İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/788 E. 2026/336 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/788
- Karar No
- 2026/336
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/788 Esas KARAR NO : 2026/336 DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 09/09/2025 KARAR TARİHİ : 11/05/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin reklam, dizi ve film setlerine teknik destek sağlayan bir şahıs işletmesi sahibi olduğunu, ehliyeti bulunmadığı için ... isimli şahıstan kayıt dışı araç kiraladığını, 29.11.2019 tarihinde meydana gelen trafik kazasında araçta oluşan 22.500,00-TL maddi zararı ödemeyi kabul etmesine rağmen ...'ın sigorta üzerinden haksız kazanç elde etme teklifini reddettiğini, sonrasında davalının müvekkili ve ailesini tehdit ederek --------- zorla alıkoyup darp ettiğini, bu baskı ve tehditler neticesinde 185.000,00-TL tutarında kambiyo senedi imzalatıldığını, müvekkilin bu olaylar sebebiyle işletmesini kapatmak zorunda kaldığını, daha önce açılan menfi tespit davasının harç eksikliği nedeniyle açılmamış sayıldığını, 28.08.2025 tarihinde arabuluculuk sürecinin anlaşamama ile sonuçlandığını, toplam 14 adet ve 185.000,00 TL değerindeki senetlerden 75.000,00 TL tutarındaki kısım için An İcra Takibine Koyulmuştur. ---------İcra Dairesi ----------- esas numaralı dosya ile icra takibi başlatıldığını, 16/02/2023 tarihinde haciz işlemi uygulandığını, ancak ----------- esas sayılı dosya kapsamında haczedilen taşınırların ---------- ait olduğunun tespit edildiğini, davalının müvekkile tehdit ve hakaret içerikli mesajlar gönderdiğini, --------- soruşturma numaralı dosyada tanık--------- müvekkilin zorla alıkonulduğuna dair beyanları bulunduğunu, davalı hakkında A İddianame Düzenlenmiştir. --------- esas numaralı dosyada tehdit ve hakaret suçlarından yargılama devam ettiğini, söz konusu senetlerin şekil şartlarını taşımadığını ve irade bozukluğu altında imzalatıldığını, Yargıtay kararları uyarınca tehdit altında düzenlenen senetlerin geçersiz olduğunu, davalı tarafın kötüniyetli icra takibi başlattığını belirterek İvedilikle Teminatsız Olarak ---------İcra Dairesi -------- esas numaralı icra takibinin durdurulmasını, ihtiyati tedbir kararı verilmesini, toplam 185.000,00 TL tutarındaki senetlerden dolayı borçlu olmadığının tespitini, senetlerin geçersizliğine karar verilmesini ve uyuşmazlık bedelinin %40'ından aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Tarafların tacir olmadığı ve ticari bir iş bulunmadığı gerekçesiyle mahkemenin görevsiz olduğunu belirterek görevsizlik kararı verilmesini talep ettiğini, müvekkiline yönelik asılsız hakaret ve tehdit iddialarıyla açılan --------- Esas sayılı davada müvekkilinin beraat ettiğini, --------- soruşturma sayılı dosyasında ise yağma iddialarına ilişkin takipsizlik kararı verildiğini, müvekkilinin üzerine atılı suçlamalardan aklandığını, davacı tarafın mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını, davacının I Taraf Müvekkile Karşı --------- Esas sayılı dosya ile açtığı menfi tespit davasını ve --------- Esas ile Ve ---------- Esas sayılı dosyalarındaki takibin taliki ve iptal davalarını kaybettiğini, davacının dava dilekçesinde 29.11.2019 tarihinde meydana gelen trafik kazasında 22.500,00-TL maddi zarar doğduğunu ve müvekkil ...'ın zararı ödemeyi kabul ettiğini belirterek borcu ikrar ettiğini, bonoların usulüne uygun düzenlendiğini ve imzaların borçluya ait olduğunu, mevcut dava dilekçesindeki iddiaların soyut ve maddi gerçekle bağdaşmaz nitelikte olduğunu ifade ettiğini, tüm bu hususlar doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini, davacının haksız olması sebebiyle alacak tutarının yüzde 40'ından aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.
DELİLLER--------- Esas sayılı dosyası, ---------- Esas sayılı dosyası, --------- sayılı dosyası,--------- Esas sayılı dosyası, -------- Ceza Dava Dosyası, -------- İcra Dairesi --------- İcra Dosyası ve tüm dosya içeriği.
DELİLLERİN DEĞERLENDİİRLMESİ VE GEREKÇE:Dava, TBK m. 37 gereği baskı, cebir ve tehdit altında imzalandığı iddia edilen senetlerden kaynaklı menfi tespit talebine ilişkindir. Somut olayda; -------İcra Dairesi ---------- Esas sayılı dosyasına konu 10.000,00 TL bedelli 27/08/2020 Tanzim Tarihli 15/12/2020 Vade Tarihli Senet, 10.000,00 TL bedelli 27/08/2020 Tanzim Tarihli 15/01/2021 Vade Tarihli Senet, 25.000,00 TL bedelli 15/08/2020 Tanzim Tarihli 15/12/2020 Vade Tarihli Senet, 20.000,00 TL bedelli 15/08/2020 Tanzim Tarihli 15/02/2021 Vade Tarihli Senet, 10.000,00 TL bedelli 27/08/2020 Tanzim Tarihli 15/02/2021 Vade Tarihli Senetler ile dava dilekçesinde ayrıntılarına yer verilemeyen icra takibine konu edilen 5 adet senet dışındaki 9 senet ile birlikte toplamda 185.000,00 TL bedelli 14 adet senedin davalı tarafın baskı, korkutma ve cebri altında davacı tarafça imzalandığı iddia edilerek işbu senetlerden kaynaklı borçlu olunmadığının tespitinin talep edildiği görülmüştür. Görev itirazının değerlendirilmesinde;Taraflar arasındaki uyuşmazlığın 6102 Sayılı TTK'nun 4/1.fıkra (a) bendi gereğince TTK'da düzenlenen kambiyo senedinden kaynaklanması sebebiyle mutlak ticari dava niteliğinde olduğu anlaşılmakla davalı tarafın göreve ilişkin itirazı yerinde görülmemiştir. Esasa ilişkin yapılan değerlendirmede;İrade bozukluğu hallerinden korkutma; 6098 sayılı TBK'nın 37. maddesinde; "Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür." şeklinde, korkutmanın irade bozukluğu hallerinden sayılması için gereken koşullar da, 6098 sayılı TBK'nın 38. maddesinde; "Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması halinde, korkutmanın varlığı kabul edilir." şeklinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 39. maddesinde; "Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz." hükmü ile irade bozukluğu hali nedeniyle sözleşmeden dönme süresi düzenlenmiştir.---------- sayılı kararında irade bozukluğu hallerinden korkutmayı ve korkutmanın koşullarını; "Korkutma (ikrah); bir kişinin yapmak istemediği bir hukuki işlemi, yapmadığı takdirde kendisinin veya yakınlarından birinin zarara uğratılacağı tehdidiyle yapması hâlinde ortaya çıkar. Böyle bir durumda kişinin gerçek iradesi ile korkutma sonucunda açıkladığı iradesi birbiriyle uyumlu değildir. Korkutma hâlinde bozukluk iradenin beyanında değil, iradenin oluşumundadır. TBK’nın 37-(1)maddesine göre taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. Ancak bir sözleşmenin korkutma ile sakatlanabilmesi, diğer bir anlatımla korkutmanın hukuken dikkate alınabilmesi için bazı şartların varlığı aranır. Bu maddeye göre öncelikle diğer tarafın belirli bir hukuki işlemi yapması için onu korkutmaya yönelik bir eylemin bulunması ve bu eylemin hukuka aykırı olması gerekir. Bu eylem, korkutulan kişinin irade ve kararına etki etme amacıyla gerçekleştirilmelidir. Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı tehdidi ile (dava açılacağı, icra takibi yapılacağı, şikayet hakkının kullanılacağı gibi) sözleşme yapıldığında ise bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir. Bu hükümle kişilerin hak ve yetkilerini kanunun öngördüğü amaç ve sınırın dışına çıkarak, bir sözleşmenin yapılmasında tehdit unsuru olarak kötüye kullanılması engellenmek istenmiştir. İkinci olarak eylemin karşı tarafta esaslı bir korku uyandırmış olması, yani karşı tarafın kendisine veya yakınlarına yönelmiş ağır bir tehlike söz konusu olmalıdır. Bu tehlike, onların hayat ya da kişilik haklarına yönelik olabileceği gibi namus yahut mal varlığına yönelik de olabilir. Belirtilmelidir ki tehdidin yöneldiği hayat, kişilik hakları, namus gibi olgular Kanun’da sınırlayıcı olarak sayılmamıştır. Yine tehdit karşı tarafın kendisine ya da yakın akrabalarından birine yönelmiş olabilir. Ancak “yakın akraba” deyiminden kişinin sadece kan bağı ile bağlı olduğu akrabaları değil, kendilerine bağlı olduğu yakın çevresini oluşturan kişiler anlaşılmalıdır. Nitekim 6098 sayılı TBK’nın 38. maddesinde “yakın akraba” ibaresi yerine, “yakınlarından biri” ibaresi kullanılmıştır. Tehdidin esaslı olup olmadığı ise korkutulan kişinin hâl ve mevkiine yani tehdide maruz kalan kişinin sübjektif durumuna (kadın veya erkek oluşu, yaşı, kültürü, yetişme tarzı, mesleği, eğitim ve ekonomik durumu vb.) göre belirlenmelidir. Bu belirlemenin her somut olayın kendi özelliklerine göre yapılacağı kuşkusuzdur. Tüm bu açıklamalar karşısında her türlü tehdit eyleminin değil de ancak Kanun’un aradığı ağırlıktaki korkutmanın karşı tarafın karar verme serbestisini ortadan kaldırarak iradeyi sakatlayacağı açıktır. Bunun için de kişinin yapılan korkutma eylemi sonucunda kendisi veya yakınlarından birinin zarara uğrayacağı endişesini ciddi olarak taşıması gerekir. Üçüncü şart ise tehdidin derhal vuku bulacak bir tehlikeye ilişkin olmasıdır. Diğer bir anlatımla tehlike yakın olmalıdır. Kanun, tehlikenin hem ağır hem de yakın olmasını aramaktadır. Bu hükümden her tehdidin değil de sadece “ağır ve derhal vuku bulacak bir tehlike” oluşturan eylemlerin iptal nedeni oluşturacağı sonucu çıkmaktadır. Yakın tehlike ise tehdit edilen kişiye tehlikeyi önlemek için gerekli tedbirlere başvurma imkânı bırakmayan tehlikedir. Tehlikeyi önleme olanağı mevcut ise yakın bir tehlikenin varlığından bahsedilemez. Korkutmanın açıklanan bu koşulları 6098 sayılı TBK’nın 38-(1) maddesinde; “Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır” şeklinde ifade edilmiştir. Son şart ise korkutma eylemi ile yapılan sözleşme arasında illiyet bağının bulunmasıdır. İlliyet bağının bulunması için de korkutmanın, korkutulan kişinin işlem yapma iradesi üzerinde doğrudan etki etmesi ve hukuki işlem ya da sözleşmenin ikrahın etkisiyle yapılmış olması gerekir. Sebep sonuç bağının varlığını kabul için korkutma konusu tehlikenin gerçekleşme ihtimalinin sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olup, devam etmesi gerekir. Korkutma (ikrah) ile beden üzerinde fiziki kuvvet kullanmanın (zorlamanın) farklı şeyler olduğunu da belirtmek gerekir. Zorlama maddi ve manevi olabilir. TBK’nın 37 ile 38. maddelerinde düzenlenen korkutma manevi zorlama durumunda söz konusu olur. Korkutma, korkutulanın zihince istenilen şekilde karar vermeye zorlayıp yönelten bir eylemdir. Kişinin bedeni üzerinde kullanılan kuvvet (maddi zor) hâlinde ise kişinin hiçbir şekilde sözleşme yapma iradesi bulunmadığından sözleşmenin kurulduğundan söz edilemez. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu; 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” şeklinde düzenlendiği gibi usul hukukunun en önemli konularından biri olan ispat yükü kuralı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesinde de “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu hükümler uyarınca ispat yükü, korkutma (ikrah) nedeniyle iradesinin sakatlandığını ileri süren davacı tarafa aittir. Davacının ikrahın varlığını yukarıda açıklanan koşullar kapsamında ispat etmesi gerekir. Ayrıca, hata, hile ve ikrah iddialarının senede bağlanması mümkün olmadığından senetle ispat edilmesinde maddi imkânsızlık vardır. Bu nedenle hukuki işlemlerdeki irade bozukluğu iddiaları, HMK’nın 203-(1)-ç) maddesinde senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında sayılmıştır. Sözleşme resmî senetle yapılmış olsa dahi TMK’nın “Resmî belgelerle ispat” kenar başlıklı 7. maddesi “Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir” hükmünü taşıdığından, korkutma (ikrah) olgusunun tanık dâhil her türlü delille ispatı mümkündür." şeklinde açıklamıştır. Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; dava konusu olaya ilişkin dosyamız taraflarının yer aldığı, ---------Esas sayılı dosyasında, "Tehdit, Hakaret" suçlarına dayalı olarak yapılan yargılama neticesinde dosyamız davalısı sanığın beraatine karar verildiği, verilen kararın kesinleştiği, davacı tarafça dinlenilmesi istenen tanık --------- ceza soruşturması aşamasında dinlendiği, bu haliyle davacı tarafça dava konusu senetlerin korkutma, tehdit ve cebir ile imzalatıldığı iddialarının ispat edilemediği anlaşılmakla davanın ve ispat edilemeyen kötü niyet tazminatının reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, -İspat edilemeyen kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, 2-Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından baştan alınan 3.159,34 TL peşin harcın mahsubuyla fazla yatırılan 2.427,34 TL harcın kararın kesinleşmesi ve talep halinde davacı tarafa iadesine, 4-Davalı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 maddesi gereğince 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacı taraftan tahsili ile davalı tarafa ödenmesine, 5-Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca --------- bütçesinden ödenen 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacı taraftan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına,) Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle; ---------- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.11/05/2026