli bir aşamaya getirilmesi gerektiğini, davalının kusuru ve temerrüdü nedeniyle ifanın imkansız hale geldiğini, imalat bedellerinin de ödenmediğini, davalı tarafça Ankara 16. Noterliğinin 08.01.2019/0388 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşme süresinin 28.12.2018 günü itibariyle sona erdiği, işin geçici kabul yapılabilecek duruma getirilmediğini ve müvekkilinin süre uzatım talebinde de bulunmadığı hususlarının ihtar edildiğini, davalının adi ortaklık adına ihtarname keşide etme yetkisinin bulunmadığını, ihtarın geçersiz olduğunu, müvekkili tarafından keşide edilen Ankara 57. Noterliğinin 04.02.2019/03995 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile müvekkilinin üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davalı tarafından yer tesliminin yapılması ve imalat bedellerinin ödenmesi gibi edimlerin ifa edilmediğini, gecikme varsa dahi davalının sebebiyet verdiği ile müvekkilinin uğradığı zararların tazmini için hukuki yola başvurulacağının ihtar edildiğini, gecikmenin müvekkilinden kaynaklanmadığını, YİGŞ 30. madde gereğince davalının sebep olduğu süre uzatımını gerektiren gecikmelerde müvekkilinin 20 gün içerisinde yazılı bildirimde bulunmasının gerekmediğini, davalı tarafından 05.02.2019 tarihinli ihtarname ile sözleşmenin haksız olarak feshedildiğini, müvekkilinin başlattığı Ankara 14. İcra Müdürlüğünün 2019/16228 sayılı icra takibinin davalının haksız itirazı sonucu durduğunu, arabuluculuk başvurusunda anlaşma sağlanamadığını öne sürerek itirazın iptali ve takibin devamı ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili özetle; iş yerinin sorunsuz olarak 17.08.2018 tarihinde davacıya teslim edildiğini, sözleşmede teslim tarihinin 28.12.2018 olarak belirlendiğini, davacının imalatı süresinde bitiremeyerek temerrüde düştüğünü, müvekkili tarafından keşide edilen 08.01.2019 ve 05.02.2019 tarihli ihtarnamelerle hukuki durumunun davacıya bildirildiğini, konut inşa işinde inşaat ve mekanik işlerinin birlikte yürütüldüğünü, müvekkilinin gerekli inşaat işlerini yaptığını, davacı iyi niyetle belirttiği 5 kalem işi yaptığını iddia etmişse de, 2019/10 D.İş sayılı dosyada davacının yaptığı 7 kalem işteki imalat oranının dahi daha az olduğunun belirlendiğini, mekanik tesisat işinin her blok için listelenen 30 kalem imalattan oluştuğunu, belirtilen bloklarda sadece sıralanan imalatların yapıldığını, davacının yaptığı imalatların toplam bedelinin 110.614,65 TL olduğunu, TOKİ ile yapılan ana sözleşmedeki mekanik tesisat imalatlarının bedelinin taraflar arasındaki sözleşmedeki iş bedeline oranı %93,35 olduğundan davacının hakedişinin 103.258,77 TL'den ibaret olduğunu, bu itibarla dava dilekçesindeki davacının yaptığı imalata ilişkin tablonun gerçeği yansıtmadığını, sözleşmeyi kefil sıfatıyla imzalayan .... Şirketi yetkilisi ... ...'ın aynı zamanda dava dışı ... ...Şirketi'nin de yetkilisi olduğunu, ... ...Şirketi tarafından aynı iş kapsamında iş ortaklığına toplam 629.721,28 TL tutarlı malzeme faturalarının kesildiğini, faturaların iade edildiğini, ... ...Şirketi tarafından icra takibi başlatıldığını, itiraz üzerine takibin durduğunu, itirazın iptali davası açılmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 3.4. maddesi gereğince gerekli tüm malzemenin sözleşme bedeline dahil olduğunu, sözde malzeme teslim tutanağına dayanarak davacının 655.075,35 TL asıl alacak için icra takibi başlatmasının gerçeklikle bağdaşmadığını, mükkerrer alacak talebinde bulunulduğunu savunarak davanın reddine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 13/04/2022 tarih ve 2020/380 E -2022/207 K karar sayılı kararı taraf vekillerince istinaf edilmiş olmakla, Dairemizin 22.05.2024 tarih, 2022/801 esas ve 2024/464 karar sayılı ilamıyla istinaf başvurularının kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.4-6 maddeleri gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin kaldırma kararı üzerine ilk derece mahkemesince: Taraflar arasındaki sözleşme, davalının 05.02.2019 tarihli ihtarıyla feshedildiği, davacı taşeron tarafından başlatılan Ankara 14. İcra Müdürlüğünün 2019/16228 sayılı icra dosyasındaki 25.11.2019 tarihli takip talebinde taraflar arasındaki sözleşmeye atıf yapıldığı, takip talebine konu alacağın sözleşme kapsamındaki hakediş alacağı, yapılan masraflar ile haksız fesih nedeniyle uğranılan zararın tahsiline ilişkin olduğu, davacı vekili tarafından sunulan 05.02.2025 tarihli dilekçesinde icra takibinde talep edilen 900.000,00 TL'nin açılımını 168.705,73 TL'sinin taraflar arasındaki 10.07.2018 tarihli alt yüklenici sözleşmesi kapsamında imalat bedelinden kaynaklı KDV dahil edilerek hesap edilen hakediş bedeline, 0,01 TL'sinin taraflar arasındaki 10.07.2018 tarihli alt yüklenici sözleşmesi kapsamında, davacı tarafından yapılan masraflara ilişkin masraf bedeline, 731.294,26 TL'sinin taraflar arasındaki 10.07.2018 tarihli alt yüklenici sözleşmesi kapsamında davalının haksız feshi nedeniyle davacının uğradığı ve fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla bedele ilişkin olduğunun bildirildiği, talep kalemleri yönünden yapılan inceleme ve değerlendirmede; Birinci kalem talebin, davacının sözleşme kapsamında talep edebileceği hakediş alacağına ilişkin olduğu, kaldırma kararı öncesi alınan bilirkişi heyet raporunda yapılan iş bedelinin KDV dahil 216.594,11 TL olarak belirlendiği, kaldırma kararı sonrası alınan raporda davacı taşeronun davalı taraf ile TOKİ arasında imzalanan sözleşmedeki fiyatlara verdiği tenzilatın dikkate alınmadığı, bu tenzilat dikkate alındığında alacağın 171.354,58 TL olarak belirlendiği, 28.383,62 TL davacı adına SGK'ya davalı tarafından ödendiği, davacı alacağından düşülmesi gerektiği, bu miktarın düşümü ile alacağın 142.970,96 TL olup, KDV'si ile birlikte 168.705,73 TL olup, hakediş alacağına konu miktarın 168.705,73 TL olduğu, davacının diğer alacak kalemlerinden birinin davacı tarafından yapılan masraflara ilişkin masraf bedeli, diğerinin ise sözleşmenin haksız davalı tarafça haksız feshi nedeniyle uğranılan zarara ilişkin olduğu, bu aşamada taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafça feshinin haklı olup olmadığı hususunun belirlenmesi gerektiği, Mahkemece yapılan inceleme, kaldırma kararı içeriği ve tüm dosya kapsamına göre; davacı ile davalının adi ortaklarından olduğu (davalı ile dava dışı ... AŞ.) adi ortaklık arasında Antalya ili Serik ilçesi Yukarıkocayatak mahallesi 583 adet konu, 1 adet cami ve 1 adet kültür tesisi inşaatıyla ilgili altyapı ve çevre düzenlemesi ile ilgili inşaatın tüm mekanik tesisat imalat işlerinin anahtar teslimine ilişkin alt yüklenici sözleşmesi düzenlendiği, inşaatın genel ilerleme oranının 2018 yılı içinde %16 oranında gerçekleştiği, işin bitirme tarihine göre gerisinde kalındığı, bu kapsamda davacının fesihte kusurunun bulunduğu, davalı tarafça da işverenin TOKİ'ye yapacağı hakedişlere paralel olarak hakedişlerin düzenleneceğinin alt yüklenici sözleşmesinde hüküm altına alınmış olup, alt taşerona ödeme yapılmadığı, bu durumun işlerin yürütülmesini etkileyen bir neden olduğu, davalının da bu kapsamda ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle kusurlu olduğu, böylece fesihte her iki tarafın ortak kusurlu olduğu, kaldırma kararı sonrası alınan bilirkişi raporunda; feshin haklı olup olmadığı hususu yönünden yapılan değerlendirmede, davalının fesihte haksız olduğu belirtilmiş ise de dosya kapsamında yapılan işlere ilişkin saptamaların yapıldığı, feshin haklı olup olmadığı hususunun değerlendirilmesinin hukuki nitelikte olup mahkemece değerlendirilecek hususlardan olduğu anlaşılmakla bilirkişi raporundaki fesihteki haklı sebebe yönelik hususa katılınmadığı, bu durum hukuki nitelikte olmakla bu hususta yeniden rapor alınmayı gerektirir bir durumun olmadığı kanaatine varıldığı, davacı tarafın ikinci kalem talebinin sözleşme dolayısıyla yapılan masraflara ilişkin olup, bu talebin menfi zarar kapsamında kaldığı, fesihte her iki taraf ortak kusurlu olmakla masraflara ilişkin talebin yerinde görülmediği, davacı tarafın üçüncü kalem talebinin sözleşmenin davalı tarafça haksız feshi nedeniyle uğranılan zarara ilişkin olup, talep edilebilmesi için davacının fesihte haksız olmaması gerektiği, yapılan inceleme ve tüm dosya kapsamına göre; sözleşmenin feshinde her iki tarafın kusurlu olduğu anlaşılmakla bu kalem talebin yerinde görülmediği anlaşılmakla hakediş alacağı olan 168.705,73 TL üzerinden davanın kısmen kabulüne, alacak eser sözleşmesine dayalı olup likit sayılamayacağından kabul edilen miktar üzerinden davacının, kötü niyetle takibe geçildiği hususu kanıtlanamadığından reddedilen miktar üzerinden davalının yasal koşulları oluşmayan tazminat taleplerinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Müvekkilinin hakedişlerinin ödenmediğini, davalıya sözleşme kapsamında yüklenen ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden müvekkilinin işe devam etmesinin beklenmesinin mümkün olmadığını, alt yüklenici sözleşmesinin hakediş ve ödemeler başlıklı 44. maddesi incelendiğinde görüleceği üzere ''Alt yüklenici işverenden habersiz hakediş bedeli adı altında kesinlikle fatura işlemi yapamaz.'' aynı madde de hakedişlerin dolayısıyla hakedişlere ilişkin faturaların işverenin onayından sonra düzenleneceğinin de yer aldığını, müvekkili şirketin, davalı şirketin haberi ve izni olmadan sözleşme gereğince fatura düzenleyemediğini, bu nedenle dosya içeriğinden de görüleceği üzere hiç fatura düzenlenmemiş olmasının aslında hakedişlerinin ödenmediğini, davalının temerrüde düştüğünü ve kusurlu olduğunu, sözleşmeyi haksız yere feshettiğini doğrular nitelikte olduğunu, dosya kapsamında müvekkilinin edimine ilişkin olarak inşaatın genel ilerleme oranına bakıldığında 2018 yılında %16 oranında gerçekleşme sağlandığı, sözleşme süresine ve tutarına bakıldığında işin bir hayli gerisinde gidildiği şeklinde gerekçe kurulmuş ise de bu durumun hatalı olduğunu, müvekkilinin sözleşmesinin mekanik işlere ilişkin olan mekanik işlerin imalatının önemli bir kısmına başlanabilmesi için davalının inşaatın asgari %40'lık bir seviye ulaştırılması gerektiği gerçeğinin bütünüyle göz ardı edildiğini, oysa göz ardı edilen ve aşamalardaki tüm dilekçelerinde de belirtildiği üzere taraflar arasında davalının ortağı olduğu adi ortaklığın yapımını üstlendiği işin tüm mekanik tesisat imalat işlerinin yapımına ilişkin sözleşme akdedildiğini, ancak müvekkili şirketin edimini ifa etmek üzere hazır olmasına rağmen, davalı yüklenicinin ince işleri tamamlamaması, inşaatı mekanik işlemler yapılabilecek seviyeye ulaştırmaması nedeniyle pek çok imalat ve montajların yapılamadığını, davalının yükümlülüğünde olan imalatların tamamlanmasının beklendiğini, davalının yükümlülüğünde olan ve müvekkili şirketin ediminin ifası için yapımı zorunlu imalatların yapılmaması nedeniyle müvekkili şirketin ediminin ifası imkansız hale geldiğini, tüm bu hususların TOKİ'ye ait ihale ve proje dosyasının incelenmesi halinde davalının ortağı olduğu adi ortaklığın inşaata başlama tarihi ile imalatların seviyeleri, tarihleri, mevcut inşaat seviyesinde müvekkili şirketin üstlendiği edimlerin ifasının mümkün olup olmadığının, öte yandan TOKİ tarafından yapılan hakedişlerde müvekkili tarafından yapılan imalatlar ve bu doğrultuda müvekkilinin hak kazandığı imalat bedellerinin kolaylıkla tespit edilecekken Mahkemece bu yönde bir inceleme yaptırılmadığını, dosya kapsamında TOKİ'den gelen dosyanın hiçbir şekilde incelenmediğini, bu yönüyle Mahkemenin gerekçesinin eksik ve hatalı olduğunu, mekanik tesisat işlerinin kaba inşat bitince yapılabilen hatta ince iş olarak değerlendirilen işler olduğunu, mekanik tesisat işlerinin yapılabilmesi için inşaatın belirli aşamaya gelmesi gerektiğini, bu yüzden genel inşaat oranıyla mekanik tesisat oranının aynı veya çok yakın olmasını beklemenin işin mahiyetine zaten aykırı olduğunu, kaba inşaat bitmeden yapılamayacak olan mekanik işlerin nasıl genel inşaat oranıyla aynı olmasının bekleneceğinin taraflarınca anlaşılamadığını, ayrıca işe elverişli yer tesliminin davalı tarafından hangi tarihte yaptığı bile net değilken sözleşmenin feshedilmesinde müvekkiline kusur izafe edilmesinin herhangi bir mantık ile açıklanabilir durumda olmadığını, kaldı ki teknik bir husus olan bu incelemelerin bilirkişi incelemesi gerektirmekte olduğunu, bilirkişi tarafından da sözlemesinin feshinde kusurun davalıya ait olduğu belirtilmişken yerel mahkeme tarafından neredeyse hiçbir gerekçe sunulmadan ortak kusur şeklindeki değerlendirmesinin tamamen hukuka aykırılık teşkil ettiğini, mahkemenin gerekçe olarak beyan ettiği %16 ilerleme oranın inşaat ilerlemesinin gerisinde kaldığının tespit edilmesi için sözleşme konusu 583 adet konut, 1 adet cami ve 1 adet kültür tesisi inşaatı için mekanik ve inşaat işlerinin oranlarının her biri yönünden ayrı ayrı bulunması gerektiğini, çünkü mekanik tesisat işlerinin yapılabilmesi için kaba inşaatın belli bir aşamaya gelmesi gerektiğini, mahkemece ne böyle bir inceleme yapıldığını, ne de bilirkişi marifetiyle tespiti istendiğini, ayrıca dilekçelerinde dayandıkları ve dosya kapsamında da sabit olan, yer tesliminin davalı tarafından sözleşmeye aykırı olarak geç teslim edildiğini, bu yönüyle de davalının mütemerrit olduğu hususunun mahkeme tarafından gözardı edildiğini, ayrıca dosya kapsamında görüldüğü üzere işin gerisinde gidildiğine ilişkin eksikliklerin belirtildiği davalı tarafın gönderdiği herhangi bir yazışma da ortaya konulmadığı veya tespit edilmediğini, dolayısıyla davalı tarafın işin gerisinde kalındığına yönelik iddiası temelsizken mahkemece bu hususun gerekçe gösterilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı tarafın hakediş yapmadığını, sözleşmeye göre müvekkiline ödeme yükümlülüğü bulunmasına rağmen hiçbir ödeme yapmadığını, sırf bu nedenle dahi temerrüde düştüğünü, sözleşmeyi ihlal ettiğini ve davalının temerrüdüne rağmen sözleşmeyi feshetmekte tek başına kusurlu olduğunu, mahkeme tarafından bu hususların bütünüyle göz ardı edildiğini, taraflar arasındaki Alt Yüklenici Sözleşmesi’nin 44. maddesi incelendiğinde, “Hakedişler ve Ödemeler” başlığı altında, alt yüklenicinin TOKİ tarafından yapılan hakedişlere paralel olarak müvekkili şirkete hakediş yapma yükümlülüğünün açıkça düzenlendiğinin görüldüğünü, anılan maddeye göre, alt yükleniciye yapılacak ödemelerin; işverenin idari hakedişine giren imalat miktarına göre belirlenecek ve işverenin idareden aldığı hakedişin ödeme tarihinden itibaren 10 (on) iş günü içinde, tarafların karşılıklı mutabakatı ile nakit veya çek olarak ödeneceğini, ne var ki, TOKİ tarafından davalı şirket adına hakediş ödemeleri yapılmasına rağmen, müvekkili şirketin tüm taleplerine karşın davalı tarafından müvekkiline herhangi bir hakediş ödemesi yapılmadığını, bu durumda davalı şirketin, kendi edimini yerine getirmemek suretiyle temerrüde düştüğünü, Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesi uyarınca; karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede, ifa talebinde bulunabilecek tarafın kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını usulüne uygun olarak önermiş olması gerektiğini, davalı tarafın, sözleşmeden doğan edimini yerine getirmediğinden, müvekkili şirketin de edimini yerine getirmesini talep etme hakkı dahi söz konusu olmadığını, yine de davalı şirketin temerrüde düşmesine rağmen müvekkili şirketin iyi niyetle sözleşmedeki edimini ifa etmeye çalıştığını, bu yönüyle imalat tutarının azlığı belirtilerek müvekkilinin temerrrüde düştüğü izlenimi veren gerekçenin hatalı, sözleşmeye ve hakkaniyete aykırı olduğunu, işbu davanın müvekkilinin uğradığı zararlarına, davalının kusuru nedeniyle icra edilemeyen sözleşmeden dolayı ve işbu sözleşme kapsamında müvekkili şirketin yapmış olduğu imalatlar nedeniyle hak kazanmasına rağmen ödenmeyen hak ediş alacakları, sözleşme kapsamında müvekkili şirket tarafından yapılan masraflar ve haksız fesih sebebiyle uğramış olduğu %25'inden az olmamak üzere taşeronluk karı alacaklarına ilişkin olduğunu, 06.12.2024 tarihli bilirkişi raporundaki "Dava konusu sözleşme 10.07.2018 tarihinde imzalanmıştır. Davalılar arasındaki sözleşmeye göre iş bitim tarihi her ne kadar 28.12.2018 tarihi olarak belirtilmişse de dava konusu mekanik işlerin yapımı diğer işlerin ilerleme hızına bağlıdır. Nitekim Davalı işveren ile TOKİ arasında imzalanan sözleşmeye göre 2018 yılında harcanması gereken ödenek 31.358.000,00 TL olduğu halde yukarıdaki tablodan görüleceği üzere 04.01.2019 tarihi itibariyle düzenlenen hakedişte 15.643.560,71 TL’lik iş yapılmıştır. Bu miktar sözleşmeye göre yapılması gereken iş tutarının %49,9’una eşittir. Bir başka ifadeyle, davalı yan sözleşmeye göre yapması gerek işin yaklaşık yarısını yapmıştır. Buradan hareketle davacı taşeronun işindeki gecikmenin sebeplerinden birisinin davalı yanın gecikmesi olduğu görülebilir. Bu durumda işin sözleşmedeki zamanda bitirilemeyeceği de aşikardır. İkinci olarak yapılan Davalılar arasında imzalanan Alt Yüklenici Sözleşmesinin 44’üncü maddesinde İşveren’in TOKİ’ye yapcağı hakedişlere paralel olarak hakedişlerin düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Bu hükme rağmen Davacı Alt Taşerona’a hiçbir ödeme yapılmamıştır. Bu durum işlerin yürütülmesini etkileyen bir başka önemli nedendir. İşverenin TOKİ ile olan hakediş ödemeleri incelendiğinde TOKİ’nin her hakediş sonrası 1. Ayda 30 gün sonrasında ise 1 ila 15 gün içerisinde ödemede bulunduğu belirlenmiştir. Bu çerçevede, işte sözleşmenin feshedilmesinin haksız olduğu değerlendirilmektedir. " şeklindeki değerlendirmeler ışığında feshin haksız olduğunun aşikar olduğunu, Ankara icra dairelerinde gerçekleşen devirler sonucunda dosyaya konu olan icra takibi Ankara 5. Genel İcra Dairesi 2023/107668 icra dosyayı olduğunu bu dosyadaki takip dayanağında "10/07/2018 tarihli Alt Yüklenici Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak" olduğu gösterildiğini, bilirkişi raporunda da değinilen BAM 27. Hukuk Dairesi'nin 2022/801 E. 2024/464 K. Sayılı ilamında da "takip talebinde taraflar arasındaki sözleşmeye atıf yapılmış olması sebebiyle takip talebine konu alacağın sözleşme kapsamındaki hak ediş alacağı, yapılan masraf ile haksız fesih nedeniyle uğranılan zararın tahsiline ilişkin olduğu.." şeklinde içtihat kararları olduğunun görüldüğünü, bu sebeple müvekkilinin hesaplanan kar kaybının haksız fesih nedeniyle uğranılan zarar çerçevesinde karşılanması gerektiğinin açık olduğunu, davalı tarafın kusurlu davranışları nedeniyle fesih yapıldığının son bilirkişi raporları ile tespit edilmiş olduğunu, bu durumda, davalının fesih hakkının bulunmadığını ve davacının haksız fesihten kaynaklı uğradığı zararın karşılanması gerektiğini, Mahkemece tüm bu hususlar göz ardı edilerek tarafların ortak kusuru olduğu yönünde gerekçe kurmasının hukuka ve vicdana aykırı olduğunu, mahkemece, uyuşmazlığın çözümü uzmanlık gerektiren teknik bir konu olmasına rağmen, dosyaya sunulan uzman görüşü/bilirkişi raporu göz ardı edilerek hüküm kurulduğunu, oysa ki, teknik bilgi gerektiren hususlarda hâkimin resen bilgi sahibi olmasının beklenemeyeceğini; bu tür konularda bilirkişi incelemesi veya uzman görüşü esas alınması gerektiğini, bilirkişi raporuyla davalının hakedişleri yapmayarak temerrüde düştüğünün açıkça tespit edildiğini ve davalının sözleşmeyi haksız olarak feshettiğinin vurgulandığını, Mahkemenin ise hakediş yapılmamasına ilişkin teknik bilirkişi tespitine rağmen müvekkiline makul bir gerekçe göstermeden ortak kusur izafe etmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesi uyarınca, “Mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.” bu düzenlemenin, hâkimin teknik konularda doğrudan kanaat oluşturamayacağını açıkça ortaya koyduğunu, ayrıca HMK m. 282 uyarınca, bilirkişinin oy ve görüşü hâkimi bağlamamakla birlikte, hâkimin bilirkişi raporundan farklı bir kanaate varabilmesi için raporu neden yeterli bulmadığını, hangi teknik gerekçelerle reddettiğini kararında açıkça göstermesi gerektiğini, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da “Mahkeme, uzmanlık gerektiren konularda bilirkişi raporunu gerekçesiz şekilde göz ardı edemez; aksi hâlde karar, gerekçe yönünden denetime elverişli olmaktan çıkar.” denildiğini, somut olayda, uyuşmazlığın teknik niteliği itibarıyla mahkemenin uzman görüşü doğrultusunda değerlendirme yapması gerekirken, herhangi bir teknik gerekçe veya açıklama gösterilmeksizin bu görüşün göz ardı edilmesinin HMK m. 27’de düzenlenen “hukuki dinlenilme hakkının” ihlali niteliğinde olduğunu, sonuç olarak, mahkemenin uzman görüşünü yok sayarak, teknik gerekçeden yoksun biçimde hüküm tesis etmesinin; HMK m. 27, m. 266 ve m. 282 hükümlerine, ayrıca Anayasa m. 36’da güvence altına alınan adil yargılanma hakkına açıkça aykırı olduğunu, bu nedenle hükmün eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle kurulduğunun açık olduğunu belirterek istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve neticeten davanın kabulüne, Ankara 5. Genel İcra Dairesi 2023/107668 sayılı icra takibinin faiziyle birlikte devamına, davalıya %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatı uygulanmasına, Dairenin aksi kanaatte ise son bilirkişi tarafından hesap edilen 835.492,05-TL üzerinden ve faiziyle birlikte takibin devamına ve davalıya %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatı uygulanmasına, karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Mahkemece dosya kapsamında her ne kadar müvekkilinin de kusurlu olduğu hususunda hüküm kurulmuşsa da işbu hususun kabulünün mümkün olmadığını, zira müvekkili tarafından mezkur sözleşmenin haklı neden ile feshedildiğini, davacı tarafından işin yapımının geciktirildiğini, müvekkili tarafından Ankara 16. Noterliğinin 08/01/2019 tarih ve 00388 yevmiye numaralı ihtarnamesine ve fesih ihbarı İçeren Ankara 16. Noterliğinin 05/02/2019 tarih ve 02228 yevmiye numaralı ihtarnamelerinin gönderildiğini, ancak işbu ihtarnamelere rağmen davacının sözleşme konusu işi tamamlamadığını, müvekkili şirket tarafından 11.02.2019 tarihinde Serik 1. Sulh Hukuk Mahkemesinden Antalya İli, Serik İlçesi, Yukarıkocayatak Mahallesi, 583 Adet Konut, 1 adet Cami ve 1 adet Kültür Tesisi İnşaatı ile Altyapı yapılan inşaatların halihazır durumunun, fiziki gerçekleşen seviyesinin, yapılan imalatların projesine ve ihale şartnamesine uygun olup olmadığının ve inşaatlarda bulunan eksik ve kusurlu imalatlar ile bunların giderilme bedellerinin tespit edilmesi yönünde talepte bulunulduğunu, Serik 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/10 D. İş Sayılı dosyasında bilirkişi heyeti tarafından eldeki davaya konu iş sahasında yapılan incelemede davacı firmanın yaptığı imalatlar tespit edildiğini, alınan bilirkişi raporunun Sonuç ve Kanaat kısmında "... incelemelerimiz esnasında sahada yeni ekiplerin işe devam ettiğini gözlemledik. ... işin tamamlanmayıp eksik bırakılması, ... . ... Yerinde yaptığımız tespitler neticesinde imalatların yukarıda açıladığımız şekilde ve her blok için ayrı ayrı tabloda belirttiğimiz seviyelerde olduğu..." şeklinde heyet görüşlerinin mahkemeye bildirildiğini, nitekim ilgili raporda da görüleceği üzere davacının sözleşme konusu işi süresinde tamamlayamadığını ve geciktiğini, bu hususun dahi tek başına haklı nedenle fesih sebebi olduğunu, mahkemece sözleşmenin feshi hususunda müvekkiline neden kusur atfedildiğinin anlaşılamadığını, Mahkemenin her ne kadar 168.705,73 TL'nin ödenmemesi hasebiyle müvekkilinin kusuru bulunduğunu belirtmişse de davacının muaccel bir alacağı veyahut müvekkili uhdesinde var olan bir alacağı bulunmadığını, zira davacının, somut olayda alacağının varlığından bahsetmek için davacının, müvekkiline hakediş raporu sunması, hakediş raporuna binaen de müvekkilinin hakediş ödemesi yapması gerektiğini, somut olayda davacı yanın müvekkiline bir hakediş raporu sunmadığını, yani müvekkili şirketin TOKİ'ye hakediş raporu düzenleyip teslim etmediği bir durumda, müvekkiline dava dışı idareden bir ödeme yapılmadığı gibi müvekkilinin de davacıya hakediş ödemesi yapmasının mümkün olmadığını, davacı ile müvekkili arasında akdedilen sözleşmenin "Hakedişer ve Ödemeler" başlıklı 44. Maddesinde "... ALTYÜKLENİCİ Sözleşmesi çerçevesinde almaya hak kazandığı miktarları gösteren hakediş raporlarını düzenleyecek ve onay için İŞVEREN'e sunacaktır. Bu hakediş raporlarının formu, kapsamı ve adedi ve İŞVEREN'in onayına bağlı olacak ve her nüshası ALTYÜKLENİC'nin temsilcisi tarafından imzalanacaktır. ..." şeklinde anlaşıldığını, somut olayda davacı sözleşme kapsamında yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediğini, tüm bu hususlara ek olarak davacı ile müvekkili arasında yapılacak hakediş, ara hakediş olup ara hakedişin varlığı halinde muaccel olmuş bir alacaktan bahsedilemeyeceği gibi davacı tarafından iş tamamlanmadığı takdirde müvekkili şirketin herhangi bir ödeme yapma yükümlülüğünün de bulunmadığını, geçici hakedişlerin kesin ödeme niteliğinde olmadığını ve kazanılmış hak oluşturmadığını, zira davalının hakediş alacağı olduğunu kabul etmemekle birlikte hakediş alacağı olsa dahi kesin bir vade olmaması sebebiyle alacağın muaccel bir alacak olmadığını, ancak sözleşme konusu işe ilişkin hakediş raporlarının sunulması ve işin tamamlanması ile muaccel alacağın varlığından söz edilebileceğini, nitekim yerleşik Yargıtay içtihatlarının da bu iddialarını desteklediğini, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2019/3185 E. 2020/2192 K. Sayılı kararının "Hakediş raporunun teslim tarihinden itibaren 30 gün içinde ödeme yapılacağına dair düzenleme, alacağın muacceliyeti ile ilgili olup kesin vade niteliğinde olmadığının anlaşılmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.” şeklinde olduğunu, somut olayda davacının müvekkili şirketten herhangi bir hakediş alacağı olduğunu kabul etmemekle birlikte davacı yanın sözleşme kapsamında hakediş raporu düzenleyip müvekkiline sunması gerekirken müvekkiline bir hakediş raporu sunmaması, işin tamamlanmaması, yapım işinin uzamasına sebebiyet verilmesi ve müvekkilinin zarara uğramasına sebebiyet verilmesi hasebiyle müvekkilinin sözleşmeyi haklı neden ile feshettiğini, işbu sebeple müvekkili tarafından bir hakediş ödemesi yapılmasının beklenmesinin mümkün olmadığını, davacının müvekkili şirketten herhangi bir hak ve alacağı bulunmamakla birlikte sözleşmenin davacının kendi yükümlülüğünde olan işleri ifa etmemesi sebebiyle sona erdiğini ve müvekkilinin herhangi bir kusuru bulunmadığını, dosya kapsamında davacının herhangi bir hakediş alacağının olmadığının sabit olduğunu, bu itibarla mezkur gerekçeli karara itiraz ve beyanlarının kabulü ile dosya kapsamında ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK.'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK.'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 732 TL istinaf karar harcından peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 11.574,29 TL istinaf karar harcından peşin alınan 2.893,57 TL harcın mahsubu ile bakiye 8.680,72 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle taraflarca yapılan yargılama giderlerinin ve ödedikleri istinaf başvuru harçlarının kendileri üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 13.05.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan Üye Üye Katip e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır

e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/1064, K. 2026/562, T. 13.05.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1064-e-2026-562-k-fdf8e39534e3