Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/564 E. 2026/1332 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/564
Karar No
2026/1332
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/564 KARAR NO : 2026/1332

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/01/2023 NUMARASI : 2021/1430 Esas 2023/37 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 04/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 04/06/2026

Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/1430 Esas ve 2023/37 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili şirket ile davalı borçlu arasında 01.03.2018 tarihli Yiyecek-İçecek Hizmetleri Sözleşmesi kapsamında anlaşmaya varıldığını, anlaşma uyarınca müvekkili şirketin, davalı borçlu şirketin adresinde faaliyet gösteren personele, personel yakınlarına, yatan hastalara, hasta yakınlarına, hasta refakatçilerine haftada 7 gün, sağlık ve hijyen kuralarına, yürürlükte bulunan talimatlara ve mevzuata uygun kesintisiz gıda hizmetti sunduğunu ve yine sözleşmeye bağlı olarak diğer tüm edimlerini ve yükümlülüklerini yerine getirtiğini, akdedilen işbu sözleşmenin 13. maddesine göre; açık ve net bir şekilde; “ … ay içerisinde düzenlenerek teslim edilen faturalardan en geç 5 iş günü içerisinde fatura bedeli hizmet verilen ay dahil olmak üzere 90 günlük vadeli çek ile ödenir …” şeklinde akdedildiğini, yapılan anlaşma uyarınca takip tarihi itibariyle davalının temerrüdü gerçekleşmiş olduğundan, müvekkili şirketin yaptığı hizmetlerin karşılığı 28.02.2021 tarihli 98.034,54-TL bedelli, 31.03.2021 tarihli 101.341,58-TL bedelli, 01.05.2021 tarihli 96.363,09-TL bedelli, 31.05.2021 tarihli 93.006,46-TL bedelli, 30.06.2021 tarihli 101.560,35-TL bedelli 5 adet fatura keşide edildiğini, bu faturalara dair davalı borçluya ödeme yapması gerektiği şifahen bildirilmiş olmasına rağmen, bakiye alacak ödenmediğinden, müvekkili şirketin gittikçe artan mağduriyetinin giderilmesini teminen, davalı borçlu hakkında Aydın İcra Müdürlüğü’nün 2021/26805 Esas sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığını, iş bu dosya üzerinden gönderilen ödeme emrine yapılan haksız itirazlar üzerine icra takibinin durdurulmasına karar verildiğini, arabuluculuk görüşmesinde de anlaşmaya varılamadığını belirterek davalı borçlunun itirazlarının iptali ile takibin takip talebindeki şartlarla devamına ve davalı borçluların alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Davaya konu icra takibinde henüz muaccel olmamış vadesi gelmemiş alacaklar icra takibine konu edildiğini, bu nedenle itirazın iptali davası , icra takibi ile bağlantılı olduğundan , davalı aleyhine yapılmış geçerli bir icra takibi bulunmadıkça , itirazın iptali davası dinlenmeyeceğini, davacı alacaklının bu davayı açmasında hukuki yararı bulunması gerektiğini, Bu bir dava şartıdır. muaccel hale gelmeyen alacak için takip yapılmasında ve dava açılmasında alacaklının hukuki yararı olmadığından davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesini etmiş, davacı tarafın , alacak iddiasını , müvekkili şirket ile arasında imzalanmış bulunan 01.03.2018 tarihli Yiyecek - İçecek Hizmetleri Sözleşmesine dayandırdığını ancak davacının zikredilen sözleşmeye dayalı olarak , dava konusu icra takibinin tarihi olan 14.07.2021 tarihinde müvekkili şirketten talep edebileceği herhangi bir hak ve alacağının bulunmadığını, davacı tarafın 01.03.2018 tarihli Yiyecek - İçecek Hizmetleri Sözleşmesinin 13. Maddesinde " 90 günlük vadeli çek " ile ödeme yapılacağı taraflar arasında sözleşildiğini, bu hususun davacı tarafın dava dilekçesinde de ikrar edildiğini, buna göre 01.05.2021 tarihli fatura bedeli 01.08.2021 tarihinde , 31.05.2021 tarihli fatura bedeli 31.08.2021 tarihinde ve 30.06.2021 tarihli fatura bedeli ise 30.09.2021 tarihinde muaccel olacak ve ancak bu tarihten itibaren talep edilebileceğini, müvekkili şirket bakımından borçlu temerrüdünün unsurları dava konusu icra takibi bakımından bulunmadığını, davacı tarafından zikredilen vadesi gelmemiş fatura bedelleri hakkında 14.07.2021 tarihinde icra takibi yapılmış olmasının haksız , taraflar arasındaki sözleşmeye ve yasaya aykırı olup , kötü niyetli olduğunu belirterek davanın reddi ile davacının dava konusunun % 20 'si oranında kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLER: Aydın İcra Müdürlüğünün 2021/26805 Esas sayılı dosyası celp edilmiş dosyamız arasına alınmıştır. Davacı defterlerinin incelenmesi için Antalya Asliye Ticaret mahkemesine yazılan talimatla Mali Müşavir bilirkişi ....22/06/2022 tarihli raporunda " Resmi muhasebe kayıtlarına işlenmiş fatura bedellerinin yani toplam 388.745,67 TL nin yıllar itibariyle çalışan personelin işe giriş çıkış tarihleri gözetilerek peyderpey ve/veya hizmet sözleşmesinin bitim süresi olan 31/12/2022 tarihinde mutabık kalınması ve ibrası halinde davacıya iadesinin gerekeceği" görüş ve kanaatini bildirmiştir. Dosya davalı defterlerinin yerinde incelenmesi için 3 kişilik Mali Müşavir bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti 03/01/2023 tarihli ek raporlarında "Davacı ....'ın, davalı.... AŞ 'ye düzenlemiş olduğu 5 adet faturanın takip tarihi itibariyle işlemiş gecikme faizi, yıllık mal ve hizmet alımlarına ilişkin TC. Merkez bankasınca belirlenen temerrüt faiz. oranı olan 9418,75 ile hesaplandığında, 18.309,28 TL olarak tespit edildiği" görüş ve kanaatini bildirmişlerdir. HUKUKİ NİTELENDİRME VE GEREKÇE : Dava İtirazın İptali Davasıdır. Davacı taraf davasında davalı ile aralarındaki ve ihtilafsız hizmet sözleşmesi yapılmış olduğunu, davalının sözleşme 13. Maddesi gereğince kendisine düzenlenen 28.02.2021 tarihli 98.034,54 TL bedelli, 31.03.2021 tarihli 101.341,58 TL bedelli,01.05.2021 tarihli 96.363,09 TL bedelli, 31.05.2021 tarihli 93.006,46-TL bedelli, 30.06.2021 tarihli 101.560,35-TL bedelli 5 adet fatura bedelini ödememiş olduğunu; iddia etmektedir. Davalı ise sözleşme gereğince davacının sözleşmenin 13. Maddesi gereğince muaccel bir alacağının bulunmadığını her yıl için 1 aylık ücretin teminat olarak uhdelerinde tutulabileceğini, bu fatura bedellerinin de teminat olarak alıkonulduğunu cevap dilekçesi ile savunmuş; yargılamanın ilerleyen safahatında ise davacı ile 2018 yılından bu yana ticari ilişkilerinin bulunduğu ve herhangi bir ihtilaf yaşanmadığını ancak son dönemde davacı taraf ile işçileri arasında doğacak sorunların kendilerine rücu edilebileceğinden bahisle teminatları bünyelerinde tuttuklarını beyan etmiştir. Taraflar tacir olup defterler üzerinde inceleme yapılmıştır. Taraflar arasında imzalanan 01.03.2018 tarihli sözleşme incelenmiştir. Sözleşmenin 13. Maddesi "ödeme ve fiyat" başlıklı olup yüklenici davacının 1 aylık hizmet bedeli için her ayın 30/31. Günü fatura düzenleyeceği, bu faturanın en geç müteakip ayın 5. Gününe kadar davacıya teslim edeceği ve davalı tarafça da hizmet verilen ay dahil olmak üzere 90 gün vadeli çek ile ödeneceği düzenlenmiştir. Yine taraflar arasında ihtilaf konusu olan teminat şartı sözleşmenin 6.18.3 maddesi ile düzenleme altına alınmıştır. Maddenin incelenmesinde; yüklenici davacının çalıştıracağı personelin alacak haklarından tek başına sorumlu olduğu, davalının hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı, buna rağmen işçilerin olası talepleri için yüklenici davacının her yıl 1 aylık ücretinin teminat olarak davalı bünyesinde kalacağı kararlaştırılmıştır. Antalya Asliye Ticaret Mahkemesine yazılan talimat ile davacı defterleri üzerinde yerinde inceleme ile ve davalının dosyaya sunmuş olduğu kayıtlarda yapılan incelemede; taraf kayıtlarının birbiri ile uyumlu olduğu, dava konusu 5 adet faturanın birinin ödenip dördünün ödenmediği; 2018, 2019, 2020 ve 2021 yılları için 2021 yılında teminatın toplu olarak alındığı; 2021 yılına kadar teminat şartının işletilmemiş olduğu; sözleşmenin 31.12.2022 tarihinde sona ereceği ve tarafların mutabık kalması halinde davacı tarafça davalıya bu teminat bedellerinin iade edilmesi gerektiği belirlenmiştir. Davacı defterlerinin yerinde, davalı defterlerinin ise dosyaya ibraz edilmesi ile Antalya Ticaret Mahkemesi'nden alınan bilirkişi raporu üzerine davalı tarafın talebi üzerine davalının defterlerinin de yerinde incelenmesi için dosya yeniden bilirkişiye tevdi edilmiştir. Bilirkişi heyetinin düzenlemiş olduğu rapor ile; davalının defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davacının düzenlediği faturaların davalının defterlerinde kayıtlı olduğu, 2018 yılından bu yana ödemelerin çek düzenleme suretiyle yapıldığı ancak 30.06.2021 tarihli faturanın banka havalesi yoluyla ödendiği, 2018 yılından 2021 yılına kadar teminat şartının işletilmemiş olduğu ve 2021 yılında 4 adet fatura bedelinin ödenmemiş olduğu, bu fatura bedellerinin ise birer aylık teminat bedeline tekabül ettiği belirlenmiştir. Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller birlikte değerlendirilmiştir. Taraflar arasında 2018 yılından bu yana sözleşmesel ilişki bulunduğu, sözleşme kapsamında davacının sözleşmeye uygun olarak her ay için fatura düzenlediği ve faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, ödemelerin de yine sözleşmeye uygun olarak çek düzenlemek suretiyle yapıldığı ve taraflar arasında 2021 yılına kadar herhangi bir anlaşmazlık bulunmadığı ve taraflar arasında sözleşmenin uygulanmasına yönelik olarak teamül oluştuğu; davalının 2021 yılına kadar sözleşmenin 6.18.3 maddesi ile düzenlenen teminat şartını hiç işletmediği ancak 2021 yılında toplu olarak 4 yıllık teminatı uhtesinde tuttuğu anlaşılmaktadır. 6.18.3 maddesinin lafzından her yıl 1 aylık ücretin teminat olarak alınacağı kararlaştırılmakla bunun ait olduğu yıl için yapılabileceği anlaşılmalıdır. Her yıl 1 aylık ücretin teminat olarak alınması yerine sözleşmenin bitmesine yakın tarihte 4 aylık toplu fatura bedelinin teminat olarak tutulması arasında davacı yönünden maddi olarak ciddi bir gelir kaybı olacağı zira yılın üçte biri alacağının davacı tarafça elde edilemeyeceği, davalının bu teminatları istediği tarihte kesebileceği yönünde yorum yapılmasının hakkaniyete uygun düşmeyeceği açıktır. Dolayısıyla davalı tarafın 2018. 2019 ve 2020 yıllarına ilişkin olarak 2021 yılında yapmış olduğu teminatların iadesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Yine sözleşmenin 6.18.3 maddesinde davacı tarafça davalıya işçi alacaklarının ne olduğu ve ödendiğine ilişkin belgelerin sunulması gerektiği düzenleme altına alınmıştır. Yine bilirkişi raporları ile bu belgelerin davalı tarafa ibraz edilmediği bu durumda da davalının kendisini güvenceye almak amacıyla değişen ekonomik koşullar da dikkate alınarak cari yıl olan 2021 yılı için 1 aylık teminatı uhteside tutabileceği kanaatine varılmıştır. Bu nedenle bilirkişi raporları ile ayrımı yapılmış olan yılların 2021 yılına ait 31.05.2021 tarihli 93.006,46 TL'lik faturanın davalı tarafça teminat olarak untesinde tutularak taraflar arasındaki mutabakat sonucuna göre talep edilmesi gerekirken icra takibi ile davalıdan talep edilmesi yerinde görülmemiş, her bir fatura yönünden talep edilebilecek faiz de hesaplanmış olmakla davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar hüküm kısmının 1 numaralı bendinde belirtilen 98.034,54 TL bedelli faturanın tarihi 28.12.2021 olarak yazılmış ise de bu faturanın tarihi 28.02.2021 olmakla sehven yazıldığı anlaşılmıştır. Davacı taraf icra inkar tazminatı, davalı taraf da kötüniyet tazminatı talep etmiş iseler de dava konusu alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirmekte olup likid olmaması ve davacının kötüniyetinin ispat edilememesi..." gerekçesi ile, Davanın KISMEN KABULÜ İLE; Davalının Aydın İcra Müdürlüğünün 2021/26805 Esas sayılı takibine itirazının iptaline, takibin 01/05/2021 tarihli fatura bedeli olan 96.363,09.TL, 31/03/2021 tarihli fatura bedeli olan 101.341,58.TL, 28/12/2021 tarihli fatura bedeli olan 98.034,54.TL ile bu bedeller için hesaplanan toplam: 16.263,13.TL işlemiş faiz olmak üzere 312.002,34.TL için devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasındaki 01.03.2018 tarihli Yiyecek-İçecek Hizmetleri Sözleşmesi kapsamında müvekkili davacının tüm edim ve yükümlülüklerini yerine getirmesine ve verilen hizmetlerin karşılığı olarak 28.02.2021 tarihli 98.034,54-TL bedelli, 31.03.2021 tarihli 101.341,58-TL bedelli, 01.05.2021 tarihli 96.363,09-TL bedelli, 31.05.2021 tarihli 93.006,46-TL bedelli, 30.06.2021 tarihli 101.560,35-TL bedelli 5 adet fatura keşide edilmesine rağmen davalının sözleşmenin 13. maddesindeki "…ay içerisinde düzenlenerek teslim edilen faturalardan en geç 5 iş günü içerisinde fatura bedeli hizmet verilen ay dahil olmak üzere 90 günlük vadeli çek ile ödenir…” hükmüne aykırı olarak çek verilmediğini ve ödeme yapılmadığını, yapılan yargılama sonucunda 2021 yılı için 31.05.2021 tarihli 93.006,46..-TL’lik fatura alacağının teminat olarak davalı uhdesinde bırakılarak bu yönden taleplerinin kısmen kabul edilmesinin haksız olduğunu, taraflar arasında yıllardır devam eden sözleşme süresi içerisinde bu yönde yerleşmiş bir teamülün bulunmadığını, yıllar sonra tüm ödemelerin durduğu pandemi dönemi içerisinde birden müvekkili şirket aleyhine kesinti yapılmasının müvekkili firma için neredeyse tüm aktifinin kaybedilmesi ile temerrüde düşme tehlikesini karşı karşıya getirdiğini, davalının müvekkilinden yaptığı kesinti ile ilgili olarak SGK evraklarını istemediğini, bu hususta bir dava açılıp açılmadığını sormadığını, sözleşme kapsamında tarafların sorumluluğunu doğurabilecek herhangi bir SGK veya vergi borcunun bulunmadığını, kesintinin hakkaniyete aykırı olduğunu ayrıca alacağın likit olmasından dolayı müvekkili şirket lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davaya konu icra takibinde icra takip tarihi olan 14.07.2021 tarihi itibariyle henüz muaccel olmamış, vadesi gelmemiş alacakların icra takibine konu edildiğini, müvekkili davalı aleyhine yapılan geçerli bir icra takibi bulunmadığı için itirazın iptali davasının dinlenemeyeceğini, davacının bu davayı açmasında hukuki yararının bulunmadığını, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 13. maddesi gereğince 90 günlük vadeli çek ile ödeme yapılacağından 01.05.2021 tarihli fatura bedelinin 01.08.2021 tarihinde, 31.05.2021 tarihli fatura bedelinin 31.08.2021 tarihinde ve 30.06.2021 tarihli fatura bedelinin ise 30.09.2021 tarihinde muaccel olacağını ve ancak bu tarihten itibaren talep edilebileceğini, borç muaccel olmadan borçlu temerrüdünün söz konusu olamayacağını, taraflar arasındaki 01.03.2018 tarihli Yiyecek - İçecek Hizmetleri Sözleşmesinin HİZMET VERECEK PERSONELE İLİŞKİN SORUMLULUKLAR başlıklı 6.18.1. maddesindeki "Yüklenici , İş yerinde görevlendireceği personelin ücretlerini , SSK primlerini , işsizlik sigortasını , gelir ve damga vergilerini , kıdem ve ihbar tazminatlarını ve diğer doğmamış ve doğacak yasal yükümlülükler ile SGK, İş Kanunu ve sair ilgili mevzuatta belirtilen tüm yükümlülüklerini tam ve eksiksiz olarak zamanında yerine getirecek, gerekli ödemeleri ilgili kurumlara ödeyecek, yeni işe giriş, aylık SGK bildirgeleri ile ilgili kurumların tahakkuk ve ödemelere ilişkin belgelerinin ilgili kurumlarca onaylanmış suretlerini .... A.Ş. 'ye ibraz edecektir.", ve 6.18.3. maddesindeki " Her halde işçilerin olası talepleri, alacak ve tazminatlarına karşılık YÜKLENİCİNİN her yıl 1 aylık ücreti teminat olarak .... . A.Ş. bünyesinde kalacaktır." hükümleri gereğince, müvekkil şirket tarafından 08.06.2021 tarihinde, 01.02.2021 - 28.02.2021 tarihli dönemin hizmet bedelinin 2018 yılı teminatı olarak, 09.06.2021 tarihinde, 01.03.2021 - 31.03.2021 tarihli dönemin hizmet bedelinin 2019 yılı teminatı olarak, 09.07.2021 tarihinde, 01.04.2021 - 30.04.2021 tarihli dönemin hizmet bedelinin 2020 yılı teminatı olarak ve 12.07.2021 tarihinde , 01.05.2021 - 31.05.2021 tarihli dönemin hizmet bedelinin 2021 yılı teminatı olarak müvekkili şirket bünyesinde kalacağının mail yoluyla davacıya bildirildiğini, bilirkişi raporlarında da, her yıl için 1 aylık (icra takibine konu edilen) istihkak faturasının teminat olarak tutulmasının taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olduğu ve sözleşmede kesintinin hangi yılda yapılacağına dair bir hükmün bulunmadığının açıklıkla belirtilmesine rağmen davacı tarafından 14.07.2021 tarihinde, ilgili dönemlere ait hizmet bedellerinin icra takibine konu edilmesinin haksız olduğunu, kötüniyetli olduğunu ve davacının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesi gerektiğini, alt işveren konumunda olan davacı tarafından çalıştırılan dava dışı ... .'in vekili aracılığıyla Söke 3. Noterliği 'nin 29.12.2022 Tarih ve 11212 Yevmiye Nolu ihtarnamesinin müvekkili hastaneye çekildiğini, ve .... ile müvekkil şirket arasında 4857 Sayılı İş Kanunu 'nun 2. Maddesinin 7. Fıkrası uyarınca asıl işveren - alt işveren ilişkisinin varlığı nedeniyle dava konusu hak ve alacaklardan yasa gereği müvekkili şirketin de sorumlu olduğu bu kapsamda ....'ın müvekkili şirket nezdinde doğmuş ve doğacak hak ediş, teminat mektupları, her türlü hak ve alacağının ödenmesi ve iade edilmesinin talep edilmesi halinde, ilgili mahkeme dosyasındaki alacaklarının ferileri ile birlikte dikkate alınması, hak ettikleri işçilik alacakları, faizleri, noter masrafları, yargılama giderleri, vekalet ücretlerini müvekkil şirketten talep etme hakkını, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak üzere ihtaren bildirildiğini, müvekkili şirketin olası işçilik alacakları nedeniyle tehdit altında olduğunu, takip tarihi itibariyle muaccel alacak söz konusu olmadığından işlemiş faiz talep edilmesinin de mümkün olmadığını, sözleşme özgürlüğü içerisinde her yıl için 1 aylık fatura bedelinin olası işçilik alacakları ve tazminatlar nedeniyle müvekkili şirket bünyesinde teminat olarak tutulmasının sözleşme gereği olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan fatura alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Taraflar arasında 01.03.2018 - 31.12.2022 tarihleri arasında geçerli olan 01.03.2018 tarihli Yiyecek - İçecek Hizmetleri Sözleşmesinin 6.18.1. maddesinde "Yüklenici, İşyerinde görevlendireceği personelin ücretlerini, SSK primlerini, işsizlik sigortasını gelir ve damga vergilerini, kıdem ve ihbar tazminatlarını ve diğer doğmamış ve doğacak yasal yükümlülükler ile SGK, İş Kanunu ve sair ilgili mevzuatta belirtilen tüm yükümlülüklerini tam ve eksiksiz olarak zamanında yerine getirecek, gerekli ödemeleri ilgili kurumlara ödeyecek, yeni işe giriş, aylık SGK bildirgeleri ile ilgili kurumların tahakkuk ve ödemelere ilişkin belgelerinin ilgili kurumlarca onaylanmış suretlerini .... A.Ş. 'ye ibraz edecektir. Bu kurumlara karşı tüm yasal sorumluluklar Yüklenici'ye ait olup .... AŞ'nin hiçbir sorumluluğu yoktur. Yukarıda bildirilen hususlar, yüklenici tarafından yerine getirilmemesi ve.... AŞ'den herhangi bir kurum tarafından ceza, tazminat vb. Ödeme talep edilmesi halinde muhatap yüklenici olup ödemeyi bizzat yapacaktır. Bu nedenle .. .. AŞ herhangi bir ödeme yapmak durumunda kalması halinde ilk talepte nakden ve defaten tazmin eder. Ödememe halinde ... AŞ'nin yüklenici alacaklarında mahsup yetkisi vardır", ayrıca sözleşmenin 6.18.3. maddesinde "...Yüklenicinin çalıştıracağı personelin kıdem, İhbar, AGİ, fazla çalışma vb iş hukukundan kaynaklanan alacak ve tazminatlardan yüklenici işin tamamını devir aldığı için tek başına sorumludur..... AŞ.'nin çalışacak işçilerle ilgili olarak iş hukuku anlamında ve diğer yasal mevzuat karşısında hiçbir sorumluluğu bulunmamaktadır. Her halde işçilerin olası talepleri nedeniyle yukarıda belirtili, alacak ve tazminatlarına karşılık yüklenicinin her yıl 1 aylık ücreti teminat olarak ... A.Ş. bünyesinde kalacaktır." Yine sözleşmenin 13. maddesinde "...Yüklenici, ay sonunda o ay içinde düzenlediği faturaları, en geç müteakip ayın 5'ine kadar .... AŞ'ye teslim edecektir. Fatura asıllarının ....AŞ'ye teslim edilmesine müteakip 5 iş günü içerisinde fatura bedeli hizmet verilen ay dahil olmak üzere 90 günlük vadeli çek ile ödenir." hükümleri yer almaktadır. Sözleşme serbestisi ilkesi gereği tarafların hukuki ilişkilerinin bu sözleşme çerçevesinde şekillendirebileceği açıktır. "...Sözleşmede yazan hükümler açısından yapılacak değerlendirmede ise ilgili mevzuat incelendiğinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Bilindiği üzere hakim, davada hangi vakıaların ispat edilmesini tespit ettikten sonra, bu vakıaların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği sorusuyla karşılaşır; buna ispat yükü denir. Kendisine ispat yükü düşen taraf için, bu bir yükümlülük(mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür(külfettir). Taraf kendisinin ispat etmesi gerektiği vakıayı ispat edemezse karşı taraf ve mahkeme onu mutlaka ispat etmesini isteyemez, bilakis kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır.(Kuru, Medeni Usul Hukuku, 2016, sy 319) 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun (HMK) 201. maddesinde [1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu (HUMK) m. 290] ‘Senede karşı tanıkla ispat yasağı’ başlığı altında; “Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.” hükmü düzenlenmiştir. Senede karşı ileri sürülen hukuki işlemlerin senetle ispatı zorunludur. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, ispat sınırından az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Senede karşı senetle ispat zorunluğu da, 290. maddede açıkça yazılı olduğu gibi, ancak ispat edilecek iddianın hukuki işlem olması halinde uygulanır. Buna karşılık, senede karşı ileri sürülen iddia (savunma) bir hukuki fiil ise, bu hukuki fiil tanıkla ispat olunabilir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, 6. Baskı, s. 2325)...Hukuki fiil terimi, hukuki işlem teriminin karşıtıdır. Hukuki fiil de, hukuki işlem gibi hukuki sonuçlar doğurur. Bu bakımdan hukuki fiil, hukuken önemi olmayan diğer fiillerden ayrılır ve hukuki işleme yaklaşır (benzer). Fakat hukuki fiil, hukuki işlemden ayrıdır. Hukuki fiiller, ekseriya bir irade beyanını içermezler. İstisna olarak, hukuki fiil bir irade beyanını içerse bile, bu irade beyanı (hukuki işlemdeki gibi) belli bir hukuki sonuç doğurmaya yönelmiş değildir. Yani, hukuki fiiller, bir hukuki sonuç doğurmakla beraber, o hukuki sonucu doğurmak iradesiyle (amacıyla) yapılmaz. İşte, hukuki fiiller belli bir hukuki sonuç doğurmak iradesiyle yapılmadıkları ve hele bu irade beyanının karşı tarafa ulaşması şart olmadığı için, hukuki fiil (meselâ haksız fiil) hakkında senet alınması (düzenlenmesi) imkânsızdır. Bu nedenle, hukuki fiiller HMK’nın 200 ve 201. maddeleri (HUMK m. 288 ve 290) kapsamı dışında kalır; yani tanıkla ispat edilebilir. Uygulamada, hukuki fiil yerine daha çok maddi vakıa terimi kullanılmaktadır. Maddi vakıa terimi, hukuki fiil teriminin tam karşılığı olmadığı için, yanıltıcıdır. Hukuki işlemin içinde de maddi vakıalar vardır; başka bir deyimle, her hukuki işlem maddi bir vakıaya dayanır. Hukuki işlemin kendisi değil de, içindeki maddi vakıalar üzerinde durulursa, maddi vakıaların ispatı bahanesi ile hukuki işlemin tanıkla ispatı mümkün olduğu gibi yanlış bir sonuca varılabilir. Örneğin, bir borcu ödemek, maddi bir vakıadır. Fakat ödeme, bir borcu sona erdirmek amacıyla yapıldığı için, bir hukuki fiil değil, hukuki işlemdir. Bu nedenle, ispat sınırından bir borcun ödendiği, tanıkla ispat edilemez; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. O hâlde, senetle ispat zorunluluğu olup olmadığını belirlerken, ispat edilmek istenen hususun maddi vakıa olup olmadığını değil, hukuki fiil mi yoksa hukuki işlem mi olduğunu araştırmak gerekir: Hukuki işlem ise tanıkla ispat edilemez; hukuki fiil ise tanıkla ispat edilebilir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, 6. Baskı, s. 2317 vd.)(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 04.02.2020 tarih ve 2017/13-543 Esas 2020/64 Karar sayılı Kararı) Öte yandan bütün hakların kullanılmasında uyulması gereken temel kural, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinde düzenlenmiş olup anılan madde;“Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlâklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlâk kuralları, günün adet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (Dural, M. / Sarı, S.: Türk Özel Hukuku 6. Baskı İstanbul 2011, s. 226-227). Dürüst davranma “bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, namuslu, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekâlı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi” anlamındadır. TMK’nın 2. maddesinde, hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki genel ilkeye yer verilmektedir: Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı. Hukuk düzeni, kişilere tanıdığı her bir hakkın kapsamı ile bunların kullanılmasının şartlarını ve şeklini ilgili hak yönünden özel olarak düzenlemiştir. Ancak, hayatın sonsuz ihtimallerinin önceden öngörülmesinin ve bunların en küçük ayrıntılara kadar düzenlenmesinin imkânsızlığı karşısında, bütün hakların kullanılmasında dikkate alınacak genel bir sınırlama koyma ihtiyacı duyulmuştur. Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, bu açıdan uyulması gerekecek genel kurallar olarak karşımıza çıkmaktadır (Dural/Sarı, s. 225). TMK’nın 2. maddesinde, hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Bu ifade şeklinden yola çıkarak; bir hakkın kullanılmasında dürüstlük kuralına uyulmamasının müeyyidesinin, bu hakkın açıkça kötüye kullanılmış sayılması ve hukuken korunmaması olduğu kabul edilebilir (Dural/Sarı, s. 225). Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nın 2. maddesi, herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk, dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünü Türk Medeni Kanunu’na göre dürüstlük kuralları verir. Bunun yanında ayrıca hak sahibinin başkasını ızrar kastıyla hareket etmiş olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Önemli olan başkasına zarar vermek kastı değil, hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 08.12.2020 tarih ve 2018/(13)-3-1110 Esas 2020/1006 Karar sayılı kararı) Ayrıca taraflarca kararlaştırılmamış veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmıyorsa her borç doğduğu anda muaccel olur ( TBK m. 90 ). Ancak taraflar ifa zamanını açık veya örtülü olarak belirleyebilir, bu süreyi daha sonra uzatabilir, değiştirebilir ya da kaldırabilirler. Her halükârda borcun istenebilir hâle gelebilmesi için muaccel olması, yani kararlaştırılmış ifa zamanının gelmiş olması gerekmekte; alacaklı ancak borcun muaccel olmasıyla borçludan ifayı isteyebilmekte ve ifanın yerine getirilmemesi hâlinde borçluyu dava edebilir hâle gelmektedir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, taraflar arasındaki sözleşmenin 13. maddesine uygun olarak davacı tarafından kesilen ve dava konusu yapılan faturaların davalı şirkete teslim edilmesine müteakip 5 iş günü içerisinde davalı şirket tarafından herbir fatura bedeli yönünden hizmet verilen ay dahil olmak üzere 90 günlük vadeli çeklerin davacıya verilmediği ve davacı şirket tarafından 08.06.2021 tarihinde, 01.02.2021 - 28.02.2021 tarihli dönemin hizmet bedelinin 2018 yılı teminatı olarak, 09.06.2021 tarihinde, 01.03.2021 - 31.03.2021 tarihli dönemin hizmet bedelinin 2019 yılı teminatı olarak, 09.07.2021 tarihinde, 01.04.2021 - 30.04.2021 tarihli dönemin hizmet bedelinin 2020 yılı teminatı olarak ve 12.07.2021 tarihinde, 01.05.2021 - 31.05.2021 tarihli dönemin hizmet bedelinin 2021 yılı teminatı olarak şirket bünyesinde kalacağının e-mail yoluyla davacıya bildirilmesinden dolayı davacı alacağının icra takip tarihi itibariyle muaccel olmasına, davacının icra takibi başlatmada hukuki yararının bulunmasına, taraflar arasındaki sözleşmenin 6.18.3. maddesine uygun olarak davalı şirketin olası işçilik hak, tazminat ve alacak taleplerine karşılık olarak davacı yüklenicinin her yıl 1 aylık ücretini teminat olarak tutabileceğinden 2018 yılı için 2018 yılı 1 aylık fatura bedeli, 2019 yılı için 2019 yılı 1 aylık fatura bedeli, 2020 yılı için 2020 yılı 1 aylık fatura bedeli ve 2021 yılı için 2021 yılı 1 aylık fatura bedelini teminat olarak tutması mümkün iken davalı şirketin 2018, 2019 ve 2020 yıllarında bu yıllara ait 1 aylık fatura bedelini teminat olarak tutmadığından bu yıllar yönünden sonradan 2021 yılında 2021 yılına ait 1'er aylık fatura bedellerini teminat olarak tutmasının sözleşmeye ve hakkaniyete uygun olmamasına, sadece 2021 yılı için 2021 yılına ait 31.05.2021 tarih ve 93.006.46.TL bedelli 1 aylık fatura bedelinin teminat olarak tutulmasının taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olmasına, alacağın yargılama gerektirmesine, davacının kötüniyetli olduğunun davalı tarafından ispatlanamama, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekili ile davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/01/2023 tarih ve 2021/1430 Esas 2023/37 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 21.312,88.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 5.328,22.TL harcın mahsubu ile bakiye 15.984,66.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan taraflar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 7-Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 04/06/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/564, K. 2026/1332, T. 04.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-564-e-2026-1332-k-383fee7214b6