Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/2219 E. 2026/1054 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/2219
- Karar No
- 2026/1054
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/2219 Esas
KARAR NO : 2026/1054 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2017/1069 Esas - 2023/284 Karar
TARİHİ: 06/04/2023
DAVA: Tazminat (Hisse Devir Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 21/05/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalılardan ... ve ...'ın dava dışı ... ile birlikte 2010 yılında ... .... Tic. Ltd. Şti'yi kurduklarını, ...'nın ise, 2013 yılında Türkiye'de ...... Limited Şirketini kurduklarını, davacı ve bu üç davalının bir grup olarak çalışmaya başladıklarını; büyük bir tersane olan Çelik Tekne Tersanesini aldıklarını, yüzer havuzlu taşınmazlar aldıklarını, bunlara yatırım yaptıklarını; daha sonra yaptıkları görüşmelerle ... ... Şirketinin ortaklarının Kuzeystar ... Şirketine davalı ...'in ise ... Şirketine ortak olduğunu; bu şekilde müvekkilinin ... şirketinde %15,5, ... Şirketinde ise %23 hisse sahibi olduğunu; davalı ...'ın aynı zamanda her iki şirketinde tek yetkilisi olarak seçildiğini; bir müddet tarafların birlikte ticarete devam ettiklerini ancak daha sonra ...'ın davacıya " ben şirketlerden ayrılıyorum, bu şirketler bitmek üzere, taşeronlara paralarını ödeyemiyoruz, onlar şirketi basıyorlar, şirketlerin bir civata alacak parası dahi yok. Ben bu nedenle bir başka şirkete geçiyorum " dediğini; bunun üzerine kendisinin de kaygıya kapıldığını, davacı ve davalı ortaklar arasında toplantılar yapılmaya başladığını, bu toplantılarda davalı ...'in muvazaalı kavga ettiklerini, davacıya şirketin durumuyla ilgili yanlış bilgi verildiğini, gerçeği yansıtmayan belge ve bilançolar sunulmak üzere şirketin mali durumu hakkında davacının kandırıldığını; yaratılan bu durum sonunda davacının her iki şirketteki hissesini 2.400.000 USD karşılığında davalı ...'a devretmeye razı ettiklerini, bunu yaparken kendilerinin de hisselerini üçüncü şahıslara devredeceklerini bildirdiklerini, oysa müvekkili tarafından yapılan hisse devrinden sonra davalı ortakların kendi hisselerini devretmeyip, şirket ortağı olmaya devam ettiklerini; davacının durumu araştırdığında davalıların davranışlarının tamamen planlanmış bir mizansen olduğunu öğrendiğini, devrettiği hisselerin bedelinin esasen devir parasının 4 katı fazla olduğunu belirlediğini; davalıların şirketin tahsil ettiği alacaklarını kendi şahsi hesaplarına ya da üçüncü kişilerin şahsi hesaplarına yatırarak şirketin mali durumunu davacıya farklı gösterip, mizansen konuşma ve davranışlarla da kandırmak suretiyle hisse devrini sağladıklarını, tüm davalıların el ve iş birliği ile müvekkilinin zararına neden olduklarını; zaten satış parası karşılığında verilen çeklerin dahi şirketin çekleri olduğunu, şirketin bu çekleri ...'a verilip ...'ın cirosuyla da kendisine ciro edildiğini, kendisini kandıran davalıları savcılığa şikayet ettiğini ancak yapılan tahkikat sonunda KYOK kararı verildiğini, karara karşı yazılı emir yoluna başvurduklarını belirterek; davalıların el ve iş birliği halinde davacıyı kandırmaları sonunda davacının oluşan zararının tespitiyle davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiş, fazlaya dair haklarını saklı tutarak 100.000,00 TL zararın şimdilik devir tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep etmiş;
Bilahare alınan bilirkişi raporundan sonra harç tamamlama suretiyle talebini 1.024.894,44 TL'ye yükseltip, harcı tamamlamış; bilahare davanın tamamen ıslahı yoluyla terditli talepte bulunmuş, öncelikle almış bulunduğu hisse bedel parasının iadesine hazır olduğunu, iade karşılığında hisselerin yeniden kendi adına tesciline karar verilmesini, bu talebi kabul edilmezse 1.024.894,44 TL zararının tahsiline karar verilmesini talep ve dava ettiğini bildirmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tarafların davacının anlattığı şekilde bir araya geldiklerini, bu şekilde müvekkilinin ... ... Şirketine (bilahare limited şirketken anonim şirket olan) davacı ve ... şirketinin ortaklarının ise, müvekkiline ait ...... Şirketine ortak olduklarını; birlikte faaliyet göstermeye başladıklarını, ... şirketinin ... kiracısı olduğunu ancak ... sahibi olan şirketin borçlarından dolayı tersanenin icra yoluyla ihaleye girdiğini, davadaki taraflarında ihaleye girip, tersaneyi ihalede aldıklarını ancak üçüncü kişiler tarafından ihalenin feshi talep edilince ihalenin kesinleşmediğini; bu esnada davacının "duyum aldım ihale fesih edilecek" diye konuşmaya başladığını, bu nedenle korktuğunu, şirketlerden çıkmak istediğini, hatta şirketlerden çıkma konusunda ... ve ...'ı da ikna etmeye çalıştığını, onları kışkırttığını; dolayısıyla davacı hisselerinin devrinde davalı müvekkillerinin herhangi bir etkisi ya da katkısı bulunmadığını; mizansen yoluyla onu kandırmadıklarını, tam tersine davacının gelişen olaylardan dolayı zarar edeceğinden korkup şirketten çıkmak istediğini; çıkma bedelini de kendisinin belirlediğini, davacının her iki şirketteki hissesinin ... tarafından satın alındığını, bedelinin ödendiğini, davacının kesinlikle aldatılmadığını, yanıltılmadığını, davacının teyzesinin oğlu olan ... ...'ın davacının isteği ile ... şirketine muhasebeci alındığını, davacı hisselerini devretmeden 4 ay önce ...'ın işten çıktığını; şirketlerin muhasebesini bildiğinden dolayı davacının şirketlerin mali durumunu bilmemesinin mümkün olmadığını; kaldı ki, davacı şirket hisselerini devretmeden iki ay evvel kredi çekildiğini, bankaların kredi vermeden önce şirketlerin mali durumunu incelediklerini, davacının iddia ettiği gibi kayden şirketler batık gözükseydi bankadan kredi almalarının mümkün bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuş, ayrıca davacı tarafın gerçekleştirdiği ıslahlarında hukuken kabul edilebilir olmadığını, geçersiz olduklarını, bu nedenle de davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 06/04/2023 tarih ve 2017/1069 Esas - 2023/284 Karar sayılı kararında;
".......Diğer geminin olan ... gemisi hakkında da üç adet fatura bulunduğu, bu faturaların 31/01/2016 tarihli olanının 1.000 USD, 29/02/2016 tarihli olanının 500.000 USD, 15/03/2016 tarihli olanının 340.000 USD bedelli olduğu, bu geminin de tamir işlemi için 29/04/2014'te Tuzla tersanesine girdiği, dolayısıyla tamir işlemine devirden önce başladığı, geminin tamirden sonra Tuzla Tersanesinden 14/03/2016'da çıktığı, her ne kadar çıkış tarihi devirden sonra ise de, devirden çok önce tamir işlemi başladığı değerlendirildiğinde davacının bu gemi yönünden de şirketteki %23 hissesi çerçevesinde 1.840.000 USD olan tamir bedelinden yararlanacağı; böylece her iki geminin tamir bedeli olan toplam 2.160.000 USD'nin devir tarihindeki TL karşılığının 6.331.176,00 TL olduğu; bu bedele hak kazanılmasına veya en az ikinci gemi yönünden tamir sonrasında hak kazanılacağı saklanılarak davacının bu tamir bedellerinden habersiz bir şekilde devri yapmasından ötürü davacının toplam 6.331.176,00 TL tamir bedelinden bu şirketteki hissesi olan %23'e isabet eden 1.456.170,48 TL yönünden kandırıldığı; bu miktar zararının doğup hüküm altına alınması gerektiği kanaati oluşmuş;
Bu kanaat çerçevesinde, yapılacak hesaplama basit bir hesaplama niteliğinde bulunduğundan devir tarihindeki TL / Dolar paradisesi bilindiği ve davacının da bu şirketteki hissesi bilindiğinden dolayı mahkememizce basit bir hesaplamayla 1.456.170,48 TL'ye ulaşılmış;
Söz konusu bu bedelden hangi davalıların sorumlu olacağı hususuna gelindiğinde, dinlenen taraf tanıkları ağırlıklı beyanlarından ve mevcut duruma nazaran davalı ...'ın hisseleri devir alan ve bilahare çok kısa süre sonra ...'a devreden şahıs olarak; söz konusu tamir bedellerinin saklanmasından dolayı en azından düşük bedelle hisse devraldığı, bu nedenle haksız yere kar ettiği, diğer davalıların ise, her iki şirkette de ortak oldukları, söz konusu tamir durumunu bilmemelerinin mümkün olmadığı; kaldı ki, tanık beyanlarına nazaran da tüm davalıların birlikte hareket ettikleri, toplantılar yaptıkları, mali durumu uzun uzun tartıştıkları ve bu tartışmaların şirket kayıtları üzerinden gerçekleşip, davalılar tarafından bilinen tamir olayının ve tamirden gelecek paraların davacıdan saklandığı, kayıtlara nazaran devrin gerçekleştiği kanaati oluştuğundan söz konusu zarardan tüm davalılar müteselsilen sorumlu tutulmuş, ancak davacının talebinin öncelikle hisse devirlerinin iptaline ilişkin olduğu, şirket kayıtlarına göre her iki şirketin devir anındaki rayiç bedellerinin %87'si karşılığında satışın gerçekleştiği, gabin olayının söz konusu olmadığı, sadece tamirden düşen / düşecek paranın saklandığı, bu nedenle hisse iptalinin adaletli bir çözüm olmayacağı; davacının amacının hisselerinin rayiç bedel karşılığında devretmek olduğu için artık dosyaya yansıdığı kadarıyla devirden sonra değerleri yükselen şirket hisselerinin iptali yoluyla davacıya amacını aşacak şekilde bir fayda sağlanamayacağı; sadece davacının hisse devirlerinden dolayı oluşan zararının karşılanması gerektiği, söz konusu bu zararın tamir bedelleri hariç şirket hisselerinin rayiç değeriyle gerçekleşen satış değerleri arasındaki 1.024.894,44 TL olmadığı, bunu aşacak şekilde 1.456.070,48 TL olduğu ancak davacının zarara ilişkin maddi talebi fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 1.024.894,44 TL olarak belirtilip, bunun harcı karşılandığından; 28/06/2021 tarihli dilekçeyle gerçekleşen harç tamamlama işleminde 3.605.000,00 TL yönünden toplam harç tamamlanmış ise de bunun hisse devirlerinin iptali halinde gerçekleşecek durum için yapıldığı kabul edilerek davacının maddi tazminat yönünden 1.024.894,44 TL'lik talebi kabul edilmiş, fazlaya ilişkin kısım yönünden dava hakkı saklı tutulmuş, aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur.
Davacının hisse devirlerinin iptali talebi ile tazminat talebi terditli olarak gösterildiğinden ve terditli taleplerinden biri kabul edildiğinden reddedilen öncelik talebi açısından davalı lehine herhangi bir vekalet ücreti taktiri yoluna gidilmemiştir." gerekçesi ile,
''Davacının terditli olan taleplerinden öncelikli olan... ANONİM ŞİRKETİ ve ... ANONİM ŞİRKETLERİNDEKİ devir ettiği hisselerin kendisine iadesiyle ilgili talebinin REDDİNE,
Davacının diğer terditli talebi olan tazminat talebi yönünden talebinin KABULÜ İLE;
1.024.894,44 TL'nin 17/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle davalılardan müteselsilen tahsiline, davacıya verilmesine,
Davacının 431.276,04 TL yönünden fazlaya dair dava haklarını saklı tutulmasına,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilin 2015 yılına kadar ... ... Anonim Şirketi'nde %23 ve ... ... Limited Şirketi'nde ise %15,5 pay sahibi durumunda olduğunu, 2015 yılında ise mezkur şirketlerin diğer ortakları tarafından ileri sürülen asılsız ve salt aldatmaya yönelik beyanlar sonucu müvekkilin hisselerini değerinin çok altında bedeller karşılığında devretmek zorunda kaldığını,
müvekkilin devrettiği hisselerin iptali ile müvekkil adına tescili, bunun mümkün olmaması halinde ise eksik hesaplanan tazminatın yeniden belirlenmesi gerektiğini,
Her iki şirket hisselerinin devri hususunda İstanbul Anadolu 7. İş Mahkemesi 2017/1069 E. Sayılı dosyada mübrez 02.09.2020 tarihli bilirkişi raporunda hisse devri ile ilgili sözleşme tarihinin 17.12.2015 olduğu, hisse devir işleminin pay defterine kayıt tarihinin ise 01.12.2015 olduğunun vurgulandığını, müvekkilin imzasını da içermediğini, pay defterinde devre ilişkin müvekkile ait imzaların daha önceden yapılan işlemler için atılmış imzalar olduğunu, bu anlamda farklı hususlar için atılmış, eski tarihli imzaların hisse payı devrine ilişkin kararda kullanılmasının hukuki geçerliliği olmadığını, anonim şirkette hisse devrinin, şirkete karşı hüküm ifade etmesi için, pay defterine kaydedilmesi gerektiğini, gerek devrin gerçekleştiği tarihten önce pay defterine kaydedilmesi, gerekse bu kaydın müvekkilin güncel ve geçerli imzasını içermemesinin hisse devri işleminin geçerli olması için şart olan pay defterine kaydın usulsüz yapıldığını gösterdiğini, bu anlamda usulsüz kaydın hisse devri işlemini de geçeriz kılacağını,
Müvekkilce devredilen hisse senetlerinin nama yazılı senet olduğunu, bu sebeple devir, ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile gerçekleşeceğini, ayrıca ihraç edilen hisseler için TTK 557. maddede pay senedinin içerdiği hakkın senede bağlı olduğu ve senetsiz devredilemeyeceğinin düzenlendiğini, ihraç edilmeyen pay senetleri hususunda anonim şirketlerde, nama veya hamiline yazılı senet ihraç edilmediğinde pay imzalarının; noter tarafından tasdik edilmiş devir sözleşmesi ile devre muvafakat edildiğini gösteren yönetim kurulu kararının, noter tasdikli örneğinin ticaret sicil memurluklarına verildiği hallerde geçerlilik kazanacağını, anonim şirkette nama yazılı bir hisse devrinin somut olaydaki gibi adi yazılı şekilde devredilebilmesi için; mezkur senedin ihraç edilmiş olması gerektiğini, oysa ki müvekkilce devredilen senetlerin ihraç edilmemiş olan, genelgeye göre noter onaylı devir sözleşmesi ile devredilmesi gereken senetler olduğunu, müvekkil tarafından devredilen hisselerin resmi şekil şartına da uymadığını, pay defterine de geçerli olarak kaydedilmediğini, buna rağmen hisse devrini geçerli kabul etmenin mümkün olmadığını, ayrıca hisselerin adi yazılı şekilde devredilmesin, henüz ortada hisse devri yokken pay defterine kaydedilmesi ve devir gerçekleştikten kısa bir süre sonra ortaklardan ...'a devredilmesi hususlarının mezkur devrin rasyonel olmadığını ve muvazaa içerdiğini ortaya koyduğunu, ortakların işbirliği içerisinde müvekkili şirketlerin borca batık olduğuna ve bir an önce hisselerini devretmezse canının dahi tehlikede olacağına, hatta müvekkil dışındaki tüm ortakların bu ciddi durum karşısında hisselerini devrettiğine inandırdığını, müvekkile hisselerini ...'a satmasını söylediklerini, acele bir şekilde ...'a rayiç bedelin altında satılan hisseleri devralarak amaçlarına ulaştıklarını, TBK 36. maddesine göre taraflardan birinin diğerini aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeye bağlı olmayacağını, yerel mahkemenin müvekkilin aldatılan olduğunu kabul etmesine rağmen TBK'nın emredici hükmü ile tanınan iptal hattını tanımanın adaletli bir çözüm olmayacağını ifade ettiğini, ancak gerekçe olarak herhangi bir kanun maddesine atıfta bulunmadığını, aldatma kurumunun gerçekleştiği somut olayda yanılma kurumuna ilişkin maddeleri kıyasen uyguladığını, mahkemenin aldatanın menfaatini korumaya çalışmasının hukuk düzeninde yeri olmadığını,
Bir an için hisse devirlerinin iptali taleplerinin kabul edilemeyeceği ve mahkemenin hükmettiği gibi tazminat ile eksik devir bedeline hükmedilmesi gerektiği düşünülse dahi hükmedilen tazminatın eksik hesaplandığını, yargılama boyunca müvekkilin zararının ne denli büyük olduğunun somut olgular ile ortaya konulduğunu, buna rağmen müvekkilin zararını karşılayamayacak miktarda tazminata hükmedildiğini, gerekçeli kararda müvekkilin hisselerini 7.034.640,00 TL'ye devrettiği, hisselerin rayiç bedelinin 8.059.534,44 TL olduğu; aradaki farkın pazarlık payı olarak düşünülebileceği ve dolayısıyla müvekkilin herhangi bir zararının olmadığına hükmedildiğini, oysa ki Türk Loydu'na yaptırılan değerlendirme sonucu hazırlanan 28.10.2014 tarihli raporda sadece torlak havuzun değerinin dahi 8.500.000,00 USD olarak hesaplandığını, bu husus ve raporun taraflarınca mahkemeye sunulduğunu ancak mahkemece dikkate alınmadığını, hisselerin rayiç bedeli hususunda eksik araştırma ve inceleme yapıldığını,
Dosyada mübrez 02.09.2020 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu şirketlere ilişkin yevmiye, kebir, envanter defterlerinin incelendiğinin belirtildiğini, fakat şirket defterlerinin sadece bir kısmının dosyaya sunulduğunu, incelendiği belirtilen defterlerin dosyaya ibraz edilmediğini, bilirkişi raporunda bu belgelerin incelendiği beyanının eksik incelemeye dayandığını, nitekim bilirkişi raporuna konu olan belgeleri inceleme hakları da göz önüne alındığında bilirkişilerin sözde incelediği defterlerin rapor ekinde sunulmadığını, böylelikle taraflarınca incelenmesinin önüne geçildiğini, işbu hususun bilirkişi incelemesinin eksik, yüzeysel ve dayanaksız yapıldığını gösterdiğini, mahkemenin bu şekilde hazırlanmış rapora dayanarak hüküm kurması ve itirazlarını göz ardı ederek bir delile dayalı sonuca varmasının hatalı olduğunu,
Geçici hukuki korumanın usul hukukunun amaçlarının sağlanmasının sağlıklı ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi açısından oldukça önemli olduğunu, geçici hukuki korumanın zayıf tarafın korunmasına hizmet ettiğini, hukuk sisteminin menfaat dengesini güçsüzlerin korunması ile sağlanacağını, ihtiyati tedbirin geçici hukuki korumanın bir türü olduğunu, nitekim ihtiyati tedbir ile yargılama sırasında ve öncesinde henüz kesin hukuki koruma gerçekleşmediğinden bu süreçte meydana gelebilecek telafisi güç zararların önüne geçilmesinin amaçlandığını, ihtiyati tedbir kurumunun 6100 sayılı HMK m. 389 – 399 hükümleri arasında düzenlendiğini, buna göre asıl olanın tedbire esas bir hakkın bulunması + bir ihtiyati tedbir sebebinin varlığı olduğunu, davalıların hileli davranışları ile eylem birliği içerisinde müvekkilin irade sakatlığına sebep olduğunu, yaptıkları hile sonucu müvekkile ait hisselerin oldukça düşük bir bedel ile önce ...'a satışının sağladığını, akabinde hisseleri ...'dan devralarak nihai amaçlarına ulaştıklarını, bu anlamda müvekkil iptal hakkını kullanmakta olduğundan, yapılacak istinaf incelemesi sonucunda hisse devirlerini iptali ve hisselerin müvekkile devrine yönelik bir hakkının ortaya çıkacağını, nitekim bu yönde bir hüküm tesis edilmediğinden gerekçeli kararın hukuka aykırı olduğunu,
İhtiyati tedbire hükmedilmesi için mutlaka bir tehlikenin veya zararın doğmuş veya halen var olmasının aranmayacağını, dava konusu hak ve şey bakımından ortaya çıkacak tehlike ve zararın önlenmesi için de her türlü tedbire karar verilebileceğini, somut olayda; davalıların müvekkilin hisselerini ele geçirmek için pay defterine usule aykırı kayıt yaparak, hatta bu hususta müvekkile haber dahi vermeden bir genel kurul toplantısı gerçekleştirerek, müvekkili şirketin battığı hususunda inandırıp hisselerini işbirliği içerisinde oldukları diğer davalıya devretmesini sağlayarak ve en sonunda bu kişiden hisseleri devralarak kötü niyetli olduklarını ortaya koyduklarını, tüm bu planlı ve hileli eylem birliğinin işbu yargılama sırasında da kötü niyetli fiillerin gerçekleşebileceğini ve hatta belgede sahtecilik dahi yapmayı alışkanlık haline getiren davalıların bu sefer de hisse senetlerinin müvekkile devrini engellemek için elden çıkarabileceklerini, gerçekleşmesi yüksek ihtimal olan, müvekkile devri talep edilen hisselerinin 3. şahıslara kötü niyetle intikal etmesinin müvekkil açısından telafisi güç ve imkansız zararlara sebebiyet vereceğini, nitekim devri talep edilen hisselerin günümüzdeki değerinin oldukça yüksek olduğunu, bu sebeple müvekkilin bu hisselere kavuşamaması halinde zararının oldukça büyük olacağını, bunun yanında hisselerin 3. kişilere devredilmesi halinde müvekkilin haklarını, bu kişilerin iyi niyetli olması halinde hiç ileri süremeyeceğini, kötü niyetli olması halinde ise bu durumu ispatlaması ve tekrar kanun yoluna başvurması gerekeceğini ve müvekkilin hakkına kavuşmasının oldukça zorlaşacağını, her ihtimalde müvekkilin ciddi ölçüde önemli bir zarara uğrayacağını, bu nedenle ihtiyati tedbire hükmedilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALILAR VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; davacı tarafın hisse devrinin iptali talebine ilişkin yerel mahkeme kararının gerekçesinin eksik olduğunu, davacının başından beri dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu edilmesine yasal açıdan olanak bulunmadığını, davacının ikinci kez ıslah hakkını kullandığını, ancak bir dava tahtında ikinci kez ıslah hakkının ileri sürülmesinin hukuken mümkün olmadığını, huzurdaki davanın TBK m. 39/f.2 ve ...sorumluluğu sebebine dayanılarak ve tazminat talepli olarak açıldığını, yani davacının davada hisse devrini kabul ettiğini, devir nedeniyle uğranılan zararın tazminini talep ettiğini, davacının taraflar arasındaki sözleşme ile bağlı olmadığını, sözleşmeden döndüğüne ilişkin herhangi bir beyan ve talebi bulunmadığını, ancak ıslah dilekçesi ile hisse devrinin geçersiz olduğundan bahisle hisselerin adına tesciline karar verilmesi şeklindeki dava konusu edilmeyen bir talebi davaya dahil ettiğini ve tazminat davası olarak açılan davasını tespit davası olarak değiştirdiğini, davacının ıslah talebinin kötü niyetli olduğunu, ayrıca ıslah taleplerinin hak düşürücü süre ile sakatlandığını, davacının iptal hakkını 2016 yılının Nisan ayı başlarında davalı müvekkillere bildirmiş olduğunu, söz konusu bildirime karşılık olumsuz cevapları neticesinde de aynı zamanda suç olduğunu iddia ettiği eylemleri hakkında 29/04/2016 tarihinde suç duyurusunda bulunulmuş olduğundan bahisle TBK m39 anlamında 1 yıllık süre içerisinde iptal hakkının kullanılmış olduğunu iddia ettiğini, ancak bu iddianın kabulünün mümkün olmadığını, zira davacının da esasen usule aykırı olarak yapılan ıslah dilekçesindeki taleplerinin hak düşürücü süre ile sakatlandığının farkında olarak söz konusu savunmayı yapma gerekliliği duyduğunu, ancak davacı tarafından dayanılmakta olan TBK m.39 ile irade bozukluğunun varlığı halinde işbu irade bozukluğunun açıkça öğrenilmesinden itibaren 1 yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığının bildirilmemesi veya verdiği şeyi geri istememesi halinde sözleşmeyi kabul etmiş sayılacağının düzenlendiğini, davacının en başından beri sözleşme ile bağlı olmadığına yahut hisse senetlerinin tarafına iade edilmesine yönelik irade beyanında bulunmadığını, davacının sözleşmeden dönme iradesi göstermediğini, sözleşmeyi geçerli kabul ederek zararın tazmini yolunu seçtiğini, tek başına suç duyurusunda bulunulmuş olmasının sözleşmeden dönme iradesini göstermek için yeterli olmayacağını, hisse devir işleminin geçersiz olduğu iddiasının da kötü niyetli olduğunu,
Hisse devir işlemlerinin usul ve yasaya uygun olduğunu, 6102 sayılı TTK m. 490 uyarınca nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceğini, devrin ancak kanundan kaynaklanan bir nedenle veya esas sözleşmeye konulacak hükümle sınırlandırılabileceğini, aksi halde herhangi bir sınırlamaya bağlı olmaksızın nama yazılı payların devredilebileceğini, somut olayda hisse devir işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu,
Davacının terditli taleplerinin hukuki sebeplerine göre değerlendirilmesi gerektiğini, dolayısıyla terditli davanın usulüne uygun açılmış olduğunun kabulü halinde davacının hisse devir işleminin iptali ile adına tescili talebinin TTK m. 490 anlamında kabulünün mümkün olmadığını,
Davacı tarafın aldatmaya maruz kalıp kalmadığı ve hisse devir iradesinin fesada uğrayıp uğramadığı hakkında somut olayın şartları gereğince davacının irade sakatlığı iddiasının reddinin gerektiğini, davacının şirketteki konumu ve hakları dikkate alındığında aldatma halinin söz konusu olamayacağını,
Davacının şirketlerdeki hisselerinin rayicine göre oldukça düşük bedelle elinden alındığını iddia ettiğini, ancak davacı tarafa hisse değerlerinin üzerinde bir bedel ödendiğini, zira davacı tarafın kendisine yapılan ilk teklifi kabul etmediğini, bunun üzerine kendisinin bir hesaplama yaptığını ve hisselerini kendi belirlediği fiyat üzerinden sattığını, ayrıca davacı tarafın 16/12/2015 tarihli hisse devri protokolünde çeklerin teslim tarihine ilişkin bozucu nitelikte bir şerh düşüldüğünü, Somut olayda davacının iradesini sakatlayan herhangi bir işlem bulunmadığını, varlığının kabulü halinde dahi davacının kendisine kanunen tanınan haklar kapsamında bu hususları açıklatabilecek ve aydınlığa kavuşturabilecek yetkiye sahip olduğunu, dolayısıyla davacının iddialarının gerçeğe aykırı olduğunu, nitekim yerel mahkemece de bu noktada şirketlerin rayiç bedelleri ile hisse satış bedelleri arasındaki farkın ticari pazarlık kapsamında kalacağı ve gabin yahut herhangi bir aldatma eylemi olmadığının ifade edildiğini, ancak mahkemece ...gemilerine ilişkin hatalı çıkarımlara varıldığını, zira bu hususun hem muhasip hem de teknik bilirkişi gerektiren bir husus olduğunu, davacı tarafın konu gemilere ilişkin kesilen faturaların muhasebeleştirilmesine ve şirketlerin aktiflerine eklenmediğine ilişkin itirazlarının teknik olarak mesnetsiz olduğunun dosya alınan bilirkişi ek raporu ile sübuta erdiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa re'sen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Davacı dava dilekçesi ile, davacının ... ve ... Şirketlerindeki hisselerinin davalıların el ve iş birliği halinde davacıyı kandırmaları sonunda satması nedeniyle davacının oluşan zararının tespitiyle davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili 19.11.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) m. 176 ve devamı hükümleri uyarınca davayı kısmen ıslah ederek “Terditli Dava” haline getirmiş olduklarını beyan ederek hisse devir işlemlerinin iptali ile Davacı adına hükmen tesciline, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak zarar bedeli olarak şimdilik 100.00-TL'nin Davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 28.06.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile; davayı HMK. 176 ve devamı maddeleri ile HMK m. 180 uyarınca tamamen ıslah ederek “Terditli Dava” haline getirmiş olduklarını beyan ederek hisse devir işlemlerinin iptali ile Davacı adına hükmen tesciline, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde 1.024.894,44-TL'nin bütün davalılardan müşterek ve müteselsilen olay-hileli devir/işlem- tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının terditli olan taleplerinden öncelikli olan... ANONİM ŞİRKETİ ve ... ANONİM ŞİRKETLERİNDEKİ devir ettiği hisselerin kendisine iadesiyle ilgili talebinin reddine, davacının diğer terditli talebi olan tazminat talebi yönünden talebinin kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davalılar vekili, davacının 19.11.2020 tarihli ıslah dilekçesine karşı beyan ve itirazları konulu 21/01/2020 tarihli dilekçe ile; Başından beri dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yolu ile davaya ıthaline ve dava konusu edilmesine yasal açıdan imkan olmadığını, ayrıca davacı tarafın davasını TBK 39/2 maddesine dayalı olarak açtığını, TBK. 39/1 anlamında 1 yıllık süre içerisindedavacının hakkını kullanmadığını, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür.
Davalılar vekili, davacının 28.06.2021 tarihli ıslah dilekçesine karşı verdiği beyan ve itirazları konulu dilekçe ile; Başından beri dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu edilmesine yasal açıdan olanak bulunmadığını, davacı tarafın ikinci kez ıslah hakkı kullanmak istediğini, HMK'nın m. 176/f.2 hükmü uyarınca ıslah, kendine özgü (sui generis) ve aynı davada ancak bir kez kullanılabilen istisnai bir hukuki çare ve yol olduğunu, şu hâlde, kanunun açık hükmü gereği bir davada ikinci kez yapılan ıslahın geçersiz olduğunu,yasa ve Yüksek Yargı içtihatları uyarınca bir dava tahtında ikinci kez ıslah hakkının ileri sürülmesinin hukuken mümkün olmadığını,
Sayın Mahkeme tarafından dikkate alınmaması gerektiğini, davacının dava dilekçesinde açıkça, taraflar arasındaki sözleşmeyi kabul ederek TBK m. 49 uyarınca tazminat/alacak talebinde bulunduğunu, bu kapsamda tek başına suç duyurusunda bulunulmuş olmasının da sözleşmeden dönme iradesini göstermek için yeterli olmayacağını, bu aşamada ıslah dilekçesi ile hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğu, sözleşmeden dönüldüğü iddiasının TBK. 39 madde uyarınca hakdüşürücü süre ile sakatlandığını, dinlenilmemesi ve reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
Mahkemece 17/02/2022 tarihli duruşma ara kararı ile; Dava dilekçesindeki davanın açılım şekli ve talebe talep eklenmesinin veya değiştirilmesinin ikinci ıslahla mümkün olup olmayacağı hususunda mahkemece verilecek nihai kararda yapılmasına ve kararın buna göre verilmesine karar verildiği halde mahkemece verilen hüküm gerekçesinde tartışılıp değerlendirilmediği anlaşılmıştır.
Davalılar vekili yukarıda yazıldığı üzere ıslah dilekçelerine karşı verdiği beyan dilekçelerinde; dava konusu edilmeyen bir şeyin kısmi ıslah yolu ile terditli dava haline dönüştürülemeyeceği, 2. Kez verilen tam ıslah dilekçesinin ise HMK.176/f.2 hükmü ve Yüksek Yargı içtihatları uyarınca bir dava tahtında ikinci kez ıslah hakkının ileri sürülmesinin hukuken mümkün olmadığını, ayrıca ıslah dilekçesi ile hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğu, sözleşmeden dönüldüğü iddiasının TBK. 39 madde uyarınca hakdüşürücü süre ile sakatlandığını, dinlenilmemesin mümkün olmadığı ve davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığınına ilişkin itirazları hakkında mahkemece olumlu/olumsuz karar verilmediği gibi hüküm gerekçesinde tartışılıp değerlendirilmediği ve davalılar vekilinin bu itirazları istinaf sebebi olarak ileri sürdüğü görülmüştür.
Davacı vekili her iki ıslah dilekçesi ile; Davaya konu hisse devir işlemi ile ilgili sözleşme tanzim tarihinin 17.12.2015 günü olduğu, ancak gerek pay defteri evraklarından gerekse bilirkişi raporunda ayrıca belirtildiği üzere; ihtilaf konusu devir işlemi pay defterine 1.12.2015’de kaydedildiğini, hisse devri pay defterine, hisse devir işlemine ilişkin sözleşme tarihinden (17.12.2015) 17 gün önce işlendiğini, pay defterlerindeki 01.12.2015 tarihli hisse devir kayıtlarında müvekkilinin imzası bulunmadığını, hisse devir işlemlerinin iptalini talep ettiği her iki şirketin hisselerinin nama yazılı olduğunu, nama yazılı hisse senedinin devri, ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile gerçekleştirildiğini, buna göre nama yazılı hisse senedinin, senedi devralana teslimi olmaksızın, sadece ayrı bir kağıda yazılan temlikname ile devredilmesinin mümkün olmadığını, nitekim TTK'nın 557. maddesi hükmüne göre pay senedinin içerdiği hak senede bağlı olup, senetsiz devir ve dermeyan edilemeyeceğini, somut olayda da her iki şirket ile ilgili adi yazılı bir sözleşmeyle hisse devir işlemi yapılmasının rasyonel bir davranış olmadığını ve hisse devirlerinin geçersiz olduğunu ileri sürdüğü halde mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddianın gerekçeli kararda istinaf denetimine elverişli gerekçe yazılarak tartışılıp değerlendirilmediği ve davacı vekilinin bu itirazları istinaf sebebi olarak ileri sürdüğü görülmüştür.
HMK'nın 297/2 maddesine göre mahkemenin tarafların taleplerinin her biri hakkında karar vereceği düzenlenmiş olup, yine 297/1-c. fıkrasına göre gerekçe yazılması zorunlu bulunmaktadır. HMK' nın 297. maddesine uygun olarak verilmeyen kararın istinaf aşamasında denetlenmesine imkan bulunmamaktadır.
Dosya incelendiğinde; davacı ... vekili 29/04/2016 tarihli şikayet dilekçesi ile; şüpheliler ..., ..., ... ve ...'ın eylem birliği içerisinde müvekkili ...'yu şirket dışına çıkarmak ve hisselerini ucuz fiyattan almak için yapmış oldukları hileli ve aldatıcı eylemleri ve ayrıca şirket alacaklarını şahsi hesaplarına olarak, şirket ve müvekkil aleyhine kendileri lehine menfaat temin ettikleri iddiasıyla TCK. 158 maddesi ve diğer kanun maddeleri gereğince cezalandırılmaları, TIK. m.562 maddesi gereğince borçlanma yasağına aykırı eylemleri nedeniyle cezalandırılmaları istemiyle şikayette bulunduğu, İstanbul Anadolu CBS.'nin 04/10/2016 tarih ve 2016/78911 Karar No takipsizlik kararı ile; “Eylemin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu, sözleşmeden kaynaklandığı, iradeyi sakatlayan bir durum söz konusu ise hukuk mahkemelerinde dava açabileceği gerekçesi ile şüpheliler hakkında Kovuşturmaya yer olmadığına,'' karar verildiği, müşteki davacı vekili, İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hakimliği'ne verdiği 21/10/2016 tarihli itiraz dilekçesi ile “İstanbul Anadolu CBS.'nin 04/10/2016 tarih 2016/62547 Soruşturma ve 2016/78911 Karar Sayılı Kovuşturmaya Yer Olmadığına dair kararının kaldırılması ve neticede şüpheliler hakkında kamu davası açılmasına karar verilmesini" talep ettiği, İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği'nin 10/11/2016 tarih 2016/4469 Değişik İş Karar sayılı kararı ile “İtiraz edenin itirazının reddine” karar verildiği, Müşteki ... vekili, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne gönderdiği 19/12/2016 tarihli dilekçesi ile “İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği'nin 10/11/2016 tarih ve 2016/4469 D.İş sayılı itirazın reddi şeklindeki kesin nitelikli kararının hukuka aykırı olmasından dolayı CMK'nın 309. maddesi uyarınca Kanun Yararına Bozma yoluna gidilmesini” talep ettiği, Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2017/15657 Esas - 2017/9835 Karar sayılı kararı ile;'' 1-) Müşteki tarafça dosyaya bildirilen tanıklar ... ve ... dinlenilmeden, 2-) ......Ltd. Şti. ve ......A.Ş.'nin banka ve mali kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması neticesinde, olmayan şirket borçlarının varmış gibi gösterilmesi, şirket alacaklarının da şüpheliler ... ve akrabası olan ...'nın şahsi hesaplarına, ...-...-... ortak hesaplarına, ...'ın yetkilisi olduğu ... şirketinin hesaplarına ve başka şahıs hesaplarına aktarılıp aktarılmadığına ilişkin inceleme yaptırılmadan, 3-) Şüphelilerden ...'nin yurt dışında ortağı olduğu.... Ltd. Şirketine ait ... isimli gemilere tersanede yapılan işlerin resmi kayıtlara geçilmediği, bu işlerden kaynaklı şirket alacaklarının usulsüz bir şekilde kapatıldığı, alacakların bir bölümünün müştekiden gizlenerek bahse konu şahsi hesaplara aktarıldığı ve bu işlemlerden dolayı müştekinin ve kamunun zarara uğratıldığı iddialarına ilişkin uzman kuruluş olan MASAK'dan rapor aldırılmadan, 4-) 17/12/2015 tarihinde gerçekleşen hisse devri işleminin ne şekilde gerçekleştiği, yapılan devir işleminde bir usulsüzlük bulunup bulunmadığına ilişkin araştırma yapılmadan....eylemin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğundan bahisle eksik soruşturmaya dayalı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,...itirazın kabul edilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesi ile İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği'nin 10/11/2016 tarih ve 2016/4469 değişik iş sayılı kararının bozulmasına” 24/04/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildiği, bozma kararı sonrası İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği 13/072017 tarihli kararı ile “ Müşteki vekilinin itirazının kabulü ile İstanbul Anadolu C. Başsavcılığı'nın 04/10/2016 tarih 2016/62547 soruşturma ve 2016/78911 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda, yukarıda sayılan eksiklikler giderilmek üzere kaldırılmasına” karar verildiği, İstanbul Anadolu CBS. Nin kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın kaldırılması üzerine soruşturmanın 2017/126931 Soruşturma sayılı dosyası ile devam ettiği anlaşılmıştır.
TBK’nın 74. maddesi uyarınca ceza mahkemesince saptanacak maddi vakıalar hukuk hakimini de bağlayacağından, bu durumda mahkemece, söz konusu İstanbul Anadolu CBS. Nin 2017/126931 Soruşturma sayılı dosyası Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2017/15657 Esas - 2017/9835 Karar sayılı kararı bozma kararı gözetildiğinde soruşturma dosyanın getirtilip incelenerek bekletici mesele yapılıp yapılmaması konusunda olumlu/olumsuz karar verilmemesi yerinde görülmemiştir.
Terditli davayı düzenleyen HMK'nın 111. maddesi uyarınca, davacı aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik - ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır.
Maddenin 2. fıkrasına göre, mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe feri talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz.
Somut olayda davacı ıslah dilekçesi ile, davayı terditli olarak açtığını belirttiği, dava dilekçesindeki asli talebinin, yani birinci talebinin satış konusu hisselerin davalıların açık hilesi sebebiyle, TBK'nın 36 ve 39. maddeleri uyarınca sözleşmenin iptali ile davacı adına hükmen tesciline, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde, zararın tahsili istemine ilişkin olduğu belirtilmiştir.
İlk derece mahkemesinin kararında, hile sebebine dayalı davacının ilk talebinin kabul edilmediği gerekçesi ile talebin reddine karar verildiği halde terditli zarar talebinin TBK'nın 39/2. maddesi uyarınca mı yoksa TBK. 112 madde uyarınca mı tazminata karar verildiği yeterince açık olmadığı ve istinaf denetimine elverişli karar verilmemesi usule aykırı olmuştur.
Davalılar vekili cevap ve beyan dilekçelerinde; davacının uzun süredir aynı işi yaptığı, tedbirli bir tacir gibi davranması gerektiği, tüm yasal süreçten haberdar olduğu, idari kayıtlar açık olup davacının bu kayıt ve bilgilere kolayca ulaşabileceği, davacının şirket hisselerinin tam ve esas karşılığı sözleşmede belirlenerek kendisine ödenmesi hususunda anlaşılarak, aralarında öncelikle 16.12.2015 tarihli hisse devir sözleşmesini akdettiklerini, 6.12.2015 tarihli protokolde, satış tutarının “aşağıdaki şekilde” ödeneceği ayrıca belirtilmiş ve “Not” başlığı altında “Çekler ... tarafından 17.12.2015 tarihinde teslim edilecek, aksi takdirde hisse devirleri iptal edilecek, işleme konmayacak, çekler alınıp bu belge iade edilecektir.” şeklinde bir şerh düşüldüğünü, davalılar tarafından işbu şerhin davacı tarafından konulduğu iddia olunduğu, ayrıca davalı vekili tarafından cevap dilekçesinin ekinde sunulan, davacı tarafından davalı ...'a gönderilen ... mesajları incelendiğinde ise; davacının tek tek hisse devir bedeli hesaplanırken dikkate alınması gereken hususları belirttiği ve son olarak “bu teklif kesinlikle kabul edilemez yani verilen paranın bile altındadır” demek suretiyle, davalılar tarafından sunulan teklifi kabul etmeyerek, kendi teklifini önerdiğini, hisse devir sözleşmesi akdedilmeden yaklaşık 2 ay önce, ... bankasından ... şirketine 18.000.000-TL'lik bir kredi kullandırıldığı, davacının hisselerini devretmeden önce borca batık olduğuna inandığı şirketin bu denli yüksek miktardaki kredisine öncülük etmesi ve kefil olması ticari hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi, bu denli yüksek miktarlı krediye kefil olan bir kişinin kefil olduğu şirketin finansal durumundan haberdar olmaması da basiretli tacirlerden beklenebilecek davranış olmadığı, davacı yanın borca batık olduğuna inandığı şirketin 5 ay vadeli çeklerini kabul ediyor olmasısın da kabul edilebilir nitelikte olmadığına yönelik iddia ve savunmaların ilk derece mahkemesince nasıl aşıldığı, gösterilen delillerin nasıl değerlendirildiği hususları gerekçeli kararda tartışılıp değerlendirilmemisi yerinde görülmemiştir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, 2017/126931 Soruşturma sayılı dosyasının getirtilip incelenerek bu dosyanın bekletici mesele yapılıp yapılmaması konusunda olumlu/olumsuz karar verilmesi ve gerektiğinde soruşturma dosyasına Yargıtay 5. Ceza Dairisinin bozma ilamı doğrultusunda getirtilen belgeler ile alınan bilirkişi raporu ve dava dışı şirketlerin ticari defter ve kayıtları da incelenerek ve tarafların bilirkişi raporuna karşı verdikleri beyan dilekçelerindeki itirazları da değerlendirilmek suretiyle ek rapor alınması ve yukarıda yazılı davacı vekilinin ıslah dilekçesi ile ileri sürdüğü hisse devri sözleşmesinin geçersizliği iddiası ve davalılar vekilin; dava konusu edilmeyen bir şeyin kısmi ıslah yolu ile terditli dava haline dönüştürülemeyeceği, 2. Kez verilen tam ıslah dilekçesinin ise HMK.176/f.2 hükmü ve Yüksek Yargı içtihatları uyarınca bir dava tahtında ikinci kez ıslah hakkının ileri sürülmesinin hukuken mümkün olmadığı, ayrıca ıslah dilekçesi ile hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğu, sözleşmeden dönüldüğü iddiasının TBK 39 madde uyarınca hakdüşürücü süre ile sakatlandığı, dinlenilmemesin mümkün olmadığı ve davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığınına ilişkin itirazları hakkında karar verilmesi ve yukarıdaki açıklamalarda gözetilerek iddia ve savunma doğrultusunda dosya kapsamındaki deliller değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmektidir.
Dairemizin kaldırma kararı gözetildiğinde davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin mahkemesince değerlendirilmesi gerektiğinden dairemizce değerlendirilmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 297, 353/1-a.6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı ve davalıların istinaf başvurularının KABULÜ ile;
İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/04/2023 Tarih ve 2017/1069 Esas - 2023/284 Karar sayılı kararının HMK'nın 297, 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalılar tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf talep eden davacı ve davalılar tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran tarafa iadesine,
4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminat var ise talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,
7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 21/05/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.