Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/667 E. 2026/1492 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/667
Karar No
2026/1492
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

12. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO:2023/667

KARAR NO:2026/1492

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

K A R A R

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:21/12/2022

NUMARAS:2022/187 Esas - 2022/1042 Karar

DAVA:Menfi Tespit

DAVA TARİHİ:14/03/2022

İSTİNAF KARAR TARİHİ:17/09/2026

Davanın kabulüne ilişkin verilen kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA:Davacı vekili; dava dışı ... A.Ş. tarafından müvekkili aleyhine İstanbul 4. İcra Dairesinin ... sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla icra takibi başlatıldığını, takibin yenileme ile ... sayısını aldığını ve alacağın davalıya temlik edildiğini, takibe konu kredi sözleşmesindeki imzaların müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin ilkokuldan sonra Almanya'ya yerleştiğini ve kaybettiği kimliği nedeniyle sahtecilik işlemlerinin mağduru olduğunu ve adına düzenlenen çekler nedeniyle yargılandığı davalarda beraat ettiğini, takipte gösterilen Perpa Ticaret Merkezindeki adresin hayali olduğunu ve tebligatın usulsüz yapıldığını, takipten e-devlet üzerinden haberdar olarak icra dairesine borca ve imzaya itiraz ettiklerini, usulsüz tebligat şikâyetinin ise süre aşımı nedeniyle reddedildiğini ileri sürerek, müvekkilinin takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitine ve davalının %20'den aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP:Davalı vekili; müvekkilinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 143. maddesi uyarınca harçtan muaf olduğunu, dava konusu alacağın ... A.Ş. tarafından 29/09/2010 tarihli sözleşme ile ... AŞ'ye temlik edildiğini ve birleşmeler yoluyla müvekkiline geçtiğini,menfi tespit davasının kısmi dava olarak açılamayacağını, takibin usulüne uygun biçimde kesinleştiğini, davacının 2009 yılından bu yana on üç yıl sessiz kalmasının davanın kötü niyetle açıldığını gösterdiğini ve TMK nın 2. maddesi uyarınca davanın reddi gerektiğini, borç dayanağındaki imzanın sahteliğine ilişkin iddianın ispata muhtaç olduğunu, davacının diğer taleplerinin zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI:Mahkemece; davacının kredi sözleşmesindeki imzanın kendisine ait olmadığını belirterek borçlu olmadığının tespitini talep ettiği, davalı vekiline davaya konu sözleşme aslını dosyaya sunması için iki haftalık kesin süre verildiği, verilen kesin süreye rağmen sözleşme aslının sunulmadığı, imzanın davacıya ait olduğunu ispat yükünün davalıda olduğu ve davalının bu yükü yerine getiremediği gerekçesiyle davanın kabulüne, İstanbul 4. İcra Dairesinin ... sayılı takip dosyası nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine; davalının kötü niyeti ispat edilemediğinden davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili; müvekkilinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 143. maddesi uyarınca harçlardan muaf olduğunu, 30/11/2022 tarihli duruşmada genel kredi sözleşmesinin aslını sunmaları için kesin süre verildiğini, ancak varlık yönetim şirketi olan müvekkilinin belge saklama yükümlülüğü bulunmadığını, 07/12/2022 tarihli beyanlarıyla sözleşme aslının celbi için temlik eden bankaya müzekkere yazılmasını talep ettiklerini ve bu beyanları dikkate alınmadan karar verildiğini, temlik eden bankanın 01/07/2022 tarihli cevabında on yıllık saklama süresinin dolması nedeniyle evrak asıllarının gönderilemediğini bildirdiğini, imzanın gerçekliğini ispat yükünün müvekkiline yüklenmesinin kanunla süresi sınırlanan belge saklama yükümlülüğünü genişlettiğini, bunun fiilen imkânsız olduğunu ve haksız kazanç girişimlerine yol açacağını, davacının on üç yıl boyunca borca sessiz kalıp takibe süresinde itiraz etmediğini ve TMK nın 2. maddesi uyarınca davanın bu sebeple dahi reddi gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE:Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı ileri sürülen alacağın tahsili amacıyla başlatılan ve kesinleşen icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.HMK nın 355. maddesinde, "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir." hükmü düzenlenmiştir.Dava, ihtisas mahkemesi sıfatıyla bakmakla görevli İstanbul 9. ATMnde görülmüş, harç takip çıkışı olan 19.691,39 TL üzerinden tamamlanmış olup dava şartlarında bir eksiklik bulunmadığı gibi re'sen gözetilmesi gereken kamu düzenine aykırı bir husus da görülmemiştir.Menfi tespit davasında borçlu, alacaklının varlığını ileri sürdüğü hukuki ilişkinin hiç doğmadığını ve bu ilişkiyi kuran belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürdüğünde, ilişkinin varlığından kendi lehine hak çıkaran alacaklı, ilişkinin kurulduğunu ve imzanın borçluya ait olduğunu ispat etmekle yükümlüdür. İmzası inkâr edilen adi senet, anılan Kanun'un 209. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu konuda bir karar verilinceye kadar herhangi bir işleme esas alınamaz; imzanın aidiyeti ise aynı Kanun'un 211. maddesinde düzenlenen inceleme yoluyla, belge üzerindeki imzanın karşılaştırma imzalarıyla incelenmesiyle belirlenir. Temlik tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı BKnın 167. maddesi (6098 sayılı TBKnın 188. maddesi) uyarınca borçlu, temlike vâkıf olduğu zaman temlik edene karşı haiz olduğu def'ileri temellük edene karşı dahi ileri sürebilir; alacağın temliki, alacaklının ispat yükünü değiştirmez.Somut olayda; davacı, takibe dayanak kredi sözleşmesindeki imzaların kendisine ait olmadığını ileri sürmüş, davalı ise dosyaya sözleşmenin ve kredi tesis formunun yalnızca fotokopilerini sunmuştur.Mahkemece davacının talebi üzerine 20/06/2022 tarihinde temlik eden bankaya müzekkere yazılmış; banka 28/06/2022 ve 01/07/2022 tarihli cevaplarında, belgelerin saklanması için öngörülen on yıllık sürenin dolduğunu ve istenen belgelerin gönderilemeyeceğini bildirmiştir.Davalı vekiline 12/10/2022 tarihli ön inceleme duruşmasında icra takibine konu kredi sözleşmesini, 30/11/2022 tarihli duruşmada ise genel kredi sözleşmesinin aslını sunması için sonuçları ihtar edilerek iki haftalık kesin süre verilmiş; davalı vekili 30/11/2022 tarihli duruşmada sözleşme aslını celp edemediklerini beyan etmiş ve sözleşme aslı dosyaya sunulmamıştır.İmzası inkâr edilen belgenin aslı dosyaya gelmediğinden imzanın davacının eli ürünü olup olmadığı incelenememiştir. Bu halde ispat yükü üzerinde bulunan davalı, davacı ile temlik eden banka arasında geçerli bir kredi ilişkisi kurulduğunu ve sözleşmedeki imzanın davacıya ait olduğunu ispat edememiştir.Nitekim Dairemizin 15/09/2022 tarihli 2020/128 esas – 2022/1210 karar sayılı ve 13/03/2023 tarihli 2023/486 esas – 2023/362 karar sayılı kararlarında da, genel kredi sözleşmesindeki imzanın aidiyetini ispat yükünün alacağı temlik alan tarafta olduğu, sözleşme aslı sunulmadığında inkâr edilen imzanın aidiyeti tespit edilemeyeceğinden bu yükün yerine getirilmemiş sayılacağı kabul edilmiştir.İlk derece mahkemesinin bu yöndeki kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.Davalı vekili, belge saklama yükümlülüğünün müvekkiline ait olmadığı ve sözleşme aslının celbi için temlik eden bankaya müzekkere yazılması yolundaki 07/12/2022 tarihli talebinin dikkate alınmadığını ileri sürmüştür.Üçüncü kişinin elinde bulunan belgenin ibrazı HMK nın 221. maddesi uyarınca temlik eden bankadan istenmiş, banka anılan maddenin ikinci fıkrası gereğince belgeyi ibraz edemeyeceğini ve bunun sebebini bildirmiştir. Aynı bankadan aynı belgenin yeniden istenmesi bir sonuç doğurmayacağından, mahkemece 21/12/2022 tarihli duruşmada talep, daha önce müzekkere yazıldığı gözetilerek reddedilmiştir. Kaldı ki anılan Kanun'un 94. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kesin süre içinde yapılması gereken işlemi süresinde yapmayan tarafın o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar; davalı, kesin süre içinde sözleşme aslını sunamamış, belge aslının başka bir yerde bulunduğuna ilişkin bir bilgi de vermemiştir.Temlik eden bankanın saklama süresinin dolduğunu bildirmesine ve ispat yükünün bu durumda süresiz bir saklama yükümlülüğüne dönüştüğü ileri sürülmüş ise de 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 42. maddesine dayanarak bildirdiği saklama süresi, bankanın belge ve kayıtları saklama yükümlülüğüne ilişkindir; alacağın ispatına ilişkin yükü ortadan kaldırmaz ve bu yükü borçluya aktarmaz. Belgenin kaybı ya da temin edilememesi riskini, o belgeye dayanarak hak iddia eden alacaklı taşır.Takip 2009 yılında başlatılmış, alacak 29/09/2010 tarihinde temlik edilmiş olup, temlik alanın alacağa dayanak belgeleri temlik sırasında teslim almasına ya da o tarihte temin etmesine engel bir durum ileri sürülmemiştir.Saklama süresinin dolmuş olması, imzası inkâr edilen belgenin aslının sunulması gerekliliğini ortadan kaldırmaz.TMKnın 2. maddesi uyarınca herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Bir hakkın uzun süre kullanılmamasının kötüye kullanma sayılabilmesi için hak sahibinin hakkını ve karşı tarafın talebini bildiği ya da bilmesi gerektiği hâlde hareketsiz kalması ve bu davranışıyla karşı tarafta haklı bir güven oluşturması gerekir. İİK nın 72. maddesi borçluya icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açma imkânı tanımış olup, bu dava için bir süre öngörmemiştir. Somut olayda davalının ileri sürdüğü on üç yıllık süre, takibin başladığı 2009 yılından hesaplanmıştır. Oysa dosyada bulunan İstanbul 19. İcra Hukuk Mahkemesinin 20/01/2022 tarihli 2021/199 esas – 2022/86 karar sayılı kararında davacının takibi öğrendiği tarih 21/01/2021 olarak kabul edilmiş, davacı ise bu tarihi 17/02/2021 olarak bildirmiştir. Hangi tarih esas alınırsa alınsın davacı, icra dairesine 18/02/2021 tarihinde itiraz etmiş, 19/02/2021 tarihinde usulsüz tebligat şikâyetinde bulunmuş, şikâyetin süre aşımı nedeniyle reddinden sonra da 14/03/2022 tarihinde eldeki davayı açmıştır.Davacının takibi bu tarihlerden önce öğrendiğini gösteren bir delil bulunmadığı gibi, öğrendikten sonra hakkını kullanmakta hareketsiz kaldığı da söylenemez. Ayrıca takipte ödeme emrinin gönderildiği Perpa Ticaret Merkezindeki adres, davacı adına düzenlenen çeklerdeki imzaların kendisine ait olmadığı tespit edilerek beraatine karar verilen ceza dosyalarında da geçmekte olup, bu olgular davacının iddiasını kötü niyetli olarak kabulüne elverişli değildir. Bu itibarla davacının menfi tespit davası açma hakkını kötüye kullandığından söz edilemez.Davacının uzun süre sessiz kalarak dürüstlük kuralına aykırı davrandığına ilişkin istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.Karar tarihinde yürürlükte bulunan 5411 sayılı kanunun 143.maddenin altıncı fıkrası, varlık yönetim şirketlerinin yaptıkları işlemleri ve bununla ilgili olarak düzenlenen kâğıtları 492 sayılı Harçlar Kanunu'na göre ödenecek harçlardan istisna tutmaktadır.Bu hüküm, istisnanın niteliği gereği, varlık yönetim şirketlerinin kendi yaptıkları işlemler ve bu işlemlerle ilgili olarak düzenlenen kâğıtlar nedeniyle harç borçlusu olacakları hâllerle sınırlıdır (Yargıtay HGKnın 15/12/2020 tarihli 2017/342 esas – 2020/1030 karar sayılı ilamı). Karar harcı ise davayı kaybeden tarafa yüklenen bir yargılama harcı olup, varlık yönetim şirketinin yaptığı bir işlem değildir.Bu nedenle ilk derece mahkemesince harç ve yargılama giderlerinin davalıya yüklenmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerle ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesine göre istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere göre ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 1.345,11-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 336,30-TL harcın mahsubu ile kalan 1.008,81-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.17/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/667, K. 2026/1492, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-667-e-2026-1492-k-abd0dbf15689