Diğer ·

2025/128 E. 2026/230 K.

Mahkeme
Diğer
Esas No
2025/128
Karar No
2026/230
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/128 Esas KARAR NO : 2026/230

DAVA : Markanın Hükümsüzlüğü, Tazminat, Tedbir DAVA TARİHİ : 02/07/2025 KARAR TARİHİ : 06/10/2026

Mahkememizde görülmekte bulunan Markanın Hükümsüzlüğü, tazminat, tedbir davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...’in uzun yıllardır at yetiştiriciliği ve yarışçılık alanında faaliyet gösterdiğini, ... Kulübü nezdinde at sahibi olarak kayıtlı bulunduğunu, çok sayıda yarış atına sahip olduğunu, “...”, “...” ve “...” ibarelerinin atçılık camiasında uzun yıllardır müvekkili ve ailesiyle özdeşleşerek tanınmışlık kazandığını, müvekkiline ait “...” alan adının da 2014 yılından bu yana kullanıldığını, ...’nda yetiştirilen atların önemli yarışlarda dereceler ve ödüller elde ettiğini; davalı ...’ün ise aynı sektörde faaliyet göstermesi nedeniyle müvekkilinin faaliyetlerini ve anılan ibareler üzerindeki önceki tarihli kullanımını bildiği hâlde, ... başvuru/tescil numaralı “...” ve ... başvuru/tescil numaralı “...” markalarını kendi adına tescil ettirdiğini, davalının söz konusu ibareleri tescil ettirdikten sonra müvekkilinin kullanımını engellemeye ve kullanım/devir karşılığında bedel talep etmeye yönelik girişimlerde bulunduğunu, bu nedenle tescillerin kötü niyetli olarak gerçekleştiğini, davalının tescillerinden haberdar olunmasının ardından ihtarname gönderildiğini ve arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ancak anlaşma sağlanamadığını; müvekkili tarafından “...” ve “...” ibareleriyle yapılan marka başvurularına da davalı tarafından itiraz edildiğini, davalının eylemlerinin müvekkilinin ticari itibarı ve atçılık sektöründeki tanınmışlığı bakımından zarara yol açtığını iddia ederek; davalı adına tescilli ... sayılı “...” ve ... sayılı “...” markalarının kötü niyetli tescil nedeniyle hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, markaların tüm mal ve hizmet sınıfları yönünden müvekkili adına tesciline, yargılama sonuna kadar davalı tarafından kullanılmalarının ihtiyati tedbiren durdurulmasına, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 50.000,00 TL maddi tazminatın (belirsiz alacak) ve 500.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 6.10.2026 tarihli celsede alınan beyanında maddi tazminat taleplerinden feragat ettiklerini, diğer talepleri kapsamında tam kabule karar verilmesini talep etmişlerdir. SAVUNMA:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... numaralı “...” ve ... numaralı “...” markalarının hak sahibi olduğunu, markaların... sınıflarda usulüne uygun şekilde tescil edildiğini, müvekkilinin de atçılık alanında faaliyet gösteren, ... tarafından düzenlenen yarışlara katılan at sahibi ve iş insanı olduğunu; davacının atçılık alanında tanınmış olması ve “...” ibaresinin davacının soyadı olmasının tek başına davacı lehine marka hakkı doğurmayacağını, nitekim davacının “...” ibaresi üzerinde önceden tescilli herhangi bir markasının bulunmadığını, Davalı vekili; müvekkilinin marka başvurularını yasal prosedüre uygun olarak gerçekleştirdiğini, tescillerin kötü niyetli olmadığı gibi davacının tanınmışlığı veya soyadının “...” olmasının müvekkilinin tescilli marka hakkını ortadan kaldırmayacağını, müvekkilinin davacının “...” ve “...” ibarelerini ticari faaliyetlerinde kullandığını tespit etmesi üzerine 09/01/2025 tarihli ihtarname ile tescilli markaların kullanımının durdurulmasını istediğini, marka devri veya kullanım izni karşılığında fahiş bedel talep edildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını; müvekkilinin kanuni marka hakkını kullanmasının kötü niyet olarak değerlendirilemeyeceğini, ayrıca davacının, bir taraftan dava konusu markaların hükümsüzlüğünü talep ederken diğer taraftan aynı markaların kendi adına tescilini istemesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, hükümsüzlük koşullarının oluşmadığını, davacının kötü niyetli tescil iddiasının da ispatlanamadığını belirterek davanın tüm talepler yönünden reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava konusu uyuşmazlık; Davalı adına TPMK nezdinde tescilli olan ... nolu "..." ve ... tescil nolu "..." ibareli markaların kötüniyetli tescili iddiası kapsamında hükümsüzlüğü, markaların davalı tarafından kullanımının tedbirin önlenmesi, şimdilik 50.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davanın açılmasını müteakip davacının dava, davalının cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, duruşmada hazır olanlar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, arabuluculuk kurumundan faydalanmak istenilmediğinden tahkikat duruşmasına devam olunmuş, tarafların beyanlarında geçen deliller toplanmış, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, HMK 184.madde kapsamında hazır olanlardan tahkikat ile ilgili beyanları sorulmuş, HMK 186. madde kapsamında ise karar duruşmasında hazır olanlardan esas ile ilgili son diyecekleri sorulmuştur. HMK 266. Madde kapsamında bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişiler ..., ..., ... tarafından düzenlenen 17/02/2026 tarihli bilirkişi raporunda özetme; ... kayıtlarına göre “...” ibaresinin atçılık ve at yarışları sektöründe uzun yıllardır fiilen kullanılan, ayırt edici ve tanınmış bir ibare olduğu, Kurtel ailesinin uzun yıllardır at yetiştiriciliği yaptığı ve davacının söz konusu ibare üzerinde ilk ihdas ve istimal eden gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğu; “...” ibaresinin davacı ve ailesine ait at sahipliği bütünlüğünü ifade ettiği, davacı ... adına 326, aile fertleri adına ise toplam 767 at bulunduğu, davalı adına eküri niteliğini gösterecek resmi kayıt bulunmadığı; “...” ibaresinin ise davacı ve ailesine ait İzmir/Urla ve Bursa/Mustafakemalpaşa’daki resmi kayıtlarda yer alan at bakım, yetiştirme, idman ve üretim faaliyetlerinin yürütüldüğü işletmeleri ifade ettiği, davalı adına hara veya eküri niteliğinde resmi bir kayda rastlanmadığını, Bu kapsamda, davacı tarafın ilk ve gerçek hak sahibi olduğu, davalı adına tescilli ... sayılı “...” ile ... sayılı “...” markalarının sektörel algı itibarıyla yanıltıcı nitelik taşıdığı ve davacının kullanımlarıyla karıştırılma ihtimalinin yüksek olduğu, bu nedenle dava konusu markaların kapsamlarındaki tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlük koşullarının oluştuğunu, maddi tazminat yönünden ise davacının SMK m.151/1-c kapsamında yoksun kalınan kazanca dayandığı, ancak dosyada lisans sözleşmesi örneği bulunmadığı ve davalının vergi mükellefi olmadığı anlaşıldığından dosya kapsamına göre maddi tazminat hesabı yapılamadığı; 50.000 TL maddi ve 500.000 TL manevi tazminat taleplerinin takdirinin mahkememizde olduğu yönünde görüş ve kanaatlerini bildirmişlerdir. Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtlarının incelenmesinde; Davalı ... adına ... tescil numaralı “...” ibareli markanın ... sınıflarda 30/03/2024 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle tescil edildiği, markanın 03/07/2024 tarihinde sicile kaydedilerek ...tarihli ve ... sayılı Resmî Marka Gazetesi'nde yayımlandığı; yine davalı adına ... tescil numaralı “...” ibareli markanın aynı sınıflarda 30/03/2024 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle tescil edildiği, 02/12/2024 tarihinde sicile kaydedilerek ... tarihli ve ... sayılı Resmî Marka Gazetesi'nde yayımlandığı anlaşılmıştır. Davacı ... adına ise 2025/012355 başvuru numaralı, at figürü ile “...” ibaresinden oluşan marka için ... sınıflarda; ... başvuru numaralı, at figürü ile “...” ibaresinden oluşan marka için ise... sınıflarda marka başvurusunda bulunulduğu, başvuruların özellikle atçılık, yarış atı pazarlama, jokey menajerliği, binicilik ürün ve hizmetleri, at yetiştiriciliği, veterinerlik ve ilgili hizmetleri kapsadığı görülmüştür. Toplanan deliller, marka tescil belgesi, basın haberleri, ihtarname içerikleri, ...Klübünün ...tarihli yazıları ve ekindeki at sahipliği belgeleri, HMK 266 madde kapsamında denetim ve hüküm kurmaya elverişli içinde sektör bilirkişinin de bulunduğu heyetten alınan rapor bir arada incelendiğinde; Bizim hukukumuzda kural olarak tescil ile marka hakkı doğar; ancak söz konusu işaret ilk tescilden önce kullanılmak suretiyle piyasada maruf hale getirilmişse, marka hakkı sahibi, işareti tescilden önce kullanarak piyasada maruf hale getirendir. Bu kişiye “gerçek hak sahibi” denilir. Bu bakımdan, SMK”'nın 7/1 maddesinde yer alan “Bu kanunla sağlanan marka koruması tescil ile elde edilir” biçimindeki hüküm açıkça tescil ilkesinin kabul edildiğini gösterirken, buna karşılık SMK'nın 6/3 maddesinde tescile rağmen başkasının hak sahibi olabileceği, markayı ilk kez ihdas eden, kullanan kişinin de korunacağı düzenlenmiştir. Eskiye dayalı kullanım yoluyla tescilsiz bir markanın gerçek hak sahibi olan kimse, üzerinde gerçek hak sahibi olduğu markanın tescil edilmesi halinde SMK'nın 25. Maddesinde yapılan atıfla işbu markanın hükümsüz kılınmasını talep edebilmektedir. Hükümsüzlük hallerinin düzenlendiği SMK'nın 25. Maddesinde atıf yapılan SMK'nın 6. Maddesinin 3. Fıkrasında yer alan düzenleme başvuru tarihinden veya rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” Hükmünü ihtiva etmektedir. 6769 sayılı SMK'nun 7/1 maddesine rağmen, SMK'nun 6/3 maddesi gereğince bir markanın eskiye dayalı, öncelikli kullanıcısı o markanın gerçek hak sahibidir. (...) her ne kadar marka koruması tescil ile elde edilmekte ise de, tescil başvurusundan önce o markayı ihdas eden, kullanan, piyasada maruf hale getiren ve o marka üzerinde hak elde eden kimsenin itirazı üzerine Türk Patent tarafından tescil başvurusunun reddi gerekir. Türk Patent'in tescil belgesi vermesi durumunda ise SMK'nun 25. Maddesine dayalı olarak gerçek hak sahibinin açacağı hükümsüzlük davası üzerine, tescil sahibinin bu markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi mümkündür. Bu durumda sonuçta tescil sahibinin tescili şeklen ve geçici olarak kendisine koruma sağlamakta, hükümsüzlük kararı ile birlikte ise bu koruma ortadan kalkmaktadır. ” (Uğur ÇOLAK, Türk Marka Hukuku, İstanbul, 4. Baskı, Sf. 420.) Yargıtay kararlarında, "marka üzerindeki öncelik hakkı, o markayı yaratan, kullanan ve piyasada maruf hale getiren kişiye aittir." denilerek marufiyet şartı aramaktadır. Marka hukukundaki genel ilkeler nazara alındığında; tescilsiz bir markanın veya ticaret sırasında kullanılan başka işaretin sahibinin itirazı üzerine tescili istenilen markanın tescil için yapılan başvuru tarihinden önce veya markanın tescili için yapılan başvuruda belirtilen rüçhan tarihinden önce bu işaret için hak elde edilmiş ya da belirtilen işaret sahibine daha sonraki bir markanın kullanımını yasaklama hakkı veriyorsa o marka tescil edilemez. Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını amaçlamaktadır. Buna göre bir markayı ihdas eden ve tanıtan kimse o markanın gerçek sahibidir ve açıklayıcı etkiye sahip tescile karşı üstün ve öncelikli hak sahibidir. Eskiye dayalı kullanım yoluyla gerçek hak sahipliği söz konusu olabilmesi için bu kullanımın markasal nitelikte olması gerekli değildir. Ticaret sırasında, tanıtımda kullanılmış olsa bile bu yeterlidir. Gerçek hak sahipliği marka hukukunda açılacak tüm davalarda mahkemece de res’en gözetilmelidir. Marka hakkı tescil ya da kullanım yoluyla olmak üzere iki şekilde iktisap edilebilir. İkinci iktisap şekli gerçek hak sahipliği ilkesi olarak adlandırılır. Marka üzerinde öncelik hakkının o markayı ihdas ve istimal eden ve piyasaya maruf hale getiren kişiye ait olduğu kabul edilir. Bu kişiye gerçek hak sahibi denilmektedir. Bu kişinin daha sonra adına yapılan tescil açıklayıcı niteliktedir. Hakkın tescilden önce doğduğu kabul edilir. Eskiye dayalı kullanım yoluyla gerçek hak sahipliğinin söz konusu olabilmesi için; - Tescilli markanın başvuru veya rüçhan tarihinden önce bir hak elde edilmiş olması, - Tescilli markanın, tescilsiz marka ile aynı ya da iltibas derecesinde benzer olması - Tescilsiz markanın veya ticaret sırasında kullanılan işaretin, marka etkisi doğuracak ve marka fonksiyonlarını yerine getirecek şekilde kullanılması, - Tescilsiz markanın, tescilli markanın başvuru tarihi itibariyle hitap ettiği alıcı kitlesi tarafından tanınmaya başlamış ve ayırt edici nitelik kazanmış olması gerekmektedir. Eskiye dayalı kullanım nedeniyle, üstün ve öncelikli hak hangi mal ve hizmetler için elde edildiyse, sadece bunlar ve benzer sınıflardaki mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlük kararı verilebilir, diğer sınıflar yönünden ise hükümsüzlük talebi reddedilmelidir. Marka hukukunda tescilde öncelik ve teklik ilkesi mevcuttur. Bir markanın aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak ancak bir tek sahibi olabilir. Dolayısıyla tescilli bir markaya aynı veya iltibas düzeyinde benzer olan işaretin, aynı veya benzer mal ve hizmetler bakımından bir başkası adına tescili mümkün değildir. Bilirkişi raporunda sektör bilirkişinin “...” İbaresinin Sektörel Değerlendirilmesi sonucunda;“...” ibaresinin atçılık ve at yarışları sektöründe jenerik veya tanımlayıcı bir ifade olmadığı, Uzun yıllardır davacı ve ailesi (..., ... ve ...) tarafından ... Kulübü nezdinde fiilen kullanıldığı, ... kayıtlarında davacı ve ailesi adına kayıtlı çok sayıda at bulunduğu,Bu kullanımın sektörde “...” algısını oluşturduğu ,bu bağlamda “...” ibaresinin, sektör nezdinde ayırt edici, tanınmış ve kaynak gösterme fonksiyonu bulunan bir ibare niteliği kazandığı ve davacının marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğu anlaşılmıştır. “...” ... adına 326 baş , ...adına 135 baş , ... adına 146 baş , ... adına 160 baş toplamda 767 baş at bulunduğu, ... ibaresinin, davacı ve ailesine ait at sahipliği bütünlüğünü ifade ettiği ve gerçek hak sahibinin davacı olduğu, ayrıca Davalı adına eküri niteliğini taşıyacak statüde at sayısının veya kaydının resmi makamlarda bulunmadığı,“...” ibaresinin, davacı ve ailesine ait ... ilçesinde ve ... ilçesinde resmi makamların kayıtlarında atların bakım, yetiştirme, ... ve üretim faaliyetlerinin yürütüldüğü hara işletmelerini ifade ettiği, Resmi makamlarca kayıtlı bulunduğu, Davalı adına tescilli ... ... numaralı markaların, sektörel algı itibarıyla yanıltıcı nitelik taşıdığı ve karıştırılma ihtimalinin yüksek olduğu hususu denetime uygun şekilde belirlenmiştir. Sektör bilirkişisinin rapordaki detaylı tespitleri ile dosya münderecatında ve yapılan incelemeler neticesinde davacının mensubu bulunduğu ... ailesinin uzun yıllardır at yetiştiriciliği yaptığı bizzat davacının ...’dan gelen 05.12.2025 tarihli müzekkereye cevapta ... tarihinde ... sahipliği belge no ... ile ilk koşusunu koştuğu halen 326 baş at sahipliği bulunduğu at yetiştiriciliği Hara faaliyet alanında ve ailesel yakınlık birliktelik olarak ... ibaresini ... olarak kullandığı, dolayısıyla ... ailesinin ve dolayısıyla bu ailenin bir ferdi olan davacının sözkonusu ibareyi marka olarak ilk ihdas eden ve istimal eden gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğu anlaşıldığından SMK 6/3 maddesi gereğince hükümsüzlük şartlarının bulunduğu anlaşılmıştır. Davacı ayrıca davalının tescilde kötüniyetli olduğunu ileri sürmüştür.(smk 6/9) HGK’nın 29.06.2022 tarih,... E.,... K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere, gerek 556 sayılı KHK’da gerekse de 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda hangi hâllerde kötü niyetli marka başvurusunun söz konusu olduğu belirtilmemiştir. Ancak genel olarak kötü niyetli marka başvurusu; hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu kapsamda başvuru sahibinin markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hâli, kötü niyetin varlığında önem kazanmaktadır. Örneğin, gerçek hak sahibi olmamakla birlikte başkasının ticaretinde kullandığı tescilsiz bir işareti, kendisinin hak sahibi olmadığını bile bile tescili için başvuruda bulunan kimse kötü niyetli sayılacaktır. Yine başkası tarafından kullanılan bir markanın aynısını veya benzerini bilerek ve haklı bir neden olmaksızın sırf rakibini engellemek amacı taşıyan engelleme markaları kötü niyetli marka başvurusu olarak değerlendirmelidir. Ayrıca başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme ve marka ticareti yapmak ya da şantaja yönelik başvuruda bulunmak ve tescil ettirmek de kötü niyetli olarak kabul edilmelidir. Görüldüğü üzere kötü niyetli marka başvurusu hâli her somut olay kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bu kapsamda marka hükümsüzlüğü davalarında kötü niyet iddiası ileri sürülmüş ise 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi gereğince kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak açıkça kötü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmelidir. Somut olayda ise davacının gerçek hak sahibi olduğu markaları davalının kötüniyetli olarak tescil ettirdiği ve sunulu ihtarnameye göre: Davalı ... tarafından , ... 21 Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye nolu İhtarının davacıya gönderildiği "...I" ve "..." isimlerinin TPE nezdinde davalı adına tescil edildiği,... tarafından organize edilen yarışlara belirtilen marka isimleri ile katıldıklarının tespit edildiğini, bu isimlerin davalıya ait olduğunu, davacının "..." internet adresi ile ... isimlerini kullanmasına izin vermediklerini, kullanmaya devam edecekse "kullanma koşulları için" davalı ile 7 gün içinde iletişime geçilmesi gerektiğini , SMK 30.maddesine göre 3 yıla kadar hapis cezasi ile cezalandırılacaklarını , SMK 149. Madde kapsamında tazminat davası açacaklarını ihtarname yoluyla bildirdikleri anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davalı yan davacının gerçek hak sahibi olduğunu bildiği markaları adına tescil ettirmiş, daha sonra ise davacının üzerinde hak sahibi olduğu markaları kullanmasını engellemeye çalışmak için ihtar göndermiştir. Bilindiği üzere; gerçek hak sahibi olmamakla birlikte başkasının ticaretinde kullandığı tescilsiz bir işareti, kendisinin hak sahibi olmadığını bile bile tescili için başvuruda bulunan kimse kötü niyetli sayılmaktadır. Yine başkası tarafından kullanılan bir markanın aynısını veya benzerini bilerek ve haklı bir neden olmaksızın sırf rakibini engellemek amacı taşıyan engelleme markaları kötü niyetli marka başvurusu olarak değerlendirmektedir. Ayrıca başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme ve marka ticareti yapmak ya da tescile güvenerek huzurdaki davada olduğu gibi davacıyı hapis cezasına hükmedileceği gibi ibareler kullanarak kendi tescilli markasını kullanmaktan men etme amacıyla ihtarname gönderilmesi de Mahkememizce kötüniyetli bir davranış olarak kabul edilmiş,. MK. 2 madde kapsamında ise kötüniyetin korunmayacağı asıl olduğundan , SMK . 6/9 maddesine dayalı hükümsüzlük isteminin somut olayda gerçekleştiği anlaşıldığından her iki markanın tüm sınıflarda hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekmiştir. TAZMİNAT İSTEMİNİN İNCELENMESİ Davacı yan manevi tazminat talep etmiştir. Manevi tazminat, ne bir ceza ne de gerçek anlamda bir tazminattır. Zarara uğrayan gerçek yada tüzel kişinin yaşadığı haksızlık karşısında zarara uğratan olay nedeniyle oluşan tahribatı onarmaya yarayan bir araçtır. Hakimin özel durumları göz önünde tutarak hükmedeceği manevi tazminat miktarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Diğer taraftan davacının davalının eylemleri nedeniyle gerek yaşadığı üzüntü ve manevi varlığındaki zararın tazmini açısından gerek TMK hükümleri uyarınca gerekse 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 149. maddesine dayalı olarak manevi tazminat talebinde bulunabileceği anlaşılmıştır. Somut olayda da davacı gerçek hak sahibi olduğu halde davalı ... tarafından , ... 21 Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye nolu İhtarnamesinin davacıya gönderildiği "..." ve "..." isimlerinin TPE nezdinde davalı adına tescil edildiğini, ... tarafından organize edilen yarışlara belirtilen marka isimleri ile katıldıklarının tespit edildiğini, bu isimlerin davalıya ait tescili markalar olduğunu, dolayısıyla davacının "..." internet adresi ile ... isimlerini kullanmasına izin vermediklerini, kullanmaya devam edecekse "kullanma koşulları için" davalı ile 7 gün içinde iletişime geçilmesi gerektiğini , aksi halde SMK 30.maddesine göre 3 yıla kadar hapis cezasi ile cezalandırılacaklarını , SMK 149. Madde kapsamında tazminat davası açacaklarını ihtarname yoluyla bildirdikleri anlaşıldığından ve marka üzerinde gerçek hak sahibi davacı olduğu halde davalı tarafından bu tarz bir ihtara maruz kalan davacının yaşadığı üzüntü keza markasını korumak için yasal hukuki bir sürece dahil olmasının davacıda yarattığı elem ve üzüntü dikkate alındığında; belirli bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği anlaşılmıştır. 22.06.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Somut uyuşmazlıkta olayın oluş şekli, olay tarihindeki paranın satın alma gücü , tarafların dosyaya yansıyan ekonomik durumları gözetildiğinde, takdiren 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacı yana ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: 1-Davalı adına ... tescil nolu "..." ve ... nolu "..." ibareli markaların kötü niyetli tescili de gözetilerek tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne, 2-Hükümsüzlük kararı kesinleştiğinde TPMK'ya bildirimde bulunulmasına, 3-Davacı yan maddi tazminat talebinden feragat ettiğinden, maddi tazminat talebi yönünden feragat nedeniyle maddi tazminat isteminin reddine, 4-Tarafların ekonomik durumları, olayın oluş şekli dikkate alınarak takdiren 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacı yana ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 5-Mahkememizin 05/05/2025 tarihli celsesinin 4 ve 5 nolu ara kararları gereğince devrin önlenmesine yönelik olarak verilen tedbirin keza dava konusu markaların kullanımının ve davacıya karşı ileriye sürülmesinin karar kesinleşene kadar tedbiren önlenmesine dair verilen ihtiyati tedbirin karar kesinleşene kadar devamına, 6- 1.366,20 TL ilam harcının, dava açılırken yatırılan 615,40 TL peşin harç ile sonradan yatırılan 8.161,82 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 8.777,22 TL harçtan mahsubu ile Hazineye gelir kaydına, fazla yatırılan 7.411,02 TL harcın kararın kesinleşmesini müteakip talebi hâlinde davacıya iadesine, 7-Kabul edilen Hükümsüzlük talebi yönünden, Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 55.000 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Kabul edilen manevi tazminat talebi yönünden Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 20.000 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 9-Reddedilen/ feragat edilen maddi tazminat talebi yönünden, Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 50.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 10-Kısmen Reddedilen manevi tazminat miktarı yönünden davalı lehine avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına(Anayasa Mahkemesi’nin 25/12/2024 tarih ve ...E.-... K. sayılı kararı göz önünde bulundurularak) 11-Davacı tarafın yargılama giderlerinden olan 615,40 TL başvuru harcı, 1.366,2 TL peşin harç, 304,10 TL tebligat ve müzekkere masrafı, 29.000 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 31.285,7 TL yargılama giderinin taktiren 3/2 sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 12-Davalı tarafın yargılama giderlerinden olan 100 TL yargılama giderinin taktiren 1/3 ünün davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 13-Taraflarca fazla yatırılan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ve talebi halinde iadesine, Dair karar taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İSTİNAF YASA YOLU AÇIK olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 06/10/2026

Katip ¸

Hakim ¸

Atıf: Diğer, E. 2025/128, K. 2026/230, T. 06.10.2026, www.arakarar.com/karar/diger-karar-2025-128-e-2026-230-k-a66750d88311