Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/710 E. 2026/1644 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/710
Karar No
2026/1644
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/710 KARAR NO : 2026/1644

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21.12.2023 NUMARASI : 2021/724 Esas - 2023/992 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 16.10.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 16.10.2026

İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.12.2023 tarih 2021/724 Esas 2023/992 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... vekili, davalı ... vekili ve davalı ... A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ...'e ait, davalı ... A.Ş. nezdinde zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunan ....plakalı aracın, davalı ...'ın sevk ve idaresindeyken 14.10.2018 tarihinde direksiyon hakimiyetinin kaybedilmesi sonucu meydana gelen kazada müvekkilinin yaralandığını, ceza dosyasında alınan raporda sürücünün asli ve tam kusurlu bulunduğunu, müvekkilinin kaza nedeniyle çalışamadığını, tedavi ve bakıma ihtiyaç duyduğunu, sürekli güç kaybına uğradığını ve manevi zararının oluştuğunu, sigortacıya başvurulmasına rağmen ödeme yapılmadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 500,00-TL sürekli iş göremezlik, 500,00-TL kazanç kaybı ve 500,00-TL tedavi/bakım gideri olmak üzere 1.500,00-TL maddi tazminatın sürücü ve işleten yönünden kaza, sigortacı yönünden başvuru tarihinden itibaren avans faiziyle davalılardan, 50.000,00-TL manevi tazminatın ise olay tarihinden itibaren faiziyle sigorta şirketi dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 23.11.2023 havale tarihli dilekçesiyle maddi tazminat talebini 462.898,64-TL'ye yükseltmiştir. CEVAP : Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; gerekli sağlık kurulu raporu sunulmadan yapılan başvurunun dava şartını karşılamadığını, sigortalı aracın 29.01.2018-29.01.2019 tarihleri arasında geçerli poliçesinin bulunduğunu ve kişi başına ölüm ve sakatlanma teminatının 360.000,00-TL olduğunu, sorumluluğun kusur ve poliçe limitiyle sınırlı olduğunu, kusurun ve maluliyetin usulüne uygun raporlarla belirlenmesi gerektiğini, TRH-2010 tablosu ve %1,8 teknik faizle hesaplama yapılmasını, geçici iş göremezlik, bakıcı ve tedavi giderlerinin SGK sorumluluğunda bulunduğunu, SGK ödemelerinin araştırılmasını, şirketin temerrüde düşmediğini ve ancak yasal faiz istenebileceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının da kazanın oluşumunda müşterek kusurunun bulunduğunu, müvekkillerinin davacıyı ziyaret ederek kendisine destek amacıyla 3.000,00-TL verdiklerini, davacının bundan memnun olarak dava açmayacağını bildirdiğini, talep edilen tazminatların fahiş olduğunu ve müvekkilleri yönünden yasal faiz uygulanması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, 05.02.2023 tarihli trafik bilirkişisi raporunda sürücünün KTK'nın 53/A ve 52/B hükümlerini ihlal ettiğinin, davacı yayanın, nizami park halindeki diğer aracın veya başkaca bir etkenin kazanın oluşumuna katkısının bulunmadığının belirtildiği, sürücünün %100 kusurlu, davacının kusursuz olduğu, Ege Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalının 15.06.2022 havale tarihli raporunda kaza tarihinde geçerli yönetmeliğe göre engellilik oranının %10,6, iyileşme süresinin 18 ay ve geçici yardım ihtiyacının üç ay olarak belirlendiği, hesap bilirkişisinin kök ve ek raporlarında 37.115,44-TL geçici iş göremezlik, 416.446,20-TL sürekli iş göremezlik, 6.087,00-TL bakım gideri, 1.600,00-TL SGK sorumluluğu dışında kalan belgesiz tedavi gideri ve 1.650,00-TL tedaviyle ilişkili belgeli ulaşım gideri olmak üzere toplam 462.898,64-TL maddi zarar hesaplandığı, davacının talebini bu tutara yükselttiği, sigortacının poliçe limitiyle sorumlu olduğu, kazanın oluş şekli, kusur, yaralanmanın ağırlığı, iyileşme süresi ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetildiğinde 20.000,00-TL manevi tazminatın uygun bulunduğu gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Maddi tazminatın tamamının davalılar ... ve ...'den kaza tarihinden itibaren yasal faiziyle, sürekli iş göremezlik tazminatının 360.000,00-TL'lik kısmının ayrıca davalı sigorta şirketinden poliçe limiti dahilinde 21.05.2019 tarihinden itibaren yasal faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsiline, sigorta şirketi yönünden diğer maddi tazminat taleplerinin reddine, 20.000,00-TL manevi tazminatın sürücü ve işleten davalılardan kaza tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline ve fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davalı ... vekili, Davalı ... vekili ve Davalı ... A.Ş. Vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; sigorta şirketine gerekli sağlık kurulu raporuyla usulüne uygun başvuru yapılmadığından dava şartının gerçekleşmediğini, müvekkilinin kullandığı aracın davacıya çarpmadığını, davacının araçlardan korkup kaçarken bir cisme takılarak düştüğünü, müvekkilinin kusursuz olduğunu, aksi halde de kusurun tamamının kendisine yüklenemeyeceğini, kusur itirazları üzerine ATK'dan rapor alınmadan karar verilmesinin eksik inceleme oluşturduğunu, ekonomik durumu zayıf olan müvekkiline yüksek tazminat yüklenmesinin hatalı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı ... A.Ş. vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; maluliyetin kontrol süresi geçtikten sonra kaza tarihinde geçerli yönetmeliğe göre ATK Üçüncü İhtisas Kurulunca belirlenmesi gerektiğini, üniversite raporuyla yetinilemeyeceğini, hesap raporunun hatalı olduğunu, genel şartlar uyarınca TRH-2010 tablosu ve %1,8 teknik faiz uygulanması gerektiğini, AYM iptal kararının geriye yürümeyeceğini, 18 aylık iyileşme süresinin kesinleştirilmesi için tedaviyi yürüten hekimlerin istirahat veya çalışabilir raporlarının getirtilmesinin gerektiğini, başvuruda ve arabuluculukta gerekli sağlık kurulu raporu sunulmadığından şirketin temerrüde düşmediğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının müşterek kusurunun değerlendirilmediğini ve tek bilirkişi raporuyla tüm kusurun sürücüye yüklendiğini, ATK'dan kusur raporu alınması gerektiğini, Ege Üniversitesi raporundaki 18 aylık iyileşme süresine ve %10,6 engellilik oranına yönelik itirazlarının karşılanmadığını, maluliyetin kaza tarihinde geçerli Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğe göre belirlenmesi gerektiğini, AYM kararının geriye yürümeyeceğini, hatalı tıbbi değerlendirmeye dayalı maddi tazminat hesabının da yanlış olduğunu, maluliyet oranı ve tedavi süresine göre 20.000,00-TL manevi tazminatın fahiş olup davacıyı zenginleştireceğini ve müvekkilini ekonomik olarak zorlayacağını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir. GEREKÇE : Dava, trafik kazası nedeniyle bedensel zarara dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 2918 sayılı KTK'nun 91/1. 85/1. ve 85/son maddeleri ile Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına göre trafik kazası nedeni ile oluşan davacının maddi zararından davalı sigorta şirketi ile işleten sıfatını haiz araç maliki ve sürücünün, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğu amirdir.(Yargıtay HGK'nun 15.6.2011 tarih ve 2011/17-142 E. - 2011/411 K., 17. HD' nın 20/05/2013 tarih ve 2012/8984 E. - 2013/7276 K.) Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının tespiti açısından maluliyetin varlığı ve oranının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmelik hükümlerine göre düzenlenecek sağlık kurulu raporuna göre yapılması gerekmektedir. (Yargıtay 4. HD 20/06/2022 tarih ve 2021/13933 E. 2022/9109 K.) Maluliyete ilişkin alınacak raporlar 11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 tarihi ile 01.06.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 tarihi ile 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine, 20.02.2019 tarihinden sonra da Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. (Yargıtay 4. HD 2021/6445 E. 2021/8550 K. sayılı kararı) 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesi ile zorunlu mali sorumluk sigortasından faydalanmak isteyen hak sahiplerinin dava yoluna gitmeden önce sigortacıya yazılı başvuru yapması gerektiği düzenlenmiş olmakla birlikte, bu başvuru yapılmadan dava yoluna gidilmesi hali dahi HMK'nın 115/2. maddesi gereği tamamlanabilir dava şartı olduğuna göre, başvurunun yapıldığı, ancak eksik ya da usule uygun olmayan belge ile başvurulduğu savunmasının olduğu durumlarda usule uygun olmadığı savunulan belgedeki eksiklik de yargılama aşamasında tamamlanabilecektir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/3042 Esas 2021/1562 Karar sayılı ilamı). Hak sahiplerinin bakiye ömürleri daha önceki yıllarda 1931 tarihli PMF cetvellerine göre saptanmakta ise de gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle TRH 2010 yaşam tablosuna göre bakiye ömür sürelerinin belirlenmesi güncel veriler ve ülkemiz gerçeklerine daha uygun olduğundan tazminat hesaplamasında TRH 2010 yaşam yönteminin kullanılması gerekir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 03.01.2022 tarih ve 2021/9412 Esas - 2022/3622 Karar, 17. Hukuk Dairesi'nin 23.03.2021 tarih ve 2020/6173 Esas - 2021/3121 Karar sayılı ilamları) Aynı şekilde, yeni genel şartlar zamanında düzenlenen poliçelerde yeni genel şartlardaki hesaplama tekniği uygulanamayacağı için tazminat hesabında eski uygulamalardaki gibi progresif rant yönteminin kullanılması ile bilinmeyen devredeki gelirlerin her yıl için %10 artırılıp %10 iskonto edilmesi icap etmektedir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 24.02.2021 tarih ve 2019/3292 Esas 2021/1848 Karar) Manevi tazminat, ne bir ceza ne de gerçek anlamda bir tazminattır. Zarara uğrayan kişinin çektiği acıyı, duyduğu elem ve üzüntüyü bir nebze olsa da dindiren, zarara uğratan olay nedeniyle oluşan ruhsal tahribatı onarmaya yarayan bir araçtır. Manevi tazminatın kapsam ve miktarını takdir hakkı kural olarak hakime aittir. Hakim, manevi tazminatı hak ve nesafete uygun olarak belirlemeli, bu belirlemede hukuk kurallarının yanında tarafların sosyal durumu, ekonomik ve sosyal yapısı ile özellikle de somut olayın koşullarını gözetmelidir. Manevi tazminat olarak takdir edilecek tutar manevi acıları kısmen de olsa gidermesinin yanında kamuoyu ve sosyal vicdanda da kabul görmeli ve zarar gören açısından da bir zenginleşme aracı olmamalıdır. (Yargıtay İBK 22/06/1966 tarih ve 1966/7 E. - 1966/7 K. sayılı ilamı) Davalılar ... ve ... vekillerinin kusur durumuna yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde; İzmir 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/923 Esas sayılı ceza yargılaması dosyasına sunulan kusur raporu ile kaza tespit tutanağında da davalı sürücünün asli kusurlu, davacının kusursuz kabul edildiği, hukuk yargılamasında alınan 05.02.2023 tarihli trafik bilirkişisi raporunda sürücünün KTK'nın 53/A ve 52/B hükümlerini ihlal ettiği, davacı yayanın kazaya katkı sağlayan kurallara aykırı davranışının bulunmadığının açıklandığı, mevcut tespitlerin birbiriyle uyumlu olduğu, davacının yaralanmasının sürücünün kontrolsüz araç hareketinden kaynaklandığı, davalı sürücünün davacıya doğrudan çarpmadığı ve davacının kaçarken düştüğü yönündeki savunmanın somut olayda sürücünün kusurunu ve zarar ile olay arasındaki illiyet bağını ortadan kaldırmadığı, bir bütün halinde tüm aşamalarda davacının kusurunu gösteren somut bir delil bulunmadığı gözetildiğinde, sürücünün %100 kusurlu, davacının kusursuz kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı ve kusur raporu dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli olduğundan ayrıca yeniden kusur raporu alınmasını gerektiren bir eksiklik bulunmadığı değerlendirilmekle bu yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Davalı vekillerinin maluliyet raporuna ve uygulanan yönetmeliğe yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde; kazanın 14.10.2018 tarihinde meydana geldiği, bu tarih itibariyle Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerinin uygulanması gerektiği, Ege Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalının 15.06.2022 havale tarihli raporunun da bu yönetmelik esas alınarak düzenlendiği, sağ uyluk ve baldırdaki atrofi ile alt ekstremitelerdeki uzunluk farkının değerlendirilmesi ve Balthazard formülünün uygulanması suretiyle engellilik oranının %10,6 olarak belirlendiği, maluliyet ile dava konusu trafik kazası arasında illiyet bağının bulunduğu, yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca üniversite hastanelerinin adli tıp anabilim dallarınca usulüne uygun düzenlenen raporların hükme esas alınabileceği, maluliyetin yalnız ATK tarafından belirlenmesi gerektiği yönündeki itirazın yerinde olmadığı, kaza tarihinde yürürlükte bulunan yönetmeliğe göre alınan rapordaki oranı değiştirecek somut tıbbi bir bulgu gösterilmediğinden yeniden rapor alınmaması yönündeki ilk derece mahkemesi takdirinin yerinde olduğu anlaşılmakla aksi yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Davalı ... vekilinin iyileşme süresine ilişkin istinaf itirazının incelenmesinde; üniversite adli tıp kurulunca kazaya bağlı yaralanmaların niteliği değerlendirilerek tıbbi iyileşme süresinin 18 ay olarak kabulünün uygun bulunduğu, raporda varsa tedaviyi yürüten hekimlerce düzenlenen istirahat veya çalışabilir raporlarının esas alınabileceğinin belirtilmesinin tek başına tıbbi değerlendirmeyi hükümsüz kılmadığı, bu süreyi değiştirecek somut tıbbi bir bulgu gösterilmediği gözetildiğinde, mevcut rapora göre geçici iş göremezlik zararının hesaplanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı sigorta şirketi yönünden ise geçici iş göremezlik talebi reddedilmiş ve şirket yalnız poliçe limiti dahilindeki sürekli iş göremezlik tazminatından sorumlu tutulmuş olduğundan, geçici iş göremezlik süresine ilişkin itirazın şirket aleyhine sonuç doğurmadığı gözetilerek bu yöndeki istinaf itirazlarının da reddi gerekmiştir. Yazılı başvuru şartının yerine getirilmediğine ve temerrüt tarihine ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesinde; davacı vekilince 09.05.2019 tarihinde e-posta yoluyla sigorta şirketine başvurulduğu, sigortacı nezdinde hasar dosyası oluşturulduğu, buna rağmen ödeme yapılmadığı, başvuru belgelerinde bulunduğu ileri sürülen eksikliklerin yargılama sırasında tamamlanabilmesi mümkün olup, dava öncesi başvurunun yapıldığı ve yargılama sırasında kaza tarihinde geçerli yönetmeliğe göre maluliyet raporunun alındığı gözetildiğinde, başvuru evrakında eksiklik bulunmasının dava şartı ve temerrüt açısından noksanlık oluşturmadığı, başvuru üzerine yasal ödeme süresi içerisinde ödeme yapmayan davalı sigorta şirketi yönünden 21.05.2019 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gözetilerek bu yöndeki istinaf itirazının da reddi gerekmiştir. Davalı sigorta şirketi vekilinin genel şartlar uyarınca %1,8 teknik faiz uygulanması ve AYM iptal kararının geriye yürümemesi gerektiğine yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde; tazminat hesabının TRH-2010 yaşam tablosu ve progresif rant yöntemine göre yapılmasının yerleşik Yargıtay uygulamasına uygun olduğu, uyuşmazlığın henüz kesinleşmediği ve zarar hesabında uygulanacak kuralların bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği, genel şartlardaki %1,8 teknik faiz yönteminin uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmadığı, somut olayda hükme esas alınan hesaplamanın TRH-2010 yaşam tablosu ve progresif rant yöntemiyle yapılmış olması karşısında belirtilen yöntemin dışında rapor aldırılmasına yönelik istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir. Davalılar ... ve ... vekillerinin tazminat miktarına, özellikle manevi tazminatın yüksek olduğuna ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesinde; kazanın oluş şekli, davalı sürücünün tam kusuru, davacının %10,6 oranındaki maluliyeti, 18 aylık iyileşme süresi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile olayın meydana geldiği tarihteki ekonomik koşullar birlikte gözetildiğinde, davacı yararına hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı kazanın oluş şekli, kusur dağılımı, kaza tarihi, sosyal ve ekonomik koşullar, zararın ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi dikkate alındığında makul ve ılımlı bulunmuş, bu nedenle davalılar vekillerinin aksi yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Bu durumda, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları delillere göre, hükme esas alınan bilirkişi raporlarındaki tespit ve değerlendirmelerin dosya kapsamına uygun olmasına, kusur dağılımını değiştirecek nitelikte somut bir delil bulunmamasına, maluliyet raporunun kaza tarihinde yürürlükte bulunan yönetmeliğe göre düzenlenmiş ve hükme esas alınmaya yeterli olmasına, kazayla maluliyet arasında illiyet bağının bulunmasına, yazılı başvuru şartının yerine getirilmiş olmasına, tazminat hesabının TRH-2010 yaşam tablosu ve progresif rant yöntemine göre yapılmasına, faiz başlangıcı ile manevi tazminat miktarına yönelik itirazların yerinde bulunmamasına, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı ... vekili, davalı ... vekili ve davalı ... A.Ş. vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı ... yönünden istinaf karar harcı olan 32.986,77 TL'den peşin alınan 8.246,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 24.740,07 TL harcın bu davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davalı ... yönünden istinaf karar harcı olan 32.986,77 TL'den peşin alınan 8.246,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 24.740,07 TL harcın bu davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Davalı ... A.Ş.yönünden istinaf karar harcı olan 24.591,60 TL'den peşin alınan 6.056,83 TL'nin mahsubu ile bakiye 18.534,77 TL harcın bu davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf başvurusu nedeniyle davalılar tarafından yapılan giderlerin kendi üzerlerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 16.10.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/710, K. 2026/1644, T. 16.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-710-e-2026-1644-k-b77635c6d8b8