Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/642 E. 2026/491 K. – Kurum İşleminin
Konu: Kurum İşleminin İptali Ve İstirdat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/642
- Karar No
- 2026/491
- Karar Tarihi
- Konu
- Kurum İşleminin İptali Ve İstirdat
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/3542 E., 2024/3449 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 08.02.2024 tarihli ve 2024/247 Esas, 2024/996 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı asıl tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı asılın istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... Güvenlik Kurumu vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı ... Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı asıl; 25.09.2010 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı olduğunu, 17.05.2012 tarihinde 5510 sayılı Kanun'un geçici 16. maddesi uyarınca vergiden muaf işleri yapanlar kapsamında ev kadını olarak isteğe bağlı sigortalılar için öngörülen imkândan yararlanmak için davalı Kuruma başvurduğunu, sigortalılığının talebi gibi düzenlendiğini, primlerini de ödediğini, 2019 yılı Haziran ayında Kurum tarafından dosyasında vergi muafiyet belgesinin eksik olduğunun bildirilmesi üzerine 20.06.2019 tarihinde vergi dairesinde gerekli belgeyi düzenleterek Kuruma teslim ettiğini ancak isteğe bağlı sigortalı olarak prim indiriminden faydalanmaya başladığı 17.05.2012 tarihinden bugüne kadar vergi muafiyet belgesi bulunmadığından bahisle eksik prim borcu tahakkuk ettirildiğini ve borcu ödemek zorunda kaldığını, belgenin aradan yedi yıl geçtikten sonra istenmesinin hukuka uygun olmadığını ileri sürerek 9.250,00 TL’lik fark prim borcunun iptaline ve ödediği tutarın yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; vergi muafiyet belgesinde belirtilen süreler dışında ödenen primlerin 5510 sayılı Kanun’un 50. maddesi kapsamında isteğe bağlı sigortalılık olarak değerlendirilip primlerin 30 gün üzerinden tahakkuk ettirildiğini, Kurum işlemlerinde herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 01.04.2021 tarihli ve 2020/152 Esas, 2021/145 Karar sayılı kararı ile; 5510 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesinin 3. fıkrası ile vergiden muaf kadın sigortalılara indirimli isteğe bağlı sigortalı olma imkânı getirildiği, davacının Kuruma başvurduğu 16.05.2012 tarihinden itibaren bu imkândan faydalandığı ancak 16.05.2012 tarihli isteğe bağlı sigorta giriş bildirgesi ekinde esnaf vergi muafiyeti belgesi bulunmadığı, bu durumun sonradan fark edilmesi üzerine davacının 20.06.2019 tarihli vergi muafiyet belgesini ibraz ederek vergi muafiyet belgesinin olmadığı sürelerdeki hizmetlerinin isteğe bağlı olarak değerlendirilip fark borcunu ödemek istediğini belirttiği ve 9.250,00 TL fark prim borcunu 23.09.2019 tarihinde ödediği gözetildiğinde Kurum işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı asıl istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 05.10.2023 tarihli ve 2021/1748 Esas, 2023/2406 Karar sayılı kararı ile; davacının 5510 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesinin son fıkrası kapsamında 17.05.2012-30.06.2019 tarihleri arasında isteğe bağlı sigortalı iken Kurum tarafından geçmişe dönük muafiyet belgesi verilmediğinden bahisle sigortalılığı bu kapsamdan çıkarılarak davacıya borç tahakkuk ettirildiği ancak 20.06.2019 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal eden belgede esnaf muafiyet kayıtlarının devam ettiği anlaşılan davacıdan yedi yıl boyunca bu kapsamda prim tahsilatı yapan ve bu süre boyunca muafiyet belgesi istemeyen Kurumun daha sonradan muafiyet belgesi verilmediğinden bahisle geçmişe dönük işlem tesis ederek fazladan prim tahsil etmesinin idarenin iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle davacı asılın istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Eldeki davada, davacı 25.09.2010 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanun'un 50 nci maddesi kapsamında isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı iken 17.05.2012 tarihinde verdiği dilekçe ile 5510 sayılı Kanun'un geçici 16 ncı maddesinde belirtilen vergiden muaf işleri yapanlardan, evde el işi ve örgü yapan ev kadını olarak isteğe bağlı sigortalılar için öngörülen prim ödeme gün sayısından faydalanmak istediğini belirtmiş ve Kurumun 17.05.2012-30.06.2019 tarihleri arasında muafiyet belgesi olan isteğe bağlı ev kadını şeklinde sigortalılık halini değiştirerek söz konusu dönemde esnaf muafiyet belgesi olmaması nedeniyle borç çıkarttığı, bunun üzerine davacının 20.06.2019 tarihli esnaf vergi muafiyeti belgesini edindiği, çıkartılan borç kaydı üzerine davacının ödemek zorunda bırakıldığı 9.250,00 TL borcun iptali ile ödediği tutarın Kurumca hesaplanarak yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep ettiği; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, 20.06.2019 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal eden belgede esnaf muafiyet kayıtlarının devam ettiği anlaşılan davacıdan 7 yıllık bir süre boyunca Kurum tarafından bu kapsamda prim tahsilatı yapan ve davacıdan 7 yıllık süreç boyunca muafiyet belgesi istemeyen Kurumun daha sonradan muafiyet belgesi vermediğinden bahisle geçmişe dönük işlem tesis ederek davacıdan fazladan prim tesis etmesinin idarenin iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacının 17.05.2012-30.06.2019 dönemi içindeki 5510 sayılı Kanun'un 50 vd. hükümleri kapsamında isteğe bağlı sigortalılık primlerini ödediği ancak davacının bu dönemde evinde üretim yaptığı ve vergi kaydının bulunduğunun Kurum tarafından tespit edilmesi üzerine 5510 sayılı Kanun'un geçici 16 ncı maddesi gereğince farklı bir prim oranına tabi olduğu gerekçesiyle borç çıkartıldığı, anılan maddede vergiden muaf işleri yapanların bu kapsamda tutulduğu, bu nedenle davacının bu dönemde muafiyet belgesinin de bulunması gerektiğinin açık olması karşısında aradaki fark prim alacağından sorumlu olacağı dikkate alınmaksızın karar verilmesi hatalı olup Kurum işlemi yerinde olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde kabul kararı verilmesi hatalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili, davacının 16.05.2012 tarihli dilekçesi ekinde vergiden muaf işleri yaptığını belgeleyen yazı olmadan bu tarihten itibaren indirimli isteğe bağlı sigortalı olma imkânından faydalandığını ve davacının talepte bulunması üzerine sonradan çıkartılan fark prim borcunu da ödediğini, Kurum işlemlerin mevzuata uygun olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 25.09.2010 tarihinden itibaren isteğe bağlı, 17.05.2012 tarihinden itibaren ise 5510 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesi uyarınca vergiden muaf ev kadını olarak isteğe bağlı sigortalı kabul edilerek primlerini 30.06.2019 tarihine kadar ödeyen davacının daha sonra esnaf vergi muafiyet belgesinin bulunmaması nedeniyle hizmetlerinin isteğe bağlı sigortalılığa dönüştürülmesi neticesinde çıkarılan fark prim borcunu ödediği somut olayda, buna ilişkin Kurum işleminin yerinde olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davanın reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 50, 51 ve geçici 16. maddeleri ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun (193 sayılı Kanun) 9. maddesi. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemeler ve kavramlar üzerinde kısaca durmak gerekir. 2. Sosyal sigortaların belirgin özelliği zorunlu oluşu ve sigortalı olma hak ve yükümlülüğünden vazgeçilememesidir. Sigortalılığın zorunlu oluşunun istisnalarından birisi isteğe bağlı sigortalılıktır. 3. İsteğe bağlı sigortaya olanak tanınmasının amacı, sigortalıları çalışma hayatında sıkça rastlanan, sürekli ve düzenli iş bulma güçlüğü karşısında uzun süreli sigorta kolları bakımından sosyal güvenlik haklarından yoksun bırakmamaktır. İsteğe bağlı sigortalılığı sürdürebilmenin temel koşulu herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olarak sigortalı olmamaktır. 4. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 50. maddesinde isteğe bağlı sigortanın kişilerin isteğe bağlı olarak prim ödemek suretiyle uzun vadeli sigorta kollarına ve genel sağlık sigortasına tâbi olmalarını sağlayan sigorta olarak tanımı yapılmış, isteğe bağlı sigortalılık koşulları gösterilmiştir. Buna göre, Türkiyede ikamet edenler ile Türkiyede ikamet etmekte iken sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerdeki Türk vatandaşlarından; 5510 sayılı Kanun'a tâbi zorunlu sigortalı olmayı gerektirecek şekilde çalışmayan veya sigortalı olarak çalışmakla birlikte ay içerisinde 30 günden az çalışan ya da tam gün çalışmayan, kendi sigortalılığı nedeniyle aylık bağlanmamış olan, 18 yaşını doldurmuş bulunan ve isteğe bağlı sigorta talep dilekçesiyle Kuruma başvuruda bulunanların isteğe bağlı sigortalı olabilecekleri belirtilmiştir. 5. Bu arada 5510 sayılı Kanun'un 51. maddesinde isteğe bağlı sigortalılığın başlangıcı ve sona ermesi düzenlenmiş olmakla isteğe bağlı sigortalılığın müracaatın Kurum kayıtlarına intikal ettiği tarihi takip eden günden itibaren başlayacağı, isteğe bağlı sigortalılığını sona erdirme talebinde bulunanların, primi ödenmiş son günü takip eden günden, aylık talebinde bulunanların aylığa hak kazanmış olmak şartıyla talep tarihinden, ölen sigortalının ölüm tarihinden itibaren sona ereceği hüküm altına alınmıştır. 5510 sayılı Kanun isteğe bağlı sigortalı olanların hangi statüde sigortalı olacaklarını da düzenlemiştir. Buna göre isteğe bağlı sigorta primi ödenmiş sürelerin malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulamasında dikkate alınacağı ve söz konusu sürelerin bu maddenin 3. fıkrası hükmü saklı olmak üzere 4. maddenin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalılık süresi olarak kabul edileceği düzenlenmiştir. 6. Öte yandan 5510 sayılı Kanun'un geçici 16. maddesinin son fıkrasında; ''31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinde belirtilen işleri, hizmet akdiyle herhangi bir işverene tabi olmaksızın sürekli ve kazanç getirici nitelikte yaptıkları (…) Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirlenen usul ve esaslara göre tespit edilen kadın isteğe bağlı sigortalılar; bu maddenin yürürlüğe girdiği yıl için 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının onbeş katı üzerinden başlanılarak, takip eden her yıl için bir puan arttırılmak suretiyle otuz katını geçmemek üzere malullük, yaşlılık, ve ölüm sigortaları ile genel sağlık sigortası primi öderler" düzenlemesi hüküm altına alınmıştır. 13.02.2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun'un 50. maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce,” ibaresi ile “bu maddenin yürürlük tarihinden sonra aynı şartlarla bu işleri yaptıkları,” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve “yapmakta olanların” ibaresi “yaptıkları” şeklinde değiştirilmiştir. 7. Gelir Vergisi Kanunu'nun ''Vergiden muaf'' başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasında ticaret ve sanat erbabından maddede yazılı şekil ve suretle çalışanların gelir vergisinden muaf olduğu belirtilmiş ve 6. bentte "Evlerde kullanılan dikiş, nakış, mutfak robotu, ütü ve benzeri makine ve aletler hariç olmak üzere, muharrik kuvvet kullanmamak ve dışarıdan işçi almamak şartıyla; oturdukları evlerde imal ettikleri havlu, örtü, çarşaf, çorap, halı, kilim, dokuma mamûlleri, kırpıntı deriden üretilen mamûller, örgü, dantel, her nevi nakış işleri ve turistik eşya, hasır, sepet, süpürge, paspas, fırça, yapma çiçek, pul, payet, boncuk işleme, tığ örgü işleri, ip ve urganları, tarhana, erişte, mantı gibi ürünleri işyeri açmaksızın veya yıl içinde gerçekleştirilen satış tutarı, ilgili yıl için geçerli olan asgari ücretin yıllık brüt tutarından fazla olmamak üzere, internet ve benzeri elektronik ortamlar üzerinden satanlar. Bu ürünlerin, pazar takibi suretiyle satılması ile ticarî, ziraî veya meslekî faaliyetleri dolayısıyla gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olanların düzenledikleri hariç olmak üzere; düzenlenen kermes, festival, panayır ile kamu kurum ve kuruluşlarınca geçici olarak belirlenen yerlerde satılması muaflıktan faydalanmaya engel değildir" düzenlemesi ile el işleri ile gelir elde edenlerin vergi muafiyeti şartları düzenlenmiştir. 8. 01.10.2008 tarihinden sonra 5510 sayılı Kanunla getirilen bu uygulama ile 193 sayılı Kanun'un 9. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendinde belirtilen işleri yapan ve satan kadın sigortalıların vergi muafiyet belgesi almaları şartıyla isteğe bağlı sigortalı olmalarına imkân sağlanmıştır. 9. Bu noktada değinmek gerekir ki, 5510 sayılı Kanun'un geçici 16 maddesinin son fıkrasında Kuruma verilen yetki kapsamında Kurumca çıkarılan 05.04.2011 tarihli ve 2011/36 sayılı 6111 sayılı Kanun Uyarınca Yapılacak Sigortalama ve Borçlanmaya İlişkin İşlemler Genelgesinin "5.3- Gelir vergisinden muaf kadın sigortalılar” başlıklı bölümünde; "Kanunun geçici 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında 6111 sayılı Kanunun 50 nci maddesiyle yapılan düzenlemeyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinde belirtilen vergiden muaf işleri hizmet akdiyle herhangi bir işverene tabi olmaksızın sürekli ve kazanç getirici nitelikte yaptıklarını vergi dairelerinden alacakları yazılar ya da Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurları tarafından düzenlenen raporlar ile tespit ettiren kadınlar isteğe bağlı sigortalı olarak primlerini 2011 yılında % 18 olmak üzere ve her yıl birer puan artırılmak suretiyle ödeyebileceklerdir. Bu düzenleme ile 1/10/2008 tarihinden önce kayıt ve tescili yapılan isteğe bağlı sigortalılar ile 25/2/2011 tarihinden itibaren tescilleri yapılan kadınların bu madde kapsamında prim ödemek istemeleri durumunda vergiden muaf işleri 1/10/2008 tarihinden önce veya sonra yaptıkları araştırılmayacak, vergiden muaf işleri yaptıklarını belgelemeleri halinde isteğe bağlı sigortalılık talep tarihini takip eden günden itibaren başlatılacaktır" düzenlemesi bulunmaktadır. 10. Böylece denilebilir ki, vergi muafiyetine tâbi isteğe bağlı sigortalılık tescili için vergi dairesinden vergi muafiyetine ilişkin belgenin alınması yeterli görülmüş olmakla öngörülen koşullara riayetle bu sistemin yürütülmesi gerekeceği açıktır. 11. Somut olayda 24.09.2010 tarihinde Kurum kayıtlarına giren isteğe bağlı sigorta giriş bildirgesine istinaden 25.09.2010 tarihi itibariyle tescili yapılarak sigortalılığı başlatılan davacının 16.05.2012 tarihinde Kuruma başvurarak 5510 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesi uyarınca vergiden muaf işleri yapan kadın isteğe bağlı sigortalılar için öngörülen prim ödeme gün sayısından faydalanmak istediği ve 17.05.2012 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanun'un geçici 16. maddesine göre 193 sayılı Kanun'un 9. maddesinin 1. fıkrasının (6) numaralı bendi kapsamında gelir vergisinden muaf kadın statüsünde tescil işlemi yapılarak primlerini 30.06.2019 tarihine kadar ödediği ancak 2019 yılı Haziran ayında primlerini ödeyememesi nedeniyle Kuruma yaptığı başvuru sonucu vergiden muaf işleri yaptığına dair vergi dairesinden gerekli belgeyi temin etmediğinden prim indiriminden faydalanamayacağının belirtilmesi üzerine geçici 16. madde kapsamındaki isteğe bağlı sigortalılık tescil işlemi iptal edilerek 5510 sayılı Kanun'un 50. maddesinde düzenlenen isteğe bağlı sigortalılık kapsamında çıkarılan fark prim borcunu ödediği ve daha sonra fark prim borcu çıkarılmasına yönelik Kurum işleminin iptali ile ödenen primlerin istirdatı istemiyle eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. 12. Yukarıda değinilen mevzuat hükümleri ile yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 5510 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesi uyarınca vergiden muaf işleri yapan kadın isteğe bağlı sigortalılar için öngörülen prim ödeme gün sayısından faydalanmanın Kanun ile düzenlenen belirli koşullara bağlı olduğu ve Kanun'da Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirlenen usul ve esaslara göre tespit edilen kadın isteğe bağlı sigortalılardan bahsedilerek vergiden muaf işleri yaptıklarını belgelemeleri hâlinde isteğe bağlı sigortalılık talep tarihini takip eden günden itibaren sigortalılıklarının başlatılacağı gözetildiğinde Kurum işleminin yerinde olduğu sonucuna varılmaktadır. 13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında davacının zamanında talep edilmesi hâlinde vergi muafiyet belgesini sunabileceği nazara alındığında geriye yönelik eksik prim tahsili yoluna gidilmesinin Kanunla davacıya tanınan imkânın anılan süre boyunca elinden alınması sonucunu doğuracağı ve Kurum hatası nedeniyle daha fazla prim ödemek zorunda bırakılmasının Anayasal ve vazgeçilemez temel bir hak olan sosyal güvenlik hakkına ve sosyal güvenlik mevzuatına da aykırı olacağı bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 14. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 15. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.09.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
''K A R Ş I O Y''
1. Sayın Çoğunlukla aramızda oluşan uyuşmazlık, 25.09.2010 tarihinden itibaren isteğe bağlı, 17.05.2012 tarihinden itibaren ise 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 16. maddesi uyarınca vergiden muaf ev kadını olarak isteğe bağlı sigortalı kabul edilerek primlerini 30.06.2019 tarihine kadar ödeyen davacının daha sonra esnaf vergi muafiyet belgesinin bulunmaması nedeniyle hizmetlerinin isteğe bağlı sigortalılığa dönüştürülmesi neticesinde çıkarılan fark prim borcunu ödediği somut olayda, buna ilişkin Kurum işleminin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. Anayasanın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. 3. Anayasanın 60. maddesinde ise “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir./Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” denilmiştir. Buna göre sosyal güvenlik herkes için bir hak ve bunu gerçekleştirmek devlet için bir görevdir (AYM, Esas 2022/15, Karar 2022/73, 01/06/2022, § 26). 4. Davacı 25.09.2010 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı olup 17.05.2012 tarihinde 5510 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesi uyarınca vergiden muaf işleri yapanlar kapsamında ev kadını olarak isteğe bağlı sigortalılar için öngörülen imkândan yararlanmak için davalı Kuruma başvurmuştur. Kurum tarafından davacının evrakları incelendikten sonra davacının talebi kabul edilmiş ve davacı primlerini ödemeye başlamıştır. Ancak Kurum 2019 yılı Haziran ayında davacının esnaf muafiyet belgesinin eksik olduğunu tespit ederek davacıya bu belgeyi düzenleterek Kuruma vermesini talep etmiştir. Davacı da bu belgeyi 20.06.2019 tarihinde düzenleyerek Kuruma vermiştir. Kurum 17.05.2012 tarihinden itibaren davacının vergi muafiyet belgesi bulunmadığından bahisle eksik prim borcu tahakkuk ettirmiş ve davacı bu eksik kısmı ödemiştir. 5. Davacı aradan 7 yıl geçtikten sonra eksik bir belge bulunduğundan bahisle kendisinden fark prim borcunun alınmasını hukuka aykırı olduğunu belirterek ödediği miktarın kendisine iadesini talep etmektedir. 6. 5510 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesi uyarınca vergiden muaf işleri yapanlar kapsamında ev kadını olarak isteğe bağlı sigortalılar için öngörülen imkândan yararlanmak istemiş, Kurum da bu talebi kabul ederek davacıdan 7 yıl boyunca anılan kapsamda prim tahsil etmiştir. Davacının anılan imkândan yararlanma koşullarına sahip olup olmadığı yönündeki koşulların ve bu koşulları tevsik eden belgelerin bulunup bulunmadığını değerlendirme ve varsa bir eksik bunu sigortalıdan talep etme yetki ve sorumluluğu tamamıyla Kuruma aittir. Durum böyleyken ve talep edilmesi hâlinde davacının başvurunun yapıldığı 2012 tarihinde de anılan vergi muafiyet belgesini sunması mümkün iken bu belgenin alınmadan davacının talebinin kabul edilerek söz konusu imkândan yararlandırılması fakat daha sonra bu işlemden 7 yıl sonra bu belgenin bulunmadığından bahisle davacıdan fark primlerinin talep edilmesi davacının hem sosyal güvenlik hakkı hem de mülkiyet hakkı kapsamında hukuki güvenliğini ihlal eden orantısız bir işlemdir. Özellikle davacının zamanında talep edilmesi hâlinde anılan belgeyi sunabileceği de nazara alındığında davacıdan geriye yönelik eksik prim tahsili yoluna gidilmesi Kanun’la davacıya tanınan imkânın anılan süre boyunca elinden alınması sonucunu doğuracaktır. 7. Nitekim Anayasa Mahkemesi de benzeri bir olayda aylığın bağlanmasından uzun bir süre sonra ve İdarenin hatasından kaynaklanan bir nedenle aylık bağlama işleminin iptal edilerek bunun davacıdan tahsiline yönelmenin mülkiyet hakkı bağlamında kişilerin hukuki güvenliklerini ihlal edeceği sonucuna vardığı görülmektedir. 8. Yüksek Mahkeme anılan kararda bu hususu şöyle ifade etmiştir: "Sonuç olarak idarenin hatalı işlemlerinden kaynaklanan müdahalelerin sonuçlarını gidermek kamu makamlarının yükümlülüğündedir. İdarenin hatalı işlemlerinden doğan yükün bütünüyle kişiler üzerinde bırakılması mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılar. Somut olayda idarece başvurucu nezdinde ölüm aylığına müstahak olduğu inancı uyandırılarak askerlik borçlanmasının yaptırılması ve on altı yıl sonra tesis edilen yeni bir işlemle önceki hesaplamada hata yapılmış olduğu gerekçesiyle başvurucuya 1997 yılından itibaren ödenen sosyal güvenlik aylığının ödenmeye başlandığı tarihten itibaren geçerli olacak şekilde iptal edilmesi ve başvurucunun geriye dönük olarak borçlandırılması sonucu başvurucu 1997-2003 yılları arasındaki döneme ilişkin iadesi istenilen ölüm aylıklarından mahrum kalmıştır. Üstelik başvurucunun yaşı, başkaca herhangi bir gelirinin bulunmaması ve aradan geçen bu süre sebebiyle yeni bir sigortalılık talebinde bulunma imkânının önemli ölçüde kısıtlanmış olması da dikkate alınmalıdır. Son olarak hatanın yalnızca prim gün sayısının çakışmasından kaynaklandığı, eksik kalan prim gün sayısının ise oldukça az olduğu, başvurucunun üstelik zamanında bu gün sayısı üzerinden prim de ödemiş olduğu ve başvurucuya ödenen yaşlılık aylığının da mütevazı sayılabileceği gözetilmelidir" ... [2. B.], B. No: 2015/18918, 28/11/2018, § 59). 9. Açıklanan nedenlerle BAM’ın benimsediği üzere davacının davasının kabul edilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki bozma kararına iştirak edilememiştir.