Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2417 E. 2026/848 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/2417
Karar No
2026/848
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2022/2417 KARAR NO : 2026/848

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/10/2022 NUMARASI : 2022/49 Esas 2022/632 Karar DAVANIN KONUSU : Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) BAM KARAR TARİHİ : 02/04/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 02/04/2026

Davacı vekili ve davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde ve cevaba cevap dilekçesinde özetle; müvekkil ile davalı şirket arasında 10.03.2021 tarihinde birim fiyatı 94.700 € olan ''.....'' marka/model .... cihazı ve 22 adet fiber'in satışı için medikal cihaz/malzeme satım sözleşmesi yapıldığını, cihazın KDV dahil fiyatının 102.276 € olduğunu, cihazın, sözleşmeye uygun bir şekilde davalıya teslim edildiğini ve kurulumunun sağlandığını, davalının muayene yükümlülüğünü yerine getirerek cihazı teslim aldığını, sonrasında davalının cihazı uygun bulmadığını iddia etmeye başladığını, bahaneler ürettiğini, müvekkilinin herhangi bir sorumluluğu ve yükümlülüğü olmamasına rağmen, cihazda incelemeler yaptığını, istenmeyen cihazı derhal yeni bir cihaz temin ederek değiştirdiğini, durumun davalı tarafa anlatıldığını, memnuniyetin sağlanması için derhal yeni cihaz tedarik edildiği bildirildiğini, ancak davalının kötü niyetle cihazı kabul etmediğini, en son çare olarak müvekkil tarafından, yeni cihazın davalının adresine götürüldüğünü ancak davalı tarafından herhangi bir sebep belirtilmeksizin, cihazın teslim alınmayarak geri gönderildiğini, sözleşmeye göre, davalı alıcının, davacı satıcıya gerekli çalışma ortamını sağlamadığı veya montaj için yazılı çağrı yapmadığı taktirde davacının herhangi bir sorumluluğunun doğmayacağını, buna rağmen müvekkilinin davalının yazılı çağrısını beklemediğini, cihazı teslim etmeye çalıştığını, müvekkilinin Bakırköy 40. Noterliği'nin 28.04.2021 tarih, 09280 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalıya, .... Cihazı'nı teslim alması gerektiğinin ve sözleşmede kararlaştırılan taksitleri ödemediği için temerrüte düştüğünün ihtaren bildirildiğini, davalı tarafın İzmir 3. Noterliğinin 04043 yevmiye, 04.05.2021 tarihli ihtarnamesi ile cevaben; sözleşmeden dönme hakkını kullandığını, davalı tarafça, yeni bir cihaz talebinde bulunulmadığını, dolayısıyla davalı şirketin, müvekkiline bir borcunun olmadığını iddia ettiğini, ancak davalının bu hareketinin TBK'nun 227.maddesi çerçevesinde sunulan cihazı almaması nedeniyle dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, ayrıca TTK'nun 18/3.maddesine ve sözleşmenin 7.maddesine uygun süre ve şartlarda bildirim yapılmadığı için dönme beyanının geçerli olmadığını, davalının 10/03/2021 tarih 15.458 Euro tutarlı taksidi ile her biri 7.892,00 Euro ve 10/04/2021-10/12/2021 tarihli aylık taksitlerin ödenmediğini bildirerek, A)Davaya konu 10.03.2021 tarihli 'Medikal Cihaz/Malzeme Satım'' sözleşmesinin geçerli olduğuna ve devam ettiğine, davalı tarafından usul ve yasaya uygun olarak kullanılmış bir dönmenin olmadığının tespitine, davalının dönme iddiasının hakkının haksız olduğunun tespitine, B)Cihaz bedeli 102.276 Euro'nun sözleşme gereğince TCMB reeskont faizi oranı ile birlikte davalıdan tahsiline, C)Davalı tarafından teslim alınmayan, davaya konu ''.....'' marka/model ..... cihazın, müvekkili şirketten davalı tarafça teslim alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesi ve ikinci cevap dilekçesinde özetle; davacı ile ".... cihazı ile 22 adet fiberin" müvekkiline satışına ilişkin sözleşmenin imzalandığını, davaya konu cihazın teslim süresi 7 gün olmasına karşın, sözleşmeye aykırı olarak 18.03.2021 tarihinde müvekkili şirkete bir cihaz teslim edildiğini, cihaz tesliminde kutusunun açılmış olduğunun görüldüğünü ve davacı firma yetkilisi ile yapılan görüşmede, cihazın daha önce kendi ofislerinde açıldığı ve içerisinde bulunan distile su haznesine distile su eklendiği hususları iletilmiş ise de, müvekkili şirketin garanti, kurulum ve eğitim gibi süreçlerin sekteye uğramaması açısından teslim tarihinden önce cihazın ilgili müdahalelerin (distile su eklenmesi ve gerekli test işlemleri vs.) teslimden sonra müvekkilinin gözetimi dahilinde yapılması gerektiğini, bu işlemin uygun olmadığını davacıya ilettiğini, cihazin müvekkili şirkete teslim edilmeden önce, davacı tarafından cihaza özel altyapı (elektrik bağlantısı girişi 220 V 32A) gereklilikleri iletilmesi gerekirken iletilmediği için 18.03.2021 tarihinde teslim edilen cihazın alt yapı eksikliğinden dolayı faal duruma geçirilemediğini, 27.03.2021 tarihinde gerekli altyapının oluşturulabildiğini ve cihazın faal duruma getirildiğini, ancak cihazın açıldığı esnada ekranda NOTE:1822 hatası verdiğini, 4 adet lazer başlığının atım sayılarının sırasıyla 448.829, 394.569, 452.781, 288.609 olduğunu, cihaz ile daha önceki tarihlerde sırasıyla; 11.12.2020 Saat: 13:15, 10.12.2020 Saat: 19:04, 10.09.2020 Saat: 10:14 .... operasyon işleminin gerçekleştirildiğinin ve ek olarak 10.09.2020 tarihinde saat: 10:17 de ... işlemi yapıldığının tespit edildiğini, Böylece cihazın daha önce kullanılmış olduğunu, sıfır olarak teslim edilmesi gereken cihazın ikinci el olarak teslim edildiğini, durumun davacı firma yetkilisine aynı gün bildirildiğini, davacı firma yetkilisinin konuyu araştıracağını söyleyerek ancak 31.03.2021 tarihinde dönüş yaptığını, cihazın üretim sonrası kalibrasyon ve test aşamasında yukarıdaki lazer başlık atım sayılarına ulaştığını belirttiğini, ancak lazer başlık atım sayılarının üretimden sonra kontrollerde kalibrasyon ve test esnasında bu değerlere ( 448829 – 394469 – 452781 – 288609 ) ulaşamayacağı, bu beyanın doğru olamayacağı aksine teslim edilmeden önce 3 kez vaka yapıldığı hususlarının tespit edildiğini ve bu durumun davacıya iletildiğini, davacı firma yetkilisinin ilerleyen tarihlerde; cihazın sıfır olmadığını ve ayıplı mal teslim ettiğini kabul ettiğini, müvekkil şirketsı TSK'nun 227/1 maddesi uyarınca sözleşmeden döndüğünü ve muhatap firmadan cihazı geri almasının istendiğini, ayıplı olarak teslim edilen .... Seri numaralı Lazer cihazının 15.04.2021 tarihinde davacı firma tarafından teslim alındığını, davacının, müvekkili şirkete yeni bir cihaz satmak istemiş ise de, müvekkili şirketin yeni cihaz talebinde bulunmadığını ve herhangi bir yeni sözleşme yapmadığını, müvekkilinin şirketçe teslim alınmamış bir cihaz ve ödenmemiş borcunun bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının uğradığı bir zararının bulunmadığını ve talep edilen alacak ve faiz isteminin fahiş olduğunu bildirerek, davanın reddini savunmuştur. MAHKEMECE: "...,Dava, menkul mal satım sözleşmesinden dönme işleminin haksız olduğunun tespiti, cihaz bedelinin tahsili ve hazır bulunan cihazın alıcıya teslimi taleplerine ilişkindir. Taraflar arasında 10.03.2021 tarihinde birim fiyatı 94.700 € olan ''....'' marka/model .... cihazı ve 22 adet fiber'in satışı için medikal cihaz/malzeme satım sözleşmesi imzalandığı, cihazın KDV dahil fiyatının 102.276 € olduğu; cihazın davacı tarafından davalıya teslim edildiği, ancak ayıplı olduğundan bahisle davacıya iade edildiği; davacı tarafın davalı şirkete yeni bir cihaz temin etmek istediği ancak davalı şirketin yeni cihaz talebinde bulunmadığı ve herhangi bir yeni sözleşme yapmayacağını beyan ettiği; davalı tarafından İzmir 3. Noterliğinin 04043 yevmiye, 04.05.2021 tarihli ihtarname ile sözleşmeden dönme hakkını kullandığı; davalı tarafından davacıya herhangi bir ödemede bulunulmadığı; taraflar arasında dava şartı arabuluculuk anlaşamama son tutanağının 10/06/2021 tarihinde düzenlendiği hususlarında ihtilaf bulunmamaktadır. Uyuşmazlık ve çözülmesi gereken sorun: Davalı tarafından kullanılan sözleşmeden dönme hakkının sözleşme ve kanunda belirtilen usul ve şartlara uygun olup olmadığı, dava konusu cihazın sözleşmeye ve fenne uygun olup olmadığı, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan ayıplarının bulunup bulunmadığı, böylece davalının dönme hakkını kullanmasının haksız olup olmadığı, buna bağlı olarak davacının sözleşme bedelini hak edip etmediği ve sözleşme konusu cihazın davalıya tesliminin gerekip gerekmediği noktalarındadır. Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur (TBK.m.219/I,II). Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, yasada belirtilen seçimlik haklardan birisi olan "Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme" hakkına sahiptir (TBK.m.227). Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır (TTK.m.18/3). Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 7.maddesine göre, "Sözleşmenin feshine sebep olan taraf, karşı tarafın tüm zararını ödemekle yükümlüdür. SATICI işbu sözleşmenin imzası ile sözleşmeye konu malı temin edeceğinden; ALICI, yasal süre içerisinde sözleşmeden dönmek isterse, SATICI'nın tüm zararını karşılayacağını beyan, kabul ve taahhüt eder". Maddi ve hukuki olgular ışığında olaya dönüldüğünde; Davacı tarafından 18.03.2022 tarihinde davalıya teslim edilen ve davalı tarafından 15.04.2022 tarihinde davacıya iade edilen, dava konusu .... seri numaralı cihazın, davacı tarafından başka bir müşteriye teslim edildiği belirtildiğinden, ilgili cihaz üzerinde bilirkişi tarafından inceleme yapılamadığı, ancak sözleşmede belirtilen yine aynı marka model ve özellikte ("......" marka/model .....) cihaz üzerinde incelemelerde bulunulduğu, Davacı tarafından davalının teslim almakta imtina ettiğini belirttiği cihaz ve incelemesi yapılan cihaza ait gümrük giriş belgelerine göre .... seri numaralı cihazın 24.09.2020 tarihinde; davacı tarafından seri numarası bildirilmemekle birlikte beyan etmiş olduğu ve davalı tarafından teslim alınmadığını belirttiği cihazlara ait 01.03.2022 tarihinde gümrük işleminin yapıldığı ve (....) seri no'lu cihazlar olduğu, incelemesi yapılan ..... seri numaralı cihazın 22.07.2022 tarihinde gümrük işlemlerinin yapıldığı, Davalı tarafından 27.03.2022 tarihinde cihaz çalıştırıldığı esnada tespit edilen 4 adet lazer başlığının atım sayılarının sırasıyla 448.829, 394.569, 452.781, 288.609 olduğu, cihaz ile daha önceki tarihlerde sırasıyla; 11.12.2020 Saat: 13:15, 10.12.2020 Saat: 19:04, 10.09.2020 Saat: 10:14 ....operasyon işleminin gerçekleştirildiği ve ek olarak 10.09.2020 tarihinde saat: 10:17 de .... işlemi yapıldığının tespiti hususu ile ilgili olarak; ilgili cihazın 27.09.2020 tarihinde gümrük işlemlerinin yapıldığı hususu da göz önüne alınarak, bahse konu lazer atım sayıları için bahse konu sayıların büyük görünmekle birlikte olayda hertz konusunun açıklanması gerektiği, hertzin SI birim sisteminde frekans (sıklık) birimi olduğu, yani saniye başına düşen devir (burada atım) sayısını ifade ettiği, 1 hertzin saniyede bir atım anlamına geldiği, Davalı tarafından tespit edilen ... işlemine dair ekran görüntülerine göre, sözleşme konusu cihazın gümrük girişinden önce olduğundan kalibrasyon için üretim esnasında çalıştırılıp test amaçlı atımın söz konusu olduğu, 10.09.2020 tarihinde yapılan .... işleminin de gümrük girişten önceki tarih olduğu için, yine fabrika üretim esnasında kontrol/test kalibrasyon için yapılan uygulama olduğu ve 1400 rpm yöntemi ile gerçekleştirildiği, lazer atımı için 0,0Hz değeri görüldüğünden hesaba katılmayacağı, Bu tip cihazlarda fabrika çıkış, taşıma, teslimat öncesi ilgili firma yetkilileri tarafından mutlaka cihazların test ve kalibrasyon amaçlı açılıp, kontrol edilmesi gerekliliğinin şart olduğu, cihazlarda da belirli bir atım sayısının görülmesi mümkün olduğu ve böylece 100.000-200.000 yaklaşık atım sayıları makul kabul edilebilir durumda iken, mevcutta tespit edilen 78.480+1.080+32.550=112.110 atım sayıları nedeniyle sözleşme konusu cihazın daha önce kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır. Davalı tarafın dönme irade beyanından önce yeni cihazı istediği hususlarını davacının ispatlayamadığı, davalı tarafın hukuka uygun şekilde sözleşmeden dönme hakkını kullandığı ve bu dönme iradesinin ihtarname ile karşı tarafa bildirildiği, dolayısıyla taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 7.maddesinin dava konusu olay bakımından uygulanmasının mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu durumda, davacı satıcı taraflar arasında akdedilen sözleşme konusu ..... seri nolu cihazın sözleşmeye ve fenne uygun şekilde davalı alıcıya teslim borcunu yerine getiremediği, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan ayıbın bulunduğu, davalı alıcının sözleşmeden dönme işleminin hukuka uygun olduğu, bu çerçevede dönme iradesinin haksız olduğunun tespiti, sözleşmenin geçerli olduğu, cihaz bedelinin tahsili ve yeni temin edilen cihazın davacı tarafından alınıp davalı tarafa teslimine ilişkin davanın haksız olduğu kanaatine varılmıştır. Dosya kapsamına ve olayın özelliklerine, gümrük beyannamelerine, sözleşme konusu cihazın bilirkişi incelemesine hazır bulundurulamamasına göre, bilirkişi raporunda yer alan "dava konusu cihazın sözleşmeye uygun olduğu" ve "bu tip cihazların yıllarca, yüzlerce hastada kullanılan tipte cihazlar olmasından dolayı, ayrıca ilgili firma tarafından cihazın garanti kapsamının tesliminden itibaren başlayacağı da göz önüne alınarak, davalının kullanım amacı bakımından değerini ve davalının cihazdan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan ayıplarının bulunmadığı" şeklindeki soyut ve hayatın olağan akışına uygun düşmeyen görüşe itibar edilmemiş; taraf tanıklarının dinlenmesine gerek görülmemiştir." gerekçesi ile; "A)10.03.2021 tarihli 'Medikal Cihaz/Malzeme Satım'' sözleşmesinin geçerli olduğu ve devam ettiği, davalı tarafından usul ve yasaya uygun olarak kullanılmış bir dönmenin olmadığı, davalının dönme iddiasının hakkının haksız olduğu hususlarının tespiti yönündeki talebin REDDİNE, B)Cihaz bedeli 102.276 Euro'nun sözleşme gereğince TCMB reeskont faizi oranı ile birlikte davalıdan tahsili talebinin REDDİNE, C)''....'' marka/model .... cihazın, davacı şirketten davalı tarafça teslim alınması talebinin REDDİNE, " şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekçeli kararda dosyanın esası hakkında yanlış tespitlerde bulunulduğunu, dosyada mevcut olmayan bir delil varmış gibi hükme konu edildiğini, delillerin incelemesinin hatalı yapıldığını, dosyada davalı tarafın dönme iradesini ortaya koyduğu herhangi bir ihtarname olmamasına ve davalı tarafın da bunu kendi cevap dilekçesinde belirtmesine mail aracılığıyla döndüğünü iddia etmesine rağmen davalı tarafın hukuka uygun bir şekilde sözleşmeden dönme hakkını kullandığı ve bu dönme iradesini ihtarname ile karşı tarafa bildirdiği şeklinde hüküm kurulduğunu, dava dosyasının içerisinde böyle bir ihtarname olmadığını, davalı tarafın kendi beyanında dönme iradesini mail ile kullandığını açıkça belirtmişken mahkemece dönmenin usulüne uygun olarak ihtarname ile gerçekleştiğini hükme bağladığını, sadece bu beyanın bile davalarının kabulü için yeterli olduğunu, davalı tarafından TTK 18/3 maddesinde belirtilen şekil şartlarına uyularak kullanılan bir dönme hakkının mevcut olmadığını, davaya konu en önemli delillerden biri olan mail yazışmalarının hükme konu edilmediğini, tartışılmadığını, hukuku uygulamakla yükümlü ilk derece mahkemesi tarafından hukukun yanlış uygulandığını, satıcının, alıcının seçimlik hakkını önlemesinin herhangi bir talebe bağlı olmadığını, sözleşmenin hukuki niteliğinin ve ahde vefa ilkesi gereği doğan bir sonuç olduğunu, mahkemenin, kendisinden bilmesinin beklenemeyeceği ve bilmediği sabit olan bilimsel ve teknik bir konuda bilirkişi raporuna dayanmadan, tamamen kendi görüşüyle karar oluşturulduğunu, bilirkişi raporunda da, cihazın sözleşmeye uygun olduğunun tespit edildiğini, davalının cihazdan beklediği faydaları ortadan kaldıran bir ayıbın bulunmadığının rapor edildiğini, bu rapora mahkemece hayatın olağan akışına uygun olmadığı gerekçesiyle itibar edilmediğini, mahkeme, kendisinden bilmesinin beklenemeyeceği ve bilmediği sabit olan bilimsel ve teknik bir konuda bilirkişi raporuna dayanmadan, tamamen kendi görüşüyle karar oluşturduğundan istinafa konu kararın bozulmasının gerektiğini, müvekkili tarafından yeni cihazın teslim alınması ve sözleşme bedelinin ödenmesi için ihtarname gönderilene kadar davalı tarafça gönderilmiş bir ihtarname olmadığını, davalı tarafından gönderilen evrakın davacının gönderdiğinin ihtara karşı bir cevap olduğunu, müvekkilinin yeni cihazı davalının kapısına kadar götürdüğünün sabit olduğunu, bu konuda davalının bir itirazı bulunmadığını, davalının itirazının yeni bir cihaz talebinin olmaması üzerine olduğunu, ancak kanun metninden de anlaşılacağı üzere bu hakkın kullanımının bir talebe bağlı olmadığını, davalının sözleşmeden kaynaklı borcu olan, malı teslim alma ve malın bedelini ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, tacirler arasında dönme hakkının kullanımının TTK 18.maddesi uyarınca emredici olarak şekle tabi olduğundan davalı tarafından bu şekil şartlarına uyularak kullanılan bir dönme hakkı olmadığını istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. Davalı .... A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece davacının davasının reddine karar verildiğini ve kararın taraflarına tebliğ edildiğini, mahkemenin red kararına karşı itirazlarının olmadığını, kararın hüküm kısmında yer alan AAÜT'ye göre hesaplanan 173.109,73 TL nispi vekalet ücretinin eksik hesaplandığını, davacı tarafça yabancı para cinsinden açılan davanın reddi üzerine hesaplanacak vekalet ücretinin karar tarihi itibariyle T.C. Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL'ye çevirilerek belirlenecek dava değeri üzerinden hesaplanması gerektiğini, mahkeme kararında vekalet ücretinin nasıl hesaplandığına ilişkin bilginin yer almadığını, Merkez Bankası kayıtlarına bakıldığında karar tarihi olan 05/10/2022 tarihinde euronun satış kurunun 18.4720 TL olduğunu, dava değerinin ise 1.889.242,272 TL olarak hesaplanması gerektiğinin görüldüğünü, söz konusu kararda avukatlık vekalet ücretinin karar tarihi itibari ile hesaplanıp hesaplanmadığına ilişkin bir bilgi yer almadığı gibi, vekalet ücreti hesabında Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kurunun dikkate alınıp alınmadığı bilgisinin de yer almadığını istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, menkul mal satım sözleşmesinden dönme işleminin haksız olduğunun tespiti, cihaz bedelinin tahsili ve hazır bulunan cihazın alıcıya teslimi istemlerine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir. Satıcının ayıptan sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219-231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir. TBK. m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır. Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar: a) Ortada bir ayıp bulunmalıdır Ayıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir. b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır. Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz. c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır. Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse olur.” Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmesi gereklidir . Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir. Alıcının satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir. Alıcının, malın ayıplı olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. İlk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının ayrıca bunu üstlenmesine gerek yoktur. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz. d) Ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır e) Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır f) Alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır . Bu zorunluluklar TBK. m. 223’te düzenlenmiştir. TBK. 223’e göre, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.” Burada kesin bir süre belirlenmemiştir, ancak alıcı ayıbı en kısa sürede bildirmekle yükümlüdür. Tacirler arası ticari satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde ise 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm 6102 Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiştir. TTK. m. 23/1.c’ye göre, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223’üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu durumda, TBK. m. 223 burada da uygulama alanı bulacaktır. TBK. m. 225’e göre, satıcının ağır kusurlu olması halinde ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı hüküm, satıcılığı meslek edinmiş kişiler için de geçerlidir. Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer. Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar; -Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi (Kaynakça: ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 8. Baskı, Ankara, 2009- AVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel H, 9. Baskı,) İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Somut olayda davalı tarafından davacıya satın alınan lazer cihazıyla daha önce atım yapıldığı gerekçesi ile cihazın kabul edilmediğinin 07/04/2021 tarihinde mail ile bildirildiği, 13/04/2021 tarihinde sözleşmeye uygun olmadığı belirtilerek cihazı alması için yeniden mail gönderildiği, 15/04/2021 tarihinde davacının sözleşmeye konu cihazı teslim aldığı, davacı tarafından 28/04/2021 tarihli Noter ihtarnamesi ile yeni cihazın teslim alınmasının ve sözleşme bedelinin ödenmesinin istendiği, davalı tarafından 04/05/2021 tarihinde Noter kanalıyla ihtarnameye cevap verilerek sözleşmeye konu cihazın geç ve/veya ayıplı teslim edilmesi, cihazın kullanılamaması ve yeni temin edilecek cihazın nedeniyle uğranılan ve uğranılacak zararları talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydı ile sözleşmeden dönme hakkının kullanıldığının bildirildiği, sözleşmeye konu edilen cihazın davacı tarafından başka bir müşteriye satılması nedeniyle bilirkişi incelemesi için hazır edilemediği görülmüştür. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, davacı satıcının sözleşme konusu cihazın taraflar arasında akdedilen sözleşmeye uygun şekilde davalı alıcıya teslim borcunu yerine getiremediğinin, davalının sözleşmeden dönme ve teslim edilen malın alınması için gönderdiği mail sonrası ürünü teslim aldığının, " alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen verme ve uğradığı zararın tamamını giderme " durumu söz konusu olmadığından alıcının TBK'nın 227. maddesindeki seçimlik haklarını kullanmasını önleyebileceğine ilişkin düzenlemenin uygulanmasının mümkün olmadığının anlaşılmasına, dava tarihindeki değer üzerinden vekalet ücreti belirlenmesinin isabetli olmasına göre, davacı vekilinin ve davalı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1,b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/10/2022 tarih, 2022/49 Esas ve 2022/632 Karar sayılı kararına karşı davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-a)İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 732,00 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 651,30 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, b)İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 732,00 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 651,30 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davacı ve davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın Dairemizce taraflara re'sen tebliğine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 02/04/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/2417, K. 2026/848, T. 02.04.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-2417-e-2026-848-k-52ce7f298429