Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1394 E. 2026/1491 K. – Tazminat

Konu: Tazminat

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1394
Karar No
2026/1491
Karar Tarihi
Konu
Tazminat

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1394

KARAR NO: 2026/1491

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 14/10/2021

NUMARASI: 2019/358 Esas - 2021/824 Karar

DAVANIN KONUSU: Tazminat (Satım sözleşmesinden kaynaklanan)

Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 06.09.2016 tarihli Enerji Ticaret genel sözleşmesi ve bu sözleşmenin eki niteliğinde 30.10.2017 tarihli protokol imzalanarak, sözleşme ve protokolünün 31.12.2018 tarihinde sona ermesinin kararlaştırıldığını, piyasada elektrik enerjisinin fiyatının sabit olmaması nedeniyle, enerji temin eden şirketlerle ikili anlaşmalar yapılarak belirli sürelerle sabit fiyatla elektrik enerjisini aldığını, müvekkilinin bu anlaşmaya güvenerek bir çok kişi ile sözleşme yaptığını, alıcı ve satıcının kendi müşterilerine karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi amacıyla bu tür sözleşmelerin haklı bir neden olmaksızın tek taraflı feshedilemeyeceğinin ve haklı sebep olması halinde ise, feshe sebep olan tarafın cezai şart ödemesinin kararlaştırıldığını, taraflar arasındaki sözleşmelerde de bu düzenlemenin bulunduğunu, çerçeve sözleşmenin "Anlaşmanın Süresinden Önce Sona Ermesi ve Fesih" kenar başlıklı 14.1 maddesinin a,b,c,d,e ve f fıkralarında açıklanan nedenlerden birinin gerçekleşmesi halinde sözleşme ve protokollerin kendiliğinden sona ereceği, bu hallere sebebiyet veren tarafın sözleşmenin 15. maddesi uyarınca belirlenecek tarafın cezai şart ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, sözleşmenin veya protokollerin süresinden önce sona ermesi veya feshi başlıklı 14/2 maddesinin a,b,c fıkralarında belirlenen sebeplerden birinin gerçekleşmesi halinde, diğer tarafın tek taraflı bildirimle ve haklı nedenle fesih hakkının kullanabileceği, bu şekildeki haklı feshe sebebiyet veren tarafın diğer tarafa 15. madde de belirlenen cezai şartı ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi başlıklı 14/3. maddesinde ise, bu maddede belirtilen sebeplerin varlığı halinde sözleşmenin haklı nedenle feshedilebileceği, böyle bir durumda feshe sebebiyet veren tarafın aynı şekilde 15. maddeye göre belirlenen cezai şartı ödeyeceğinin kararlaştırıldığını,14/4. maddesinde ise sözleşme veya protokollerin yukarıda belirtilen nedenler dışında bir sebeple feshinin mümkün olmadığı, bu madde kapsamında haklı feshe sebebiyet veren tarafın da diğer tarafa 15.madde kapsamında cezai şart ödeyeceğinin belirlendiğini, sözleşme ve protokollerin süresinden önce sona ermesi ve feshi başlıklı 14/6. maddesinde geçerli geçerli ve yürürlükte olan bir protokol veya protokollerin bulunması halinde, sözleşmenin feshinin tüm protokollerin sona erdiği tarihte hüküm ve sonuçlarını doğuracağı, taraflar arasında yürürlükte bulunan bir protokol bulunmaması halinde, feshin karşı tarafa tebliğinden itibaren 30 gün sonra sonuç doğuracağının hüküm altına alındığını, çerçeve sözleşmenin 14.7. maddesi uyarınca, sözleşme ve protokollerin belirlenen hükümlere aykırı olarak feshedilmesi halinde bu feshin sonuç doğurmayacağı ve çerçeve sözleşmenin 18. maddesinde belirlenen sürenin sonuna kadar yürürlükte kalacağının belirlendiğini, buna göre sözleşme ve protokollerin süresinden önce feshi durumunun 14.maddenin alt bentlerinde düzenlendiğini, davalının .... Noterliğinin 27.08.2018 tarihli ihtarı ile döviz kurunda öngörülmeyen artışlar nedeniyle sözleşme fiyatından elektrik tedarikinin sürüdürülemeyeceğinden sözleşme ve protokollerin 31.08.2018 günü saat 23:59 itibariyle feshedildiğini, fesih tazminatını ödemeye hazır olduğunu, tazminatın ve ödeme yönteminin belirlenmesi için davalıya başvurulmasını ihtar ettiğini, müvekkilince keşide edilen 27.08.2018 tarihli ihtarla sözleşme ve protokol dışında başka nedenlerle sözleşmenin feshedilemeyeceği, sözleşme ve protokollerde taraflara serbest fesih hakkı tanınmadığı, sözleşmenin 14/6-7 maddelerine göre sözleşme ve protokolün yürürlükte olduğu ve alım bildirimlerinin yapılmasına devam edileceğinin bildirildiğini, müvekkilinin yürürlükte olan sözleşme gereğince alım bildirimlerini yapmaya devam ettiğini, davalının sözleşmeye aykırı davranarak satım bildirimlerini yapmadığını ve bu nedenle müvekkilinin sözleşmenin 9.1.2.maddesinde belirlenen cezai şarta hak kazandığını, buna ilişkin faturaların davalıya tebliğ edildiğini, davalının bu faturaları ticari defterlerine işledikten sonra iade faturası düzenlendiğini, müvekkilinin de Beyoğlu 41. Noterliğinin 19.03.2019 tarihli ihtarı ile sözleşmenin 9.1.2. maddesi uyarınca düzenlenen 2.213.006,55 TL bedelli cezai şart faturalarının faizi ile birlikte ödenmesini, kabul etmemekle birlikte sözleşme ve protokollerin serbest fesih hakkı olduğunun düşünülmesi halinde dahi sözleşmenin 15. maddesi uyarınca 611.220,00 TL fesih tazminatının ödenmesinin istendiğini, ihtara rağmen tazminatın ödenmediğini, davalının fesih hakkı bulunmadığından sözleşme ve protokollerin 31.12.2018 tarihine kadar yürürlükte kaldığını, davalının fesih ihtarında sözleşmenin 14 ve 15.maddesi uyarınca serbest fesih hakkı bulunduğunu, 15.maddede belirlenen fesih tazminatını ödemek suretiyle sözleşmeyi 31.08.2018 tarihi itibariyle feshettiğini bildirdiğini, oysa sözleşme ve protokollerde serbest fesih hakkı bulunmadığını, aksine haklı neden bulunmadıkça sözleşme ve protokollerin süresinden önce feshedilemeyeceğini, feshedilse bile ancak feshin sürenin sonunda hüküm ifade edeceğinin sözleşmenin 14/6.maddesinde düzenlendiğini, sözleşmenin yorumlanmasında TBK'nın 19.maddesinin dikkate alınması halinde de 14.maddede düzenlenen sonuca ulaşılacağını, bu tür sözleşmelerde tarafların sonradan oluşacak artış veya azalma yönündeki dalgalamaları göz önüne alarak en baştan fiyatı belirlediklerini, daha sonra anlaşma süresi içinde alım satım bildirimini kullandıklarını, satıcının belirli bir sürede elektrik enerjisini belirli bir fiyattan satma, alıcının ise aynı fiyattan alma garantisi verdiğini, bu garantilerle tarafların nakit akışlarını ve müşteri sözleşmelerini düzenlediklerini ileri sürerek, sözleşmenin 9.1.2. maddesi uyarınca şimdilik 2.213,006,55 TL cezai şart bedelinin 651.852,06 TL'sinin 08.10.2018 tarihinden, 619.790,16 TL'sinin 06.11.2018 tarihinden, 518.052,86 TL'sinin 13.12.2018 tarihinden, 423.338,47 TL'sinin 07.01.2019 tarihinden itibaren ve sözleşmenin 12/ii maddesi uyarınca aylık reeskont faizi + %2 gecikme faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, bu mümkün olmadığı takdirde terditli olarak, sözleşmenin 15. maddesi uyarınca şimdilik 611.220,00 TL fesih tazminatının haksız fesih tarihi olan 01.09.2018 tarihinden itibaren sözleşmenin 12/ii maddesi uyarınca aylık reeskont faizi + %2 gecikme faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, savunmasında özetle; aynı alacak için terditli dava açılamayacağını, sözleşmenin müvekkilince haklı nedenle ve sözleşmeye uygun şekilde feshedildiğini, feshin davacının kabulüne bağlı olmayan, karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğuran bir irade beyanı olduğunu, bu nedenle feshin geçersiz olduğu iddiasıyla cezai şart talebinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, feshedilen bir sözleşmenin yürürlükte olmadığı dönemler için cezai şart istenemeyeceğini, 2018 yılında dövizdeki ciddi artış sebebiyle piyasadaki ikili anlaşmaların pek çoğunun feshedildiğini, müvekkilinin sözleşmenin 15.1. maddesi uyarınca hesaplanacak bedeli ödemek istediğini 27.08.2018 tarihli ihtarname ile bildirdiğini, davalının ise fesih iradesinin haksız olduğunu iddia ettiğini ve sözleşmenin ifa edilemez hâle geleceğinden feshin kaçınılmaz bir sonuç olacağını, sözleşmenin fesihle birlikte 31.08.2018 itibariye sona erdiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Taraflarca gösterilen delliller toplanmış, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü cevabi yazısı, Enerji Piyasaları A.Ş. Cevabi yazısı celp edilmiş, taraflar arasındaki Enerji Ticaret Genel Sözleşmesi kapsamında davalı tarafın yaptığı fesih bildiriminin haklı olup olmadığı, sözleşmenin davalıya serbest fesih hakkı tanıyıp tanımadığı, davalının sözleşmenin 9.1.2. Md.'sine göre bildirim yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği, bundan kaynaklanan cezai şart tazminatının varlığı ve miktarının ne olduğu hususu yönünden bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır.

Bilirkişi dosyaya sunduğu 15/02/2021 tarihli raporda, 'Davalı yan, .... Noterliği'nin 27.8.2018 gün ve 26240 Y. numaralı ihtarıyla, döviz kurundan kaynaklı olarak sözleşmenin yetine getirilme koşullarının ortadan kalktığını, sözleşmeye devam etmenin mümkün olmadığını bildirmekte, sözleşmenin taraflarınca feshedildiğini söylemekte, yeni bir sözleşme için görüşme yapabileceklerini beyan etmekte, fesih tazminatı ödemeyi benimsediğini ifade ederek, Sözleşmenin 14. maddesinin kendisine verdiği haktan söz etmektedir. Davalının burada sözünü ettiği ve davada sunduğu -yukarıya içeriği hülasa da edilen dilekçelerinde değindiği anlatımın asli takdir ve hukuki tavsif nihayetinde tamamen sayın Mahkemeye ait kalarak.. bir mücbir sebep anlatımı olduğunu düşünmekteyiz. Mücbir Sebep'in unsurları, -bazı anlatımlar farklı da olsa, genellikle...- öğretide... 1) Haricilik/ Dışsallık Unsuru 2) Kaçınılmazlık/ Önlenemezlik Unsuru 3) Öngörülemezlik Unsuru 4) İlliyet Bağı (Kusursuzluk) Unsuru olarak sayılmaktadır (bu konuda bkz: DOÇ. DR. ÖZGÜR BİYAN, Mali Hukuk Açısından Mücbir Sebep; İstanbul 2020, sh. 19 vd.) . Yine öğretide ifade edildiğine nazaran, ...mücbir sebep, kaçınılması veya bertaraf edilmesi objektif olarak imkânsız bir olayı ifade eder; öyle ki, olay, meydana geliş tarzı bakımından karşı konulmaz bir şiddetle vuku bulmuş ve ifayi imkânsız kılmıştır... (bu konuda bkz: TEKİNAY/ AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP; Tekinay Borçlar Hukuku-Genel Hükümler, 6. bası, İstanbul 1989, sh. 1345 vd.). Davalı yanın savunduğu döviz fiyatlarındaki artış gerekçesi ise, çeşitli yargı kararlarında tartışılmıştır. Yargıtay'ımız muhtelif tarihlerdeki kararlarında, umumiyetle, -somut durumun tahlili somut çekişme açısından tamamen yüce Mahkemeye ait kalmak kaydı ile söyleyelim... tacir olan davalının döviz fiyatlarındaki artışa mücbir sebep dermeyanı ile borçtan kurtulmak açısından dayanması yolunu kapatmaktadır (bkz: Y. 11. HD. 16.12.1976 gün ve 1976/5406 E, 5406 K. sayılı kararı, YKD 1977 sayı 6, sh. 817 vd.; Y. 13. HD. 14.5.1981 tarih ve 1981/2749 E. 3288 K. sayılı kararı, YKD. 1981, sayı 8, sh. 1024 vd.- Zikreden: TEKİNAY/ AKMAN/ BURCUOĞLU/ ALTOP, age. sh. 1343-1346, dn. 11). 2018 yılı ortasında döviz fiyatlarında bir artış olmuştur, ama hükümetimiz aldığı hızlı tedbirlerle uzun sayılmayacak bir süre içinde döviz fiyatlarında düşme de sağlamıştır. Bunun finansal tahlilini yapmak ise, uzmanlıklarımız içinde olmayıp, mezkür yargısal perspektif açısından bakılınca önemli de bulunmayabilecektir. Sözleşmenin feshinden peşinen (akdin in'ikadı anında...) vazgeçmenin ve bunu sözleşmeye yazmanın, hukuken anlam/ hüküm ifade edip etmeyeceğinin takdiri tamamen yüce Mahkemeye aittir. Ama temel ilke sözleşmeye bağlılık (pacta sunt servanda) olduğuna göre, davalının da davacının da sözleşmeden kaynaklanan borçlarını süresi içinde/ sözleşme boyunca yerine getirmeleri, kaideten, kendilerinden beklenecektir. Davalının yukarıda yer bulan erken fesih bildiriminde, kendisinden sadır bu erken fesih sebebiyle giderim ödemeyi zaten kabul ettiği de anlaşılmaktadır. O zaman araştırılmak gereken, sözleşmeyi davalının fesih ettiği de düşünülecek olursa, davacının cezai şart isteme koşulları varsa, bu davalının feshi ile -salt bu yönden- ortadan kalkmayacağına göre, bir cezai şart (cezai şart vs. açısından genel açıklama için bkz: PROF. DR. HALUK N. NOMER; Borçlar Hukuku- Genel Hükümler, İstanbul 2017, 15.bası, sh. 471 vd.) ödemenin mümkün olup olmayacağı veya dava terditli olarak açıldığına (bkz: dava dilekçesi sh. 13 vd.) göre, davacının davada istenen cezai şart isteyemeyeceği ve fakat fesih tazminatı ödemek mevkiinde olduğunun araştırılmasıdır. Davacının cezai şart isteme koşullarının doğup doğmadığını ve doğdu ise tenkis koşullarını/miktarını yüce Mahkeme belirleyecektir (bkz: NOMER, age. sh. 477) . Eğer/ ancak yüce Mahkeme, davacının terditli isteminde ilk şırada yer alan cezai şartı istemesinin mümkün olduğunu mütalaa edecek olursa, davalının iade faturası kesmesi anlamlı olmamakla, muhasebesel olarak hesabı yukarıda yapılan ve davacın davada talep ettiği cezai şartın davalıdan alınıp istem gibi davacıya verilmesi düşünülebilir. Öte yandan, takdir yine tamamen sayın Mahkemeye ait olmak kaydı ile, sayın Mahkemeyi takyit etmeyecek olan ve somut olay yönünden Bilirkişiliğimizde galebe çalan düşünce, sözleşmesel bütünün tetkikine bağlı olarak ve yukarıda içerik özetinde yer bulduğuna nazaran, davacının 611.2220, TL olarak terditli surette izhar ettiği talebinin kabul koşullarının oluştuğu ve eğer sayın Mahkeme bu yönde karar oluşturur ise, davacının bu meblağı, davalının fesih tarihinden başlayacak akdi faizi ile (aylık kısa vadeli avans faizi + 2 puan) birlikte isteyebileceği yönündedir. Davacının bu davalıya konuda fatura kesmemiş olmasının, bu seçenekte ( terditli istem sözleşmesel ilişkinin davalı yanca feshine bağlı bir giderim istemi olmakla...), davacının fesih tarihinden itibaren anılan tazminatı ve faizi istemesine engel olmayacağı da düşünülebilecektir görüşü bildirilmiştir.

Sözleşmenin 15. Maddesine göre talep edilen fesih tazminatı ve faize ilişkin teknik itirazların karşılanması için bilirkişi heyetinden ek rapor alınmış, alınan 24/05/2021 tarihli ek raporda "Dava yanlarının Kök rapor ile ilgili açıklamaları, beyan ve itirazları incelenmiştir. Esasen beyan ve itiraza yönelik kalemler itibariyle Kök Rapor'da bilirkişi değerlendirmelerinin ve açıklamalarının bulunduğu görülmektedir. Bilirkişi görüşünün HMK md. 282 hükmü kapsamında yüce mahkemeyi takyit etmediği izahtan varestedir. Öte yandan, HMK ind. 279/4 ve 266/c.2 ahkâmıyla 6754 sayılı Kanun'un md. 3/3 hükmü gereği bilcümle hukuki tavsifin de tamamen muhterem Mahkemeye ait olduğu sarihtir. Şunu da bilvesile belirtmek gerekir ki, bu dava bir alacak değil (genel bir ifade ile.) giderim/ceza koşulu esaslı istem bazında temellenmiş olmakla, dava yanlarının defterlerinde bir alacak/borç kaleminin görülmemesi ve/veya davada tartışılan rakamların yan defterlerinde bu anlamda yer almaması, çekişmenin bünyesine uyumsuz değildir görüşü bildirilmiştir.

Tüm dosya ve deliller birlikte değerlendirildiğinde açılan dava, sözleşmeye dayalı cezai şart tazminatı istemine ilişkindir. Dava terditli olarak açılmış olup öncelikle sözleşmenin 9 Maddesine göre belirlenen cezai şart tazminatı olmadığı takdirde 15. Maddeye göre fesih tazminatı talep edilmektedir.

Taraflar arasında 06.09.2016 tarihinde Enerji Ticaret Genel Sözleşmesi ve yine sözleşmenin ayrılmaz bir parçası ve eki olarak belirlenen 30.10.2017 tarihli protokol imzalandığı, sözleşmenin 3. Maddesine göre protokol hükümlerinin birincil olarak tarafları bağlayıcı olduğu, Protokol'de Tedarik Bitiş tarihinin 31.12.2018 olarak belirlendiği, davalı tarafın .... Noterliği'nin 27.08.2018 tarih 26240 sayılı ihtarnamesiyle döviz kurunda öngörülemeyecek artışlar olması nedeniyle sözleşme fiyatı üzerinden elektrik tedarikinin yapma imkanının kalmadığını bildirerek sözleşme ve protokolleri 31.08.2018 tarih itibariyle feshettiklerini ve fesih tazminatı ödemeye hazır olduklarını beyan ettikleri hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Nizalı olan noktalar ise aktedilen sözleşmenin davalı tarafa serbest fesih iradesi tanıyıp tanımadığı sözleşmenin haklı nedenle feshedilip edilmediği, haklı neden ise 14. Madde de belirlenen nedenlerden olup olmadığı, protokolle belirlenen sözleşme süresine göre satış bildirimlerinin yapılması gerekip gerekmediği hususlarında toplanmaktadır. Tüm bunları çözüme kavuşturmada taraflar arasında imzalanan 06.09.2016 tarihli sözleşme ve onun eki olarak kabul edilen 30.10.2017 tarihli protokol hükümleri büyük önem arzetmektedir. Bu çerçevede sözleşme maddeleri tek tek irdelenecek olursa sözleşmenin 3. Maddesine göre protokol hükümleri birincil yani öncelikli olarak uygulanacak olup buna göre tedarik başlangıç tarihi 01.01.2018 tedarik bitiş tarihi ise 31.12.2018 tarihidir. Davalının 27.08.2018 tarihli keşide ettiği fesih ihtarnamesi sözleşmeyi süresinden önce sona erdirme ve feshetme iradesi içermekte olup davalı taraf, döviz kurundaki artışın mücbir sebep olarak gösterip sözleşmeyi haklı nedenle feshettiği iddiasındadır. Bu noktada sözleşmenin Sözleşme ve/veya Protokol(ler)'in süresinden önce sona ermesi ve fesih başlıklı 14 Md.'si kilit noktada öneme haizdir. 14. Md. oldukça ayrıntılı, madde madde ayırarak düzenleme getirmiş olup 14.1 Md'de (a), (b), (c), (d), (e) ve (f) bentlerindeki hallerden birinin gerçekleşmesi halinde kendiliğinden, 14.2 Md'de (a), (b) ve (c) bentlerindeki hallerden birinin gerçekleşmesi halinde tek taraflı ve haklı nedenle 14.3 Md'de belirlenen durumda haklı nedenle fesih sebeplerini tespit etmiş, devamla 14.4 Md'de Taraflardan herhangi birinin yukarıdaki hükümler dışında bir sebeple Protokol'ü ve/veya sözleşmeyi aksi protokolde öngörülmedikçe Protokolde belirlenmiş olan süreden evvel feshetme hakkı bulunmamaktadır. Sözleşmenin ve/veya protokol'ün bu madde kapsamında fesih edilmesi halinde sözleşmenin feshine sebebiyet veren taraf, diğer tarafa mad. 15 hükümleri uyarınca hesaplanacak fesih tazminatı ödeyecektir hükmünü içermekte, devamla 14.6 Md'de Taraflar arasında karşılıklı olarak onaylanmış geçerli ve yürürlükte olan herhangi bir Protokol ya da Protokollerin bulunması halinde sözleşmenin fesihi tüm Protokollerin sona erdiği tarihte hüküm ve sonuçlarını doğrulacaktır hükmünü içermektedir. Buna göre tarafların serbest iradeleri ile imzaladıkları ve sözleşmenin bağlayıcılığı ilkesi çerçevesinde söz. 14 Md.'den somut olaya bakıldığında 14 Md.'de belirlenen madde madde ve tahdidi olarak sayılan haller dışında sözleşmenin feshi mümkün olmayıp döviz kurundaki artışın mücbir sebep olarak varsayılıp sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini söylemekte mümkün değildir. 14. md. belirlenen haller dışında sözleşme ve/veya protokolün feshedilemeyeceği açıkça ve net olarak dercedilmiş, her iki tarafta tacir sıfatına haiz olup sözleşme konusu işin niteliği gereği sözleşme hükümlerinin bağlayıcılığını akdin inikadı aşamasında basiretli bir tacir olarak kabul etmişlerdir. Buna göre yapılan fesih haksız olup ayrıca sözleşmenin 14.6 Maddesine göre taraflar arasında onaylanmış geçerli ve yürürlükte olan bir protokol olmasına göre haklı bir fesih olsaydı dahi sonuç ve hükümlerini sözleşmenin bitiş tarihi olan 31.12.2018 tarih itibariyle doğuracağı aşikardır. Buradan hareketle 27.08.2018 tarihinde davalı taraf fesih ihtarnamesi keşide etmesine rağmen davacı taraf alım bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeye devam etmiş fakat davalı satıcı tarafından satım bildirim yükümlülüğü ifa edilmemiştir. Sözleşmenin 9.1.2 Md'de satım bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde cezai şart ödeneceği belirlenmiş ve bu hususta yapılacak hesaplama için formül tespit edilmiştir. Davacı tarafça bu formül uygulanarak cezai şart tazminatı yönünden 4 adet fatura düzenlenmiş olup mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesine göre faturalara konu dengesizlik ceza bedeli sözleşmede yer alan formül uyarınca doğru hesaplandığı tespit edilmiştir. Sözleşmenin bitiş tarihi 31.12.2018 olduğuna göre davalı satıcı kendi üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmekle mükellef iken bunu yapmaması nedeniyle davacının sözleşmenin 9.1.2 Maddesine göre cezai şart tazminatını yani faturalara konu cezai bedelleri talep etmekte haklı olup sözleşmenin 12. Maddesine göre aylık reeskont faizi + %2 gecikme faizinin de talep edilebileceği anlaşılmış terditli açılan davada ilk talep kabul edildiğinden ikinci talep değerlendirilmeye alınmamış ve..." gerekçesiyle davanın kabulü ile 2.213.006,55 TL cezai şart alacağının 651.852,06 TL'sinin 08.102018 tarihinden itibaren, 619.710,16 TL'sinin 06.11.2018 tarihinden itibaren, 518.052,86 TL'sinin 13.12.2018 tarihinden itibaren, 423.338,47 TL'sinin 07.01.2019 tarihinden itibaren işleyecek aylık reeskont faizi ve % 2 gecikme faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmiştir.

Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;

Taraflar arasındaki 06.09.2017 tarihli alım sözleşmesi ve protokoller uyarınca, sözleşmenin süresinden önce feshinin mümkün olup olmadığı ve buna bağlı olarak cezai şart veya fesih tazminatı şartlarının oluşup oluşmadığının uyuşmazlık konusu olduğunu, taraflar arasında elektrik enerji tedariki amacıyla sürekli ve çerçeve nitelikli ikili anlaşma niteliğinde 06.09.2016 tarihli Enerji Ticaret Genel Sözleşmesi ile bunun eki olan 30.10.2017 tarihli bir Protokol düzenlendiğini, sözleşme ve protokolün süresinin 31.12.2018 tarihinde sona ereceğini, sözleşmenin devamı sırasında 01.01.2018 tarihinden itibaren dolar kurunda öngörülmesi mümkün olmayan yüksek artışlar nedeniyle sözleşme kapsamındaki elektrik satış fiyatının, maliyetin çok çok altında kaldığını ve sözleşme fiyatı ile elektrik satılamaz hale geldiğinden, müvekkilince gönderilen .... Noterliğinin 27.08.2018 tarihli ihtarı ile sözleşmenin feshedildiğini, sözleşme ve protokol tarihinde öngörülmeyen ancak davalının ekonomik mahvına sebep olan kur artışının beklenmeyen olağanüstü durum olması nedeniyle sözleşmenin 14. ve 15. maddeleri uyarınca akdedilen sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiğini, fesih nedeniyle sisteme satım emri girilmeyeceğinin bildirildiğini, ancak davacının fesih olgusunu yok sayarak sisteme alım emri girmeye devam ettiğini, çerçeve sözleşmenin 14.4., 14.6., 14.7. ve 18. maddeleri uyarınca, sözleşme ve protokollerin 31.12.2018 tarihine kadar yürürlükte olduğunu, davalının sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi sebebiyle sözleşmenin 9.1.1. ve 9.1.2. maddeleri uyarınca 2.213.006,55 TL bedelli cezai şart bedelinin işlemiş faizi ile birlikte tahsili, cezai şart bedeli ile kısmi fesih tazminatı talebine ilişkin iddiaların kabul edilmemesi halinde sözleşmenin 15. maddesi uyarınca hesaplanan fesih tazminatı olan 611.220,00 TL tahsili amacıyla eldeki davanın açıldığını,

Mahkemece alınan 15.02.2021 tarihli bilirkişi raporunda, feshin geçerli olup olmadığının mahkemece değerlendirilmesi gerektiği, davalının da fesih nedeniyle tazminat ödemeyi kabul ettiğini, davacının 611.220 TL talebinin koşullarının oluştuğunun belirtildiğini, raporda sözleşmenin feshedilemeyeceğine ilişkin davacı iddiasının, desteklenmediğini ve davacının cezai şartı talep edemeyeceğinin belirlendiğini, 24.05.2021 tarihli ek raporda da aynı görüşlerin tekrar edildiğini, mahkemenin de hatalı şekilde sözleşmenin 14.maddesinde sayılan haller dışında sözleşmenin fesihinin mümkün olmadığı kabul edilerek karar verildiğini,

Sözleşmenin 31.08.2018 tarihinde göçerli olmak üzere müvekkilince feshedildiğini, mahkemece sözleşmenin 9. maddesine göre hesaplanan cezai şart bedelinin ödenmesine karar verildiğini ve müvekkilinin fesih iradesi dikkate alınmadan sözleşmenin ayakta kabul edilerek cezai şart bedellerinin tahsiline karar verildiğini, sözleşme ile fesih hakkının ortadan kaldırılmadığını, zira sözleşmenin 18. maddesinde, sözleşmenin aksi taraflarca yazılı olarak mutabık kalınmadıkça, 14. madde uyarınca feshedilmedikçe veya taraflar arasında yeni bir çerçeve elektrik alım satım anlaşması akdedilmedikçe yürürlükte kalmaya devam edeceği düzenlemelerinden hareketle, tarafların serbest fesih hakkı bulunmadığının kabul edildiğini, buradaki asıl amacın feshi zorlaştırmak olduğunu, ancak bu durumun feshi engelleyerek tarafları ifaya zorlama anlamına gelmediğini, emredici bir yasa hükmü ile önlenmedikçe haksız da olsa feshin sonuç doğuracağını kabul etmek gerektiğini, bu nedenle haklı fesih nedeni de olsa sözleşmenin sonuna kadar devam edeceğine ilişkin kabulün hatalı olduğunu,

Sözleşmenin 14.4. maddesinde davacının iddia ettiği gibi bir anlam bulunmadığını, bu hükümde sözleşmenin 14. madde kapsamında feshedilmesi halinde sözleşmenin feshine sebebiyet veren tarafın diğer tarafa sözleşmenin 15.1 maddesi uyarınca fesih tazminatı ödeyeceğinin düzenlendiğini, sözleşmenin 15.1. maddesinde de bunu destekler hüküm bulunduğunu, alınan raporlarda da bu hususun kabul edildiğini, raporlarda feshin varmakla hüküm ve sonuçlarını doğurduğu göz önünde bulundurularak cezai şart değil, fesih tazminatı ödenmesi gerektiği yönünde görüş bildirildiğini, sürekli sözleşme ilişkisini sona erdirmeye, sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik, feshin muhatabın hâkimiyet alanına varmakla hüküm ve sonuç doğuran, tek taraflı kullanılabilen bozucu bir yenilik doğurduğunu, haksız fesihte TBK'nın 112 ve devamına göre borca aykırılık hükümlerinden hareketle tazminat talep edilebileceğini,

Yargıtay uygulamalarında hiç veya yeterli bir sebebe dayanmayan fesih beyanı geçerli şekilde sonuçlarını doğuracağı, taraflar arasındaki borç ilişkisini sona erdireceği, bunun karşısında, hiç veya yeterli sebebe dayanmayan bu fesih beyanının haksız olduğu kabul edilerek uğranılan zararların tazmin edileceğinin kabul edildiğini, mahkemece tacirler arasındaki bir sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilip edilmeyeceğinin değerlendirilemediğini, fesih hakkının engellenemeyeceğinin bir çok yüksek mahkeme kararı ile kabul edildiğini, cezai şartın talep edilebilmesi için öncelikle yürürlükte olan bir sözleşme bulunması gerektiğini, fesihle sözleşmenin sona ermesi nedeniyle, borçlunun tazminat ödeme yükümlülüğü saklı kalmak kaydıyla aynen ifaya zorlanamayacağı bir borca bağlı olarak cezai şart tahakkuk ettirilemeyeceğini, müvekkilinin varmakla sonuç doğuran feshine rağmen cezai şart beklentisiyle fatura düzenlenmesinin dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu, feshin geçersiz olduğu kabul edilse dahi, sözleşmenin 14.2. maddesinde de, (b) bendinde belirtilen ihlalin 2 iş günü içerisinde düzeltilmemesi halinde karşı tarafa tek taraflı ve haklı nedenle fesih yetkisi verildiğini, müvekkilinin fesih iradesini öğrenen davacının, müvekkilin satış bildirimi yapmayacağı bilmesine rağmen, iki iş günü içerisinde sözleşmeyi tek taraflı olarak fesih etme hakkı bulunurken, bu hakkı kullanmaksızın 4 ay için ayrı ayrı cezai şart faturası düzenlemesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu,

2018 yılında dövizdeki ciddi artış sebebiyle piyasadaki bir çok ikili anlaşmanın feshedildiğini, artışın sözlemenin devamını imkansız hale getirdiğini, feshin EPİAŞ ve davacıya bildirilerek yeni alım girilmeyeceğinin ihtar edildiğini, mahkemece sektördeki bu genel sıkıntıya ilişkin belgelerin getirtilmeden karar verildiğini,

Sözleşmeye göre aşkın zarar istenemeyeceğini, fesihle sözleşmenin ifa kabiliyeti kalmadığını ve feshe davacının neden olduğuna ilişkin bir savunma da bulunmadığını, feshe neden olanan davalı olması nedeniyle sözleşmenin 15.1. maddesi uyarınca hesaplanacak bedelin ödeneceğinin ihtarla bildirildiğini, müvekkilinin feshi ile sözleşmenin ifa edilemeyecek olması nedeniyle davacının bu durumda uzun süre beklemeksizin sözleşmeyi feshetmesinin makul bir davranış olduğunu, feshe rağmen alım isteği girilerek talep edilen cezanın aşkın zarar niteliğinde olması nedeniyle bu durumun sözleşmenin 14 ve 15. maddelerine aykırı olduğunu, sözleşmenin haklı nedenle feshedilmediği kabul edilse bile, davacının haksız fesih için de bir fatura düzenlemediğini, sözleşmenin 15.2. maddesinde, fesih tazminatı ödenmesinin ön şartının faturanın karşı tarafa fatura gönderilmesi olduğunın açıkça düzenlendiğini, davacının tarditli taleplerinden olan 611.220,00 TL fesih tazminatı faturasını müvekkiline göndermekten imtina ederek, müvekkilinin faturayı denetleme imkanını ortadan kaldırdığını, hükmedilen faiz oranın TBK'nın 120. maddesine aykırı olduğunu,

Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, taraflar arasındaki 06.09.2016 tarihli enerji ticaret genel sözleşmesi ve ek protokollerinin erken feshi nedeniyle cezai şart alacağının veya uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Taraflar arasında elektrik enerjisi tedariki amacıyla sürekli ve çerçeve nitelikli ikili anlaşma niteliğinde 06.09.2016 tarihli Enerji Ticaret Genel Sözleşmesi ve sözleşmenin eki niteliğinde 30.10.2017 tarihli protokol akdedilmiştir. Sözleşme ve protokolün süresinin 31.12.2018 tarihinde sona ereceği kararlaştırılmıştır.

Ancak davalı, sözleşme süresi içinde özellikle 2018 yılında Amerika dolarının Türk lirası karşısında öngörülmeyen yükselişin, elektrik satış fiyatının, maliyetin çok çok altında kalmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle sözleşme ve protokolü .... Noterliğinin 27.08. 2018 tarihli ihtarıyla 31.08.2018 günü saat 23.59 itibariyle hüküm ifade etmek üzere feshetmiştir. Davalının fesih ihtarında, döviz kurundaki artışın mücbir sebep olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmektedir.

Davacı ise taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin niteliği ve uzun süreli sözleşmeye güvenilerek üçüncü kişilerle enerji alım satım sözleşmeleri yapılması nedeniyle yüksek fiyat belirlendiğini, bu nedenle sözleşmede belirlenen nedenler dışında bu sözleşme ve protokolün süresinden önce feshedilemeyeceğini, feshedilmesi hâlinde karşı tarafın sözlemenin 15. maddesine göre cezai şart ödeyeceğini ileri sürerek, sözleşmenin bakiye süresi için düzenlenen cezai şart faturalarının tahsilini istemiştir. Davada terditli olarak, cezai şart faturalarının kabul edilmemesi hâlinde haksız fesih nedeniyle uğranılan zararların tazmini talep edilmiştir.

Dava dosyası istinaf incelemesi için Dairemize gelmiş ve 2022/113 E sırasına kaydı yapılmıştır. Dairemizce dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda verilen 2022/113 Esas - 2025/1005 Karar sayılı, 03.06.2025 tarihli ilamla; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; HMK'nın 111/2 maddesi uyarınca, davacının asli talebinin esas bakımından reddine, davacının terditli talebinin kabulü ile 611.220,00 TL fesih tazminatının, 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca değişen oranlarda hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine; taleple bağlı kalınarak, uygulanacak temerrüt faizi oranının, TCMB tarafından ilan edilen aylık reeskont faizi oranı+ %2'yi geçmemesine, karar verilmiştir.

Dairemizin anılan kararına her iki taraf vekillerince temyizi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.04.2026 tarihli ve 2025/5405 Esas- 2026/1996 Karar sayılı ilamıyla Dairemizin kararı bozulmuştur.

Yargıtayın bozma ilamında; "...1.Uyuşmazlık, döviz kurlarındaki beklenmeyen artışın fesih için mücbir sebep sayılıp sayılamayacağı, varılacak sonuca göre, davacının, sözleşmenin 9. maddesine göre cezai şart mı yoksa 15. maddesine göre fesih tazminatı mı talep edebileceği noktasında toplanmaktadır.

İlk Derece Mahkemesince; sözleşmenin 14. maddesinde tek tek ve tahdidi olarak sayılan haller dışında sözleşmenin feshinin mümkün olmadığı, döviz kurundaki artışın mücbir sebep olarak sayılamayacağı, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin söylenemeyeceği, 27.08.2018 tarihinde davalı taraf fesih ihtarnamesi keşide etmesine rağmen davacı tarafça alım bildiriminde bulunulduğu fakat davalı satıcı tarafından satım bildirim yükümlülüğünün ifa edilmediği, sözleşmenin 9.1.2 maddesinde satım bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde cezai şart ödeneceğinin belirlendiği, buna göre davacının cezai şart talep etmekte haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince ise, davalının sözleşmeyi haklı bir neden olmaksızın feshettiği, fesih iradesinin karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğuracağı, sözleşme ayaktaymış gibi bir kabul ile davalının satım emrini girmemesi nedeniyle, feshedilmiş bir sözleşmenin 9. maddesine dayanılarak cezai şart alacağına hükmedilmesinin hatalı olduğu, sözleşmenin feshi ile 15. maddenin uygulanacağı gerekçesiyle davacının asli talebinin esas bakımından reddine, terditli talebinin kabulüne karar verilmiştir.

Taraflar arasındaki sözleşmeye bakıldığında 14. maddede fesih halleri tek tek sayılmış olup,14.4. maddesinde ise sayılan haller dışında bir sebeple sözleşmenin feshedilmesi hali düzenlenmiştir. 14.4 madde hükmüne göre; 'Taraflardan herhangi birinin yukarıdaki hükümler dışında bir sebeple Protokol'ü ve/veya sözleşmeyi aksi protokolde öngörülmedikçe Protokolde belirlenmiş olan süreden evvel feshetme hakkı bulunmamaktadır. Sözleşmenin ve/veya protokolün bu madde kapsamında fesih edilmesi halinde sözleşmenin feshine sebebiyet veren taraf, diğer tarafa 15. madde hükümleri uyarınca hesaplanacak fesih tazminatı ödeyecektir.' Bu hükmün referans aldığı 15. maddenin birinci fıkrasında ise 'İşbu maddede düzenlenen fesih tazminatı cezai şart niteliğinde olup, Taraflardan biri tarafından madde 14'de belirlenen nedenlerle sözleşmenin veya Protokolün süresinden evvel haksız feshi halinde, haksız nedenler feshe neden olan tarafça, diğer tarafa ödenmesi gereken ve fesih tarihi ile tedarik bitiş tarihi arasında, sözleşme hükümleri çerçevesinde yapılması gereken ancak fesih sebebi ile yapılamayacak olan Alım-Satım miktarına bağlı olarak aşağıdaki formül uyarınca hesaplanacak olan diğer tarafın uğradığı mali kayıp bedelidir.' şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.

Aynı sözleşmenin konuyla ilgili 14.6. madde hükmü ise 'Taraflar arasında karşılıklı olarak onaylanmış, geçerli ve yürürlükte olan herhangi bir protokol yada protokollerin bulunması halinde, Sözleşmenin feshi tüm protokollerin sona erdiği tarihte hüküm ve sonuçlarını doğuracaktır.' hükmünü haizdir.

Davacının terditli talebine konu cezai şart ise sözleşmenin 9. maddesinde düzenlenmiş olup, 9. maddenin 1.2. fıkrası 'Satıcı'nın Satış Bildirim Süresi içerisinde Satış Bildirimi'ni doğru ve eksiksiz olarak yapması esastır. Satıcı'nın Satış Bildirimi'ni Satış Bildirim Süresi içerisinde tam ve gereği gibi yapmaması veya Alım-Satım miktarından farklı bir Bildirim Miktarı ile bildirimde bulunması halinde, Satıcı Alıcı'ya, yapılmamış bildirimlere ilişkin olarak aşağıdaki formül uyarınca hesaplanacak cezai şart bedeli ödeyecektir.' şeklinde olup, maddenin devamında cezai şart hesaplama formülüne yer verilmiştir

Yukarıda yazılı sözleşme maddeleri somut olay kapsamında değerlendirildiğinde; sözleşmenin 14.6. maddesi uyarınca, sözleşmenin feshinin ancak tüm protokollerin sona erdiği tarihte hüküm ve sonuçlarını doğuracağı, bu tarihe kadar sözleşmenin ayakta kalacağı ve tarafların alım-satım bildirim yükümlülüklerini yerine getirmekle sorumlu olduğu, aksi halde sözleşmenin 9.1.2. maddesinde öngörülen formül uyarınca hesaplanacak cezai şart bedelinin ödenmesi gerektiğinin kabulü gerekir. Davalı tedarikçi, döviz kurlarındaki öngörülemeyen artışı gerekçe göstererek sözleşmeyi feshetmiş olup, fesih sebebi Dairemiz uygulamalarında da mücbir sebep olarak kabul edilmediğinden (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 27.09.2010 tarihli 2009/2757 E. 2010/9189 K., 30.04.2009 tarihli 2007/10323 E. 2009/5144 K.) sözleşmenin davalı tedarikçi tarafından haklı sebeplerle feshedilmediği, 14. maddede sayılan haller dışında bir sebeple feshedilmiş olduğu, buna göre; davacı tarafça, sözleşmenin 14.6. ve 9.1.2. maddeleri uyarınca cezai şart talep edilmesinin mümkün olduğu gözetilerek bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince davacının asli talebi reddedilerek, terditli talebinin kabulü ile sözleşmenin 15. maddesi kapsamında fesih tazminatına hükmedilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

2.Bozma sebep ve şekline göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir...denilmiştir.

Bozma üzerine Dairemizce, HMK'nın 373/3 hükmü uyarınca duruşma açılmış, bozma hakkında taraf beyanları alındıktan sonra, usule ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilamı uyulmuştur.

Yargıtay bozma ilamında da belirtildiği üzere;

Taraflar arasında imzalanan "ENERJİ TİCARET GENEL SÖZLEŞMESİ" başlıklı sözleşmenin 14.1 maddesinde, sözleşmenin haklı feshi sebepleri sınırlı olarak sayılmış, aynı maddenin 4. bendinde ise taraflardan herhangi birisinin 1. bentte sayılan hususlar dışında bir sebeple protokolü veya sözleşmeyi, aksi protokolde öngörülmedikçe, protokolde belirlenecek olan süreden evvel feshetme hakkının bulunmadığı belirtilmiştir. Taraflara sadece 1. bentte sayılan sebeplerle fesih hakkı verilmiş ve bu haklı sebepler kapsamında yapılacak feshin sonucu ise sözleşmenin 15. maddesinde düzenlenmiştir.

Somut olayımızda davalı taraf sözleşmeyi, döviz kurlarındaki artışa dayandırmış ve bunun bir haklı sebep ve mücbir sebep oluşturduğunu iddia etmiştir. Ancak Yargıtay bozma ilamında da vurgulandığı üzere, döviz kurlarındaki artışın mücbir sebep olarak kabul edilmesi söz konusu olmadığı gibi, bu husus sözleşmenin 14.1. bendinde sayılan iptal sebepleri arasında da yer almamaktadır. Bu durumda davalının sözleşmeyi haksız olarak ve sözleşmede sayılmayan bir sebeple feshetmeye çalıştığı anlaşılmaktadır. Sözleşmenin 19. maddesi uyarınca bu sözleşmenin 31.12.2018 tarihine kadar devam edeceği açık hükme bağlanmış olup, bu durumda sözleşmenin usulüne uygun şekilde feshedilmediği ve davacının sözleşme kapsamında talep haklarının devam ettiğinin kabulü gerekir. Sözleşmenin 14.6 bendi de bu sonucu ortaya koymaktadır. Varılan bu sonuca göre davacının sözleşme kapsamında talep haklarının devam ettiğinin ve 9.1.2 maddesi uyarınca ceza koşulu talep hakkının mevcut olduğunun kabulü gerekmektedir. Anılan hüküm uyarınca davacı tarafından düzenlenen faturaların davalı tarafça ödenmesi gerekir.

Davacı tarafından sözleşmenin 9.1.2. maddesi ve 10.2 maddesi uyarınca düzenlenen ceza koşulu alacağına ilişkin dört adet faturadan üç tanesinin davalı defterlerine kaydedildikten sonra iade faturaları düzenlenerek hesabın sıfırlandığı, dördüncü faturanın davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece alınan 15.02.2021 tarihli kök raporda davacı tarafından düzenlenen bu ceza koşulu faturalarının tamamının sözleşmenin 9. maddesinde öngörülen hesaplama yöntemine uygun olduğu, yani faturaların sözleşme ilişkisine uygun olarak düzenlendiği belirtilmiştir. Bilirkişi ek raporunda da aksine bir hesaplama ve tespit mevcut değildir. Bu durumda davacının asli talebi olan ceza koşulu alacağının tahsiline dair verilen ilk derece mahkemesi kararı isabetli olup davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.

Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin "GEÇ ÖDEME" başlıklı 12. maddesinde akdî temerrüt faizi düzenlenmiştir. Bu nedenle davacının hüküm altına alınan alacağına bu akdî temerrüt faizinin uygulanmasında hukuka aykırılık görülmemiştir. Yine her bir fatura için temerrüt tarihleri Sözleşme m.9.1.2 uyarınca fatura tarihini takip eden üç gün sonrası esas alınarak hüküm kurulmuş olup, mahkemece yapılan basit maddi hatalar dışında, bu uygulamada hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Davalı tarafından ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, dairemizi bozulan kararı ve Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda yukarıdaki gerekçeyle yeniden hüküm kurulması gerektiğinden ve ayrıca karardaki adi hesap ve yazı hatalarının düzeltilmesi gerektiğinden, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm verilmesi gerekmiştir.

Bu kapsamda Dairemizce yeniden hüküm kurulurken, istinafa konu kararın hüküm kısmında her bir fatura tutarına dair yapılan maddi hata düzeltilmiş, ayrıca, son fatura için temerrüt tarihi sözleşme hükmüne göre üç gün sonrası esas alınarak düzeltilmiştir.

Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 373/3. maddesi uyarınca duruşmalı olarak yapılan inceleme sonucunda, davalı vekili tarafından ileri sürülmüş olan istinaf sebepleri yerinde görülmemekle birlikte, Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda yeniden karar verilmesi gerektiğinden ve ayrıca ilk derece mahkemesi hükmündeki adi yazım hatalarının düzeltilmesi gerektiğinden, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

HMK'nın 373/3. maddesi uyarınca duruşmalı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekili tarafından ileri sürülmüş olan istinaf sebepleri yerinde görülmemekle birlikte, Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda yeniden karar verilmesi gerektiğinden ve ayrıca ilk derece mahkemesi hükmündeki adi yazım hatalarının düzeltilmesi gerektiğinden, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;

1-Davacının asli talebinin kabulü ile 2.213.006,55 TL asıl alacağın, 651.852,06 TL'lik bölümüne 08.10.2018 tarihinden, 619.790,16 TL'lik bölümüne 06.11.2018 tarihinden, 518.025,86 TL'lik bölümüne 13.12.2018 tarihinden, 423.338,47 TL'lik bölümüne 10.01.2019 tarihinden itibaren işletilecek ve TCMB aylık reeskont faizi + %2 oranında hesaplanacak akdî temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine,

2-Alınması gerekli 151.170,48 TL harçtan, peşin olarak yatırılan 37.792,62 TL'nin mahsubu ile bakiye 113.377,86 TL harcın davalıdan tahsili Hazineye gelir kaydına,

3-Davacı tarafından yatırılmış olan toplam 37.843,42 TL harç giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,

4-Davacı tarafından ilk derece aşamasında harç dışında sarf edilen ve ayrıntısı UYAP ortamında kayıtlı toplam 4.273,80 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, iş bu hüküm tarihi itibariyle yürürlükte olan AAÜT'ndeki esaslara göre hesaplanan 327.820,92 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

6-Artan gider ve delil avanslarının, karar kesinleştikten sonra, yatıra taraflara iadesine,

7-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden;

a-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, karar kesinleştikten sonra ve talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,

b-Davalının ileri sürdüğü istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalının yaptığı kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

c-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden ve bir duruşma yapıldığından, 22.000 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

7-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,

8-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;

Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açık olmak üzere ve oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 16.09.2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1394, K. 2026/1491, T. 16.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1394-e-2026-1491-k-47c89f93badf