Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/360 E. 2026/1785 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/360
Karar No
2026/1785
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/360

KARAR NO : 2026/1785

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: (KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 22/12/2022

NUMARASI : 2021/743 Esas - 2022/854 Karar

DAVA: İtirazın İptali (Ticari İş Tellallığı Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 01/10/2026

Taraflar arasındaki İtirazın İptali (Ticari İş Tellallığı Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı aleyhinde İstanbul Anadolu 17. İcra Müdürlüğü' nünl ... Esas sayılı dosyası ile başlattığı ilamsız icra takibine davalı tarafça 15.10.2018 tarihinde haksız olarak ve herhangi bir gerekçe göstermeksizin itiraz edildiği, müvekkili ... Ltd. Şti. ile borçlu davalı .... Ltd. Şti. arasında imzalanmış olan aracılık sözleşmesine dayalı olarak 22.892,00 TL yi ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, sonrasında ise ödeme yapmayarak takibe haksız ve mesnetsiz İtiraz ettiğini ve buna dayalı olarak takibin devamını, kötüniyetli itiraz sebebi ile % 20 den az olmamak kaydı ide icra inkar tazminatına hükmedilmesi, masraf ve ücreti vekaletinde davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetleDavaya konu icra takibinden yapılan tebligatın usulsüz olduğu Davacı tarafa iddia edildiği gibi sözleşmeye dayalı bir borçlarının olmadığını, satış işlemine davacı tarafın aracılık etmediğini, satış işlemini tamamen kendilerinin 400.000 TL Iİk bedel üzerinden yaptıklarını, davacının sözleşmeye göre herhangi bir komisyon hak etmediğini, ayrıca istenen bedelin fahiş olduğunu, açılan takibin haksız ve mesnetsiz olduğunu, buna dayalı olarak davaya konu %20 sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesi ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davacı ya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "... Simsarlık (tellallık) sözleşmesinin adi yazılı şekilde yapılması yeterlidir (TBK'nın 520/3 maddesi). Yine, TBK'nın 521/1 maddesi uyarınca, simsarın ücrete hak kazanabilmesi için aracılık ettiği sözleşmenin kurulması gerekir. Ancak bu düzenleme emredici nitelikte olmayıp yedek hukuk kuralı niteliğindedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 2019/2394 E. 2022/589 K.)Somut olayda sözleşme hükümüne göre sözleşme süresi içinde davalı tarafından davacı simsar devre dışı bırakılarak taşınmazın satıldığı anlaşılmakla, sözleşmenin yukarıda yer verilen hükümleri uyarınca davacı simsar ücrete hak kazanmış dosyaya kazındırılan bilirkişi tarafından hazırlanan 13/06/2022 tarihli bilirkişi raporundaki hesaplamalar muvacehesinde davacının takipteki talebinin yerinde olduğu, taraflar arasında düzenlenen ve imzası davalı tarafça inkar edilmeyen 08/03/2017 tarihli sözleşme taşınmaz satımına yönelik tellallık sözleşmesi olup geçerli olduğu, davalı vekili tarafından cevap dilekçesinde söz konusu taşınmazın kendi gayret ve çabaları ile satıldığından bahisle davacının sözleşme de belirlenen bedele hak kazanmadığı yönünde savunmada bulunduğu ancak tanık Mustafa Boynuyoğun'un beyanları ile dosyaya sunulmuş yer gösterme belgesinden davacının üzerine düşen edimi yerine getirdiği, buna göre davacının davalıya tellallık hizmeti vermediği yönündeki davalı savunmalarının yerinde olmadığı anlaşılmakla davacı şirket tarafından dosya borçlusu davalı şirket aleyhine olarak İstanbul Anadolu 17. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyasından yapılan icra takibinde, dosya borçlusu tarafından borca yapılan itirazın iptali ile 22.892,00 TL. üzerinden icra takibinin devamına karar vermek gerekmiştir.Benzer konuya ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 2019/2394 esas ve 2022/589 karar sayılı ilamında; "Davacının takibe konu alacağı, taraflar arasında imzalanan sözleşmedeki taşınmaz değeri üzerinden hesaplanmış olup likit olmakla, davalı aleyhine şartları oluştuğundan icra inkâr tazminatına hükmedilmesinde de hukuka aykırılık görülmemiştir." şeklindeki açıklamalarının ışığı altında davacının talep ettiği bedelin likit olması karşısında icra inkar tazminatına hükmedilmiştir" şeklinde karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından gönderme kararı verildikten ve dosya istinaf edildikten sonra davacının arabuluculuk başvurusu yaptığını, gerekçeli kararda da belirtildiği üzere davanın açılış tarihi 29.03.2019 tarihi olduğunu, davacı tarafın arabuluculuğu başvuru tarihi 18.03.2020 tarihi olduğunu, arabuluculuk son tutanak tarihi ise 25.03.2020 tarihi olduğunu, arabuluculuk yapıldığı anda, davanın İstanbul Anadolu 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/502 Esas sayılı dosyası ile derdest olduğunu, dava açıldıktan sonra arabuluculuğa gidilmesinin yasal olmadığını, buna muvafakatlarinin olmadığını beyan ettiklerini, yine tarafların, İstanbul Anadolu 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/502 Esas sayılı dosyasının 28.01.2020 tarihli duruşmasında, arabuluculuk yoluyla da sulh olmayacaklarını beyan ettiklerini, buna rağmen davacı taraf daha sonraki bir tarihte arabuluculuğa başvurduğunu ve davalı taraf olarak buna her aşamada itiraz ettiklerini ancak arabuluculuk son tutanağın imzalandığını, bu durumun usul ve yasaya açıkça aykırı olup evvel emirde dava esasa girilmeden bu sebeple usulden reddedilmesi gerektiğini, İstanbul Anadolu 8. Ticaret Mahkemesi'nin 2019/109 Esas 2019/817 karar ve 18.07.2019 tarihli kararı ile de görevsizlik kararı verilerek dosya Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiğini, bu durumda bir görev uyuşmazlığı olduğunu, Yerel Mahkemenin yeni bir görevsizlik kararı verdiğine göre, dosyanın Yargıtay’ a gönderilerek görev yerinin tayin edilmesi yönünde karar oluşturması gerektiğini, bu yönden de kararın yanlış ve hatalı olduğunu, ödeme emrinde yasal zorunlulukların dışında herhangi bir ibare ve talep bulunamayacağını, alacaklı tarafın kendine göre de borcun hemen ödenmesi halinde ödenecek miktarı ayrıca yazamayacağını ancak ödeme emrinde bu yönde bir ayrıca emir bulunduğunu, Yerel Mahkemede, ödeme emrinin usulsüz olduğu yönündeki itirazlarımız hiç tartışılmadığını, bu dahi açıkça kararı yanlış hale getirdiğini, davacı tarafın iddia edilen sözleşme gereği borçlu tarafa herhangi bir müşteri getirmediğini ve herhangi bir şekilde yardım ve destekte bulunmadığını, ekonomik olarak nakit sıkışıklığı sebebiyle borçlu tarafın dairenin satış bedelini indirdiğini ve daireyi 400.000 TL ye sattığını, bu satışın tamamen davalı tarafın caba ve gayretleri ile olduğunu, bu satışta davacı tarafın herhangi bir desteği yada dahli olmadığını, bu nedenle herhangi bir komisyon bedeli doğmadığını, sözleşmeye göre herhangi bir komisyon hak etmediğini, istenen bedelin de fahiş olduğunu, davacının gayrimenkulü satın alan ...’ı hiç görmediğini, kendisini tanımadığını, gayrimenkulü davalı tarafın kendi çabaları ile sattığını, taraflar arasındaki 08.03.2018 tarihli aracılık sözleşmesine göre, “hizmet bedeli gerçekleşen satış fiyatı üzerinden alınacaktır” şeklinde kayıt olduğunu, yine aynı sözleşmede öngörülen satış bedeli olarak da 970.000 TL öngörüldüğünü, ancak hizmet bedeli gerçekleşen satış fiyatı üzerinden alınacaktır ibaresine göre, gerçekleşen fiyat 400.000 TL olduğuna göre bunun üzerinden hesaplanması gerektiğini, bilirkişinin ayrıca emsal araştırması yapması yada gayrimenkulün satış tarihindeki değerini araştırmasının olayla hiçbir ilgisi olmadığını, dinlenen davacı şahidi ... isimli şahidin beyanlarını kabul etmediklerini, kendisinin, taraflar arasındaki sözleşmede ismi bulunduğunu ,olayın direkt tarafı durumunda olduğunu, tarafsız ve doğru beyanda bulunma ihtimali olmadığını, davacı tarafın, 25.07.2022 tarihli dilekçesi ekinde sunduğu, 15.03.2018 tarihli yer gösterme belgesi de sonradan düzenlendiğini, üzerinde yazılı olduğu tarihte düzenlenmiş olma ihtimalinin hiç olmadığını, bu tür yer gösterme belgelerinin, yeri gösteren kişi tarafından imzalanacağını, önceden de düzenlenmeyeceğini, matbu bir kağıt olup, yeri gösteren kişinin, yerin önüne gelip, o anda bu belgeyi düzenleyeceğini, karşı tarafın da imzasının alınacağını, şahit de yer gösterilen kişi olan ...’u tanımadığını da söylediğini, belgedeki imzanın da kendisine ait olmadığını söylediğini,

davalı taraf olarak (kabul anlamına gelmemek üzere) istenen komisyon bedelinin fahiş olduğunu ve bunun makul orana indirilmesi gerektiğini, bu yöndeki taleplerinin tartışılmadığını, simsarlık sözleşmelerinde, yönetmelik gereği müvekkilinden en üst limit olarak %2 oranında komisyon alınabileceğini, kabul anlamına gelmemek üzere davacı gayrimenkulü kendisi satmadığına göre bu oranın da indirilmesi gerektiğini beyanla, usul ve yasaya aykırı bulunan yerel Mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini, yerel Mahkemedeki talepleri gibi, davacının davasının reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir

GEREKÇE: Dava, simsarlık sözleşmesinden kaynaklı ücret alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Davacı tarafça ilk olarak 29.03.2019 tarihinde Ticaret Mahkemesinde dava açılmış olup, mahkemece Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu belirterek görevsizlik kararı verilmiş, Asliye Hukuk Mahkemesince de Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu belirtilerek görevsizlik kararı verilmiş, bu kararın süresi içinde istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 13.Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun reddine dair ilamı ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı 27.10.2021 tarihinde kesinleşmiştir.

01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi ile getirilen düzenlemede, Bu Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş bir dava şartı olarak kabul edilmiştir.

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesine göre, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmiş olması durumunda, davacının arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması halinde, mahkemece davacıya son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunması aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiyenin gönderilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine mahkemece gönderilen ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi, ayrıca arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.

Eldeki davada davacı tarafından, Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararı kesinleşmeden önce 18.02.2020 tarihinde arabuluculuğa başvurulduğu, görevli Asliye Ticaret Mahkemesine 24.11.2021 tarihinde tevzi edilen dosyada mahkemece arabuluculuk son tutanağının sunulması yönünde oluşturulan ara karar üzerine davacı tarafça süresi içinde 29.06.2020 tarihli arabuluculuk anlaşmazlık son tutanağın bir örneğinin sunulduğu anlaşılmakla HMK 115/3. maddesindeki "dava şartı noksanlığının, mahkemece davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemesi, taraflarca ileri sürülmemesi ve fakat hüküm anında bu noksanlığın giderilmesi halinde başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, davanın usulden reddedilemeyeceği" hükmü uyarınca mahkemece işin esasına girilmesinde usul ve yasaya aykırılık yoktur.

Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, İstanbul Anadolu 17.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında, "08.03.2018 tarihinde imzalanan sözleşme gereği ödenmemiş komisyon bedeli " sebebine dayalı olarak 22.892 TL asıl alacağın tahsili istemiyle 10.10.2018 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.

Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.

Davalı tarafça ödeme emrinin usulsüz olduğu yönünde itirazda bulunulmuş ise de bu hususun şikayet yoluyla icra hukuk mahkemesinde değerlendirilebilecek olmasına ve somut uyumazlıkta bu yönde verilen bir iptal kararının varlığının iddia ve ispat edilmemiş olmasına göre davalının bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 520. maddesi uyarınca; simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı bir sözleşmedir. Simsarlık sözleşmesine kural olarak vekalete ilişkin hükümler uygulanır. Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. Simsarlık sözleşmesi simsar ile sözleşme yapan arasında kurulur. Simsarlık sözleşmesi yapılabilmesi için malikin rıza ve simsara yetki vermesine gerek yoktur. (Yargıtay 13.HD'nin 2013/25697 E- 2013/26145 K. sayılı, 28.10.2013 tarihli kararı) Simsarlık ücretini talep hakkı, hemen simsarlık sözleşmesinin kurulmasıyla doğmaz. TBK.'nın 521. maddesi gereğince simsar ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır. Şu halde simsarın, simsarlık ücretini isteyebilmesi için simsarlık sözleşmesinde sözü edilen taşınmaz satışının simsarın aracılığıyla ve çalışması ile gerçekleşmesi gerekir.

Anılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.02.2020 Tarih, 2017/13-543 Esas ve 2020/64 Karar sayılı ilamında, simsarın ücret alacağının doğumu için şu şartların birlikte gerçekleşmesinin gerektiği tespit edilmiştir:

a) Simsarın aracılık ettiği asıl sözleşmenin iş sahibi (vekâlet veren) ile üçüncü kişi arasında kurulması gerekir. Bu şart, iş sahibinin, kendisine teklif olunan üçüncü kişilerle sözleşme yapmayı sebepsiz olarak reddetmesi hâlinde de gerçekleşmiş sayılmalıdır. Ücret alacağının doğumu için, bu sözleşmenin ifa edilmesi gerekli değildir. Taraflar, asıl akit kurulmamış olsa bile, ücret ödenmesini kararlaştırabilecekleri gibi ücretin, sözleşmenin ifa edilmesi durumunda ödeneceğini de kararlaştırabilirler.

b) Asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. TBK bu şartı, "yaptığı faaliyet sonucunda" sözleriyle ifade etmiştir (m. 521/1). Bu şartın aksi de kararlaştırılabilir.

c) Anılan Kanun’un 523. maddesinde (BK m. 407) düzenlenen ve simsarın ücret ve giderlere ilişkin alacağının kaybı sonucunu doğuracak durumlardan birinin gerçekleşmemesi gerekir. (Yavuz, C.: Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler, 9. Baskı, İstanbul 2011, s. 604 vd).

Taraflar arasında 08.03.2018 tarihli "taşınmaz satımına /kiralanmasına hakkında aracılık sözleşmesi" düzenlenmiş olup, sözleşmenin İstanbul ili Üsküdar ilçesinde bulunan dubleks dairenin satışına aracılığa ilişkin olduğu, sözleşme süresinin 4 ay olduğu, satış bedelinin 970.000 TL, hizmet bedelinin (%2+KDV) 19.400 TL+KDV olduğu, satış bedeline ilişkin kısım üzerinde hizmet bedelinin gerçekleşen satış fiyatı üzerinden alınacağına dair el yazısı ile yazılmış ibare bulunduğu görülmektedir.

Somut olayda taraflar arasındaki sözleşme, aracılık hizmetine ilişkindir. Sözleşmenin 5.3 ve 5.4 maddelerinde davacıya münhasırlık yetkisi veren düzenlemeler yapılmıştır. Sözleşmenin 5.7 maddesinde de sözleşmenin bu maddelerine aykırılık halinde satış bedelinin %2+KDVsine denk düşen 19.400 TL+KDV'nin (22.892TL) cezai şart olarak ödeneceği taahhüt edilmiştir. Taşınmazın, sözleşmenin geçerli olduğu dönemde davacıya haber verilmeden 18.05.2018 tarihinde 400.000 TL bedelle satışının yapıldığı ihtilaf konusu değildir. Ücret alacağının doğumu için taşınmaz satımına ilişkin sözleşmenin kurulması şart olmayıp, davaya konu 08.03.2018 tarihli tellallık sözleşmesinin 5.7. maddesindeki, mülk sahibinin akdin konusu olan taşınmazı davacıyı devre dışı bırakarak üçüncü bir kişiye satması halinde emlak komisyoncusuna satış bedelinin %2+ KDVsine karşılık gelen meblağın ödeneceğine ilişkin düzenleme uyarınca taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli şekilde kurulduğu, davalının satıcı sıfatıyla sözleşme gereğince üstlendiği ücreti ödemekle yükümlü olduğunun kabulü gerekir. Zira taraflar arasındaki sözleşme geçerli şekilde kurulmuş olup, sözleşme geçerli olduğu sürece, taşınmazın satışı hususunda münhasıran davacı simsara yetki verildiği ve bu sürede yapılan satışlar için simsara ücret ödeneceği kararlaştırıldığından, tanık deliline ihtiyaç duyulmadan dahi simsarın ücrete hak kazandığı açıktır. Bu durumda ücretin belirlenmesinde tapuda gösterilen satış değerinin değil, tarafların sözleşmede belirledikleri taşınmaz değerinin esas alınması gerektiği ve sözleşmede davalının akde aykırı davranış hâlinde belirlenen ücret kadar cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığı gözetildiğinde mahkemece simsarlık ücreti olarak kararlaştırılan 22.892 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.

HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:

1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 390,94 TL harcın, alınması gerekli olan 1.563,75 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.172,81 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,

3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 01/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/360, K. 2026/1785, T. 01.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-360-e-2026-1785-k-9967793b7a40