Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1481 E. 2026/493 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1481
Karar No
2026/493
Karar Tarihi

T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2023/1481 KARAR NO : 2026/493

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN : MAHKEMESİ :DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU :İtirazın İptali BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ :09/04/2026

Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi davalı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; davalı borçlu tarafından Diyarbakır İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası kapsamında tebliğ edilen ödeme emrine karşı süresi içerisinde yapılan itiraz üzerine icra müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verildiğini, müvekkili ile davalı arasında takibe konulmuş olan borcun dayanağının ... vade tarihli, ... TL hamiline düzenlenmiş çekten kaynaklı alacak olduğunu, davalı borçlu aleyhine giriştikleri icra takibi neticesinde borçlunun haksız bir şekilde borca itiraz ettiğini, davalı tarafın borcu ödeyeceğini beyan etmesi üzerine müvekkilinin ibraz tarihinde çeki bankaya ibraz etmediğini, davalı tarafa bildirilmesine rağmen borcunu ödemediğinden kendisi hakkında Diyarbakır İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası ile takibe geçildiğini, davalı tarafından ödeme emrine haksız ve kötü niyetli olarak itiraz edildiğini, takip konusu meblağın likit bir alacak olduğunu, arabulucuya başvurulduğunu, anlaşmazlık tutanağı düzenlendiğini belirterek itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; dava konusu çekin bankaya ibraz edilmemiş olduğundan kambiyo vasfını yitirdiğini, çekin yasal süresinde muhatap bankaya ibraz edilmediği için TTK'nun 796. ve 808. maddeleri gereğince alacaklının müracaat hakkını kaybettiğinden dayanak belgenin bu hali ile adi havale vasfını taşımakta olduğunu, borç ikrarını içeren nitelikte belge sayılamayacağından yani İİK'nun 68/1. maddesinde belirtilen belge mahiyetinde de sayılmadığını, bu sebeple alacaklı tarafça başlatılan icra takibine takip konusu alacağa faize ve diğer tüm ferilerine itiraz edildiğini, dava dilekçesinde davacının keşideci ile aralarında temel hiçbir hukuki ilişki bulunmadığını zımnen ikrar ettiğini, ayrıca müvekkili ile davalı arasında ticaret ve alışverişe dayanan temel hukuki ilişkinin dahi olmadığını, taraflar arasında temel ilişki bulunmaması halinde ise keşidecinin dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 732. maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşmediğini kanıtlaması gerektiğini, davalı keşideci ile davacı arasında temel hukuki ilişki bulunmadığı hususunu davacının dava dilekçesi ile dahi ispatlandığını düşündüklerini, müvekkilinin ibraz edilmeyen çekle ilgili olarak sebepsiz olarak zenginleşmediğini, dayanak çekin tacir çeki değil müvekkilinin şahsi çeki olduğunu, bu meyanda müvekkilinin ticari defterlerine de dayandıklarını belirterek davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; süresinde bankaya ibraz edilmeyen çekle ilgili olarak kambiyo hukukundan kaynaklanan hakların yitirileceği, taraflar arasında temel ilişki varsa alacaklının bu çeke yazılı delil başlangıcı olarak dayanabileceği, alacağını her türlü delille kanıtlayabileceği, temel ilişki bulunmaması halinde ise; hamilin sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayanarak keşideci hakkında alacak talebinde bulunmasının mümkün olduğu, davacı hamil ile davalı keşideci arasındaki hukuki ilişkinin 6102 sayılı TTK'nun 732. maddesinde öngörülen sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı olduğu, sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince sebepsiz zenginleşmediğini ispat yükümlülüğünün keşidecide olduğu, keşidecinin sebepsiz zenginleşmediğini kanıtlaması gerektiği, taraflar arasında temel ilişkinin görülemediği, davalı tarafın sebepsiz zenginleşmediğine delil olarak dayandığı ticari defterlerini verilen kesin süre ve ihtara rağmen sunmadığı, davacı tarafın defterlerinin davalının sebepsiz zenginleşmediği hususunu ispata yarar görülemediği, davacının ticari defterlerinin ancak aralarında bir hukuki ilişki bulunmadığını gösterdiği, davalı keşideci tarafından zenginleşmediğinin (çek bedelinin ödendiğinin) ispat edilememiş olması gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının Diyarbakır İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı takip dosyasına yaptığı itirazlarının iptaline, takibin ... TL asıl alacak üzerinden aynı koşullarla devamına, asıl alacak tutarı üzerinden %20 oranında hesaplanan ... TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İstinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili; İlk Derece Mahkemesince tarafların esnaf mı yoksa tacir mi olduğuna dair hiç bir tespit yapılmaksızın yargılama yapıldığını ve ticari defterlerin istenildiğini, Diyarbakır Vergi Dairesinin ... ve ... tarihli cevabi yazılarına göre müvekkilinin esnaf kabul edilmesi gerektiğini, davacının ve davalı müvekkilinin esnaf işletmesi olup olmadıkları ve bu bağlamda mahkemenin görevli olduğu araştırılmaksızın hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, kararın öncelikle bu sebepten kaldırılması gerektiğini, davacının dava dilekçesinin deliller kısmında ne kendisinin ne de davalı müvekkilinin ticari defterlerine dayanmadığını, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesinin davacının delil olarak dayanmadığı ticari deftere dayandığını, tarafların esnaf olduklarını, 6100 sayılı HMK'nun 222. maddesine göre de tarafların tacir olması gerektiği halde İlk Derece Mahkemesince iki tarafın defterlerinin incelenmesine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, tarafların ticari defterlerinin resen incelenmesini gerektirir ortada bir husus olmadığını, 6100 sayılı HMK'nun 25. maddesinde düzenlenen “taraflarca hazırlanma ilkesi” gereği kanunla belirtilen durumlar dışında hakimin kendiliğinden delil toplayamayacağını, davacının ticari defterlerine sadece müvekkilinin dayandığını, yapılan incelemede davacının defterlerinde müvekkiline dair tek kayıt çıkmadığını, buna rağmen davanın kabul edilmesinin açıkça yasaya aykırı olduğunu, davacının müvekkilinin ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğine dair dava dilekçesinde ve yargılama aşamalarında bir beyanının bulunmadığını, müvekkilinin bu yönde bir beyanının ve iddiasının olduğunu, müvekkilinin ticari defterlerini ibrazdan kaçındığı ve karşı tarafın iddiasını kabul ettiği sonucuna varılmasının yasal ve hukuki tarifinin olmadığını, davacının defterleri üzerindeki bilirkişi incelenmesinde müvekkiline dair tek bir alacak kaydı bulunmadığını, davacının müvekkili ile bir ticari alışverişinin olmadığını, bu durumda müvekkilinin sebepsiz zenginleştiği kanaatine varılmasının yasa ve hukukla bağdaşır bir yanının olmadığını, davacının dayandığı çekin müvekkiline ait tacir olmayan hamiline çek olduğunu, vergi dairesinin cevabi yazılarından anlaşılacağı üzere davacı tarafından davalı müvekkiline kesilen bir faturanın bulunmadığını, dolayısıyla taraflar arasında ne bir ticari ne de başka başka bir temel hukuki ilişki bulunmadığını, davacının müvekkili ile bir ticari alışverişinin ve müvekkilinin sebepsiz zenginleşmediğinin kanıtlanması bakımından davacının ticari defterlerine dayanılmasının sebebinin bu olduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, yapılacak inceleme neticesinde davanın esastan reddine karar verilmesini talep ederek istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Dava, 2004 sayılı İİK'nın 67. maddesi gereğince alacağın tahsili için başlatılan ilâmsız icra takibine davalı tarafça yapılan itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir. 2004 sayılı İİK m. 67/1 hükmüne göre; takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Diyarbakır İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı icra takip dosyasının incelenmesinden; davacı/takip alacaklısı tarafından davalı/takip borçlusu aleyhine ... TL para alacağı için Örnek No: ... ilamsız icra takibi yapıldığı, ödeme emrinin davalı/takip borçlusuna ... tarihinde tebliğ edildiği, davalı/takip borçlu vekili tarafından ... tarihli dilekçe ile icra takibine, asıl alacağa, faizine ve tüm ferilerine itiraz edildiği, itirazın yasal (7) günlük sürede olduğu; borçlunun yasal (7) günlük süresi içerisindeki itirazı üzerine takibin İİK m 66 hükmü uyarınca kendiliğinden durduğu, davanın da yasal (1) yıllık sürede açıldığı anlaşılmıştır. Somut olayda, davaya ve icra takibine dayanak yapılan ... .../... Şubesine hitaben keşide edilen ... keşide tarihli, ... seri numaralı ve ...TL bedelli çekin keşidecisinin davalı ... olduğu, çekin hamiline yazıldığı, çekin davacı ... tarafından ciro edildiği, ikinci cironun ve bankaya ibraza ilişkin kısımların üzeri çizilerek iptal edildiği anlaşılmaktadır. 6102 sayılı TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir: (i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4/1 hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. (ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4/1-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. (iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4/1 hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. Süresinde bankaya ibraz edilmemesi nedeniyle çekin kambiyo senedi vasfını yitirmesi durumunda hâmil, 6102 Sayılı TTK m. 732 (mülga 6762 sayılı TTK m. 644) hükmüne dayalı olarak ya hakkında sebepsiz zenginleşme nedeniyle keşideci aleyhine ya da temel ilişkiye dayalı olarak kendi cirantası aleyhine alacak davası açabilir. Somut olayda davacı hâmil, arada temel ilişki bulunmayan keşideciye karşı dava açma yolunu tercih etmiştir. Bu nedenle eldeki dava TTK m. 732 hükmüne dayalı sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacak davası olup, Mahkemenin nitelendirmesi de doğru olarak bu yöndedir. Keşideci aleyhine 6102 sayılı TTK m. 732 hükmü uyarınca sebepsiz zenginleşme nedeniyle açılacak tazminat davası mutlak ticarî dava niteliğindedir. Zira kambiyo senetlerinden doğan sebepsiz zenginleşme davası gerek TTK m. 732 ve gerekse mülga 6762 sayılı TTK m. 644 hükümlerinde özel olarak düzenlenmiştir. 6102 sayılı TTK m. 4(1)-a hükmü uyarınca TTK m. 732 hükmünde düzenlenen dava, mutlak ticarî dava niteliğindedir (Yargıtay 11. HD, 15/11/2016, E. 2015/11852, K. 2016/8837). Bu nedenle, ticarî dava niteliğini haiz eldeki davaya Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakıp karar vermesi yerinde olduğundan, davalı vekilinin bu yöne değinen istinaf itirazının yerinde olmadığı görülmüştür. Uyuşmazlığın çözümü bakımından öncelikle uyuşmazlığa konu yasal düzenlemelerin, özellikle de 6102 sayılı TTK'da düzenlenen sebepsiz zenginleşme davasının incelenmesinde fayda bulunmaktadır. Keşide ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın “Sebepsiz zenginleşme” başlıklı 732. maddesinde; "(1) Zamanaşımı sebebiyle veya poliçeden doğan hakların korunması için gerekli olan işlemlerin yapılmasının ihmal edilmiş olması dolayısıyla, düzenleyenin veya kabul edenin poliçeden doğan yükümlülükleri düşmüş bile olsa, bunlar poliçenin hamiline karşı, onun zararına zenginleşmiş olabilecekleri kadar borçlu kalırlar. (2) Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem, muhataba, yerleşim yerli bir poliçeyi ödeyecek olan kimseye ve düzenleyen, poliçeyi başka bir kişi veya ticari işletme hesabına düzenlemiş olduğu takdirde o kişiye veya ticari işletmeye karşı da ileri sürülebilir. (3) Poliçeden doğan borcu düşmüş olan cirantaya karşı böyle bir istem ileri sürülemez. (4) Zamanaşımı süresi, poliçenin zamanaşımına uğradığı tarihi takip eden tarihten itibaren bir yıldır; ispat yükü, sebepsiz zenginleşmediğini iddia edene aittir." hükmü yer almaktadır. Sebepsiz zenginleşme talebi hukuki nitelikçe, poliçeden doğan hakkı, bunun korunması ve/veya kullanılması için gereken işlemlerin yapılmaması nedeniyle düştüğü veya zamanaşımına uğradığı hâllerde, senet borçlusu nezdinde oluşan sebepsiz zenginleşmeye yönelik olarak, poliçe alacağını elde edemeyen ve bu nedenle mal varlığında hakkaniyete aykırı bir değer kaybı oluşan hâmile, yine poliçe hukuku tarafından tanınmış olan yeni bir haktır. Sebepsiz zenginleşme talebinde bulunulabilmesi için, hâmilin müracaat hakkının düşmesi veya zamanaşımına uğramasından dolayı bir zararının ortaya çıkmış olması gerekir. Zararın mevcudiyeti, sebepsiz zenginleşme talebinin kabul şartıdır. Zararın varlığının kabulü için, hamile ait ve tahsili mümkün olan bir alacak hakkının düşmesi veya zamanaşımına uğraması sonucu borçlu nezdinde oluşan zenginleşmenin, bundan başka bir sebebinin bulunmaması, yani sebepsiz olması yeterlidir (Bozgeyik, H.: Kambiyo Senetlerinde Sebepsiz Zenginleşme, Cilt: VII, Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Haziran 2003, s. 589 vd.). Davacı tarafça sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayanarak keşideci hakkında alacak talebinde bulunması durumunda ispat külfeti keşidecinin olup keşideci sebepsiz zenginleşmediğini kanıtlamakla yükümlüdür. Davalı keşideci keşide ettiği çekin ödendiğini veya bedelsiz olarak düzenlendiğini usule uygun delillerle kanıtlamalıdır (Yargıtay 19. HD'nin 2014/7009 E., 2014/10412 K.,2015/9503 E.-2016/1489 K. sayılı kararları). Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava ve takip konusu çekin bankaya ibraz edilmediği ve kambiyo senedi vasfını kaybettiği, bu durumda çeke dayalı müracaat hakkı düşmüş olan hâmilin 6102 sayılı TTK'nın 732. maddesi uyarınca keşideciye karşı sebepsiz iktisap kuralları gereğince dava açabileceği, keşideci aleyhine m. 732 hükmüne göre dava açılabilmesi için, senedin hâmilinin yetkili (meşru) hâmil olması gerektiği, dava konusu çekin hamiline düzenlendiği, davacının düzgün ciro silsilesine göre yetkili (meşru) hâmil olduğu, 6102 sayılı TTK m. 732(4) hükmü uyarınca ispat yükü sebepsiz zenginleşmediğini iddia eden davalı keşideciye ait olduğu halde, keşideci tarafından zenginleşmediğinin ispat edilememiş olması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gibi, alacağın likit olması nedeniyle davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinde de bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtilen sebeplerle, Dairemizce yapılan değerlendirmede; İlk Derece Mahkemesinin kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, davalı tarafın istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-)Davalı vekilinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-)492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 4.450,15 TL nispi istinaf karar ve ilâm harcından davalı tarafça yatırılan toplam 1.110,25 TL peşin harcın MAHSUBUNA, bakiye 4.339,90 TL harcın davalıdan alınarak hazineye GELİR KAYDINA, 3-)İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde BIRAKILMASINA, 4-)İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 5-)6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) maddesi uyarınca kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 362(1)-a ve 7550 sayılı Kanun ile değişik Ek 1. maddesinin 2. fıkrası hükümleri gereğince, dava değerinin (... TL), davanın açıldığı 2021 yılında geçerli olan temyiz kesinlik sınırının (78.630,00 TL) altında olması nedeniyle miktar itibarıyla KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1481, K. 2026/493, T. 09.04.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1481-e-2026-493-k-30605da8e021