Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/740 E. 2026/494 K. – Tazminat

Konu: Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/740
Karar No
2026/494
Karar Tarihi
Konu
Tazminat

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/862 E., 2025/1332 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 10.12.2024 tarihli ve 2024/3781 Esas, 2024/12683 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun'un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı ... vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. ASIL DAVA 1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin demir-çelik alaşımlı levha ve pvc işi yapan davalı ... Alüminyum-... yanında ustabaşı olarak çalıştığını, bu işverenin diğer davalı ...’ın müteahhitliğini üstlendiği inşaatın pvc montaj işini yaptığını, davalılar arasında asıl işveren - alt işveren ilişkisi bulunduğunu, müvekkilinin 02.07.2016 tarihinde inşaatın bodrum katına tahta merdivenle inmek istediği sırada iş kazası geçirerek %25 oranında malûl kaldığını, iş sağlığı ve güvenliği konusunda önlem almayan davalıların müteselsilen sorumlu olduğunu ileri sürerek 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'înde bulunduklarını, kazaya davacının kendi kusuru ile sebebiyet verdiğini, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 3. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; pvc doğrama işini anahtar teslimi diğer davalıya veren müvekkiline husumet yöneltilmesinin hatalı olduğunu, söz konusu kazanın adli olay olarak bildirilmemesi sebebiyle müvekkilinin olaydan haberi olmadığını ve ayrıca işyerinde tüm iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. II.BİRLEŞEN DAVA 1. Davacı vekili dava dilekçesinde; asıl dava dilekçesindeki iddia ve beyanlarını tekrar etmek suretiyle müvekkilinin iş kazası sonucunda çalışma gücünün kaybı sebebiyle maddi zarara uğradığını ileri sürerek belirsiz alacak davası olarak açtığı davada şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 13.02.2023 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat talebini 463.947,67 TL'ye yükseltmiştir. 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı süresinin dolduğunu, öte yandan müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, kazanın tamamen davacının kendi kusur ve hatasından kaynaklandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 3. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'înde bulunduklarını, müvekkilinin sorumluluğunu gerektiren bir işçi-işveren ilişkisinin söz konusu olmadığını, pvc doğrama işinin anahtar teslim diğer davalıya verildiğini, kazanın davacının kusurundan kaynaklı meydana geldiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 13.04.2023 tarihli ve 2019/16 Esas, 2023/122 Karar sayılı kararı ile; 15.03.2020 tarihli bilirkişi raporunda yapılan davalı ...’ın %50, diğer davalı ...’in %20 ve davacının %30 oranında kusurlu olduğu yönündeki tespitin ve 05.01.2023 tarihli rapordaki hesaplamaların hükme esas alındığı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...’dan, 20.00,000 TL manevi tazminatın davalı ...'den alınarak davacıya ödenmesine, birleşen davanın kabulü ile 463.947,67 TL maddi tazminatın 331.391,19 TL'sinin davalı ...’dan, 132.556,48 TL'sinin davalı ...'den faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 14.12.2023 tarihli ve 2023/2078 Esas, 2023/2715 Karar sayılı kararı ile; olayın meydana geldiği tarih, davacının malûliyet oranı, yaşı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alındığında davacı lehine 50.000,00 TL manevi tazminat takdiri gerektiği, ayrıca dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsili talep edildiği hâlde kusur oranında sorumluluğa hükmedilmesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 61. maddesindeki düzenlemeye aykırı olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle 463.947,67 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "....Somut olayda, davalılar arasındaki hukuki ilişkinin ne olduğu konusunda bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca gidilmesi hatalı olduğu gibi Kurum inceleme raporu ile Mahkemece hükme dayanak kılınan bilirkişi kusur raporu arasındaki çelişki giderilmeksizin karar verilmesi de yerinde değildir. Mahkemece yapılacak iş; farklı bir bilirkişi heyetinden, davalılar arasındaki Mahkemece tespit edilecek hukuki ilişkiyi gözeten, Kurum inceleme raporu ile hükme dayanak kılınan 15.03.2020 tarihli kusur raporu arasındaki çelişkileri gidererek tarafların kusur oranlarını tereddüte yer bırakmayacak şekilde kesin olarak tespit eden yeni bir kusur raporu almak ve çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir..." gerekçesiyle tarafların sair temyiz itirazları incelenmeksizin karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten Kurum müfettiş raporunun sadece davalı ... yönünden hazırlandığı, idari bir işlem olan inceleme raporunda davacıya %25, davalı ...'e %75 oranında kusur verilmiş iken ilk derece mahkemesince alınan raporda davacıya verilen kusur %30’a çıkarılarak inşaat sahibi müteahhit davalı ...'ın olayın meydana gelmesinde %50, diğer davalı ...'in ise %20 kusurlu olduğunun belirtildiği, dosyada alınan kusur raporu ile davalılar aleyhine değil lehine bir durum söz konusu olduğu, ayrıca davalılar arasındaki ilişkinin inşaatın bir bölümü olan kapı-pencere doğrama işinin yapılmasına ilişkin olmakla asıl işveren-alt işveren ilişkisi mahiyeti de arzettiği ve davalı ...'ın kusurlu olduğu bilirkişi raporu ile tespit edildiğinden TBK'nın haksız fiil hükümleri gereği de sorumluluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı ... vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili, hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunu, iş kazasının meydana gelmesinde müvekkiline kusur atfedilmesinin hatalı olduğunu, eksik vekâlet ücretine hükmedildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı ... vekili, mahkemece herhangi bir araştırma yapılmaksızın sözleşme getirtilmeden ve tanık dinlenmeden müvekkilinin müteahhit olduğuna ilişkin kabulün hatalı olduğunu, müvekkilinin taşınmazın maliki olup inşaat faaliyetini fiilen yürütmediğini, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin şartlarının oluşmadığını, kusur oranlarının kesin ve tutarlı bir şekilde tespit edilmediğini, davacının pervasızca hareketi ve ağır kusuru sebebiyle uygun illiyet bağının kesildiğini, kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeksizin karar verildiğini, duruşma açılarak istinaf incelemesi yapılmasına rağmen vekâlet ücretine hükmedilmediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin eldeki davada davalılar yönünden davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen kararın eksik araştırma ve incelemeye dayanıp dayanmadığı, buradan varılacak sonuca göre; 1. Davalılar arasındaki hukuki ilişkinin ne olduğu konusunda değerlendirme yapılmasının gerekip gerekmediği; 2. Farklı bir bilirkişi heyetinden mahkemece tespit edilecek davalılar arasındaki hukuki ilişkiyi gözeten, Kurum inceleme raporu ile hükme esas alınan 15.03.2020 tarihli bilirkişi kusur raporu arasındaki çelişkileri gidererek tarafların kusur oranlarını tereddüte yer bırakmayacak şekilde tespit eden yeni kusur raporu alınmasının gerekip gerekmediği; noktalarında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 2. maddesi. 2. Alt İşverenlik Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 4. maddesi. 2. Değerlendirme a. (1) numaralı uyuşmazlık yönünden 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemeler ve kavramlar üzerinde kısaca durmak gerekir. 2. İş Kanunu'ndan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden dolayı asıl işverenin alt işveren ile birlikte sorumlu olacağı 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 6. fıkrasının bir gereğidir. 3. Alt işveren olarak nitelenen üçüncü kişi, gerek mevzuatta gerekse öğreti ve yargı kararlarında aracı, taşeron, tali işveren, alt müteahhit, alt ısmarlanan gibi adlarla da anılmaktadır. 4. Konunun düzenlendiği ilk mevzuat mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun (1475 sayılı Kanun) “Tarifler” başlıklı 1/son maddesidir. Anılan maddede bir işverenden belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alan ve işçilerini münhasıran o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran diğer bir işverenin kendi işçilerine karşı o işyeri ile ilgili ve bu Kanun'dan ve iş akdinden doğan yükümlülüklerinden asıl işverenin de sorumlu olacağı düzenlemesi yer almaktadır. 1475 sayılı Kanun'da alt işverene verilen işin mutlaka işyerindeki üretim veya faaliyet süreci içerisinde bir iş olacağına ilişkin bir açıklık bulunmamaktadır. 5. Ancak 10.06.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4857 sayılı Kanun ile 1475 sayılı Kanun, 14. maddesi dışında yürürlükten kaldırılmıştır. 6. İş Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 6. fıkrasında ise asıl işveren-alt işveren ilişkisi, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” şeklinde tanımlanmış, aynı maddenin 7. fıkrasında “Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.” hükmüne yer verilmiştir. Böylece işyerinde üretilen mal ve hizmet üretimine ilişkin bir işin verilmesi hâlinde asıl işveren-alt işveren ilişkisinin ortaya çıkacağı kabul edilmiş, ayrıca asıl işi tamamlayıcı nitelikteki yardımcı işler de işyerinde yürütülen mal ve hizmet üretiminin bir parçası sayılmıştır. 7. İş Kanunu’nun 3. maddesindeki hükme dayanılarak çıkarılan Alt İşverenlik Yönetmeliği'nin 3. maddesinde de alt işverenden ne anlaşılması gerektiği, 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesindeki tanıma paralel biçimde belirtilmiş, Yönetmeliğin 4. maddesinde ise asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kurulma şartları sıralanmıştır. Buna göre; “ (1) Asıl işveren alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için; a) Asıl işverenin işyerinde mal veya hizmet üretimi işlerinde çalışan kendi işçileri de bulunmalıdır. b) Alt işverene verilen iş, işyerinde mal veya hizmet üretiminin yardımcı işlerinden olmalıdır. Asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi durumunda ise, verilen iş işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olmalıdır. c) Alt işveren, üstlendiği iş için görevlendirdiği işçilerini sadece o işyerinde aldığı işte çalıştırmalıdır. ç) Alt işverene verilen iş, işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin bir iş olmalı, asıl işe bağımlı ve asıl iş sürdüğü müddetçe devam eden bir iş olmalıdır. d) Alt işveren, daha önce o işyerinde çalıştırılan bir kimse olmamalıdır. Ancak daha önce o işyerinde çalıştırılan işçinin bilahare tüzel kişi şirketin ya da adi ortaklığın hissedarı olması, alt işveren ilişkisi kurmasına engel teşkil etmez”. 8. Şu hâlde 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile Yönetmelik hükümlerine göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığından söz edilebilmesi için öncelikle işyerinde işçi çalıştıran bir asıl işverenin bulunması gerekmekte olup asıl işverenin o işyerinde işçi çalıştırarak işveren sıfatını koruması, işin bütününü başka bir işverene devretmemiş bulunması gerekir. Diğer bir koşul ise alt işveren tarafından yerine getirilen işin asıl işverene ait işyerinde yapılmasıdır. 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 6. fıkrasında yer alan “…işçilerini…bu işyerinde çalıştıran diğer işveren…” ifadesi de bu koşulun varlığını doğrulamaktadır (Sarper Süzek, İş Hukuku, 19. Baskı, İstanbul 2020, s. 158-159). 9. Bunların yanı sıra 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 6. fıkrasına göre alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için “Bir işverenden işyerinde yürüttüğü mal ve hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde” iş alınması gerekir. Bu nedenle örneğin bir otomotiv veya tekstil üretiminin yapıldığı fabrikada yasanın gerekçesinde belirtildiği gibi yapılan işle ilgili olmayan bir ek inşaat yapımı veya bina onarımı işini alan diğer işverenin alt işveren olarak nitelendirilmesi mümkün değildir (Süzek, 159). Başka bir deyişle asıl işverenin işyerinde yürüttüğü asıl işi ile ya da asıl işe yardımcı nitelikteki işlerle hiç ilgisi olmayan, görülen işe tamamen yabancı bir eser, yapı inşası, çatı tamiri, işyerinin badana boyası gibi geçici işler yönünden elbette ki, asıl işveren-alt işveren ilişkisinden bahsedilemez. 10. Alt İşverenlik Yönetmeliği'nin 3. maddesinin (c) bendinde asıl iş, ”mal veya hizmet üretiminin esasını oluşturan iş”; (ğ) bendinde yardımcı iş, “işyerinde üretilen mal veya hizmet üretimine ilişkin olmakla beraber doğrudan üretim organizasyonu içerisinde yer almayan, üretimin zorunlu bir unsuru olmayan ancak asıl iş devam ettikçe devam eden ve asıl işe bağımlı olan iş” şeklinde tanımlanmıştır. 11. İş Kanunu’nun 2. maddesinin 6. ve 7. fıkralarına ilişkin değişiklik önergesinin gerekçesinde yardımcı işlerin herhangi bir sınırlama olmaksızın alt işverene verilebileceği belirtilmiştir. Anılan gerekçede, “Yapılan düzenlemeyle, doğrudan üretim organizasyonu içinde yer almayan yükleme, boşaltma, temizlik, yemek hizmetleri, odacılık ve çay hizmetleri, personel taşıma, güvenlik, teknik bakım gibi işyerlerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde asıl işveren-alt işveren ilişkisinin herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın kurulabileceği…” belirtilmiştir. 12. Asıl işveren işyerinde yürüttüğü mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işini ise ancak işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiriyorsa alt işverene gördürülebilecektir. 13. Bu açıklamalara göre işverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir iş olarak değerlendirilebilecek nitelikte ise iş alan kimse alt işveren değil bağımsız işveren konumunda olacaktır. Yine işin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, asıl işveren-alt işveren ilişkisi söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde işveren kendisi işçi çalıştırmaksızın işi bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermiş ise iş sahibi (ihale makamı) Kanun'un tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından bir asıl işveren-alt işveren ilişkisinden söz edilemeyecektir. 14. Aynı şekilde işi alan kişinin de işverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle işçi çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Alınan işte işçi çalıştırmayıp tek başına ya da ortakları ile işi yürüten kişinin alt işveren olarak kabulü mümkün değildir. Bu kişinin diğer işyerlerinde çalıştırdığı işçiler nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının ise sonuca etkisi bulunmamaktadır. 15. Bir işverene ait işyerindeki üretim sürecine başka bir işverenin dâhil olması durumunda alt işverenden söz edebilmek için aranan bağlantının tespitinde işyerinde üretilen mal ya da hizmetin niteliğine bakılması gerekir. Asıl işverenden alınan iş, onun işçi çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa işi alan kimse alt işveren değil bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi hâlinde alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. 16. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.02.2025 tarihli ve 2023/10-304 Esas, 2025/92 Karar; 12.10.2021 tarihli ve 2017/(21)10-3168 Esas, 2021/1212 Karar ile 08.04.2021 tarihli ve 2021/(21)10-37 Esas, 2021/448 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler kabul edilmiştir. 17. Somut olayda, davacı vekili iş kazasında malûl kalan müvekkilinin aralarında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunan davalılar nezdinde çalıştığını iddia ederek dava konusu maddi ve manevi tazminatların davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiş olup davalı ..., inşaata takılacak pvc doğruma işinin anahtar teslimi diğer davalıya verildiğini savunmuştur. Kurum kayıtlarında davacının işvereninin alüminyum ve doğrama işi yapan davalı ... olarak göründüğü, dosya kapsamına göre davacının davalı ...’a ait inşaatta pvc doğrama işi yaparken 02.07.2016 tarihinde iş kazası geçirdiği, ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında alınan kusur raporu doğrultusunda davalıların ve davacının kusurlu olduğu benimsenerek maddi ve manevi tazminat istemlerinin hüküm altına alınması üzerine taraf vekillerinin istinaf başvurusunda bulunduğu, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davalıların müteselsilen sorumlu tutulduğu ancak gerek ilk derece gerekse bölge adliye mahkemesince davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği ile ilgili bir irdeleme ve değerlendirme yapılmadığı anlaşılmakla kararın eksik araştırma ve incelemeye dayandığı açıktır. Bu itibarla davalılar arasında yapılan sözleşme olup olmadığı araştırılarak varsa celbedilmeli ve dosya içindeki tüm deliller ile birlikte değerlendirme yapılarak davalılar arasındaki hukuki ilişki net olarak belirlenmelidir. 18. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 19. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. b. (2) numaralı uyuşmazlık yönünden 1. Bölge Adliye Mahkemesince 15.03.2020 tarihli kusur raporuna dayalı olarak karar verilmiş ise de, Kurum tarafından düzenlenen inceleme raporunda olayın iş kazası olduğu ve kazanın oluşumunda davacı işçinin %25, davalı işveren ...'in %75 oranında kusurlu olduğu yönünde tespit yapılmış iken hükme esas alınan 15.03.2020 tarihli kusur raporunda davacının %30, davalı ...'ın %50, diğer davalı ...'in ise %20 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir. Bu hâli ile Kurum inceleme raporu ile hükme dayanak kılınan 15.03.2020 tarihli kusur raporu arasında çelişki oluştuğu anlaşıldığından çelişki giderilmeksizin karar verilmesi yerinde değildir. 2. Bu itibarla Mahkemece (1) numaralı uyuşmazlık kapsamında varılacak sonuca göre davalılar arasında tespit edilecek hukuki ilişkiyi de gözeten, Kurum inceleme raporu ile hükme esas alınan 15.03.2020 tarihli bilirkişi raporu arasındaki çelişkileri gideren, tarafların kusur oranlarını tereddüte yer bırakmayacak şekilde kesin olarak tespit eden yeni bir kusur raporu alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. 3. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 4. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; (1) ve (2) numaralı uyuşmazlıklar yönünden davacı ve davalı ... vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.09.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/740, K. 2026/494, T. 16.09.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-740-e-2026-494-k-7dd8d87398b5