Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/747 E. 2026/1411 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/747
Karar No
2026/1411
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/747 KARAR NO : 2026/1411

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/69 KARAR NO : 2023/1039 DAVA TARİHİ : 07/04/2017 KARAR TARİHİ : 20/12/2023 DAVA : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 08.10.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ: 08.10.2026

İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20.12.2023 tarih ve 2023/69 Esas, 2023/1039 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davalı vekili ile katılma yoluyla davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalıya Torbalı ...’nda bulunan fabrika binasının yan tarafına 640 m2 sandviç panel sundurma çatı yaptırdığını ve bu iş için 99.025,00-TL ödeme yaptığını, iki parça halinde yapılan bu imalatın bir parçasının rüzgar sonucu yerinden koptuğunu ve parçalandığını, bu suretle imalatın uygun ölçekli malzeme ile yapılmadığını, montajının sağlam ve kullanılabilir nitelikte olmadığının anlaşıldığını, diğer parçanın da sağlam yapılmadığını, sallanmakta olduğunu, değiştirilmesi yenilenmesi gerektiği tespit edilerek yeniden imal ettirildiğini, imalatın yenilenmesi ve zararın giderilmesine davalı yanaşmadığından Torbalı Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/16 D.İş sayılı dosyasında delil tespiti yaptırıldığını, dosyaya sunulan raporda çatı ile bina bağlantısını sağlayan mahyanın kesiti ve kalınlığının bağlantı için atılan metal parçalarının yetersiz olduğunu, bu nedenle kopmuş olduklarının anlaşıldığını, davacının kopan çatının yerine ihtiyacı karşılayacak ölçü ve büyüklükte uygun malzeme ile aynı yere çatı yaptırmak zorunda kaldığını, davalı tarafından yapılan imalatın baştan hatalı projelendirildiğini, uygunsuz, yetersiz, dayanıksız malzeme kullanıldığını, imalatın sağlam yapılmadığını, açıkladığı nedenlerle adı geçen iş karşılığında davalıya ödenen 99.025,00-TL bedelin reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini, yargılama giderlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. YANIT: Davalı vekili yanıt dilekçesinde özetle; davacının dava bedelini 99.025,00-TL olarak gösterdiğini ancak 40.120,00-TL bedelli faturanın dava konusu sundurma çatı ile ilgisi olmadığını, davacının imalatın uygun ölçekli malzeme ile yapılmadığı, montajının sağlam ve kullanılabilir olmadığı iddiasının asılsız olduğunu, dava konusu sundurmanın 83,00x7,30 m boyutlarında olduğunu, 40x80 cm makas, 40x60 cm aşık, 2mm profil, 60 mm askı borusu kullanıldığını, çatıda 8 mm , duvarda ise 16 ve 18 mm lik vida ve kimyasalların kullanıldığını, davacıya daha yüksek maliyetli malzeme ve iş teklif edildiği halde ucuz maliyetli olanın talep edildiğini, ayak yapılması gerektiği bildirildiğinde ise araç giriş ve çıkışı için ayak koyulmamasının talep edildiğini, hava boşlukları bırakılması teklifinin davacı tarafça kabul görmediğini, 2015 yılı şartlarında işin 78,00-TL+KDV /m2 bedelle alındığı, eğer 100,00-TL+KDV /m2 bedelli iş istenseydi daha farklı malzemenin kullanılacağını, olay günü olağanüstü bir durumun yaşandığını ve birçok çatının uçtuğunu, davacıya yapılan iki çatıdan birinde hasar olduğunu, diğerinde ise olmadığını, aynı malzeme kullanıldığını, eksik bir malzeme kullanımı olmadığını, 2015 yılı fiyatlarıyla yapılabilecek en iyi işin bu olduğunu, bu sebeplerle oluşan zarardan sorumluluğunun olmadığını, davacının çıkan çatı malzemesinin bir kısmını yeni çatıda kullandığını, bir kısmını ise sattığını beyan ederek davanın reddini ve yargılama giderlerinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 20.02.2020 tarih ve 2017/397 Esas, 2020/136 Karar sayılı kararı ile özetle; "...Dava, taraflar arasında akdedilen eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, uyuşmazlık yapılan eserde ayıp olup olmadığı, ayıbın niteliği ve ayıp nedeni ile iş sahibi tarafından ödenen eser bedelinin yükleniciden geri istenip istenemeyeceği hususlarında toplanmaktadır. Dava ve sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 sayılı TBK 470 ve devamı maddelerine göre yüklenici imâl ettiği şeyi özenle ve sözleşmedeki amacına uygun ifa etmekle yükümlüdür. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 473. maddesi ''Meydana getirilmesi sırasında, eserin yüklenicinin kusuru yüzünden ayıplı veya sözleşmeye aykırı olarak meydana getirileceği açıkça görülüyorsa, işsahibi bunu önlemek üzere vereceği veya verdireceği uygun bir süre içinde yükleniciye, ayıbın veya aykırılığın giderilmesi; aksi takdirde hasar ve masrafları kendisine ait olmak üzere, onarımın veya işe devamın bir üçüncü kişiye verileceği konusunda ihtarda bulunabilir. '' hükmünü içermektedir. Yüklenicinin iş sahibine olan borçlarına aykırı olarak, imâlini yüklendiği eserin ayıplı olması durumunda; iş sahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır. Ayıp ihbarında bulunulmuş ise; Kanun'un 475. maddesinde tanınan haklar kullanılabilir. Eğer, meydana getirilen eserin, teslim alındığı sırada usulüne uygun yapılan gözden geçirme ile var olan bozukluğu görülmemişse, ortada gizli bir ayıbın olduğu kabul edilir. Açık ayıplar, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz bizzat yapılan veya uzmanına yaptırılan gözden geçirme sonucu saptanınca, uygun sürede (TBK m.474); gizli ayıplar da ortaya çıkar çıkmaz, gecikmeksizin yükleniciye bildirilmelidir. Ayıp bildirimi süresinde yapılmadığı takdirde iş sahibi bu ayıbı örtülü olarak kabul etmiş sayılır. Eğer eser iş sahibinin beklediği amacı karşılamıyorsa kural olarak ayıplı yapıldığı kabul edilir. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması zorunlu olmayıp süresinde ayıp ihbarının yapıldığı her türlü delille ve tanık beyanıyla dahi kanıtlanabilir. Somut olayda; gerek mahalinde yapılan keşif sırasında dinlenilen gerekse duruşmada dinlenilen tanık beyanlarından, aldırılan bilirkişi kök ve ek raporunda açıklandığı üzere proje yaptırmak sorumluluğu davacıya ait olduğu halde yüklenici tarafından gerekli malzeme ve proje konusunda davacı iş sahibinin aydınlatılmasına rağmen davacı iş sahibinin verdiği talimatlar doğrultusunda projelendirme ve mühendislik hesapları yapılmadan ve proje hazırlatılmadan sundurma çatı imalatı yüklenici tarafından imal edilerek eserin davacıya 01.06.2015 tarihinde teslim edildiği, bu yönüyle eserdeki ayıbın açık, teslim anında bilinebilir olduğu, ancak iş sahibinin bu ayıbı teslim anında bilmesine rağmen gerekli ayıp bildirimini süresinde yükleniciye bildirmediği gibi ayıbın davacı iş sahibinin verdiği emir ve talimatlardan kaynaklandığı anlaşıldığından davanın reddine" dair karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nin 30.12.2022 tarih ve 2020/1977 Esas, 2022/2360 Karar sayılı kaldırma kararı ile özetle; ''...Davalı yüklenicinin üstlendiği işi, davacının taleplerine uygun olarak yapması halinde, çatının yapıldığı yerin özellikleri, kullanılan malzeme vs. nedeniyle istenilen amaca uygun olarak imalat yapılamayacağı konusunda özen yükümlülüğünden kaynaklanan ihbar yükümünü yerine getirdiğini yazılı olarak kanıtlayamamış olması nedeniyle, davacı bedel iadesini istemiş olsa dahi mahkemece öncelikle, iş sahibinin eseri alıkoyup bedelde indirim isteme, eserin ücretsiz onarılmasını isteme hakkı değerlendirmek suretiyle mümkün değil ise sözleşmeden dönme ve bedelin iadesini isteme hakkının incelenmesi gereklidir. Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatlarına göre bedel indirimi halinde ise "nisbi metod" uygulanmalıdır. Nisbi metod; kararlaştırılan ücret ile eserin ayıplı değerinin çarpılması sonucu elde edilecek bedelin, eserin ayıpsız değerine oranlanması suretiyle indirilecek bedelin belirlenmesidir. 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesinde de; "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması" halinde, HMK'nın 353/(1)-a bendi uyarınca bölge adliye mahkemesinin, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği yönünde düzenleme getirilmiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6. maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına'' dair karar verilmiştir. İzmir BAM 22. Hukuk Dairesi kaldırma kararından sonra ilk derece mahkemesinin 20.12.2023 tarih ve 2023/69 Esas, 2023/1039 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Davaya konu hasar görmüş sundurmanın yerinden sökülmüş olduğu, bu durumuın ayrıca tespit raporu, dosyada mevcut fotoğraflar ile tanık ve tarafların beyanları ile de doğrulandığı, hasarlı sundurmanın davacı tarafça ayıplı haliyle kullanılmadığı ve mevcut haliyle davalı tarafından yapılan eserin ayıplı haliyle bir değerinin bulunmadığı, yalnızca hurda değeri olduğu, tespit raporun ve dosyadaki görsellerden hasar görmüş sundurma çatının binayla birleşimini sağlayan metal parçaların yırtılarak kopmuş olduğu, diğer malzemenin ise eğilme ve bükülme nedeniyle zarar görmüş olduğu, bu durumda mühendislik tekniği ve emniyet gereği bahse konu eserin malzemelerinin tamamının hasar aldığı dikkate alındığında, eserin davalı tarafça bedelsiz onarılması mümkün olmadığı tespit edilmiştir. Mahkememizce yapılan keşif esnasında; davalı tarafça yapılmış olan ve hasar görmüş sundurmanın yerinden sökülerek yerine yenisinin yapıldığı, hasar görmüş çatıya ait hurda malzemenin iş mahallinde olmadığı, dava dışı başka bir firma tarafından yeni yapılan sundurma çatıda ise hasar gören çatıdan çıkan malzemenin kullanılmamış olduğu, bunun yanında tespit raporunda hasarlı malzemelerin davacıya ait fabrika sahasında istifli bulunduğu raporlandığı aynı zamanda dosya kapsamına sunulan görsellerden de hasar gören sundurmanın malzemelerinin kullanılamayacak durumda olduğundan yalnızca hurda değeri oluşacağı kanaatine ulaşılmaktadır. Dava tarihinde hurda demir fiyatının ortalama 935 TL/ton olduğu, yapılan analiz sonucunda ise 640 m2 sundurmada yaklaşık 8,616 ton demir ve sandviç panelden hurdası hesaplanmış, buna göre dava tarihinde hurda değeri 935 x 8,616- 8.055,96 TL olarak hesaplanmış 640 m2 sundurma çatı yapılması imalatının faturalandırılan bedeli 01.06.2013 tarih ve 1493 numaralı faturaya göre KDV dahil 58.905,60 TL olduğu, bu halde davacının sözleşmeden dönme durumunda iadesini isteyebileceği bedel 58.905,60 TL- 8.055,96 TL =06.12.2019 olacağı hesaplanmış, İstinaf öncesi aynı bilirkişi tarafından 06.12.2019 tarihli ek raporda; söz konusu sundurmanın tasarım hatasından, diğer bir ifade ile sundurmanın projesiz ve ruhsatsız yapılması sebebiyle işin ayıplı olduğu, söz konusu ayıbın imalat öncesinde ve imalat safhasında taraflarca bilindiği, Yapı Denetim Yönetmeliği açısından proje hazırlatılmadan sundurma çatı imalatının yapılmasının talep edilmesi noktasında davacının, projesiz imal edilmesi noktasında davalının ortak ve eş derecede kusuru olduğu.." tespitini yapıldığı ve hesaplanan bedelin, tarafların ortak ve eş derecede kusuru olduğu göz önüne alındığında davacının talep edebileceği hasar miktarının 25.424,82-TL olacağı mahkememizce kabul edilmiş, Davanın kısmen kabulüne, 25.424,82-TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF EDEN: Davalı vekili ile katılma yoluyla davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili tarafından verilen 27.02.2024 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi nin 2017/397 E- 2020/136 Karar sayılı 20.02.2020 tarihli davanın reddi kararında, “ .. bu yönüyle eserdeki ayıbın açık, teslim anında bilinebilir olduğu, ancak iş sahibinin bu ayıbı teslim anında bilmesine rağmen gerekli ayıp bildirimini süresinde yükleniciye bildirmediği gibi ayıbın davacı iş sahibinin verdiği emir ve talimatlardan kaynaklandığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiş,..” şeklinde karar verildiğini, tüm süreçte her konuda bilgilendirilen, tüm emir talimatları yerine getirilen ve o şekilde yapılan üretimden dolayı, davacının kusuru sebebi ile davanın reddinin gerektiğini, dava konusu olayda ve zararda, ilk derece Mahkemesi' nin verdiği kararda belirtildiği gibi, zararın davacının emir ve talimatlarından dolayı oluştuğunu, bu sebeple, davalıya bir kusur ve zarar yüklenemeyeceğini, bu durumun ispatı için yazılı delilin yasal zorunluluk olmayıp, tanık delili ile ispat edildiğini, davacı tüm süreçten, kullanılan ürünlerden, yapılan tekliflerden haberdar olduğunu, kendisinin ayak koyma, rüzgar çıkışı, farklı ve daha kaliteli ürün seçenekleri, farklı fiyatlı farklı imalatlar konusunda bilgilendirildiğini, davacı kendisine sunulan ürün, farklı çeşit, kalitede malzeme seçenekleri arasından kendisinin bilinçli olarak seçtiğini, Müvekkilinin daha sağlam, kaliteli ve haliyle daha maliyetli ürünlerin ve imalat teklifinin, destek ayağı konulması teklifinin, ayak konulmayacak ise eğer; Hava çıkışı için bir boşluk yapılması teklifinin davacı " iş sahibi " tarafından maddi ve kullanım gerekçeleri gerekçe gösterilerek, geri çevrilmiş; Mevcut durumdaki sundurma çatıda karar kıldığını, bu sundurma çatının yapılmasını istediğini, müvekkili tarafından, davacıya birkaç teklif sunulduğunu, davacıya daha yüksek maliyetli malzeme ve iş sunulduğunda, “ Fabrikayı yeni açtım. Param yok. Ucuz maliyetli bir iş olsun “ dediğini, rüzgar alan bir alan olması sebebi ile çatı uçlarına ayak yapılması gerektiğini belirttiklerinde, “ araç giriş çıkışı için, ayak koymayalım“ dediğini, kullanım fonksiyonunu ön planda tuttuğunu, davacının tüm süreçten haberdar olduğunu, kendisine sunulan ve her yönü ile açıklanan tekliflerden, ekonomik ve kullanışlı olanını tercih ettiğini, çok fazla güçlü bir rüzgar esen / esebilecek bir bölge olması sebebi ile biraz daha fazla malzeme, daha güçlü bir çatı malzemesi ve ayak teklifi, davacı tarafından, daha fazla maliyet ve araç giriş çıkış gerekçeleri ile reddedildiğini, buna ilişkin olarak dilekçelerinde tanık beyanlarına yer verildiğini, TBK 476 maddesi gereği, davalı tarafa sorumluluk yüklenemeyeceğini, - Kısmen kabule konu hesaplanan bedelin hatalı olduğunu, hesaplamaya konu, sonuca gitmek için izlenen yolun hatalı olduğunu, 20.12.2023 tarihli istinaf dilekçelerine konu kararda, hüküm kısmının 1. Maddesinde “ 25,424,82-TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” şeklinde karar verildiğini, yine gerekçe kısmının son paragrafında, hesaplama yapılmışsa da, bu hesaplamanın hatalı olduğunu, davanın reddi gerektiğinden, hurda malzeme olarak değerlendirilen malzeme bedellerine itirazları olduğundan davanın kısmen kabulünü kabul etmemekle beraber hasara göre ortak ve eş kusur oranı uygulandıktan ( 1/2 si hesaplandıktan) sonra, hasarlı ürün ( hurda değeri ) düşülmesi gerekirken; zarardan, hasarlı ürün ( hurda değeri ) düşüldükten sonra, kalan bedele ortak kusur oranı uygulanarak ( 1/2 si hesaplanarak ) sonuca gidildiğini, ortak ve eş kusur hesaplanması sonrasında; davalı tarafa yüklenecek bedel olan 29.452,80 TL den, 8.055,96 TL hurda değeri düşülerek 21.396,84 TL bulunmasının gerektiğini, gerekçeli karar içeriğinde kısmen kabul edilen bedelin hatalı hesaplandığını, gerekçeli kararın gerekçe kısmında yapılan hesaplamanın hatalı olduğunu, 20.09.2023 tarihli bilirkişi ek raporunda 30.07.2019 tarihli kök rapor ve 06.12.2019 tarihli ek raporda açık şekilde belirtilen ortak ve eş kusur durumuna değinilmediğini ve hesaplamaya dahil edilmediğini, istinaf kaldırma kararı sonrası hazırlanan ilk ve tek rapor olan 20.09.2023 tarihli bilirkişi ek raporuna karşı, 12.10.2023 tarihli itiraz dilekçelerinde, kök ve ek raporlara uymayacak şekilde, ortak ve eş kusurun değerlendirilmediği, hesaplamanın hatalı yapıldığı belirtilmişse de, ek rapor alınmadan Mahkeme'nin yanlış hesaplama yolundan kendi ortak ve eş kusur hesabı ile hüküm kurulduğunu, tarafların itirazları sonrasında hazırlanan 06.12.2019 tarihli ek bilirkişi raporunda da, aynı kök raporda yer aldığı gibi tarafların ortak ve eş derecede kusuru olduğu göz önüne alındığında hasarın sorumluluğunun eşit paylaştırılması ile davacının talep edebileceği hasar miktarının 29.452,80 TL olduğu, hususunun yinelendiğini, bu bedelden, hesaplanan davacıda kalan malzeme ( hurda bedeli düşülerek ) hesaplama yapılmasının gerektiğini, -Dava konusu tüm malzemenin hurda değeri ile hesaplanmasının hatalı olduğunu, dava konusu sundurma çatılardan, zarar görmeyen çatı hala hasarsız şekilde kullanılmaya devam ettiğini, zarar gören diğer çatının ise, küçük bir kısmının zarar gördüğünü, büyük bir kısmının hiç zarar görmediğini, hiç zarar görmemiş çatı ile zarar görmüş diğer çatının, zarar görmemiş kısımlarının maddi değerinin hiç kullanılmamış malzeme piyasa değerinin biraz altında olduğunu, dava konusu tüm malzemenin hurda değeri olarak değil, hala kullanılan çatı değeri ile, zarar gören diğer çatının, zarar görmeyen kısımlarının piyasa değeri ve zarar gören kısımların hurda değeri olarak ayrı ayrı değerlendirilerek hesaplanmasının gerektiğini, İstinaf kaldırma kararı sonrası hazırlanan ilk ve tek rapor olan 20.09.2023 tarihli bilirkişi ek raporuna karşı, 12.10.2024 tarihli itiraz dilekçelerinde, bu hususlarda ek rapor alınmasını talep etmelerine rağmen, ek rapor alınmadan hüküm kurulduğunu, zarar gören sundurma çatının tamamının değil, sundurma çatının küçük bir kısmı olduğunu, ayrıca diğer sundurma çatının hiç zarar görmediğini, bu sebeple; tüm sundurma çatının hurda olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, davacı tarafın 07.04.2017 tarihli dava dilekçesi ekinde; İki adet fatura sunduğunu, sundurma çatının zarar gördüğü belirtilmiş ve yapılan iki adet sundurma çatıya ait “01.06.2015 tarihli 001493 sıra nolu, 640 m2 sandaviç panel sundurma çatı açıklamalı, 58.905,60 TL bedelli “ faturanın eklendiğini, ayrıca, dava konusu sundurma çatı ile ilgisi olmayan “ 01.06.2015 tarihli 001494 sıra nolu, sandaviç panel direk üzeri kapatma idari bina asma tavan karkas açıklamalı, 40.120 TL bedelli “ fatura eklendiğini, davalı müvekkilinin, davacıya ait yeni yapılmış fabrika binasında, sundurma çatıları dışında, bir çok işini yaptığını, Bu faturalardan ( b ) “ 01.06.2015 tarihli 001494 sıra nolu, sandaviç panel direk üzeri kapatma idari bina asma tavan karkas açıklamalı, 40.120 TL bedelli “ faturanın, dava konusu sundurma çatılar ile bir ilgisinin bulunmadığını, bu faturalardan ( a ) ise, fabrikanın iki yanına yapılmış sundurma çatılara ait toplam 640 m2 olan iki adet sundurma çatıya ait fatura olduğunu, bu sundurma çatılardan bir tanesinin “ büyük olan, yaklaşık 350-360 m2 “ olay günü ve sonrasında hiçbir zarar görmediğini, bu sundurma çatının 8 yıldır hala kullanılmaya devam ettiğini, (Bu kullanılmaya devam eden çatının maddi / eser değeri olduğunu, kullanılmaya devam edildiğini, hurda fiyatı ile değerlendirilmesinin kabul edilemeyeceğini ) -Bir kısmı zarar gören “ küçük olan, yaklaşık 270-280 m2 “ diğer sundurma çatının ise, yaklaşık 1/3 ünün zarar gördüğünü, olay gününün ertesi güne ait olan ve dosyada fotoğrafları mevcut olan sundurma çatının zarar görmeyen kısmı sapa sağlam yerinde durduğunu, bu sapa sağlam duran, direkler, saçlar, panellerin hurda olarak ve hurda fiyatı ile değerlendirilmesinin kabul edilemeyeceğini, ( Bu sağlam malzemelerin, dava tarihinde 2 yıldan daha az kullanılmış, çıkma direk, saç ve panel olarak piyasa değeri bulunduğunu) Sonuç olarak, davacının fabrikasına yapılan 280 m2 ve 360 m2 toplam 640 m2 lik iki adet sundurma çatıdan, küçük olan “ yaklaşık 280 m2 “ sundurma çatının 1/3 ü zarar gördüğünü, kalan 2/3 lük kısmın, olayın ertesi günü zarar görmemiş şekilde durduğunu, bu sundurma çatı açısından, zarar görmemiş malzemelerin hurda olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, diğer sundurma çatının ise, büyük olan “ yaklaşık 360 m2 “ sundurma çatının hiç zarar görmediğini ve davacı tarafından 8 yıldır sorunsuz şekilde kullanılmaya devam ettiğini, bu sorunsuz şekilde kullanılan, hiçbir hasar almamış sundurmanın da hurda değeri ile hesaplanmasının hatalı olduğunu, zarar gören sundurmanın, zarar görmemiş bölümü sökülerek; yine piyasada, direk, panel olarak bir iş için kullanılabilecek olduğundan; “ 2 yıllık kullanılmış “ çıkma şekilde, o ürün piyasa fiyatına olmasa da o ürün piyasa fiyatının %70-80 ine alıcı bulabileceğini, Dava konusu ( a ) faturaya konu sundurma çatıların olay tarihindeki mevcut durumunun, dava tarihindeki hurda fiyatı ile değerlendirilmesinin tarafımızca kabul edilmediğini, zarar gören ürün ve zarar görmeyen ürün olarak, farklı değerlere sahip malzemeler bulunduğunu, tespit dosyası ve sonrası iş bu dava dosyasında yapılan keşif sırasında sundurma çatının zarar gördüğü tarihten çok sonra “ aylar sonra “ , zarar gören sundurma çatının tamamının sökülüp / kaldırılıp; yerine yeni çatı yapıldıktan bilirkişi incelemesi yapıldığını, zarar gören çatıyı görerek bir tespit yapılamadığını, zarar gören çatının gıyabında yapılan bu bilirkişi incelemesinin hükme konu edilemeyeceğini, hem tespit dosyasında, rapor hazırlayan bilirkişi, hem de iş bu dosyada rapor hazırlayan bilirkişinin zarar gören sundurma çatıyı görmediğini, dosyaya sunulan fotoğraflar üzerinden, rapor hazırlandığını, bu sebeple rapora dayanak olarak dosyada yer alan fotoğraflar üzerinden, sundurma çatının zarar görmeyen kısımlarının ve malzemelerinin hurda olarak yorumlanması ve değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, -Zarar gören sundurma çatının durumunun, ne tespit dosyasında yapılan keşifte, ne de dosyamızda yapılan keşifte yerinde olmadığından, yerinde incelenemediğini ve bilirkişi incelemelerinin zarar gören çatı olmadan / görülmeden yapıldığını, olay tarihinden sonra, davacının zarar gören sundurma çatıyı “ zarar gören ve görmeyen kısım olarak “ tamamen söktüğünü, yerine yeni baştan yeni bir sundurma çatı yaptırdığını, bilirkişi incelemeleri “tespit dosyası dahil “ olaydan aylar sonra, zarar gören çatının giyabında yapıldığını, tespit dosyasının keşfi, olaydan aylar sonra yapılmış olup, fabrikada bir köşede zarar gören kısmın hurda malzemelerinin çok küçük bir kısmının görülmüş ve fotoğraflandığını, zarar gören çatının durumunun, dosyaya sundukları fotoğraflarda yer alan zarar görmemiş kısıma ait malzemeler, demir direkler vb. hiçbir malzemenin bilirkişi incelemelerine konu edilmediğini, bu şartlar altında, yapılacak inceleme, tespit neticesinde hazırlanan bilirkişi raporları sağlıklı verilerle, hukuka uygun hazırlanmadığından mahkeme kararlarına dayanak olamayacağını, burada tanık beyanlarının da, yetersiz kaldığını, dosyaya sundukları olay gününe ait fotoğraflar raporlara konu edilmediğini, davacının olay gününe ait video kaydını dosyaya sunacağını belirtmişse de; henüz yargılama sürecinde sunmadığını, bu şartlar altında, teknik ve hukuki bir değerlendirme yapmanın mümkün olmadığını, bu sebeplerle bu şartlar altında hazırlanan bir rapora dayanılarak ve bu dayanaklara dayanılarak verilen bir kismen kabul kararının da hatalı olduğunu, bu delil durumunda, davacının davasını ispat etmesi, davalıya bir kusur yüklenmesinin imkansız olduğunu, bu şartlar altında, dosyanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, Olay günü fırtına boyutunda rüzgar ile beraber afet yaşandığını, davalının bir kusurunun bulunmadığını, davaya cevap dilekçesi ekinde yer alan haber ve ilanlardan da bir afetin yaşandığının anlaşılacağını, böyle bir afete karşı dayanabilecek sundurma bir çatının vardığından söz etmenin çok zor olduğunu, Çiğli ....mağazasının da aynı gün çatısının uçtuğunu, dosyadaki olay gününe ait fotoğraflar incelendiğinde, duvara monteli dübellerin çıkmadığının görüleceğini, ( dava dilekçesine cevap dilekçesi 7-8-9-10 nolu fotoğraflar) sadece ön çatının ortasından zarar meydana geldiğinin anlaşılacağını, diğer çatının hiç zarar görmediğini, kurulan aksamın ne kadar sağlam olduğunun ortada olduğunu (Davacının eğer daha sağlam tekliflerini “ daha kaliteli ve yoğun malzeme kuftlanımı, destek direk ayaklarının yapılması, hava çıkış boşluklarının bırakılması şeklide “ kabul etse idi, daha sağlam olacak ve rüzgara karşı hava çıkışı sağlanarak çok daha az zarar ile atlatılabileceğini, davacının ekonomi ve kullanım şartlarını ön planda tutarak, ucuz ve kendisine göre kullanışlı eseri kabul ettiğini, bu incelemeler neticesinde yaşanan afetin gücünün de ortaya çıkacağını, -Eser sözleşmesinin durumu itibari ile reeskont faiz oranı kararına da itiraz ettiklerini, dava kısmen kabul edilecek olur ise, avans faizine hükmedilmesini talep ettiklerini, Tüm bu sebeplerle, İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/69 Esas, 2023/1039 Karar sayılı 20.12.2023 tarihli kararının kaldırılarak davanın reddine, bu karar verilmez ise; İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2023/69 Esas - 2023/1039 Karar sayılı 20.12.2023 tarihli kararının kaldırılarak, dosyada yer alan eksikliklerin giderilmesi, 12.10.2023 tarihli itiraz dilekçelerinde belirttikleri hususların da dikkate alınarak ek rapor alınarak karar verilmesi adına ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep ederek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davacı vekili tarafından verilen 19.03.2024 tarihli katılma yoluyla istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -Davalı tarafça müvekkil şirketin fabrikasına sundurma çatı yapıldığını, suna karşılık müvekkilinin davalıya toplamda 99.025,00 TL ödeme yaptığını, bir süre sonra şiddetli bir rüzgar olmamasına rağmen çatının hasar gördüğünü ve kullanılamaz hale geldiğini, davalı tarafın, proje ve ruhsat alınması ile birlikte çatı yapım işini üstlendiğini, ancak proje ve ruhsat almadığı gibi yapılan çatının eksik ve ayıplı olduğunu, taraflar sözleşme serbestisi gereğinin, proje ve diğer işlemleri davalı tarafın yaptıracağını kararlaştırdığını, ancak davalı tarafın sözleşmeye aykırı hareket ettiğini, bu hususta taraflarınca Torbalı Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/16 D. İş dosyası ile tespit talebinde bulunulduğunu bilirkişi raporu düzenlenerek davalının eksik ve ayıplı iş yaptığının tespit edildiğini, Davalı tarafın, yapının müvekkili şirket yetkilisi ....'ın talepleri doğrultusunda yapıldığını beyan ettiğini, ancak bu beyanın gerçeği yansıtmadığını, ....'ın, yalnızca şirket yetkilisi olup çatı, çatının yapımı ile ilgili bilgi sahibi olmadığını, bununla birlikte davalı tanığı ...'un 21/03/2018 tarihli duruşmadaki beyanında "Destek ayağı konulmasını hiçbir müşteri istemez... Ruhsatlı yerler de böyledir.... Sundurmalarda hava boşluğu yapılmasına gerek yoktur." şeklinde beyanda bulunduğunu, bu beyandan da anlaşılacağı üzere davalı tarafın müvekkilini yanlış yönlendirdiğini, hem yapıda bulunması gereken zorunlu hususlarda, hem de projenin yapılacağı hususunda müvekkiline gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu, davalı tarafın, yeterli bilgi sahibi olmadığı bir işi üstlendiğini ve bunun sonucunda ayıplı mal yapıldığını ve müvekkili şirketin zararı doğduğunu, görüleceği üzere tüm kusurun davalıda olup davanın tam kabulü gerekirken kısmi kabulünün hukuka aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle katılma yoluyla istinaf kanun yoluna başvurma gereği hasıl olduğunu, Davalının, kısmen kabul kararındaki hesaplamanın yanlış olduğunu iddia etmişse de kısmen kabul kararını kabul anlamına gelmemek kaydıyla mahkemenin gerekçesine göre yapmış olduğu hesaplamada herhangi bir hata bulunmadığını, davalının, çatının sadece küçük bir kısmının zarar gördüğünü bu nedenle hesaplamanın hatalı olduğunu iddia ettiğini, oysa dosya kapsamında alınan 30/07/2019 tarihli raporda da "Ancak ayıp, projesiz imalat yapılması olup imalatın tamamında aynı tasarım hataları mevcuttur, sundurmanın bir kısmının hasar görmüş olması diğer kısmının uygun olduğu anlamına gelmez...Bu yönden bakıldığında hasar gören sundurmanın tamamının yenilenmesi gerektiği yönündeki davacı iddiası olaya uygundur." şeklinde açıkça görüleceği üzere çatının tamamı kullanılamaz hale geldiğini, bu nedenle hesaplama yapılırken tüm malzemelerin hurda değeri olarak hesaplanmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, ayrıca davalının yapmış olduğu sundurma çatı zarar görünce davalının yaptığı tüm sundurma çatılar sökülerek dava dışı 3. bir kişiye sıfırdan yaptırıldığını, davalının müvekkilinin çatılardan birini 8 yıldır kullandığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, -Davalının, müvekkilinin vermiş olduğu tüm emir ve talimatlar doğrultusunda çatının yapıldığını iddia etse de davalı, proje ve ruhsat alınması ile birlikte çatı yapım işini üstlendiğini, ancak davalı proje ve ruhsat almadığı gibi çatıyı eksik ve ayıplı yaptığını, davalının, TBK m. 476. maddesine dayanmışsa da müvekkilinin vermiş olduğu emir ve talimatları yerine getirdiğine ilişkin somut yazılı bir delil sunamamış olup davalının tüm kusurun müvekkilinde olduğu iddialarını kabul etmediklerini, -Yine davalının, müvekkilinin "Fabrikayı yeni açtım. Param yok, Ucuz maliyetli bir iş olsun." dediğini iddia ettiğini, müvekkilinin şirket sektöründe öncü ve kurumsal bir firma olup ithalat ve ihracat portföyü de oldukça geniş olduğunu, müvekkili şirketin 1996 yılında kurulduğunu, yani davalının iddia ettiği gibi müvekkilinin ucuz iş istemesi ve parasının olmadığını söylediği iddialarının gerçek dışı olduğunu, davalının tamamen kötü niyetli bir şekilde müvekkiline kusur yüklemeye çalıştığını, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi kayıtları incelendiğinde davalının iddialarının gerçek dışı olduğunun görüleceğini, -Davalının, olay günü olağanüstü bir durum yaşandığını iddia ettiğini, oysa dosya kapsamında alınan 30/07/2019 tarihli bilirkişi raporunda yapının ayıplı olduğu tespit edildiğini ve rüzgar hususunda "Görüleceği üzere olay tarihindeki rüzgar hızı asgari tasarım rüzgar hızını aşmış değildir. Buradan da anlaşılacağı üzere uygun projelendirme ve hesaplama yapılmış olsa idi hasarın oluşmaması beklenirdi." şeklinde değerlendirme yapıldığını, 06/12/2019 tarihli bilirkişi ek raporunda ise; "...Tasarıma esas en düşük rüzgar yükü TS 498 e göre MGM tarafından tespit edilen 14,3 m/sn nin iki katı olan 28 m/sn mertebelerindedir..." şeklinde değerlendirme yapıldığını, bu değerlendirmelerden de anlaşılacağı üzere zararın rüzgar ile ilgisinin bulunmadığını, normal şartlarda 28 m/sn rüzgar yüküne dayanması gereken çatı, 14,3 m/sn rüzgar yükünde zarar gördüğünü, kaldı ki rüzgar ile ilgisi olsaydı çevredeki tüm binalarda hasar meydana gelmesi gerektiğini, aksine yalnızca eksik ve ayıplı yapılarda zarar meydana geldiğini, Yukarıda arz ve izah edilen ve mahkemenizce re'sen göz önüne alınacak nedenlerle: davalının istinaf başvurusunun reddine, katılma yoluyla istinaf başvurularının kabulüne karar verilmesini talep ederek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, Dava, eser sözleşmesinin ayıplı ifa edilmesi nedeniyle ödenen bedelin iadesi istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür. Eser sözleşmesinde ayıba dair hükümler, TBK 474-478 maddeleri arasında düzenlenmiştir. İmâl edilen eserde ayıp varsa, iş sahibi tarafından süresi içersinde ayıp ihbarında bulunulması şartıyla dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu'nun 475. maddesinde sayılan seçimlik haklarından birisini kullanabilir. 6098 sayılı TBK'nın 475. maddesinde ayıp halinde iş sahibine üç seçimlik hak tanınmıştır. Bunlar eserin kullanılamayacak ve kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aykırı olması halinde sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim isteme ve aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde onarımı isteme ya da onarım bedellerini talep etme hakkıdır. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 472/3 ve 476. maddeleri uyarınca; yüklenici işin ehli olup bedele hak kazanabilmesi için, eseri fen ve sanat kuralları ile tekniğine ve iş sahibinin ondan beklediği amaca uygun olarak tamamlayıp teslim etmesi zorunludur. Sözleşme ve ekleri ile proje varsa teknik resimlere aykırı olarak imalât yapılmış olması halinde, imâlatın bu şekilde yapılması iş sahibi tarafından talep edilmiş olsa dahi yüklenici iş sahibine karşı genel ihbar yükümlülüğünü yerine getirmemişse, yüklenici doğacak sonuçlardan kurtulamaz. (Yargıtay 6.HD'nin 2022/3475 Esas ve 2023/4077 Karar sayılı kararı) Somut olayda, taraflar arasında, davacıya ait taşınmazda bulunan fabrika binasına sandviç panel sundurma çatı yapılması konusunda sözlü eser sözleşmesi ilişkisi kurulduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı iş sahibi, davalı 640 m2 sandviç panel sundurma çatı yapımına ilişkin anlaşma yapıldığını, iş bedeli olarak 99.025,00-TL ödeme yaptığını, davalı yüklenicinin eser sözleşmesi uyarınca edimlerini ayıplı olarak yerine getirmesi nedeniyle iki parça halinde yapılan çatı imalatının bir parçasının koptuğunu ve parçalandığını, diğer parçasının ise kullanılamaz hale geldiğini belirterek ödediği bedelin iadesi istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davalı ise, çatıya ilişkin fatura bedelinin 58.905,60-TL olduğunu, kalan ödemenin çatı ile ilgisinin olmadığını, asma tavan için kesilen fatura olduğunu, davacıya daha kaliteli malzeme ve çatı uçlarına ayak yapılmasının teklif edildiği halde davacının maddi nedenlerle bunu kabul etmediğini, çatının mücbir sebep nedeniyle koptuğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece mahallinde keşif yapıldığı, iki farklı bilirkişi heyetinden rapor alındığı, taraf vekillerinin rapora itirazları üzerine ek raporlar alındığı; alınan iki farklı bilirkişi heyet raporlarına göre, taraflar arasında yapılan eser sözleşmesi kapsamında davalı yüklenici tarafından yapılan çatıda meydana gelen kopmanın davalının eserdeki ayıplı imalatı hem de davacının kusurlu davranışları nedeniyle meydana geldiğinin tespit edildiği, çatının projesiz imal edilmesi nedeniyle davacının da kusurlu olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamındaki deliller ve bilirkişi raporlarındaki tespitlere göre davalı yüklenici tarafından yapımını üstlenilen çatının ayıplı olarak imal edildiği, projesiz ve ruhsatsız yapılması nedeniyle davacının da eşit şekilde kusurlu olduğu, yüklenici işin ehli olup bedele hak kazanabilmesi için, eseri fen ve sanat kuralları ile tekniğine ve iş sahibinin ondan beklediği amaca uygun olarak tamamlayıp teslim etmesi zorunlu olup genel ihbar yükümlülüğünü yerine getirdiğini kanıtlayamadığı anlaşıldığından ayıbın ortaya çıktığı tarihteki giderim bedelinin davalı kusuruna isabet eden kısmından davalının sorumlu tutulmasına ilişkin kararda usule ve yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davalı vekili ile davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf kanun yoluna başvurularının HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20.12.2023 tarih ve 2023/69 Esas, 2023/1039 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davalı vekili ile davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf kanun yoluna başvurularının, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olup, alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından yatırılan 427,60 TL'nin mahsubu ile kalan 304,40 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olup, alınması gereken 1.736,77 TL istinaf karar harcından davalı tarafından yatırılan 435,00 TL'nin mahsubu ile kalan 1.301,77 TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 5-Davalı tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/(1) maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 08.10.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/747, K. 2026/1411, T. 20.12.2023, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-747-e-2026-1411-k-0e53261e6ef2