Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/292 E. 2026/1053 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/292
Karar No
2026/1053
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

45. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/292

KARAR NO : 2026/1053

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 20/10/2021

NUMARASI : 2020/61 Esas 2021/733 Karar

DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari İşletmenin Satılması Veya Devrinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 09/09/2026

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde; Davacı şirketlerin kurulduğu tarihten 2013 yılı Şubat ayına kadar, davalılardan ... ile aralarında bulunduğu farklı araştırma şirketlerine veri toplama hizmeti vermekte iken bu tarihten sonra kurulan ortaklık kapsamında davacıların veri toplama faaliyeti işini, davalı ...’nın ise veri analizi ve sonuç raporlama işini üstlendiğini, bu kapsamda ilk olarak Şubat 2013’de bir kısım ... personelinin, davacı nezdinde istihdam edilmeye başladığını, davacılar ile ... arasında 11.02.2013 tarihli ... ... Sözleşmesi akdedildiğini, müvekkilleri ile ... arasında, 05.11.2014 tarihinde ...’nın Şişli Lokasyonunda kurulu çağrı merkezinde görev yapmak üzere; 16 adet personelin görevlendirilmesine ilişkin, 2 adet Süpervizör ve 27 adet personel olmak üzere toplam 29 kişinin görevlendirilmesine ilişkin, 1 adet Süpervizör ve 15 adet personel olmak üzere toplam 16 kişinin görevlendirilmesine ilişkin, 2 adet personelin görevlendirilmesine ilişkin olarak toplam 4 adet sözleşme akdedildiğini, davacı şirketler ile ... arasında 01.10.2016 tarihinde, kantitatif analize yönelik veri toplama ve işleme hizmetlerine ilişkin ... Tedarikçi Hizmet Sözleşmesi imzalandığını, işbu sözleşmelerin müvekkili ile davalı ... arasındaki ticari ve hukuki ilişkiyi yansıtmaktan uzak olup, ... tarafından tek taraflı ve ...’nın iç prosedürlerini yerine getirmek amacıyla hazırlanarak, müvekkili tarafından imzalanması talep edilen sözleşmeler olduğunu, ortaklık modeli kapsamında ... Projelerinin gerçekleştirildiğini, davacı ile davalı ... arasındaki iş ortaklığı devam etmekteyken ve müvekkil ilgili iş ortaklığı kapsamında üstlendiği tüm yükümlülükleri eksiksiz olarak yerine getirmekteyken, davalı ...’nın hukuka aykırı ve kötüniyetli fiil ve işlemleri çerçevesinde ... tarafından haksız şekilde sona erdirildiğini, sonlandırma iradesinin davacıya bildirildiği tarihler dikkate alındığında iş ortaklığını sonlandırma iradesinin davacıya bildirildiği tarihten çok önce iş ortaklığı kapsamında bulunan iş ve operasyonların davacının bilgisi haricinde davalı ... 'a devredildiğini, Kadıköy 10. Noterliği’nin 18.01.2019 tarih ve ... yevmiye nolu, 04.02.2019 tarih ve ... yevmiye nolu ve 08/03/2019 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnameleri ile iş ilişkisinin sona erdiğinin bildirildiğini, ...’nın haksız ve hukuka aykırı bu eylemleri kapsamında iş sözleşmesi sona eren işçiler tarafından müvekkiline işçilik alacaklarının tahsili talebiyle davalar açıldığını, davacıların iş ortaklığı kapsamında birçok yatırım maliyetine katlanmak zorunda kalmasına ve iş ortaklığından doğan tüm yükümlülüklerini eksiksiz ve kusursuz olarak yerine getirmesine rağmen, davalılar ... ve ...’un hukuka aykırı ve kötüniyetli eylemleri neticesinde, ciddi şekilde zarara uğratıldığını ve oldukça yüksek bir kazanç kaybı yaşadığını belirterek, davanın kabulü ile, davalı ... ile müvekkil şirketler arasındaki sözleşme ilişkisinin TBK adi ortaklık hükümleri doğrultusunda tasfiyesine, bu amaçla tasfiye görevlisi tayin edilerek TBK'nın 644. maddesi doğrultusunda tasfiyenin gerçekleştirilmesine, davalı yanlar arasındaki gerçek devir bedelinin tespit edilerek bu bedelin ortaklığın mal varlığına eklenmesine, bu yöntemle tespit olunacak ortaklık mal varlığının TBK'nın 623. maddesi doğrultusunda belirlenecek katılım payları nisabında paylaştırılmasına, bu amaçla faize, fer'ilere ve fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 350.000,00 TL'nin devir tarihi olarak ilan olunan 02.11.2018'den başlatılacak ticari avans faizi ile birlikte TBK'nın 202. maddesindeki müteselsil sorumluluk hükümleri doğrultusunda davalı yanlardan alınarak davacıya ödenmesini, talebin uygun görülmemesi halinde, davalı ... tarafından sözleşmenin dürüstlük kuralına aykırı, tek taraflı, haksız ve dayanaksız feshine karşı müvekkilin uğramış olduğu zararların ve yoksun bırakıldığı kazancın tam tazminatla giderimini, faize, fer'ilere ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 350.000,00 TL'nin devir tarihi olarak ilan olunan 02.11.2018'den başlatılacak ticari avans faizi ile birlikte TBK'nın 202. maddesindeki müteselsil sorumluluk hükümleri doğrultusunda davalılardan alınarak davacılara ödenmesini talep etmiştir.

CEVAP

1-Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacı şirketler ile davalı arasındaki tedarik/hizmet ilişkisinin akdedilmiş sözleşme hükümlerine uygun olarak sona erdirilmiş olup; herhangi bir şekilde usulsüz, hukuka aykırı feshin sözkonusu olmadığını, davacı şirketlerin sözleşmelerin sona erdirilmesinden sonra kendilerine teklif edilen aynı/benzer mahiyetteki iş tekliflerini reddettiğini, davalı ile devam projeleri haksız şekilde sona erdirdiğini, bu hususlar dikkate alındığında bir an için sözleşme ilişkisinin haksız sona erdirildiği kabul edilse bile davacılar zararın oluşmasını kendi fiilleri ile engellemedikleri için herhangi zarar talep hakkına sahip olmadıklarını, taraflar arasındaki ilişkinin tedarik/hizmet ilişkisinden ibaret olduğunu, Türk Hukukunda gizli ortaklık şeklinde bir hukuki müessese kabul edilmediğini, davcıların iddialarını ispatla yükümlü olduklarını, tek ispat aracının da yazılı belge olduğunu, davacıların iddia ettiği üzere ortaklık ilişkisi kurulmuş olsa idi “ortak” sıfatını haiz davacıların ihaleye başvurması ve ihale sürecine ilişkin evrakı imzalayarak kabul etmesi söz konusu olamayacağından davacıların iddialarının kabul edilemeyeceğini, davacıların tazminat isteminin kabulünün mümkün olmadığını, davacıların ticari hayatta katlanmaları gereken her bir masraftan ve ticari yatırımlarından müvekkilini sorumlu tutamayacağını, davalılar arasında gerçekleşen devir işleminin usul ve yasaya uygun gerçekleştirildiğini, davacıların devir işlemi hakkında makul sürede ve şekilde bildilendirildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

2-Davalı ... ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davalının Fransa ayağı olan ... ..., ... ...’e ait sadece birkaç projeyi satın aldığını, 04.01.2019 tarihinde ... Sayılı ticaret gazetesinde ilan edilen husus da bu proje satın alımına ilişkin olduğunu, dolayısı ile davacıların iddia ettiği gibi ortada bir ticari emtia devri ya da işyeri/işletme devri gibi bir durum bulunmadığını, bu nedenle yalnızca ...’dan bir kısım proje satın almış olan davalının davacıların taleplerinden yasanın aradığı devralma şartı gerçekleşmediğinden dolayı sorumlu tutulamayacağının açık olduğunu, söz konusu projelerin müvekkili tarafından satın alınmadan önce davacılar tarafından bu projede çalışan bir kısım işçinin iş akdinin feshedildiğini, bir kısım işçinin ise kendi rızası ile istifa ettiğini, davalı şirketin ise projeleri kendi çalışanlarıyla yürütmeye başladığını sonrasında ... çalışanlarından sadece birkaçının projeye hâkim olması sebebi ile kendilerine aynı koşulları içeren iş teklifinde sonradan bulunulduğunu, yüzlerce kişi çalışan bu projelerde sadece ...’dan 3-4 personel çalıştırılması da ortada personeller ile birlikte gerçekleşen bir devir olmadığını ortaya koyduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin TBK adi ortaklık hükümleri doğrultusunda tasfiyesine, olmadığı takdirde davalı tarafından haksız sözleşme feshine karşın davacının uğramış olduğu zarar ve yoksun kalınan kazancın tazminine ilişkin davada, davacının öncelikli iddiası taraflar arasında adi ortaklık kurulduğu ve kar/zarar paylaşımı gerektiği yönünde ise de, alınan bilirkişi raporlarından ve dosyadaki sözleşmelerden, taraflar arasında ne sözleşmesel ne de fiili bir adi ortaklık tespit edilememiş, proje bazlı sözleşmeler yapılıp ... çalışmaları karşılığı kesilen fatura bedellerinin davacı tarafça tahsil edilmiş ve bir alacağının da kalmadığı anlaşılmış, bu nedenle davacının ortaklığın tasfiyesi talebi mahkememizce kabul edilmemiş, davalı ...'nın yeni projelerini davalı ... şirketine devrettiği, 18/12/2018 tarihli ... tarafından davacıya gönderilen maille ... projesini birlikte yürütme arzusununu iletildiği ancak, davacı tarafça verilen cevabi mailde bunun kabul edilmediği görülmüş, davacı taraf, sözleşmenin erken ve haksız feshi nedeniyle ikincil talep olarak tazminat talep etmiş ise de, taraflar arasındaki mail yazışmalarından davacıların davalının iş teklifini red ettiği, projeyi sürdürmediği, bitmiş işlerden sonra yeni iş yapılmayacağının anlaşıldığı, bu durumda davacıya havale edilmiş bir iş devam etmekteyken haksız yere yapılmış bir fesih de olmadığı, davacının kendisinin ... ile iş yapmaktan çekildiği, dolayısıyla haksız fesih koşulunun da oluşmadığı, bu nedenle davacının bir zararının bulunmadığı ve bu talep yönünden de davanın reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle ''Davacıların davasının sübuta ermediğinden, her iki davalı yönünden REDDİNE '' dair karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacılar vekili tarafından süresinde sunulan istinaf dilekçesinde; davanın HMK'nın 111. maddesi uyarınca terditli açılmış olmasına rağmen asli ve fer'î taleplerin usule uygun incelemeye tabi tutulmadığını, bilirkişi kök raporunun yalnızca adi ortaklık ilişkisinin mevcudiyetini tartışmakla yetindiğini, ek raporun da defter ve fatura karşılaştırmasına dayandığını, fer'î talep yönünden hiçbir değerlendirme yapılmadığını; bilirkişi heyetinin mahkemenin 13.11.2020 tarihli ara kararına uygun oluşturulmadığını, ara kararda öngörülen piyasa araştırması sektör uzmanının heyette yer almadığını; adi ortaklık ilişkisi hakkında görüş bildiren bilirkişinin bu alanda değil anonim ortaklık alanında çalıştığını, HMK'nın 266. maddesi uyarınca hukuk öğrenimi görmüş kişilerin bilirkişi olarak görevlendirilemeyeceğini, uzman heyetten yeniden rapor alınması talebinin de reddedildiğini; gerekçeli kararın gerekçe kısmının iki kısa paragraftan ibaret olduğunu, yirmi sekiz sayfalık dava dilekçesi ekinde sunulan yaklaşık beş yüz sayfalık delilin hiçbir şekilde tartışılmadığını ve bu durumun Anayasa'nın 141/3. maddesine aykırı olduğunu; taraflar arasındaki ilişkinin ortak amaç, katılma payı getirme ve kâr ile zarara birlikte katılma unsurlarını taşıyan atipik nitelikte bir adi ortaklık olduğunu, günlük operasyonel yönetim yetkisinin ...'da bulunmasının, proje tekliflerinde ortak hareket edilmesinin, personel politikasının birlikte belirlenmesinin ve tarafların hukuki işlerinin aynı avukat eliyle yürütülmesinin bunun göstergeleri olduğunu; ret gerekçesine dayanak yapılan mail yazışmasından birlikte çalışma teklifinin reddi anlamının çıkmadığını, davacı şirketler yetkilisinin yalnızca ...'nın bilgi paylaşmasını beklemek gerektiğini bildirdiğini; davalılar arasındaki devir olgusu ispatlanmış olmasına rağmen devrin kapsamının araştırılmadığını, davacıların devre dışı bırakıldığı projelerden hangilerinin davalılar bünyesinde devam ettiğinin sorulmadığını ve yoksun kalınan kârın hesaplanmadığını belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;

Dava, taraflar arasındaki adi ortaklığın tasfiyesi ile davalılar arasındaki devir bedelinin tespiti ve bu devir bedelinin ortaklığın mal varlığına eklenmesi, katılım paylarının paylaştırılması ve bu amaçla şimdilik 350.000,00 TL'nin 02.11.2018 tarihinden başlayacak ticari avans faizi ile birlikte müteselsil sorumluluk hükümleri doğrultusunda davalılardan alınarak davacıya ödenmesi, işbu talebin uygun görülmemesi halinde davalılardan ... ... A.Ş. tarafından sözleşmenin tek taraflı ve haksız olarak feshedildiği belirtilerek davacının uğradığı iddia olunan zararların ve yoksun kalma tazminatının ödenmesi için fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 350.000,00 TL'nin devir tarihi olarak ilan edilen 02.11.2018 tarihinden başlayacak ticari avans faizi ile birlikte TBK m.202 uyarınca müteselsil sorumluluk hükümleri doğrultusunda davalılardan alınarak davacıya ödenmesi istemine ilişkindir.

11.02.2013 tarihinde tanzim edilen "... ... SÖZLEŞMESİ"nin incelenmesinde; işbu sözleşmenin davacılardan ... .... Ltd. Şti. ile davalılardan ... ... A.Ş. arasında düzenlendiği, sözleşme konusunun davacı tarafından davalıya verilecek ... çalışma merkezi hizmetlerine ilişkin olarak taraflar karşılıklı hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesine yönelik çerçeve sözleşme olduğu anlaşılmaktadır. Sözleşmenin 3. Maddesinde tarafların hak ve yükümlülükleri belirlenmiş olup buna göre davacı, davalıya proje bazlı olarak ... çalışma merkezi hizmeti verecek, davalı öncelikle davacıdan hizmet almak istediği proje hakkında davacıya bilgilendirmede bulunacaktır. Bu kapsamda projenin detayları, görev yapacak personel sayısı, projenin tamamlanma süresi, bedeli gibi ayrıntılar davalı tarafından bildirilecek ve davalı ilgili proje için davacı ile çalışmaya karar verdiği takdirde davacıda görevli ... yöneticilerine proje ile ilgili detaylı bilgilendirme yaparak proje hazırlıklarına başlanacağı ve bu kapsamda davacının kendisine davalı tarafından eğitim verilmiş bir personeli tarafından ... ekibine proje eğitimi vereceği belirtilmiştir. Bu aşamalardan sonra davacı, davalı tarafından uygun görülen veri toplama usulüne uygun şekilde veri toplamaya başlayacak ve toplanan veriler öncelikle davacı tarafından iç denetimden geçirilerek hata veya eksiklik tespit edilmesi halinde veri toplama aşaması yeniden gerçekleştirilecektir. Yapılan denetim sonucunda hata ya da eksiliklik tespit edilmezse davacı tarafından veri girişi yapılacak olup veri girişinin sürecinde de ara kontroller yapılmaya devam edecektir. Kontroller sonucunda uygun görülen girişlerin davacı tarafından dökümü alınarak kodlaması yapılacak ve son olarak kodlama kontrolü yapılarak herhangi bir uygunsuzluk tespit edilmediği takdirde sonuçlar davalıya teslim edilecektir. Yapılan kontroller sonucunda hata, uygunsuz veya eksiklik tespit edildiği takdirde davacı tarafça ayrıca bir ücret talep edilmeksizin hatalı verilen hizmetler tekrardan sunulacaktır. Davalının her bir proje sonrasında davacıya proje eğitiminin etkinliği, ... araştırmacılarının niteliği, proje zamanına uyulması ve toplanan verilerin kalitesi gibi yönlerden değerlendirecek olup davacı, davalının projelerini gerçekleştirirken kullanılmasını istediği yazılım ve donanımlarda olmak üzere tüm materyallerin davalının iş yapış prosedürünü uygun olarak kullanmakla yükümlüdür. Sözleşmenin 7.1 maddesi uyarınca yazılı fesih ihbarında bulunulmadığı müddetçe sözleşmenin 01.11.2016 tarihine kadar yürürlükte kalmaya devam edeceği, bu sürenin sonunda herhangi bir ihbara gerek olmaksızın kendiliğinden son ereceği ve tarafların sözleşmenin değiştirilerek yenilenmesini ya da değişiklik yapılmadan aynen süresinin uzatılmasını istedikleri takdirde bu durumu ayrıca yazılı olarak kararlaştıracakları hükme bağlanmıştır.

Taraflar arasında düzenlenen 05.11.2014 tarihli sözleşme, ... ... A.Ş.'nin Şişli lokasyonunda kurulu çağrı merkezinde görev yapmak üzere davacının işçisi olan 16 personel olmak üzere 16 kişinin görevlendirilmesi konusuna ilişkindir. İşbu sözleşme dışında ayrıca personellerin görevlendirilmesine ilişkin taraflar arasında düzenlenen sözleşme örnekleri dava dilekçesi ekinde mahkemeye sunulmuştur. 05.11.2014 tarihinde personel görevlendirilmesine ilişkin düzenlenen sözleşmelerin 05.02.2013 tarihinde yürürlüğe gireceği (madde 1.) taraflardan herhangi birinin sözleşme bitim tarihinden en geç 1 ay öncesine kadar diğer tarafa yazılı olarak sözleşmenin öngörülen bitim tarihinde sona ermesini istediğini bildirmediği takdirde sözleşmenin aynı koşullar ile 1 yıl daha uzamış sayılacağı, sözleşmelerin bu şekilde en fazla 3 ek yıl uzayabileceği ve bu sene sonunda herhangi bir ihbara gerek olmaksızın kendiliğinden son ereceği kararlaştırılmıştır.

Tarafların 05.11.2017 tarihinde yürürlüğe giren sözleşme doğrultusunda sözleşmenin süresinin aynı şartlarla 31.12.2018 tarihine kadar uzatılması konusunda tam bir mutabakat sağlandığı belirtilerek düzenlenen "ek protokol"de, taraflar arasında 05.11.2014 tarihinde akdedilmiş sözleşmenin 31.12.2018 tarihine kadar uzatıldığı belirtilmiş, ayrıca tarafların sözleşmeye ek hükümler getirilmesi ve ek protokolde belirtildiği şekilde tadil edilmesine karar verildiği, sözleşmenin diğer hükümlerini korumaya aynen devam ettiği ifade edilmiştir. Sunulan dava dilekçesinde, işbu ek protokolde her ne kadar ilk sözleşmenin yürürlüklük tarihinin 05.11.2014 olarak belirtilmiş ise de işbu sözleşmenin yürürlük tarihinin 06.02.2013 olduğu hatalı bir şekilde tarihin yanlış belirtildiği iddiasında bulunulmuştur.

Taraflar arasında düzenlenen 01.10.2016 tarihli "... TEDARİKÇİ HİZMET SÖZLEŞMESİ" ise, tedarikçi (davacı) ile davalının sözleşme şartları kapsamında veri toplama ve işleme hizmetlerini davalıya sunması konusunda olup, işbu sözleşmenin tedarikçi tarafından davalıya verilecek ... veri toplama ve işleme hizmetlerine ilişkin olarak tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini belirlemesine ilişkin çerçeve sözleşme olduğu belirtilmiştir. 05.02.2018 tarihinde imzalanan ancak 30.04.2017 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilen ek protokol ile 01.06.2016 tarihli sözleşmenin 30.04.2018 tarihine kadar uzatılacağı (madde 3.1) belirtilmiştir. Taraflar arasında ayrıca tedarikçi tarafından fokus grup oluşturulması, derinlemesine görüşme, ev ziyareti, dijital araştırmalar, workshop veya eşlikli alışveriş gerçekleştirmek üzere katılımcı bulma çalışmaları yaparak davalıya hizmet sunulması amacıyla 06.02.2018 tarihinde yürürlük tarihi 30.04.2017 olan ek protokol tanzim edilmiştir.

Sunulan dava dilekçesinde taraflar arasında düzenlenen sözleşme ve ek protokoller kapsamında davacının söz konusu faaliyetlerinin temelini oluşturan veri toplama işini, davalı ... .... A.Ş.'nin ise veri analizi ve sonuç raporlama işini üstlendiği, iş ortaklığının kurulduğu ancak işbu iş ortaklığının davalı tarafından haksız bir şekilde feshedildiği ileri sürülmüştür. Taraflar arasında iddia olunan iş ortaklığı kapsamında davacının davalı tarafından kendisine iletilen talepler ile organizasyon yapısını genişlettiği, çalışan sayısı ve şirket işi için departmanları arttırdığı, teknolojik alt yapısını genişlettiği, birçok yatırım maliyetine katlanmak zorunda kaldığı belirtilerek 2013-2014 yıllarına ilişkin yatırım maliyetini gösteren çizelge delil olarak sunulmuştur. Taraflar arasındaki iddia olunan ortaklık çerçevesinde davalı tarafça, davacının ortaklık kapsamında yürüttüğü iddia olunan faaliyetlere ilişkin davacının iç işleyişi yönünden düzenli talimatlar verildiği, çalışanların ve diğer üçüncü kişilerle olan ilişkileri de dahil olmak üzere davacının iç işleyişine ilişkin alanına müdahale edildiği belirtilmiş ve buna ilişkin mail yazışmaları ve tarih belirtilmek suretiyle yapılan işlemlerin liste halinde belirtildiği çizelgeler mahkemeye ibraz edilmiştir. Sunulan deliller kapsamında davacı taraflar arasında dış ilişki ve müşteriler nezdinde davalının yer aldığı ancak iç ilişki de davalıyla davacının ortak amaç göstererek belirlenen işin görev paylaşımı yapılmak suretiyle tarafların birlikte ifa ettiği bir iç ortaklık modeli kurulduğu iddiasında bulunmuştur.

Davalı ... ... A.Ş. ile diğer davalı ... ... A.Ş. arasında resmi web sitesinde yer alan açıklamanın Türkçe tercümesine göre; müşteri deneyimi, deneyim yeniliği, sağlık ve kamu hizmetleri olmak üzere 4 alanda (küresel bölümün) davalı ... ... A.Ş. tarafından 105.000.000,00 Euro karşılığında devralınması konusunda anlaşma sağlandığı belirtilmiştir. Davalılar arasında yapılan devre ilişkin 04.01.2019 tarih ve ... sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin bir örneği dosyaya sunulmuştur. İşbu devir nedeniyle davacı taraf, davalılardan ... ...A.Ş. ile gerçekleştiğini iddia ettiği iş ortaklığı kapsamında davacının bilgisi dışında iş ve operasyonların diğer davalı ... ... A.Ş.'ye devri ile davacının haksız ve hukuka aykırı şekilde zarara uğratıldığı, iş ortaklığını sonlandırma iradesinin davacıya bildirildiği tarihten önce iş ortaklığı kapsamında bulunan iş ve operasyonların ... ... A.Ş.'ye devredildiği, davacı şirket nezdinde sigortalı olan personellerin iş sözleşmesinin davalılar tarafından planlı olarak davacının bilgisi ve onayı olmaksızın davalılardan ... ... A.Ş. tarafından feshedilerek bir kısım çalışanların aynı sektördeki bir başka şirket olan ve devir işleminin tarafı olan diğer davalı ... ... A.Ş.'ye geçiş yapmasının sağlandığı, davacının bilgisi olmaksızın işçilik alacaklarının ödenmesine ilişkin protokollerin düzenlendiği, davaların hukuka aykırı ve kötü niyetli eylemleri neticesinde davacının zarara uğradığı ve yüksek bir kazanç kaybı yaşadığı belirtilmiştir.

Bilirkişi heyet raporları:

Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen kök raporda özetle: Taraflar arasındaki işin niteliği gereği adi ortaklık olarak değerlendirilmesi durumunda tarafların katılma payı olarak maddi bir edim, hak veya yapma-yapmama borcu üstlendiklerinin belli olmadığı, davacıların tüzel kişiliğe haiz şirketler olarak emek getirmelerinin mümkün olmadığı ve görev paylaşımının katılma payı olarak kabul edilmesi durumunda dahi bu defa taraflar arasında düzenlenen sözleşmelerde yer alan şartlara göre hesaplanan hizmet bedelinin davacılara verildiği belirtilen hizmetin karşılıksız olmadığı ve davacıların zarara katılmadığı tespit edildiğinden katılma payının varlığından bahsetmenin mümkün olmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin adi ortaklık ilişkisi olarak kabul edilmemesi halinde davalının kayıtlarına göre hesap bakiyelerinin sıfır olduğu ve davacı şirkete borcu olmadığının tespit edildiği görüşünde bulunulmuştur.

Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen ek raporda özetle; davacı şirketin ... projeleri dışında genel olarak işlerinde düşüş olduğu, sadece ... projelerinden kaynaklanmadığı, ... ... A.Ş. için ... projelerinin %35,06'lık düşüş olmasına rağmen başka yeni işler ile bu farkın telafi edildiği, davacı şirketlerin 1.396.505,59 TL yatırım maliyetine katlandığı, her iki davacı şirketin projelerdeki 2012...2019 yılları arasında toplam karının 6.933.496,57 TL olarak tespit edildiği ve davalı tarafından yapılan feshin, haksız fesih olgusu tespit edilemediği için zararın hesaplanmadığı belirtilmiştir.

Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair karar verilmiş olup davacılar vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.

Sunulan istinaf sebeplerinin incelenmesi:

6100 sayılı HMK.nın 355. Maddesi uyarınca inceleme ve değerlendirme;

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın, hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin (tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar. (Yargıtay 22. H.D. 22/06/2020 tarih 2017/29720 E. 2020/6157 K. Sayılı ilamı)

Ülkemizin de tarafı olduğu ve Anayasa'nın 90. maddesi gereği iç hukukun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6, 1982 Anayasası'nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkına yer verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nin 27. maddesinde, adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olarak hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiş, bu hakkın, yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirme yapmasını da içerdiği belirtilmiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28/02/2018 tarihli 2017/21-1721 E. 2018/345 K. sayılı ilamında; "...01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27'nci maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 73'üncü maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.

...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27'nci maddesi hükmüne göre: "(I) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.

(2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir".

...Bu hakkın üçüncü unsuru, tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesidir. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir (bkz. 6100 sayılı HMK'nın Hükümet Gerekçesi madde 32).

...Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 297’inci maddesi bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır...

Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. '' belirtilmiştir.

Somut davada, İlk derece mahkemesi kararının “Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe” başlıklı bölümünde davanın konusu belirtildikten sonra, alınan bilirkişi raporlarına ve dosyadaki sözleşmelere atıfla adi ortaklık tespit edilemediği, davacıların fatura bedellerini tahsil ettiği ve alacağının kalmadığı; ayrıca bir elektronik posta yazışmasından hareketle davacıların iş teklifini reddettiği ve haksız fesih koşullarının oluşmadığı belirtilmekle yetinilmiştir.

Davacılar tarafından sunulan dava dilekçesi ile bunun ekinde dört ana sözleşme ve ek protokoller, ihtarnameler, taraflar arasındaki elektronik posta yazışmaları, ... bildirge dökümleri ve işçilerce açılan davalara ilişkin mahkeme ilamları vb. deliller ile 19.08.2020 havale tarihli delil dilekçesi, sunulan ek belgeler kararın gerekçesinde tartışılmamış; hangi delilin hangi vakıa bakımından hükme esas alındığı, hangisinin hangi sebeple değerlendirme dışı bırakıldığı gösterilmemiştir.Ayrıca, her ne kadar ilk derece mahkemesi tarafından bilirkişi raporları ve dosyadaki sözleşmelerden, taraflar arasında ne sözleşmesel ne de fiili bir adi ortaklık tespit edilemediği yönünde tespit yapılmış ise de, taraflar arasında düzenlenen sözleşme ve protokollerde tarafların yükümlülükleri, üstlendikleri edimler, sunulan mail yazışmalarına atıf yapılmak suretiyle hangi nedenle taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin bulunduğu /bulunmadığı şüpheye mahal bırakılmaksızın tespit edilmelidir.

-Davacıların fer'î talebine ilişkin değerlendirmede, davalı ... tarafından davacı şirketler yetkilisine gönderilen elektronik posta ile buna verilen cevaba dayandırılmış; bu yazışmadan davacıların iş teklifini reddettiği, projeyi sürdürmediği ve dolayısıyla haksız fesih koşullarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Ancak dava dilekçesi ekinde (EK-4/c) sunulan ve istinaf dilekçesinde de metnine yer verilen cevabî elektronik postada davacı şirketler yetkilisi; davalı ... ile aralarındaki sözleşmeden doğan karşılıklı yükümlülüklerin hâlen devam ettiğini, ...'dan satışı yapılan birimlere ilişkin bir bilgilendirme ve planlama gelmediğini, ... çalışmasının ertesi yıl da devam edeceği bilgisinin sözlü olarak paylaşılmış olduğunu belirtmiş; bu aşamada görüşmenin uygun olmayacağını ve ...'nın bilgi paylaşmasını beklemek gerektiğini bildirmiştir.

Bu ifadenin davacıların sözleşme ilişkisini sona erdirme ya da kendilerine havale edilmiş bir işi reddetme iradesini ortaya koyup/koymadığının tartışılması gerekmektedir. Bir irade beyanının fesih veya red olarak nitelendirilebilmesi, TBK'nın 1. ve 19. maddeleri uyarınca tarafların gerçek ve ortak iradelerinin, beyanın öncesindeki ve sonrasındaki olgularla birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Bilindiği üzere; fesih iradesinin varlığı için açıkça ''feshediyorum'' şeklinde bir belirtmeye de gerek bulunmamaktadır. Fesih iradesi,sözleşme ilişkisini sona erdirmeye,ortadan kaldırmaya yönelik bozucu yenilik doğuran bir haktır.Hüküm ve sonuçlarını muhatabın hakimiyet alanına ulaştığı anda geleceğe etkili olarak meydana getirir.Tek taraflı, varması gerekli bir irade beyanı ile kullanılır. Şarta tabi tutulamaz ve geri alınamazlar. (F.Eren Borçlar Hukuku Genel Hükümler cilt 2,syf 1247)

''...fesih iradesinin varlığı için,açıkça “Feshediyorum” gibi kelimelerin kullanılmasının gerekli olmadığı,ihtarnamede de belirtildiği üzere, verdiği şeyi geri istemesinin dahi fesih iradesi yerine geçeceği benimsenmiştir.Davalı da ihtarnamede sözleşme gereği taşınmazına teminat olarak konulan ipoteğin kaldırılmasını istemekle ve açıkça da “…Bundan böyle aktif ve pasif olarak hiçbir şekilde tüp bayiliği yapmayacağımdan bayiliğimin feshedilerek…” beyanında bulunmakla,yine aynı gün 21.6.2005 tarihinde Meram Vergi Dairesine başvurarak mükellefiyeti terk iradesini bildirdiğinden, taraflar arasındaki sözleşmenin ilk olarak davalı bayi ...tarafından sona erdirildiği anlaşılmıştır.'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.2010 tarih ve 2010/19-38 E. 2010/69 K.)

Yukarıda yer alan bilgiler ve tespitler ışığında , öncelikle taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunup /bulunmadığı sunulan delillerle birlikte değerlendirilmeli, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141. maddesi ve HMK'nın 297. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi nazara alınarak tarafların sunduğu deliller tartışılarak , denetime elverişli olacak şekilde gerekçeli karar düzenlenmelidir. Ayrıca, iş bu terditli davada davacıların tazminat talepleri konusunda da sunulan belgeler ve toplanan deliller ışığında inceleme yapılarak ve denetime elverişli rapor alınarak varılacak sonuç dairesinde karar verilmelidir.

Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi gereğince dosyanın mahkemesine iadesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/10/2021 tarihli ve 2020/61 Esas - 2021/733 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,

3-Davacılar tarafından ayrı ayrı yatırılan başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına, karar harçlarının istemi halinde ayrı ayrı davacılara iadesine,

4-Davacıların yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,

5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.09/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/292, K. 2026/1053, T. 09.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-292-e-2026-1053-k-0ce5fec331a5