Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/856 E. 2026/1273 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/856
Karar No
2026/1273
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

45. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/856

KARAR NO : 2026/1273

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2021/480

KARAR NO : 2022/262

DAVA TARİHİ: 27/08/2021

KARAR TARİHİ: 14/04/2022

DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 14/10/2026

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ...Ş.'nin ... çatısı altında faaliyet gösteren bir şirket olup aynı zamanda ... logosuyla yayın yapan bir kanalı bulunduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişki çerçevesinde davalının yayın haklarını elinde bulundurduğu maçların, organizasyonların çekimlerinin müvekkilleri şirket tarafından yerine getirildiğini ve davalı şirket tarafından yayınladığını, müvekkili tarafından davalıya hem maçların ve/veya organizasyonların çekim hizmeti, yayın hizmeti verildiğini, hem de işgücü temin hizmeti sağlandığını, işbu davanın konusunun da, müvekkili tarafından yerine getirilen maç çekim hizmeti, yayın hizmeti ve işgücü temin hizmetine yönelik olarak kesilen fatura bedellerinin davalı tarafından ödenmemiş olmasından kaynaklı olarak 2.701.518,72 TL bedelin ödenmesine yönelik itirazın iptali davası olduğunu, takibe ve davaya konu faturaların kesildiğini ve e-fatura sistemi üzerinden davalı şirkete keşide edildiğini, davaya konu hizmete ve faturalara onay verildiğini gösteren e-postalar haricinde yine taraflar arasındaki ticari ilişkiye örnek olması açısından davalının maç çekimleri ve/veya organizasyon çekimleri için müvekkili şirketten ekipman istediğine yönelik e-posta yazışmaları da bulunduğunu, müvekkili tarafından kesilen faturaların davalı tarafından ödenmemesi sebebiyle hakkında İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının haksız itirazı üzerine takibin durduğunu beyan ederek; itirazın iptali ile takibin devamına, davalı borçlunun %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin iş hacmi çok büyük olup yayın haklarına sahip olduğu spor ve eğlence içeriklerinin ilgili programlarının çekim ve yayın süreçlerinde taşeron firmalardan çokça hizmet aldığını, huzurdaki dava ile arasında bağlantı bulunan aynı konulu İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/530 E. Sayılı dosyası, İstanbul 15. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2021/1648 Esas ve İstanbul 7. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2021/1612 sayılı dosyası ile görülmekte olan üç ayrı derdest dava olduğunu, bu davaların üçünde de taraflar aynı olup, fatura alacağından kaynaklandığını ve davaların birisinde verilecek karar diğerini de etkileyeceğini, bu nedenlerden dolayı davaların birleştirilmesi talebinde bulunduklarını, davacının belli başlı çekim ve yayın hizmetleri karşılığında ödemelerini müvekkil şirketten aldığını ve hizmet vermeye devam ettiğini ancak bu hizmetin müvekkil şirketçe talep edilen hizmeti karşılayıp karşılayamadığının muğallak olduğunu, müvekkil talebine uygun her hizmetin ödemesini gerçekleştirdiğini ancak talebine uygun olmayan ve bu nedenle karşılıklı anlaşma içermeyen rakamların ödemesini kabul etmediğini, davacı dava dilekçesinde yer verdiği hizmetleri sağlarken müvekkili tarafından talep edilenden az kameraman, asistan ve iş gücü sağladığını, kritik maç yayınları esnasında siyah ekran çıkışına sebebiyet verdiğini. talep edilenden az sayıda ekipman sağladığını ve sağlanan ekipmanların niteliklerinin de taleplerini karşılamadığını, taraflar arasındaki alacak ve borç miktarının tam olarak ortaya konabilmesi için hangi faturanın hangi yayın hizmetine ilişkin düzenlendiğinin, yayın hizmeti için kesilen fatura tutarının tarafların mutabakatında olup olmadığının, davacının sunduğu hizmetin ayıplı olup olmadığının ve ayıplı hizmet durumunda ödenmesi gereken tutarın ne olduğunun mahkeme ve bilirkişi marifeti ile incelenmesi gerektiğini, bu durumda hiçbir şekilde likid bir alacak varlığından söz edilemeyeceğini icra inkar tazminatının şartları oluşmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; "...Mali Müşavir Bilirkişi ve Medya İletişim Uzmanı Bilirkişiler tarafından düzenlenen 17/03/2022 tarihli bilirkişi raporuna göre; yapılan sektörel incelemeler neticesinde Davacı şirketçe ayıplı hizmet verilmediği tespit edilmiş, davalı şirketin hizmet süresince herhangi bir itirazda bulunmadığı görüldüğünü, davacı şirketin sahibi lehine delili niteliğine haiz ticari defterlerine göre 01.04.2021 icra takip tarihinde Davalı şirketten 2.751.491,72 TL alacaklı olduğu, Davacının 2.701.518,72 TL tutarlık kısmını bu davaya konu ettiği, cari hesapta kalan 49.973,00 TL tutarlık kısmın ise ayrı bir icra dosyası ile takibe konu edildiği, Davalı şirketin sahibi lehine delili niteliğine haiz ticari defterlerine göre Davacı şirkete 01.04.2021 icra takip tarihinde 2.751.491,72 TL borçlu olduğu, Davacı şirketin 01.04.2021 icra takip tarihi itibariyle Davalıdan 2.751.491,72 TL alacaklı olduğu, Davalı şirketin 01.04.2021 icra takip tarihi itibariyle Davacı şirkete 2.751.491,72 TL borçlu olduğu, taraflar arasında akdedilen bir sözleşmenin mevcut olmadığı ancak Davalı şirketin icra takip tarihi sonrasında Davacı şirkete toplam tutarları 4.408.344,80 TL olan ceza faturası düzenlediği görüldüğü, Davalı şirketin düzenlemiş olduğu bu faturaların temel fatura senaryosunda düzenlendiği ve Davacı şirketin bu faturaları Beyoğlu 34.Noterliği 19.04.2021 tarih ... yevmiye madde numaralı ihtarname ekinde Davalı şirkete süresinde iade ettiği ve ihtarnamenin 22.04.2021 tarihinde Davalı şirkete tebliğ edildiği tespit edilmiştir.

Mahkememizce yapılan yargılama neticesinde toplanan deliller, tarafların ticari defter ve kayıtları ile alınan bilirkişi raporuna göre; davacı şirket tarafından davalı şirkete yayın çekim hizmeti verildiği, bu nedenle davacı tarafça davalıya verilen hizmete ilişkin dava ve takip konusu faturaların düzenlendiği, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında düzenlenen faturalara konu hizmetin davacı tarafça davalı tarafa verildiği konusunda ihtilaf olmayıp, davalı tarafça hizmeti almadığına yönelik bir itiraz ve savunmada bulunulmayıp, davacı tarafça verilen hizmetin ayıplı olduğu ileri sürülmüştür. 6102 sayılı TTK'nın 18.maddesinde tacir olmanın hükümleri düzenlenmiştir. 18/3.fıkrada tacirler arasında diğer tarafı temerrüte düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarların noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda hizmetin ayıplı verildiğinin ispatının bu iddiayı ileri süren davalı tarafta olmasına rağmen davalı şirket tarafından davacı tarafın vermiş olduğu yayın çekim hizmetinin ayıbı ile ilgili olarak makul bir sürede veya daha sonraki tarihte davacı şirkete gönderilmiş herhangi bir ihbar veya ihtar dosya içerisinde mevcut olmayıp davalı tarafça bu kapsamda ispata elverişli bir delil ibraz edilmemiştir. Davalı tarafça tanık deliline dayanmak istenilmiş ise de bildirdiği tanığı dinletmek istediği hususun hizmetin ayıplı olmasına ilişkin değil ceza faturaların kesilmesi sürecine ilişkin olması nedeniyle bu hususun yazılı delille ispatlanması gerektiğinden ve tanığın alınan hizmetin ayıplı olduğu hususunda dinletilecek olmaması nedeniyle davalı tarafın tanık dinletme talebinin reddine karar verilmiştir. Davalı taraf davacının verdiği hizmetin ayıplı olduğu hususunu tarafınca düzenlenen ceza faturası ile ispatlamak istemiş ise de cezai şarta ilişkin taraflar arasında sözleşme bulunmaması nedeniyle davalı tarafın düzenlendiği ceza faturası ile ayıplı hizmetin ispatı ve bedelinin mahsubu mümkün değildir. Kaldı ki davacı tarafça, davalı tarafından düzenlenen ceza faturaları davalıya iade edilmiştir. Bu haliyle davacı şirket tarafından davalıya verilen yayın çekim hizmetinden dolayı dava ve takip konusu faturaların düzenlendiği, dosya kapsamındaki deliller, vergi dairesi kayıtları ile tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonrası düzenlenen dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bulunan bilirkişi raporu ile davacı tarafın faturalardan dolayı davalıdan alacaklı olduğu sabit olup, davalı tarafça verilen hizmetin ayıplı olduğundan bahisle davacı şirkete borçlarının bulunmadığı yönünde itirazda bulunulmuş ise de davalı tarafça, alınan hizmetin ayıplı olduğu hususunda ispata yarar delil ibraz edilmediğinden ayıp iddiası usulüne uygun delillerle ispatlanamamıştır. Bu nedenlerle davacı tarafın dava ve takip konusu faturalardan dolayı davalıdan alacaklı olduğu ispatlandığından davacı tarafın başlattığı İstanbul 11. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyasına yönelik borçlu davalı tarafından yapılan itirazın iptaline, takibin takip talebinde belirtilen şartlarda kaldığı yerden devamına, ayrıca alacağın likit olması nedeniyle takibe haksız itiraz eden borçlu davalı aleyhine asıl alacağın (2.701.518,72-TL) %20'si oranında icra inkar tazminatının borçlu davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine..." karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; sözlü yargılama günü tebliğ edilmediğinden savunma haklarının kısıtlandığını, bilirkişi raporunun eksik inceleme neticesinde düzenlendiğini, yalnızca defter incelemesi yapıldığını, savunmalarının ve delillerinin değerlendirilmediğini, ayıplı hizmet verildiği, hizmetin gereği gibi veriliğ verilmediğinin incelenmediğini, alacak talebinin muğlak olduğunu, İstanbul 7. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2021/1612 sayılı dosyası ile birleştirme talebini yinelediklerini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, tacirler arası hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

İstanbul 11. İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyası ile davacı tarafından, faturalardan kaynaklanan toplam 2.701.518,72 TL alacağının tahsili istemiyle 31/03/2021 tarihinde takip başlatılmıştır. Davalının 12/04/2021 tarihli dilekçesi ile borca itirazı üzerine takip durmuş, İİK'nın 67.maddesi uyarınca dava hak düşürücü sürede açılmıştır.

Mahkemece yapılan yargılamada 14/04/2022 tarihli celseye davalı vekilinin katılmadığı, mazeret dilekçesi de sunmadığı, mahkemece bu celse sözlü yargılama aşamasına geçilerek karar verildiği tespit edilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde sözlü yargılama için gün tayin edilmeden, sözlü yargılama günü tebliğ edilmeden karar verilmesinin savunma haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüş ise de 6100 sayılı HMK'nın 186.maddesinde yer alan; "(1) (Değişik:22/7/2020-7251/20 md.) Mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçer. Bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. Hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmez. (2) Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/20 md.) Şu kadar ki, 150 nci madde hükmü saklıdır." düzenlemesi gereğince, mahkemece sözlü yargılama için ayrıca gün tayin edilmemesi ve davalı tarafa bu yönde bir davetiye gönderilmemesi yasal düzenlemeye aykırılık teşkil etmediğinden, savunma haklarının kısıtlandığına dair itirazları yerinde değildir.

Taraflar arasında görülen diğer davaların birleştirme talebine ilişkin mahkemece "Davalı tarafın birleştirme talebinde bulunduğu dosyalardan Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen dosyaların Mahkememiz ile birleştirme talep edilen dosyalara bakan mahkemeler aynı sıfatta olmadığından, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/530 esas sayılı dosyanın ise taraflarının aynı olmaması nedeniyle davalı tarafın birleştirme talebinin reddine" karar verilmiş olup davalı vekili istinaf dilekçesinde İstanbul 7. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2021/1612 sayılı dosyası ile birleştirme talebini yinelemiş ise de, anılan mahkemede görülen davanın kira ilişkisinden kaynaklandığı, işbu davada ise hizmet ilişkisinden kaynaklanan faturaların takip konusu edildiği anlaşıldığından mahkemece birleştirme isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

6102 sayılı TTK'nın 21/2.maddesinde; "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı kararı; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.

Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.

Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).

Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya ... aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 26/12/2024 tarihli 2023/1909 E. 2024/5226 K. sayılı kararı; "Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir..." şeklindedir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 21/10/2019 tarihli 2018/3083 E. 2019/4860 K. sayılı kararında; "...Dava faturadan kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece Dairemizin bozma ilamına uyulmasına karar verildikten sonra SGK’dan gelen yazı cevabı ve bilirkişi raporu da dikkate alınmak suretiyle karar verilmiş olmakla birlikte davacı taraf dava dilekçesinde ticarî defterlerine delil olarak dayanmış olup bu ticarî defter kavramı içerisinde BA-BS formları da girmektedir. Buradan hareketle davacı vekilince 15.02.2018 havale tarihli dilekçe ile vergi dairesine müzekkere yazılmak suretiyle BA formlarının istenilmesi talep edilmiş, mahkemece tahkikatın tamamlanmış olduğu ve sözlü yargılamaya geçildiği gerekçesiyle bu talebin reddine karar verilmiş ise de bu gerekçe yerinde değildir. Zira sözlü yargılama aşamasına geçildikten sonra dahi eksik olan hususun yerine getirilmesi talebi hâlinde bu talep dikkate alınıp sözlü yargılama aşamasına ikinci kez de geçilebilecektir. Yukarıda belirtildiği gibi BA formları ticarî defter kavramı içerisine girdiğinden mahkemece bu husus araştırılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir..." yönünde kararı ile ticari defter kavramı içerine taraflara ait BS-BA formlarının da dahil olduğuna,

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 20/06/2023 tarihli 2022/2329 E. 2023/2427 K sayılı kararında; "...mahkemece yapılacak iş, 19.08.2021 tarihli bilirkişi raporunu hazırlayan bilirkişilerden ek rapor alınarak vergi dairesinden gelen BA formları da eklenip BA formu ile rapor arasındaki çelişkiyi giderici rapor alınıp eğer dava konusu fatura BA beyanında alım olarak gösterilmiş ise akti ilişkinin varlığı ispatlanacağından davanın yazılı olduğu şekilde kabulüne, BA beyanında alım olarak gösterilmemiş ise dosya kapsamında davacının taraflar arasında akti ilişki olduğunu yazılı şekilde ispatlayamaması nedeni ile davanın pasif husumet yönünden reddine karar verilmesinden ibarettir..." yönündeki kararı ile faturaların BA formunda beyan edilmesiyle akdi ilişkinin ve alacağın ispatlanacağına,

Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 05/11/2018 tarih 2016/991 E. 2018/5119 K. sayılı kararında ise; "...6102 Sayılı TTK'nın 23/1-c maddesi tacirler arasındaki hizmetin ayıplı olması halinde yapılması gereken işlemleri düzenlemektedir. Anılan maddeye göre hizmet alan tacir, malın ayıplı olduğu açıkça belli değilse, malı teslim aldıktan sonra malı incelemek veya incelettirmek, malın ayıplı olması halinde 8 gün içinde bu durumu hizmet verene iletmek durumundadır. Somut olayda, tarafların tacir olduğu anlaşıldığına ve davalı da verilen hizmetin ayıplı olduğunu iddia ettiğine göre bu ayıbın süresinde ihbar edilip edilmediği dava konusu olayın sonuçlandırılması açısından önem arzetmektedir..." denilerek ayıp ihbarının hizmetin alınmasından sonra 8 günlük sürede ihbar edilmesi gerektiğine işaret edilmiştir.

Davalı tarafça her ne kadar hizmetin ayıplı verildiği ileri sürülmüş ise de; davacı tarafça düzenlenen ve icra takibine konu edilen faturaların 13/07/2020-17/09/2020 tarihleri arasında düzenlenen 25 adet fatura olduğu, bu faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, süresi içerisinde iade edilmediği ve BA formlarında bildirildiği, ayıp iddiasına dayalı ceza açıklamalı faturaların ise takip tarihi olan 31/03/2021 tarihinde tarihinden sonra 16/04/2021 tarihinde düzenlendiği ve davacı şirket tarafından Beyoğlu 34. Noterliğinin 19/04/2021 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamesi ile iade edildiği, bu durumda takibe konu faturalar yönünden davalının süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulmadığı, faturalar defterlerine kaydedilerek verilen hizmetin davalı tarafça kabul edildiği tespit edilmekle hizmetin ayıplı verildiğine dair savunmaları yerinde görülmemiştir.

Somut dosyada taraflara ait ticari defterlerin incelenmesi neticesinde, davacı tarafından takibe konu edilen faturaların her iki taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, gerek davacı gerekse davalının kayıtlarına göre davacının takip tarihi itibariyle 2.751.491,72 TL alacaklı olduğu, takibe konu fatura bedellerinin ödendiğine dair bir iddia ve delil olmadığı tespit edilmiş, ayıp savunması süresi içerisinde ihbar edilmediğinden yerinde görülmemiş, yukarıdaki yer verilen emsal kararlar ve açıklamalar uyarınca davacı taraf takibe konu ettiği 2.701.518,72 TL yönünden alacaklı olduğunu ispat etmiştir. Bu durumda mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi dosya kapsamına uygundur.

İtirazın iptali davalarında İİK'nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Bunlardan başka takibe konu alacağın likit ve belli olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi gerekmektedir. Böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise, ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. (HGK'nın 07/06/2006 tarihli, 2006/19-295 E. 2006/341 K. sayılı ilamı). Somut olayda; davaya konu alacağın her iki taraf defterlerinde kayıtlı likit bir alacak olduğu anlaşılmakla, davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

İstinaf incelemesi HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı re'sen gözetilmiş, verilen kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı gibi kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı tarafın istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,

3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcının davalı tarafından yatırılan 46.135,18 TL'den mahsubu ile arta kalan 45.403,18 TL'nin karar kesinleştiğinde ve istemi halinde davalı tarafa iadesine,

4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,

5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,

6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 14/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/856, K. 2026/1273, T. 14.04.2022, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-856-e-2026-1273-k-22b97f8914df