Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1125 E. 2026/2189 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1125
Karar No
2026/2189
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/1125 KARAR NO : 2026/2189

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/03/2023 NUMARASI : 2022/525 Esas 2023/151Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 08/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 08/10/2026

Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/525 Esas ve 2023/151 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili tarafından mahkememize verilen dava dilekçesi ile özetle; müvekkil ile davalı şirket arasında 28/09/2020 tarihinde fason üretim sözleşmesinin imzalandığını, davalı şirketin fason olarak ... ve ... markalı çeşitli tip ve ebatta kuru incir üreteceğini, müvekkilin sözleşme doğrultusunda kendisine ait borcu yerine getirdiğini ve gerekil üretimleri yaptığını, ancak davalı şirketin ödemeleri yapmadığını, müvekkil tarafından çeşitli tarihlerde ve toplamda 366.821,16 TL'lik ürün üretildiğini ve davalı şirkete teslim edildiğini, davalı şirket tarafından 312.347,15 TL bedelli ödeme yapıldığını, kalan bedelin ödenmediğini, davalı adına icra takibi başlattıklarını, davalı şirket tarafından haksız yere takibe itiraz edildiğini ve takibin durduğunu, tüm bu nedenlerle davanın kabulü ile davalının haksız olarak yapmış olduğu itirazın kaldırılması, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekili tarafından mahkememize verilen cevap dilekçesinde özetle; davanın süresinde açılmadığını, bu nedenle davanın reddinin gerektiğini, davacı ile müvekkil şirket arasında fason incir üretimi için sözleşme yapıldığını, müvekkil şirketin bu sözleşme gereği yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davacıya karşı müvekkil şirketin bir borcunun bulunmadığını, bu nedenle davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasını talep etmiştir. DELİLLER: Aydın İcra Müdürlüğünün 2020/30979 esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden dosyamız arasına alınmıştır. Dosya smmm bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından hazırlanan 12/01/2023 tarihli raporda; "davacı ile davalının mal alışlarının ve satışlarının ödeme kayıtlarının birbiri doğruladığı, davacı ile davalı arasındaki dava konusu olan 54.474,01 TL'lik tutarın davacı tarafından düzenlenen 20/11/2020 tarih, GIB2020000000011 nolu ... 350 GR Sarı İncir Tava ve ... 800 GR Sarı İncir Tava içerikli iade faturası olan 4.349,95 TL, 20/11/2020 tarih GIB2020000000012 nolu Kuru İncir Cips Reklamasyon Bedeli içerikli iade faturası olan 21.571,66 TL, 20/11/2020 tarih GIB2020000000013 nolu İncir Garland 30*200 GR Reklamasyon Bedeli İçerikli İade faturası olan 18.858,27 TL, 20/11/2020 tarih GIB 2020000000014 nolu Koli, Kartonet, Etiket iade faturası olan 10.409,02 TL'lik 4 adet iade faturasını davalının yasal defterlerine kayıt edilmediği, BA formunda bildirilmediği davalı tarafından düzenlenen 09/10/2020 tarihli 21.358,08 TL'lik faturanın davacının yasal defterlerine 21.571,66 TL fark 213,58 TL ve davalı tarafından düzenlenen 27/10/2020 tarihli 18.858,27 TL'lik faturanın davcının yasal defterlerine 18.858,27 TL fark 186,72 TL faturaların toplam tutarı olan (+,-) 54.788,60 TL'lik farktan kaynaklandığı" belirtilmiştir. DELiLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ NİTELEMEMİZ: Dava , davacı yanca Aydın İcra Müdürlüğünün 2020/30979 takip sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalı yanca yapılan itirazın iptali davasıdır. İİK.'nun 67. maddesinde düzenlenen (1) yıllık dava açma süresi hakdüşürücü süredir. Bu süre itirazın alacaklıya tebliği ile başlar ve davacının, itirazı herhangi bir şekilde öğrenmesi sürenin başlamasına etkili olmaz ve başlatmaz. Somut olayda davalının icra takibine yapmış olduğu itiraz davacıya tebliğ edilmemiş olup, hak düşürücü süre işlemeye başlamadığı düşünülecek olsa bile davacı itirazı herhangi bir şekilde öğrendikten sonra dava açmak amacıyla arabulucuya başvurmuş, "anlaşamama tutanağı" 17.03.2021 tarihinde imzalanmış ancak eldeki dava yaklaşık 1 yıl 3 ay sonra 19.06.2022 tarihinde açılmıştır. Bu durumda 1 yıllık hak düşürücü sürenin arabuluculuk anlaşamama tutanağının imzalanmasından itibaren başlaması iyi niyet kurallarına uygun düşecektir, aksi bir kabul itirazın iptali davasındaki hak düşürücü süreyi işlemez kılacak, hakkın kötüye kullanımı sonucunu doğuracaktır. Kaldıki somut olayda , taraf defterleri incelenerek bilirkişi raporu tanzimi sağlanmıştır. Dava konusu Aydın İcra Müdürlüğünün 2020/30979 takip sayılı dosyası incelendiğinde takibe konu faturanın 68.001,00TL tutarlı fatura olduğu anlaşılmıştır. İtirazın iptâli davaları, takip dosyası üzerinden yürütülen ve takibe bağlı olarak değerlendirilmesi gereken davalardır. Alacaklının takip talebinde gösterilen borç ve borcun sebebi ile bağlı olması asıldır. Somut olayda; itirazın iptâline konu takibin dayanağı22/10/2020 tarihli GIB 2020000000009 no'lu 68.0001,00 TL bedelli 1 adet faturadan oluşmaktadır. İtirazın iptâli davasında değerlendirmelerin bu fatura üzerinden yapılması gerekli ve zorunludur. Mali müşavir bilirkişi tarafından yapılan incelemede taraflarca tutulan defterlerin usulüne uygun tutulduğu , lehlerine delil olabileceği belirlenmiş olup takibe konu faturanın 68.001,00TL tutarlı faturanın taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, tarafların ticari defterleri itibarıyla davacı ve davalının mal alış ve satışlarının-ödeme kayıtlarının birbirini doğruladığı, bu haliyle ilgili faturanın ödendiği..." gerekçesi ile, davanın REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece hak düşürücü sürenin geçtiği ve hak düşürücü sürenin arabuluculuk görüşmelerinin sona ermesinden itibaren başlamasının iyi niyet kurallarına uygun olduğundan bahsettiğini ancak bu konuda yasal hükümler ve T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kuru başta olmak üzere Hukuk Dairelerinin yerleşmiş içtihatlarının oldukça açık olduğunu, 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu m.67/1 "Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir." hükmünü amir olduğunu, yani İcra ve İflas Kanunu'nun 67/1. maddesinde açıkça dava açma süresinin ödeme emrine vaki itirazın alacaklıya tebliği tarihinden itibaren başlayacağının belirtilmiş olduğunu, bunun dışında bir yol (öğrenme vs.) öngörülmediğini, davalı borçlunun itirazının müvekkiline ya da icra takibini başlatan vekiline tebliğ edilmediğini, yasanın emredici şekilde düzenlediği hak düşürücü süre işlemeye başlamadığından davanın hak düşürücü süre yönünden reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açılmasından başka bir de dava konusu faturanın bedelinin davalı tarafça ödendiği gerekçesi ile davanın reddi gerektiği gerekçesinin de hatalı olduğunu, davalı taraf,ın müvekkili ile arasındaki sözleşme (alım-satım) ilişkisini reddetmediğini, borcun ödendiğini ispat yükünün davalıda olduğunu, davalı taraf ödemeye ilişkin herhangi bir belgeyi dosyaya ibraz etmediğini, bilirkişi raporunda da davacı müvekkilinin davalıdan 57.788,60-TL alacağı bulunduğunun tespit edildiğini, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, fatura alacağın tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. "...2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca itirazın iptali davası bir süreye tabi olup alacaklının bu davayı, itirazın kendisine, eğer varsa vekiline tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde açması gerekir. Bir yıllık süre içinde açılan dava, teknik anlamda bir itirazın iptali davasıdır ve ancak bir yıl içinde açılan davanın kazanılması hâlinde borçlunun itirazı iptal edilmiş olur. Bunun üzerine, alacaklı, itiraz ile durmuş olan icra takibine devam edilmesini (yani haciz) isteyebilir. İcra inkâr tazminatına da, yalnız bir yıl içinde açılmış olan itirazın iptali davasında hükmedilebilir. İtiraz kendisine tebliğ edilmeden alacaklının, itirazın iptali davası açması ya da itirazın kaldırılması yoluna başvurması mümkündür. İtiraz kendisine tebliğ edilmeden icra hukuk mahkemesine itirazın kaldırılması için başvuran alacaklının, artık icra hukuk mahkemesine başvuru tarihi itibariyle itirazı tam olarak öğrendiği ve itirazın iptali davası açma süresinin de bu tarihte başlayacağı, Dairemizin yerleşik içtihatları ile kabul edilmektedir. Ancak bu husus, Daire önüne gelen konuda, uyuşmazlık teşkil etmemektedir. Öte yandan alacaklının, borçlunun itirazının kendisine tebliğinin usulsüz olduğu iddiasıyla icra hukuk mahkemesine başvurması, itirazın tebliğinin usulsüz olduğuna karar verilmesi durumunda, alacaklının itirazı öğrendiğini beyan ettiği tarihin, itirazın tam olarak öğrenildiği tarih olarak kabul edileceğine dair kararlar da bulunmaktadır. Ancak bu husus da, Daire önüne gelen konuda, uyuşmazlık teşkil etmemektedir. Kanun hükmünde gösterilen bir yıllık süre, hak düşürücü süredir. Hak düşürücü süre, sahibinin hakkın korunması için kanun veya sözleşme ile öngörülen süre içerisinde belirlenen eylem veya işlemleri yapmaması nedeniyle hakkının sona ermesi sonucunu doğuran süredir. Hak düşürücü sürelerin kanunla düzenlenmesi asıldır. Tarafların sözleşme ile hak düşürücü süreleri belirlemeleri, bu süreleri değiştirmeleri veya ortadan kaldırmaları mümkün değildir. Hak düşürücü süreler, hakkı tamamen sona erdiren, yok eden, düşüren sürelerdir. Hak sahibi alacaklı, kanunla veya sözleşme ile belirlenen süre içerisinde öngörülen eylem veya işlemleri yapmadığı takdirde o hak tamamen ortadan kalkmakta, silinmekte, düşmektedir. 2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin birinci fıkrasında açıkça itirazın iptali davasının, itirazın tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde açılması gerektiği düzenlenmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere hak düşürücü süre niteliğinde olan bu bir yıllık sürenin başlangıcını, genişletici yoruma tabi tutarak alacaklı aleyhine, anlaşamama tutanağının imzalandığı tarih olarak tespit etmek isabetli değildir. Dava açma süresi, itirazın tebliği ile başlar. İtirazın tebliğ edilmediği bir durumda, dava açma süresi işlemeye başlamayacağından talep olunan konuda aşağıda açıklandığı şekilde uyuşmazlığın giderilmesine karar vermek gerekmiştir. V. KARAR 1.2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davasında, icra takip dosyasında borçlu tarafından yapılan itirazın davacı-alacaklıya tebliğ edilmediği bir durumda, zorunlu arabuluculuğa başvurulmuş ise dava açmak için Kanunda öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin ARABULUCULUK ANLAŞAMAMA TUTANAĞININ İMZA TARİHİNDEN İTİBAREN BAŞLAMAYACAĞINA, İTİRAZIN DAVACI-ALACAKLIYA TEBLİĞ EDİLDİĞİ TARİHTE BAŞLAYACAĞINA, uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine,.." (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16.09.2024 tarih ve 2024/3074 Esas 2024/6421 Karar sayılı Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Dairelerinin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi kararı) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 294. ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK'nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında da değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır. 6100 sayılı HMK 297. maddesi (1086 sayılı HUMK. m. 388) uyarınca mahkeme kararında, iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde, hüküm sonucu kısmında da, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Aynı Kanunun 389. maddesinde de “Verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmıyacak surette gayet sarih ve açık yazılmalıdır” hükmüne yer verilmiştir (6100 sayılı HMK m. 297 ve 298). Belirtilen madde hükümlerine göre, hakim gerekçeye uygun karar vermek zorunda olup gerekçe ile hüküm birbirine uygun olmalıdır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır. Bu kural yargıda açıklık ve netlik prensibinin bir gereğidir. Yine Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrası hükmü de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda kanun yolu incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir. Diğer bir anlatımla, kanun yolu incelemesi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir. Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin, ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği, yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir" şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır. Ayrıca HMK.' nun 26. maddesine göre; ''Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.'' Anılan hususlar kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hakimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz. Bölge Adliye Mahkemeleri'nce ancak ilk derece mahkemesince yukarıda belirtildiği gibi usulünce tefhim edilmiş kısa karar ve bu kısa karara uygun olarak yazılmış gerekçeli karar hakkında istinaf değerlendirmesi yapılabilir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında istinaf incelemesine konu kararın gerekçesinde; ''...Dava , davacı yanca Aydın İcra Müdürlüğünün 2020/30979 takip sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalı yanca yapılan itirazın iptali davasıdır. İİK.'nun 67. maddesinde düzenlenen (1) yıllık dava açma süresi hakdüşürücü süredir. Bu süre itirazın alacaklıya tebliği ile başlar ve davacının, itirazı herhangi bir şekilde öğrenmesi sürenin başlamasına etkili olmaz ve başlatmaz. Somut olayda davalının icra takibine yapmış olduğu itiraz davacıya tebliğ edilmemiş olup, hak düşürücü süre işlemeye başlamadığı düşünülecek olsa bile davacı itirazı herhangi bir şekilde öğrendikten sonra dava açmak amacıyla arabulucuya başvurmuş, "anlaşamama tutanağı" 17.03.2021 tarihinde imzalanmış ancak eldeki dava yaklaşık 1 yıl 3 ay sonra 19.06.2022 tarihinde açılmıştır. Bu durumda 1 yıllık hak düşürücü sürenin arabuluculuk anlaşamama tutanağının imzalanmasından itibaren başlaması iyi niyet kurallarına uygun düşecektir, aksi bir kabul itirazın iptali davasındaki hak düşürücü süreyi işlemez kılacak, hakkın kötüye kullanımı sonucunu doğuracaktır. Kaldıki somut olayda , taraf defterleri incelenerek bilirkişi raporu tanzimi sağlanmıştır. Dava konusu Aydın İcra Müdürlüğünün 2020/30979 takip sayılı dosyası incelendiğinde takibe konu faturanın 68.001,00TL tutarlı fatura olduğu anlaşılmıştır. İtirazın iptâli davaları, takip dosyası üzerinden yürütülen ve takibe bağlı olarak değerlendirilmesi gereken davalardır. Alacaklının takip talebinde gösterilen borç ve borcun sebebi ile bağlı olması asıldır. Somut olayda; itirazın iptâline konu takibin dayanağı22/10/2020 tarihli GIB 2020000000009 no'lu 68.0001,00 TL bedelli 1 adet faturadan oluşmaktadır. İtirazın iptâli davasında değerlendirmelerin bu fatura üzerinden yapılması gerekli ve zorunludur. Mali müşavir bilirkişi tarafından yapılan incelemede taraflarca tutulan defterlerin usulüne uygun tutulduğu , lehlerine delil olabileceği belirlenmiş olup takibe konu faturanın 68.001,00TL tutarlı faturanın taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, tarafların ticari defterleri itibarıyla davacı ve davalının mal alış ve satışlarının-ödeme kayıtlarının birbirini doğruladığı, bu haliyle ilgili faturanın ödendiği..." gerekçesine rağmen gerekçeli kararın hüküm fıkrasında Davanın REDDİNE, karar verildiği yazılmak suretiyle; mahkeme gerekçesine göre bir davanın aynı anda hem hak düşürücü süreden dolayı hemde esastan dolayı reddi söz konusu olamayacağından bu hali gerekçenin kendi içinde ve hüküm arasında çelişki oluşturulmakla, yerel mahkeme kararının HMK'nın 297. ve 298. maddelerine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan bu durum karşısında; istinaf incelemesine konu ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 297., 298., 355. ve 353/(1)-a-4. maddeleri gereğince kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın kaldırılma sebep ve şekline göre istinaf yoluna başvuran davacı vekilinin istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/03/2023 tarih ve 2022/525 Esas 2023/151 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK'nun 297., 298., 355 ve 353/(1).a.4. maddeleri uyarınca RE'SEN KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre davacı vekilinin istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına 4-İstinaf başvurusuna konu kararın re'sen kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi davacıya iadesine, 5-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 7-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK’nın 353/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 08/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1125, K. 2026/2189, T. 08.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1125-e-2026-2189-k-bc8f3808c779