Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/2143 E. 2026/2477 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/2143
Karar No
2026/2477
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

7. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2026/2143

KARAR NO:2026/2477

KARAR TARİHİ: 01/10/2026

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:(KAPATILAN)BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:17/06/2026

NUMARASI:2026/188 Esas, 2026/469 Karar

DAVANIN KONUSU : Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235))

KARAR TARİHİ:01/10/2026

KARAR YAZIM TARİHİ:05/10/2026

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkilleri davacıların miras bırakanı ile ... Şirketi arasında 05/03/2013 tarihli konut satım sözleşmesi imzalandığını, dava konusu İstanbul ili, Esenyurt ilçesi, 382 ada, Sedef(D) blok 25. Kat, 445 nolu bağımsız bölümün 270.000,00-TL karşılığında ...'e satışı için anlaşıldığını, konut bedelinin tamamının ... satıcı şirketin banak hesabına gönderdiğini, alıcı ...'in ölümü üzerine mirasçıları sözleşmeye konu edilen taşınmazın payları oranında davacıları devir/temliği için protokol düzenlendiğini, sözleşmeye konu taşınmaz kaba inşaat olarak teslimi kararlaştırılmış olduğundan şirket tarafından ince işlerin tamamlamış üzere taraflar arasında incel işler yapı sözleşmesi imzalandığını satıcı firmanın müvekkillerinden 94.000,00-TL tahsilat yaptığını, taşınmazın 08/12/2017 tarihinde davalılara fiilen teslim edildiğini, konutun satış bedeli ve inceli işçilik ile satış giderleri nedeniyle ... tarafından ek protokol düzenlendiğini, ... tarafından tapu işlem masrafları için müvekkilleri davacılardan 17.000,00-TL tahsilat yapıldığını, tapu müdürlüğünden gerçekleştirilen resmi senetle konutun davalılara satışı gerçekleştirildiğini, müvekkilleri davacıların aleyhlerine başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi sonucunda bankanın ipoteğinden bilgi sahibi olunduğunu, ... ve ... şirketi adına birden çok ipotek tesis edildiğini, satışı gerçekleştiren şirketin tapu üzerindeki şerhlerden ve ipoteklerden bilgilendirme yapmadığını, arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamadığını, tapu da davacı müvekkilleri adına dava konusu taşınmazın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi ve icrai takiplerin durdurulması için teminatsız ihtiyati tedbir konulmasına, davacı müvekkillerinin borçlu olmadıklarının tespitine, konulmuş olan tüm takyidatların kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraflara yükletilmesine karar verilmesine talep ve dava etmiştir.Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle müvekkili banka - ... arasında ticari kredi ilişkisi bulunduğunu, ticari kredi sözleşmeleri gereğince müvekkili bankanın ipotekleri fek etme yükümlülüğü doğmadığını, davacı ile müvekkil banka arasında bağlı kredi ilişkisi bulunmadığını, müvekkili banka tarafından davacıya verilmiş bir konut kredisi bulunmadığından satıcı ... ile müvekkili banka arasında davacının konut tedarikine ilişkin bir sözleşme de bulunmadığını, dava konusu ihtilafta bağlı krediden de bahsedilmesi hukuken mümkün olmadığını, arabuluculuk yoluna başvurulmadan açılan davanın özel dava şartı yokluğundan davanın usulden reddi gerektiğini, davada, dava dilekçesi incelendiğinde müvekkil yönünden dava açık ve somut olmadığını, adi yazılı şekilde yapılan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin geçersiz olduğunu, davacı adi yazılı satış vaadi sözleşmesinden doğan taleplerini yalnızca davalı garanti kozaya karşı ileri sürebileceğini, ipoteğin tesisi esnasında taşınmazın davacıya satıldığının müvekkili tarafından bilinmediğini, dava konusu bağımsız bölümün davacıya haricen devredildiğinin ipoteğin tesisinde tespit edilmesinin imkansız olduğunu, müvekkili bankanın diğer davalı firmaya kullandırdığı ticari nitelikli kredi dolayısı ile davaya konu taşınmaza dair ekspertiz yaptırmasının beklenilmesi bankacılık mevzuatı bakımından yerinde olmadığını, uyuşmazlığa konu taşınmaz bakımından ifa imkansızlığı mevcut olup davacının taleplerinin reddi gerektiğini, terditli olarak talep edilen davacı adına kayıtlı uyuşmazlık konusu tapu kayıtlarının iptali ve ... adına tescil ve bedel iadesi hukuken mümkün olmayıp reddi gerektiğini, davacının terditli talebi olan sözleşmeden dönme isteminin kabul edilemez olduğunu, davacının aynen ifadan vazgeçtiği bildiriminde bulunmadığını, ... A.Ş. lehine tesis edilen ipotek hakkı müvekkil bankaya devir ve temlik olduğunu, davanın açılmasına müvekkili banka sebebiyet vermediğinden dava mahkeme masrafları ve vekâlet ücreti talebinin reddi ile bunların tümüyle davacı üzerinde bırakılmasını talep ettiklerini, davacının ihtiyati tedbir talebinin reddi gerektiğini, haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın esastan reddine, yargılama gideri ile avukatlık ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:Mahkemece "Davacının açtığı davanın konusuz kalması nedeni ile DAVANIN ESASI HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA " şeklinde karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı müflis ... Şirketi iflas masası vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle :Müvekkili şirket iflas ettiğinden İİK194 maddesi gereğince yargılamanın durdurulması gerektiğini, husumet itirazı değerlendirilmeden karar verildiğini, HMK 297 maddesi gereğince kararın gerekçeli olmadığını, ayrıca verilen kararın iflas masası alacaklıları arasındaki eşitlik prensibine aykırı olduğunu beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması talebinde bulunduğu görülmüştür.Davalı ... T.A.Ş. Vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle: Dava kayıt kabul davasına dönüştüğünden görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davalı ... firması iflas ettiğinden dava konusunun ortadan kalktığını, müvekkili banka aleyhine usulüne uygun ikame edilmiş bir dava olmadığını, talep bakımından müvekkiline husumet düşmeyeceğini, gerekçeli kararda müvekkili banka aleyhine vekalet ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmesine ilişkin hiç bir gerekçe yer almadığını, mahkemelerin kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmesi gerektiğini, huzurdaki istinafı talep olunan yerel mahkeme kararına konu taşınmazın tapu kaydında birden fazla ipotek, haciz vb takyidat bulunduğunu, Ancak davacı yanın taşınmazın tapu kaydında şerh sahiplerine husumet yöneltmeden dava açtığını, mahkemece şerh sahiplerinin davaya katılımı sağlanmaksızın husumet yaygınlaştırılmadan yokluklarında davanın görülüp sonuçlandırıldığını, kararın bu nedenle karar usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili banka ile ... arasında kredi ilişkisi bulunduğunu, bu kredi ilişkisi nedeniyle ipotek tesis edildiğini, ipotekle teminat altına alınan ve davalı ... tarafından hiçbir zaman ve şekilde geçerliliğine itiraz edilmemiş olan Genel Kredi Sözleşmesi ve Ek Protokol gereğince müvekkil bankanın ipotekleri fek borcu ancak sözleşmede yer alan teminat koşullarının sağlanması halinde söz konusu olacağını, ...'nın sözleşmesel ödeme ve teminat taahhütlerini ifa etmemesi karşısında ticari kredinin teminatı olan bir ipoteğin fekkinden söz edilemeyeceğini, davacı ile müvekkili banka arasında bağlı kredi ilişkisi bulunmadığını, adi yazılı yapılan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi gereğince müvekkili banka lehine tesis ve tescil edilen ipoteğin fekkine karar verilemeyeceğini, davacının adi yazılı satış vaadi sözleşmesinden doğan taleplerini yalnızca davalı garanti kozaya karşı ileri sürebileceğini, Davacının ... ile adi yazılı satış vaadi sözleşmesinin imzalandığı tarihte tapuda ipotek bulunmadığını, davacının bu tapu kaydına güvenerek sözleşme imzaladığı davacı için bu açıdan aleniyet ilkesinin geçerli olduğunun ileri sürülmesi mümkün olmadığını, şahsi hakka dayalı huzurdaki tescile zorlama talepli dava ile ipoteğin fekki talep edilemeyeceğini, ipoteğin tesisi anında taşınmazın davacı tarafından kullanıldığına dair delil bulunmadığı gibi, taşınmazın 3. kişi tarafından kullanılıyor olmasının taşınmazın haricen devredildiğini göstermeyeceğini, tapu kayıtlarında, satış vaadi şerhi olmadığından, tapu siciline güven ilkesi gereği iyi niyetle ipotek tesis edildiğini, müvekkili bankanın taraflar arasında akdedilen harici satış sözleşmesini bilmediği gibi bilebilecek durumda da olmadığını, diğer davalı bilançolarında, ekpertiz raporlarında, istihbarat kaydında hangi bağımsız bölümün satıldığı yönünde bilgi olmadığını, kaldı ki dava dosyasından alınan bilirkişi raporu içeriğinde de tespit edildiği üzere, ipoteğin tesisi esnasında ne davacılar ile akdedilen satış vaadi sözleşmene ait ne de satımı vaad edilen bağımsız bölüme ait herhangi bir bilgi olmadığını, dava konusu bağımsız bölümün davacıya haricen devredildiğinin ipoteğin tesisinde tespit edilmesi imkansız olduğunu, müvekkil bankanın diğer davalı firmaya kullandırdığı ticari nitelikli kredi dolayısı ile ilk derece mahkemesi kararına konu taşınmaza dair ekspertiz yaptırmasının beklenilmesi bankacılık mevzuatı bakımından yerinde olmadığını, adi yazılı satış sözleşmesinin imza tarihinde taşınmaz üzerinde ipotek bulunduğunu, Davacının harici satış sözleşmesi ile devir aldığı tarihte taşınmaz üzerinde müvekkil banka ipoteği bulunduğundan, keza taşınmaz üzerinde satıştan önce kurulan ve kesintisiz biçimde devam eden ipotek bulunduğundan, davacı ipoteklerden habersiz olduğunu ve taşınmazı iyi niyetle devraldığını iddia edemeyeceğini, davanın açılması müvekkili sebebiyet vermediğinden mahkeme masraflarının davacı üzerinde bırakılması gerektiğini, davacının kötüniyetli olduğunu beyan ederek istinaf taleplerinin kabulü ile Davaya Müvekkili Bankanın sebebiyet vermemiş olması ve kayıt kabul davasında müvekkil bankaya husumet yöneltilemeyeceği hususu da gözetilerek müvekkil Banka aleyhine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin ödenmesi yönünden de yerel mahkeme kararının ortadan KALDIRILMASINI, yeniden hüküm tesis edilerek davacı tarafın haksız taleplerinin reddi ile davanın Müvekkil Banka yönünden tümden REDDİNE karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.

DELİLLER:Tüm dosya kapsamı.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava ipoteğin terkini istemine ilişkindir.

1-İpotek yönünden dava konusuz kalmış ise de, davada haklılık durumu yönünden yeterli inceleme yapılmaksızın davalıların yargılama giderlerinden sorumlu tutulduğu görülmüştür. Şöyle ki;Davalı ipotek alacaklısı banka olup böyle bir hukuki statüde bulunan banka TTK'nın 20/II. maddesi gereğince ticaretine ait tüm faaliyetlerinde basiretli bir işadamı gibi hareket etmek mecburiyetindedir. Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümü aslında objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinden kendi yetenek ve imkanlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özenin gösterilmesinin gerekli olduğu kabul edilmektedir.Davalının itirazına konu ettiği iyiniyet ilkesi TMK'nun 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Tapuda kat irtifaklı gözüken taşınmaz üzerine ipotek koyan bankanın hem basiretli tacir hemde güven kurumu olmaları nedeniyle kredi vereceği kişiler ile krediye karşı gösterilecek ayni teminatlar hususunda uzmanlığı tartışmasız olduğundan, arsa üzerinde bulunan yapıların ve bu yapılar içerisinde yaşayan insanların bankalarca bilinmediği, mevcut durumdan haberdar olmadıkları ileriye sürülemeyecektir. TKM.nın 2.maddesi uyarınca herkes haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Ayrıca, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını da kanun himaye etmemektedir. Bütün hakların kullanılmasının en önemli ve emredici sınırı, dürüstlük kuralına uygun davranmaktır. Bankaların sorumluluğu, bir anlamda kamu hizmeti ifa etmeleri nedeniyle kamusal güvene sahip kuruluşlar olarak tanımlanmalarından dolayı ağırlaştırılmıştır. Sorumluluğun ağırlaştırılmasında dikkate alınan, özen borcuna aykırılıktan doğan sorumluluğun kapsamını genişletmek ve hafif kusurlu ve hatta kusursuz olsalar dahi bankaların faaliyet alanlarındaki iş ve eylemlerinden sorumlu olmalarını sağlamaktır. Böyle ağırlaştırılmış bir sorumluluk karinesine sahip olan bankaların, TTK'da düzenlenen basiretli tacirin özen yükümlülüğünden çok daha ağır bir özen yükümlülüğü ile hareket etmesi gerekmektedir. Bir bankacılık işlemi olan kredi tahsis işlemi sürecinde de kredi vereceği müşterisine ilişkin risk analizi yapması, kredi karşılığı teminat alması, müşterinin gelir tespitini yapması ve kredi için bir süre belirlemesi ticari hayatın ve bankacılık işlemlerinin olağan uygulaması halini almıştır.Bankanın üzerine düşen araştırmaları yapmadığı, eksper incelemesi yaptırmadığı ve taşınmazın mevcut durumunun tespiti ile değer tespitinin yaptırılmadığı ortaya çıkarsa bu durumda zaten ağırlaştırılmış özen yükümlülüğü altında bulunan davalı bankanın bu özen yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği kabul edilecektir.Davalı Bankanın gerekli araştırmayı yapmadığı, mevcut durumu bilebilecek ve öğrenebilecek durumda iken bu araştırma ve özen yükümlülüğünü yerine getirmediği tespit edilirse gerekli dikkat ve özeni göstermediğinden iyi niyetli olduğundan söz edilemez.Somut olayda, davalı bankanın basit bir araştırma ile bağımsız bölümün satışından haberdar olup olamayacağı hususunda yeterli araştırma ve inceleme yapılmaksızın hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.Davalı şirket defter kayıtları incelendiğinde, ipotek tesisinden önce tapudaki il, ilçe, ada, parsel ve bağımsız bölüm bilgileri üzerinden taşınmazın satılmış olduğunun tespit edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir.Bu itibarla, mahkemece gerekli inceleme yaptırılmadan ve bu hususta hüküm kurmaya elverişli yeterli bir bilirkişi raporu alınmadan, konusuz kalan davada davalıların sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.

2-Hemen belirtmek gerekir ki; T.C. Anayasası'nın 141/3 maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.Yasa'nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, infaz edilebilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.

Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 tarihli ve Esas: 323, Karar: 391; 10.09.1991 tarihli ve Esas: 281, Karar: 415; 25.09.1991 tarihli Esas: 355, Karar: 440; 19.04.2006 tarihli ve Esas: 2006/4-142, Karar: 229; 05.12.2007 tarihli ve Esas: 2007/3-981, Karar: 936; 23.01.2008 tarihli ve Esas: 2008/14-29, Karar: 4; 19.03.2008 tarihli ve Esas: 2008/15-278, Karar: 254; 18.06.2008 tarihli ve Esas: 2008/3-462, Karar: 432; 21.10.2009 tarihli ve Esas: 2009/9-397, Karar: 453; 24.02.2010 tarihli ve Esas: 2010/1-86, Karar: 108; 28.04.2010 tarihli ve Esas: 2010/11-195, Karar: 238; 22.06.2011 tarihli ve Esas: 2011/11-344, Karar: 436 sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Nitekim, 07.06.1976 tarihli ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nin 297. (Mülga HUMK'un 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK'nin 27. maddesinin (HUMK'un 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır.Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.Somut olayda dava açılış tarihi itibariyle davacının hangi nedenlerle haklı olduğunun gerekçesi, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelik, yeterlilik ve açıklıkta değildir.Gerekçede yargılama giderlerinden davalıların sorumlu tutulmasına ilişkin somut gerekçeler açıklanmamıştır. Hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmıştır. Kısaca ifade etmek gerekirse mahkeme kararı gerekçesiz olup yukarıda anılan Anayasa, yasa ve yargısal içtihat kurallarına uygun yazılmamıştır.Açıklanan nedenlerle davalıların istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 bendi gereğince kabulüne kesin olmak üzere karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere:

1-Davalı vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-4.6 maddesi gereğince KABULÜNE

2- (Kapatılan) Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/06/2026 tarih, 2026/188 Esas - 2026/469 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Dosyanın dairemiz kararına uygun şekilde işlem yapılmak ve yeniden karar verilmek üzere mahalli mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

4-Davalılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istem halinde ilk derece mahkemesince davalılara iadesine,

5-Davalılar tarafından yapılan istinaf masraflarının ilk derece mahkemesi tarafından verilecek kararda değerlendirilmesine ve hükme bağlanmasına,

6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından kendisini vekille temsil ettiren davalılar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1 bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 01/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/2143, K. 2026/2477, T. 01.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-2143-e-2026-2477-k-99ce49edf55f